şükela:  tümü | bugün
  • felsefede, insanı dünyanın merkezi sayma ve onu yaradılışın sonuçlu sebebi olarak görme eğilimi.
  • kavimmerkezci yaklasimin (etnosentrik) bir üst modeli. modernist soylemlerde, ozellikle liberal anamalci ve marksist dusunyapilarinda egemendir. karsi olanlarin getirdigi secenek paradigma, "once insan" yerine "once "once dunya"dir. varsayimlari, doga ile ilgili yasanan krizlerin kökünde bu dusunce bicimin yer aldigidir. teknoloji ile ilgili tartismalara gecis icin uygun bir kalıptır.
  • insan merkezcilik olarak tercüme edilebilir.
    bu konu insan hakları hukukunda çevre hakkı bağlamında tartışılır. görebildiğm kadarıyla çeşitli ekolojist hareketler çevre haklarının insan merkezci olarak tanımlanmasına karşı çıkmaktadır.
  • insanın ne kadar kurtulabileceği hakkında kuşkularımın olduğu düşünceler silsilesi. sık sık türcülük ile birlikte anılır.

    geçen ay şu haberi okuduğumda kafam karışmıştı: http://www.radikal.com.tr/…2&categoryid=79&rdkref=6

    diyelim ki bu adam kurdu yalnızca elleriyle öldürmüş olsaydı. bunu muhtemelen güçlü kollarına ve hayvanın neresine saldırması gerektiğini bilen beynine (içgüdü olarak veya bilinçli, fark etmez) borçlu olacaktı. yaşanan iki kurdun kavga etmesinden pek farklı bir şey olmayacaktı.

    adam kurdu boğazladıktan sonra (anladığım kadarıyla bu boğazlama, yalnızca hareketsiz kıstırma olarak kullanılmış haberde) elinin altında bulduğu sivri bir taşı eline alıp öldürmüş. sinir sisteminin, öteki hayvanlara göre daha esnek düşünmeye olanak sağlayan yapısından yararlanarak o taşı eline almayı akıl etmiş. kavga gerçekten de bir insanla bir kurdun kavgası olmuş.

    iki durumda da adamın kurdu öldürmesinde, türcülük/insan merkezcilik noktasında baksak bile bir sakınca göremeyiz. yaşamını sürdürme, olabilecek en meşru insan isteğidir. peki ya adam bunu bir silahla veya teknolojiden yararlanarak mezbahada yapmış olsaydı? insan, taşı eline almayı akıl ettikten sonra silah üretmeye veya mezbaha teknolojisi geliştirmeye giden yolda niteliksel bir değişim yaşamıyor. dolayısıyla, medeniyetin ortaya çıkışının geçmişi, varlığını sürdürme isteğiyle/içgüdüsüyle ilişkisiz değil.

    tartışmayı bu izde ve buraya kadar sürünce medeniyeti ve medeniyetin sonuçlarını, "doğal" olmalarına bağlayarak meşrulaştırmış oluyoruz. (bkz: naturalistic fallacy) fakat tartışmayı burada bırakmak ya tembellikten ya da kötü niyetten olacak şey.

    (yaygın anlamıyla medeniyet - ki yaygın anlamı "batı medeniyeti"ne denk düşüyor az çok - insanın hayvandan farklılığı üzerine kurulu. insan, "akıllı" oluşuyla kendini öteki hayvanlardan yukarıda görüyor. aslında darwin'den beri bunu açıkça söylemeye cesaret edebilen pek kimse kalmadı; ama insanlık kültürü hâlâ insanı merkeze alarak yeniden üretiliyor.)

    eğer bir meşrulaştırma yapmaktan ötesini zorlayacaksak, şöyle devam edebiliriz: bir medeniyetin doğmuş olması ve bu doğuşun kaçınılmazlığı, bu medeniyetle ilgili düşünürken yaslanabileceğimiz bir duvar değil. bu medeniyetin ekolojik olarak sürdürülebilir olmadığı açık. insanlar olarak, yaşamda kalmak istiyorsak içgüdümüzün devreye girmesini beklemektense bir şeyler yapmak zorundayız. bunu yaparken iki uçta konumlanabiliriz: (1) insanı doğadan yalıtılmış bir şekilde ele alıp insan-merkezciliğimizi koruyarak "kendimizi" sürdürmeye çalışabiliriz veya (2) doğayla bir bütün olduğumuzun ayırdına varıp doğayla ilişkimize yeni bir etik kurarak yaşamda kalmaya çalışabiliriz.

    bu tartışmada 2. konumda olmak, bir insanın olabileceği en insan-merkezci olmayan nokta sanırım. insan-merkezcilik tanımının hâlâ içinde de olsa, insanın doğayla ilişkisini ele almayan metafizik bir "insan-merkezci olmama" söyleminden daha geçerli olduğunu düşünüyorum.
  • hümanizm ile birlikte anılan ancak ondan farklı olan yaklaşım. hümanizm insanın ve insan edimlerinin koşulsuzca değerli olduğu ve korunması düşüncesinden yola çıkar. antroposentrizm de benzer bir noktadan yola çıkar ancak insanı merkeze almayan bir insan düşüncesinin imkansız olduğu kabulü temeldir. bir başka deyişle antroposentrizim epistemolojik bir yaklaşımdır, hümanizm ise bu epistemolojiden hareketle kurulan etik ve siyasal düşüncedir. ancak her iki düşünce de aslında her koşulda hayvanları ya da doğayı dışlamak durumunda değildir. insanı, doğa ve hayvanlarla ilişkisinde tanımlayan ve sahip olduğu tüm olumlu nitelikleri diğer canlılarla girdiği dayanışmada bulan bir insan anlayışı pekala mümkündür. john sanbonmatsu buna meta-hümanizm adını takmıştır, yani insanlığı aşan insancıllık. insanı sevmek ve insandan yola çıkmak tek başına sorun değildir, sorun insanda durmaktır.
  • büyük çaptaki olayları, varlıkları, insana olan etkileri üzerinden değerlendirmeye; bir şeyin iyisine-kötüsüne, son raddede insanlara (as opposed to: diğer türlere, veya ekosistemlere) ne katıp ne götürdüğüne bakarak karar verme eğilimine de deniyor.
  • etimolojik kökenini bilenlerin yeşillendirmesini istediğim kavram. "sentre"den mi yoksa "senkre"den mi türüyor?
  • biraz antropomorfizm biraz egosantrizm karışımı; insan merkezcilik.

    en kolay haliyle, dağda bayırda görülen şekilleri, bulutları, kahve telvesindeki şekilleri insan siluetine bürümektir. bu durum, insan zihninin kendine en yakın olanı tanımlamasıyla açıklanabilir.