şükela:  tümü | bugün soru sor
  • aptal yerine koyanin* kurbani olmak. yapan ki$iye verilen deger miktari size ayni derecede uzuntu, mide bulantisi $eklinde geri doner. asil hayal kirikligi yerine konanlarin gercek anlamda aptal olmadiginda ortaya cikar. bazen gormezden gelip uzakla$mayi gerektirir.
  • olaya cok karmasik bakmaya gerek yok; aptal yerine kondugunu dusunmek veya hissetmek olayin realitesini kanitlar, gereksiz bir davranis bozuklugu, kisilik bozuklugu.
  • samimyetsiz ilişkilerin değişmez hareketidir.
  • size bunu tatbik edenler aynı anda kendilerini de aptal yerine koyabilirler ve her iki taraf da yerlerini sevdilerse bu böyle sürüp gidebilir..önce bunun sizin iyiliğiniz adına olduğunu kendilerine, vicdanlarına güzelce yedirmiş olabilirler hatta bu tüm insanlık için en iyisi, en optimumudur. öncelikle buna kendileri canı yürekten inanmışlardır ve siz de bu oyuna alet olursunuz. samimiyetle yapılmaktadır ve buna aydığınız vakit red pill ya da blue pill almak durumundasınızdır. sevdiğiniz bir insansa ki öyledir muhakkak, onu kendi bulunduğu gaflet ve dalaletten uyandırmak istersiniz. sarsarak ve sarsılarak olur bu, değecekse çekinilmeden yapılmalıdır. aksi taktirde, matrix yaması şarttır. hayat devam etmelidir..öylee takılınmalıdır.
  • bundan rahatsız olmak hiçbir burç'un tekelinde değildir.. kimse bundan hoşlanmaz, hoşlanamaz..
  • tüm iyi niyetiniz ve güveninizle her şeyinizi paylaştığınız cocukluk arkadasınız tarafından gercekleştirilince daha da bi aptal gibi hissetmenize neden olan olay.sadece "yazık,vakit kaybıymış" diyebiliyorsunuz.
  • aptal yerine koyan tarfından yazılan ve sahnelenen bir oyundur. aptal yerine konan sadece senaryoyu uygular. oyuna uyandığında nasıl yaa diye bir tepki verir. neye inanıp neye inanmayacağını sorgulamaya başlar. günler,aylar,yıllar bir film şeridi gibi geçer gözlerinin önünden filmin bazı yerlerinde hassiktir çeker bazı yerlerine güler ama kesinlikle hüzünlenmez,üzülmez. bir anda anlamıştır aptal yerine koyanla ilgili hiçbir şeye üzülmemesi gerektiğini. bir taraftan kendine kızar nasıl daha önce uyanamadım diye bir taraftan da sevinir,daha fazla uzamadığı için. anlaşıldığı an o kişi bitmiştir aptal yerine konulan için. önünde iki seçenek vardır ya oyuna son verecek ya da anladığını farkettirmeyerek oyunu eğlenceli kılacaktır. oyunun kurallarını artık aptal yerine konan yazacaktır.
  • özgürlük vadedenlerin, müteveffa özgürlüğün helvasını yemekteyken, kaşığı kaldırıp "daha çok özgürlük vereceğiz, özgürlük bizim dayı oğlumuzdur" diyerek gevrek gevrek gülmeleriyle içimizi kaplayan duygu, içine düştüğümüz durum.
  • oluşumsal anlamda mümkünatı olmasa da (tanımından yola çıkarak) yine de üzerine üç beş kelam edilecekse ki öyle görünüyor; kötü bişi. (şu tanım garabetinden kurtulduktan sonra devam edelim)

    öncelikli olarak neden aslında kendi içinde çelişen bir tanım olduğunu anlatmak isterim. aptal yerine konmak ve bu durumun tespiti, esasen bir “aptal yerine koyan” (ya da daha sonra değineceğimiz üzere “çalışan”) ile mümkündür takdir edersiniz ki. her ne kadar burada sonsuz kötülüğü görmezden gelsek de (ya da çalışsak da bilemiyoruz) bilinçli ya da bilinçsiz bir kişi, kurum ya da kuruluş tarafından karşı tarafa empoze edilmeye çalışılan bir durum tespiti en yaygın görünme şeklidir “aptal yerine konmanın”. dediğim gibi bilinçli ya da bilinçsiz (burası çok muğlak ve asıl tanımdan uzaklaştıran tartışmalar ve suçlamalara gebe olduğu için ve amacımız kesinlikle bu olmadığı için bu gibi saçmalıklara girmiyoruz. olayı buraya çekmeye çalışanlar oluyor hayat içinde. bu topa çok girmeyiniz.) bir şekilde karşı tarafı aptal yerine koyduğunda bu kişi/kurum/kuruluş kesinlikle ve kesinlikle bunu -hemen olmasa bile bir müddet sonra- farketmesi gerekiyor. eğer bilinçli bir aptal yerine koyma ise izlerin üzerininin örtülmeye çalışılması, eğer bilinçsiz bir aptal yerine konulmaysa da ignore edilip yapılan ve oldu bittiye getirilen eylemin tamamen unutulunmaya çalışılması ile ibarelerini gösteriyor. aptal yerine konmanın oluşumsal imkansızlığı da buradan geliyor aslında. yani bir “öteki” sizi aptal yerine koyuyor ve siz bunu farkediyorsunuz......güya!!!!..

