şükela:  tümü | bugün
  • içinde bulunduğumuz zaman diliminde dünyanın yeni bir jeolejik döneme girdiğini savunan bir kaç bilimadamının, çağımıza önerdiği isim. (bkz: anthropecene)
    (bkz: http://www.ntvmsnbc.com/id/25075932/)
    edit : tarihe geçtim lan
  • "insan zamanı" anlamına gelen yeni bir çağ.
  • ilk olarak 1980’lerde bir biyoloji profesörü olan eugene f. stoermer’in (1934-2012) türettiği, daha sonra da 1995 yılında ozon tüketen bileşiklerin etkilerini keşfettiği için nobel ödülü alan paul crutzen’in bilimsel bir konferansta kullandığı “antroposen” terimi ciddi tartışmalara sebep oldu. terimde, insanoğlunun doğada yarattığı tahribatın büyüklüğü temel alınsa da bu tahribatın telafisinin jeolojik süreçler açısından önemi hâlâ tartışılıyor.

    acaba gerçekten insanoğlu yerkürede, jeolojik bir döneme adını verebilecek kadar iz bıraktı mı? yoksa bu sadece dünya’ya hâkim olma, kendimizi diğer canlılardan üstün görme düşüncesinin bir sonucu mu? bunu ilerleyen zamanlarda göreceğiz. ancak bundan önce yaşadığımız dönemin neden antroposen olmaya aday olduğunu görelim.

    18. ve 19. yüzyıl pek çok konunun büyük tartışmalar eşliğinde sorgulandığı bir dönemdi. jeolojinin de dâhil olduğu çeşitli bilim alanlarında yeni keşifler yapılmaya, insana, doğaya hatta evrene dair pek çok soru cevap bulmaya başlamıştı. ancak yerkürenin yaşı nedir sorusuna henüz doğru bir cevap bulunamamıştı. hiç şüphesiz bu durum en çok jeologları zora sokmuştu. başlangıçta kayaçları oluştukları dönemlere göre kategorize etmeyi denediler, ama sınırları nereye koymaları gerektiği konusunda günümüzde de örnekleri görülen uzlaşmazlıklar yaşadılar (kuvaterner sınırının 2009 yılında değişmesi gibi). bu uzlaşmazlıkların temel sebebi, çeşitli kayaçların ve fosillerin birbirlerine göre yaş sırasına sokulabilmesine rağmen, bu yaşların kesin olarak belirlenememesiydi. çünkü sadece dönemlerin tarihlendirilmesinde değil, yerkürenin yaşı konusunda da güvenilir bir sonuç yoktu. 1700’lerin başından itibaren edward halley, fransız doğa bilimci georges-louis leclerc, charles darwin ve lord kelvin’in de aralarında bulunduğu pek çok bilim insanı bu konuya kafa yormuştu.

    günümüzde kapsamlı ve geniş bilimsel kanıtlara dayanarak, dünya’nın yaşının yaklaşık 4,54 milyar yıl (4,54×109 yıl) olduğuna karar verilmiştir. bu değer bilinen en eski karasal minerallerin yaşı (batı avustralya’da bulunan küçük zirkon kristalleri) ve güneş sistemi’nin yaşı (meteor parçacıkları ve ay’dan gelen örnekler üzerinde yapılan radyometrik ölçümler sonucunda ortaya çıkan sonuçlar) arasında sağlanan denkleştirme ile belirlenmiştir.

    jeolojik zaman çizelgesi

    jeolojik zaman çizelgesinin temelinde yatan ilke 17. yüzyılda nicholas steno tarafından süperpozisyon yasasıyla formüle edilmiştir. jeolojinin temel kurallarından biri olan süperpozisyon, sedimanter yani çökel kayaların belirli bir sürede çökelmesi sonucunda en altta en yaşlı, en üstte en genç kayacın oluşmasıyla açıklanır. yasa kuramsal açıdan çok basit olmasına rağmen, doğadaki kayalar için durum bu kadar yalın değil. genel olarak, rahatsız edilmemiş (atmosferik etkilere maruz kalmamış ya da çok az maruz kalmış, erozyon, kıvrımlanma, kırılma gibi aktif süreçlere uğramamış) bir çökelme ortamında kayaçlar birbirlerine paralel, yatay tabakalar halinde çökelse de, çevremizde çoğunlukla yatay olmayan, kıvrımlı, aşınmış ve deformasyon geçirmiş sedimanter tabakalar gözleriz. bu nedenle her yerde kayaç tabakalarını sıralamak aslında sanıldığı kadar kolay değildir.

