şükela:  tümü | bugün
  • patetik yanilginin tam tersi durum. cansiz nesnelerin betimlenmesinde duyguyla bagin tamamen koparilmasi ve duyarsizlasma.
  • ''neredeyse imkânsız bir görevden söz ediyordu adorno: başkalarının iktidarının da kendi iktidarsızlığımızın da bizi aptallaştırmasına izin vermemek. oğuz atay, sanki tek başına bu imkânsız görevi üstlenmiş gibidir. 'eziyet eden, hor gören, alay eden onlar'ın yol açtığı acıları anlatmakta ısrarlıdır. ama diğer yandan kendi iktidarsızlığımızın, kendi mağdurluğumuzun, kendi 'çocuksu gurur'muzun bizi aptallaştırmasına da katlanamıyor gibidir. (...) evet, bir yandan kederi, hesapsızlığı, içtenliği sahiplenmek istiyordur, ama diğer yandan bütün bu patetik alanın aynı zamanda 'azgelişmiş öfke'den, alınganlıktan, 'çocuksu gurur'dan yapılmış olduğunu da görüyordur. atay'da ironi, en çok da bu imkânsız görevden, duyguyu hem dile getirme hem geri çekme, hem ifade etme hem mutlaka denetleme zorunluluğundan kaynaklanmıştır.

    (...)

    bir de atay'ın kullandığı, 'patetik yanılgı'dan yola çıkarak uydurduğu, henüz edebiyat terimine dönüşmemiş 'apatetik yanılgı' var. 'türkiye'nin ruhu' adlı romanı üzerine düşündüğü günlerde şu kısacık notu düşmüş günlüğüne: 'patetik hata (yani cansızları hayat dolu olarak hayal etmek) nasıl yanılgıya yol açarsa 'apatetik hata' da tehlikelidir. bugün özellikle ansiklopedik dil ikinci hatanın belirgin bir örneği oluyor. demir ve demirel alt alta aynı duyarsızlıkla anlatılıyor.'

    (...)

    tehlikeli oyunlar'ın taslağı üzerinde çalışırken günlüğüne aldığı notlarda, insanlara acıklı bir şey anlatmanın onları güldürmekten daha zor olduğunu söyler. hikmet'in ağzından 'insanlar acıklı sözler dinlemek istemiyorlar, onları üzmek çok zor: kitabı suratınıza kapatıveriyorlar, sıkışıp kalıyorsunuz sayfaların arasında.' (...) zaten 'insanın suratına kapanan kapı' imgesi, okurun -ya da genel olarak 'onlar'ın kayıtsızlığına işaret eden temel imgelerden biri olarak sık sık karşımıza çıkar. (...) atay gibi oyunbazlığıyla ünlü bir yazarın neden insanları güldürmenin değil, acıklı bir şey anlatmanın güçlüğünden söz ettiğini anlamak zor değil.

    (...)

    atay'da büyük ölçüde acının anlatımıyla ilgilidir çünkü oyun. acıyı aktarılabilir kılmanın, insanlara acıklı bir şey anlatmanın yolu. hem insanın suratına kapanan kapıyı açmanın (...) hem de her an gülünçleşebilecek bir acı gerçeği bu tehlikeli yazgıdan kurtarmanın, bir acıklılık efektine dönüştürmeden anlatmanın yolu.

    (...)

    nasıl selim'in çocuksu hakikatinin etrafına bir soytarılık duvarı örerek onu başkalarından korumaya çalışırsa turgut, nasıl sevdiğimiz insanları olmadık beceriksizlikleri, saçma sapan alınganlıkları, apaçık enayilikleri zalim bir alaya hedef olmasın diye biz kendimiz, kendi sevecen mizahımızla hırpalarsak, atay da kırılgan kahramanlarının etrafına bir 'alay kabuğu' örerek düşmanca bir alaydan kurtarmayı hedefler. (...) ironi esas olarak budur atay'da. yoğun duyguyu bir duygu efekti içine gizlemenin, acıklı gerçeği bir espri kabuğu içine saklamanın yolu. kırılgan içeriği başkalarından korumanın, ama aynı zamanda başkalarına anlatıldığı için ister istemez yaşayacağı değer kaybını, sırf başkasına sunulduğu için yaşayacağı değer kaybını engellemenin yolu. (...) çünkü kederli içerik ilk başta taklit duygu tarafından geçersizleştiriliyormuş gibi durursa da, aslında tam da taklit duygunun ardına gizlenerek anlatılabiliyordur. 'herkes birikmiş bizi seyrediyor. dağılın! kukla oynatmıyoruz burada. acı çekiyoruz.'

    (...)

    kabuğun içinde gerçekten acı bir çekirdek var. atay'ın ironisinin kayıtsızlık tekniğine, oyunbazlığının tasasızlığa, sanatının eğlenceliğe dönüşmesini engelleyen de bu acı çekirdek. 'sanat şen midir?' sorusuna yirminci yüzyılda verilmiş en güçlü cevaplardan biri atay'ın yapıtı. orta yerinde bence her güçlü yapıtın sormadan edemeyeceği soru var: 'acı anlatılabilir mi?''

    mağdurun dili'nin ''acı anlatılabilir mi? - duygu, pathos, ironi'' bölümünden.