    18. ve 19. yüzyılda william smith, charles lyell, georges cuvier, jean d’omalius d’halloy ve alexandre brogniart kayaç katmanlarının içerdikleri fosillere göre tanımlanmasına, daha doğrusu yerkürenin tarihinin bölümlenmesine öncülük etmiştir.

    ilk jeolojik zaman çizelgesi 1913’te ingiliz jeolog arthur holmes tarafından yayımlanmıştır. 1977’de uluslararası stratigrafi komisyonu küresel ölçekte jeolojik dönemleri ve fauna bölümlerini tanımlamak için çalışmalara başlamıştır. yapılan çalışmalar sonucunda jeolojik zaman çizelgesi bugünkü halini almıştır.

    jeokronolojik açıdan belirlenen en büyük zaman birimi zaman’lardan oluşan üst zaman’dır (eon). zaman’lar devir’lere (periyod), devir’ler devre’lere (epok), devre’lerse çağ’lara ayrılır. bu birimlerin kronostratigrafik karşılıkları ise aynı sırada eonothem, erathem, sistem, seri ve kat’tır.

    kayaç tabakalarının ifade edilmesinde seri, kat gibi kronostratigrafik terimler, jeolojik olayların aktarılmasında ise devir, devre gibi jeokronolojik terimler kullanılır.

    kuvaterner

    kuvaterner periyodu son buzul dönemlerini kapsayan pleyistosen ve günümüz insanının ortaya çıktığı holosen devrelerinden oluşur. kuvaterner’i dünya genelinde önemli kılan diğer bir özelliği de kıta konumlarının günümüze yakın bir hal almış olmasıdır.

    kuvaterner’in büyük bölümünü kapsayan pleistosen, kutup buzullarının hayli yaygınlaştığı başlıca dört büyük buzul döneminden ve bu dönemleri bölen ılıman, hatta tropik dönemlerden oluşur. pleyistosen’in sonunda buzul çağı sona erer, iklim yumuşar, denizler yükselir. yaşanan son buzul çağının kapanmasıyla başlayan holosen, 11 bin yıl öncesinden günümüze kadar süren zaman dilimini ifade eder. yaşadığımız devreyi tanımlayan holosen insanlığın tüm kayıtlı tarihini ve uygarlığını içerir. devrenin baskın organizması olan insanlar yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçip pek çok uygarlık kurmuş ve holosen doğasını ciddi biçimde etkileyip değiştirmiştir.

    antroposen

    aralarında nobel ödülü’nü paylaşan kimyacı paul crutzen’in de bulunduğu, leicester üniversitesi’nden yerbilimciler jan zalasiewicz ve mark williams ile avustralya ulusal üniversitesi iklim değişimi enstitüsü başkanı will steffen’den oluşan bir ekip, environmental science and technology dergisinde yayımladıkları çalışmada, dünya’yı etkileri milyonlarca yıl sürecek değişimlere uğrattığımız için, dünya’nın yeni bir jeolojik döneme girdiğini ve bu döneme antroposen denmesi gerektiğini savundu. zalasiewicz 2007’de londra jeoloji birliği’nin stratigrafi komisyonu başkanıyken, bir toplantıda stratigrafi uzmanlarına antroposen ile ilgili görüşlerini sormuş. toplantıdaki 22 kişiden 21’i bu kavramın dikkate değer olduğunu söylemiş. sonrasında ekip de antroposen terimine ve kapsadığı kavramlara jeolojik açıdan resmi bir problem olarak bakma kararı almış.

    peki gerçekten de antroposen yeni bir devreye isim olabilecek özelliklere sahip mi? devreler on milyonlarca yıla yayılsa da yazının başında da bahsettiğimiz gibi jeolojik ölçekte kısa zaman dilimleridir. tüm jeolojik zamanların, devrelerin, devirlerin ve çağların tanımlanmasında tortul tabakalar arasındaki değişimler (örneğin ortaya çıkan ya da ortadan kaybolan fosiller) göz önüne alınmıştır. ancak antroposen’de durum tamamen farklıdır. çünkü eğer şu an yaşadığımız devrenin antroposen olarak adlandırılması kabul edilirse, antroposen kayaç kayıtları henüz tamamlanmamış bir devre olacaktır. peki kayıtlar oluştuğunda, acaba etkilerimiz bugün düşündüğümüz kadar kalıcı olacak mı? tartışılır.

    dört bilim insanı ve onları destekleyen pek çok kişi kontrolsüz nüfus artışı, betonarme kentlerin hızlı türeyişi, dur durak bilmeyen fosil yakıt tüketimi ve atmosfere karışan sera gazları oranındaki yükselişi yarattığımız yıkıma sebep olarak gösteriyor. tarihsel dönemlerde yerküre üzerinde etkisi çok az olan insan nüfusundaki sürekli ve hızlı artış, insan nüfusunu çevre problemleri listesinin en üst sırasına taşıdı. yani sayımızın bu hızla çoğalması artık gezegen için ciddi bir tehlike oluşturuyor. grafikte de görüldüğü gibi 1800’lerden 1900’lere kadar dünya nüfusu 1 milyardan 2 milyara çıkarken, 2000’lerde 6 milyara çıkmıştır. son yıllarda yapılan çalışmalar çok miktarda fosil yakıtın yanması sonucu, küresel ısınmanın ortasında olduğumuza işaret ediyor. dünya’nın ısınması sadece yeryüzüne gelen ışığın miktarına değil yeryüzünden yansıyan güneş ışığı miktarına ve yeniden yansıyan bu ışınların atmosferde tutulmasına bağlı. bu durum, gelen enerji ile giden enerji arasında bir denge oluşturur.

    yerküreden yansıyan ışınların başta karbondioksit, metan ve su buharı olmak üzere atmosferde bulunan gazlar tarafından tutulmasına sera gazı etkisi deniyor. atmosferde belli bir dengede olan bu gazların miktarındaki artış yerkürede ısınmayı artırıyor.

    sera etkisi her ne kadar doğal bir olgu olsa da fosil yakıt tüketimi, ormanların yok oluşu, aşırı tarım yapılması gibi insan etkinlikleri, atmosferde büyük oranda co2 ve diğer sera gazlarının birikmesine sebep oluyor. hepimizin bildiği gibi küresel ısınma, sera etkisinin de içinde bulunduğu etmenler nedeniyle atmosferdeki periyodik sıcaklık artışına bağlı ısınmadır. burada asıl sorun yaratan nokta, insan etkisi nedeniyle, çıkanla orantısız olarak atmosfere giren sera gazlarındaki artış ve bundan kaynaklanan girdi-çıktı dengesizliğidir. 16.02.2011’de cenevre’de açıklanan birleşmiş milletler çevre raporu’na göre 21. yüzyılda ortalama hava sıcaklığının 1,4 oc ile 5,3 oc arasında artacağı, buzulların erimesiyle denizlerin 8-88 cm kadar yükseleceği ve uzun vadede dünya’nın fiziksel yapısında ciddi değişiklikler ortaya çıkacağı belirtilmiştir.

    çalışmacıların dikkat çektiği bir başka nokta ise teknolojinin de yardımıyla yaptığımız ya da yerle bir edebildiğimiz yapılar. bir taraftan hayatımızı kolaylaştıran bu yapılar diğer taraftan yerkürede ciddi fiziksel değişimlere yol açıyor. rusya’daki mir elmas madeni buna önemli bir örnek. mir 1955’te rus jeologlar yuri khabardin, ekaterina elagina ve viktor avdeenko tarafından keşfedilip 1957’de üretime açıldı. sovyet’lerin sahip olduğu ilk ve en derin elmas madeni olan mir, abd’deki bingham kanyonu madeni’nden sonra insanların açtığı ikinci en büyük çukur olma özelliğine sahip. bugün çalıştırılmayan madenin çapı 1,2 kilometre, derinliği ise 525 metre. madenin bulunduğu saha -çukurun derinliği havada türbülansa sebep olduğu içinuçuşa kapalı. ayrıntıları bir kenara bırakıp genel bir karşılaştırma yapalım: bir arazi şeklinin doğal süreçlerle aşınması yaklaşık olarak 0,01-1 mm/yıl sürer. yani 500 metre yüksekliğinde bir yüzey şeklinin aşınması için 500 bin yıl ile 50 milyon yıl arası bir zaman geçmesi gerekir. aradaki inanılmaz fark, insanın yer süreçlerindeki değişimlerde sandığımızdan da fazla etkisi olduğunun korkutucu bir örneği. tüm bunlar, içinde bulunduğumuz devreyi antroposen olarak adlandırabileceğimiz görüşünü destekleyen veriler. ancak bu verileri jeolojik süreçlerle beraber doğadaki geri dönüşümleriyle karşılaştırdığımızda, hangi tarafın baskın olduğu konusunda çelişkide kalmamak mümkün değil.

    teknoloji devi olarak tanımlayabileceğimiz, depreme dayanıklı yapıları, her türlü afete ve sonrasına hazır insanlarıyla tanınan japonya’da mart 2011’de meydana gelen 9 büyüklüğündeki depremde yaklaşık 16 bin kişi hayatını kaybetti. deprem sonrasında yüksek düzeyde tsunami uyarısı yapıldı. yaklaşık 2 bin 100 km uzunluğundaki sahil şeridi üzerindeki şehirler, deprem ve sonrasında gelen tsunamiyle yerle bir oldu. tsunami ülkede kara ve demir yollarının ağır hasar görmesine, çok sayıda evin yıkılmasına ve yangına sebep oldu. japonya’yı sarsan depremde soğutma sisteminde hasar meydana gelen fukuşima nükleer santrali’nin reaktörlerinde basıncın yükselmesiyle patlamalar oldu.

    sadece bu örneğe bile bir adım geriden bakarsak, meydana getirdiğimiz asıl etkinin yapıma değil daha büyük yıkımlara sebep olduğunu söylemek çok da yanlış sayılmaz.

    bu ve daha birçok örnek, doğal süreçlerin aslında silinmez sandığımız tüm izlerimizi bir anda silebileceğini açık olarak gösteriyor. dolayısıyla kendimize ithafen adlandırmayı düşündüğümüz bu devre, bir yandan da doğanın bize karşı ne kadar lütufkâr ya da yıkıcı olabileceğini de gösteriyor.

    antroposen’in başlangıcı?

    ikinci ve en az ilki kadar önemli bir tartışma da kuvaterner’e ait bir devre olarak kabul edilmesi halinde, antroposen’in ne zaman başladığı ya da başlayacağı hakkında. crutzen, antroposen’in 18. yüzyılın sonlarına doğru karbondioksit düzeylerinin kesintisiz bir yükselişe geçtiği dönemde başladığını söylüyor. virginia üniversitesi’nden paleoiklim uzmanı william ruddiman 8 bin yıl kadar önce tarımın icat edilmesiyle antroposen’i başlattığımızı belirtiyor. bazı bilim insanları bu sürecin başlangıcını sanayi devrimi olarak kabul ederken, bazıları radyoaktivitenin keşfini işaret ediyor. hatta antroposen’in henüz başlamadığını düşünenler bile var. crutzen, yaptığı konuşmalarda antroposen’in önemini farklı bir açıdan da ele almayı ihmal etmiyor. bu terimin bir uyarı niteliğinde olması gerektiğini ve sebep olduğumuz olumsuz etkileri azaltmak için yapılabilecek şeyleri düşünmemizi istiyor.

    hepsi birden değerlendirildiğinde hayli karmaşık görünen bu konunun bir çözüme bağlanması şimdilik epeyce zaman alacak gibi. kim bilir belki yakın bir tarihte antroposen’de yaşadığımız fikri resmi olarak kabul görür ya da aslında yerküre üzerinde doğal süreçlere kafa tutabilecek kadar da büyük bir güce sahip olmadığımız anlaşılır ve bu devreye doğaya ithafen bir ad verilir.

    kaynaklar
    • kazancı, n., “neojen- kuvaterner sınırının değişmesi ve beklenen gelişmeler”, türkiye
    • jeoloji bülteni, cilt 52, sayı 3, aralık 2009.
    • kayabalı, k. ve akyol, e.,
    • çevre jeolojisine giriş, 3. baskı, 2006. (orjinali keller, e., ıntroduction to enviromental geology, 3. basım, pearson education, 2005.)
    • kolbert, e., “insan çağı: antroposen”, national geographic, sayı 119,
    • s. 106-127, mart 2011.
    • zalasiewicz, j., williams, m. ve ark., “are we now living in the anthropocene?”, gsa today, cilt 18, sayı 2, s. 4-8, 2008.
    • schneider, s. h., , “the changing climate”, scientific american,
    • cilt 261, sayı 743, s. 70-79, 1989.
    • williams, m., zalasiewicz, j., haywood, a. ve ellis m.,
    • “the anthropocene: a new epoch of geological time?”, philosophical transactions of the royal society a 369,
    • s. 835-1111, özel sayı, 2011
    http://en.wikipedia.org/wiki/pelagic_sediment
    http://tr.wikipedia.org/wiki/sera_etkisi
    http://en.wikipedia.org/wiki/geologic_time_scale

    -esra gürbüz / bilim ve teknik
  • hiper antroposen'den bir önceki evre. dünyanın amına koymaya niyetli insanoğlunun, yaşanabilirlik endeksini düşürdüğü devir.
  • jeolojik zaman cetvelinde, insan türünün yerküreye etki etmesiyle başladığı düşünülen devredir. devreler (epoklar) jeokronolojik birimler arasında cağlardan uzun devirlerden kısa, on milyonlarca yılı ifade edebilen süreçlerdir. nobel ödüllü kimyacı paul crutzen tarafından ortaya atılan antroposen terimi, başlangıç tarıhı tartışmalı olduğu için halihazırda tanımlanmış otuz dört devrenin sonuncusu olarak henüz kesin kabul görmemiştir.

    kaynak: homo deus yarının kısa bir tarihi, yuval noah hararı, s/83

    edit: imla
  • içinde bulunduğumuz devri tanımlayan terim.

    anlam olarak bize gezegenin insan eliyle başkalaştırılmasını anlatıyor.

    sanırım bu devire verilecek en güzel isim de budur.
  • -eski yunanca'da insan anamına gelen anthropos'tan esinle- biyolojik ve jeolojik süreçlere insanın hakim olduğu içinde bulunduğumuz jeolojik çağ.