    burada durmak gerekiyor işte. eğer aptal yerine konduğunuzu anlıyorsanız, zaten siz aptal yerine konmuş olmuyorsunuz. (bunu iş işten geçtikten yıllar sonra başınızın hemen üstünde bir ampul yanması ve “evreka” çığlıkları eşliğinde farketmediğinizi varsayıyorum) hatta tam tersine kimi teorilere göre sizi aptal yerine koyan (ya da yine bu varsayımla beraber “koymaya çalışan”) kişi/kurum/ya da kuruluş aptal yerine konmuş oluyor. burada ilginç olan nokta tanımını koymaya çalışırken baktığımız yönün tam tersinde bu sefer aptal yerine konma eylemi gerçekleşmiş oluyor. ama bir öteki tarafından değil , öznenin kendi tarafından. ve “aptal yerine konma” ifadesindeki “edilgenlik” zedeleniyor. yani “silahıyla oynarken vuruldu” demediğimiz gibi bir durum söz konusu.

    anlatımların benzetimler üzerinden daha rahat aktarılabileceği varsayımıyla birkaç örnekle açıklama yoluna gidelim. ve gerçeğe yaklaşmak için biraz abartarak gösterim yoluna girmeye çalışalım. (ufak noktaları görebilmek için ekranın çözünürlüğüyle oynamak gerekiyor) tanrı figürünü düşünün ve olduğu varsayımını kabul edin. herhangi bir “kul” ya da bu “tanrı”nın yarattığı yaratıkların kendi içinde olayların iç yüzünü bilen bu varlıktan bir durum saklamaları teorik olarak mümkün değildir. hal böyleyken tutup da yaptığı yanlış bir hareketi (kendine göre ya da inandığı varlığın kurallarına göre) olduğundan farklı bir bahane ile sunmak günümüz özelinde “aptal yerine koyma” girişimidir. ama durumu bu şartlara indirgediğimizde çok rahatlıkla ifade edebiliriz ki aslında bu en basitinden kendini kandırmak, en gerçeğinden de bunu karşı tarafın anlamayacağını zannederek kendini aptal yerine koyma girişimidir. tabii burda aptal yerine koyma eylemindeki etkenlik perspektifinden baktığımız aşikar. yani “edilgenliği”, daha da yani, “tanrı” figürünü sağlam bir dayanakla mesnetledik. oysa konu edilen bu başlıkta edilgenlik tarafındaki bakış açılarını ele almak daha elzem. o zaman tanrı figüründen çıkaralım işleri ve daha karmaşık ama kolay varsayımlara dönelim. kişi/kurum/ ya da kuruluştan size bir tespit dönüyor ve bu konunun içeriğini %100 bildiğiniz varsayımında durumun aslında anlatılandan ne kadar farklı ve basit bir açıklaması olduğunu bir şekilde görüyor, anlıyor ve sağdan soldan gelen ek bilgilerle ve kendi algınızla onaylatıyorsunuz. yani resmin tamamındaki hakimiyetinizi hafife alan bir karşı kişi/kurum ya da kuruluş var ve sizi bir nedenle başka bir yöne çekmeye çalışıyor. ve ne yazık ki bunu da sizin bu durumdan habersiz olduğunuz öngörüsüyle yapıyor. (en azından ilk etapta). süreç burdan sonra işlemeye başlıyor. bu durumun, aptal yerine konma girişimlerinin, ters tepmesi ile sizin algınızın bulanması ve karşı kişi/kurum/kuruluş hakkında beslediğiniz düşüncelere göre çeşitli evreleri yaşamanız korkutucu boyutlarda olabiliyor.

    örneğin;

    eğer karşı taraf ile ilgili düşünceleriniz olması gerekenden de fazla olumsuz ise gördüğünüz manzara karşısında acımaya kadar gidebilecek bir döngüye giriyorsunuz, tabii ki sinirlenmek ile başlayan bir sürecin sonu olarak.

    eğer nötr ve yeni tanıma evresindeyseniz, sadece sırtınızı dönüp giderek aslında her durumda uygulamanız gereken davranışı uygulamaya konmuş oluyorsunuz. çünkü biliyorsunuz ki karşı tarafın size verdiği önem böyle bir teşebbüse itiyor ve “demek ki böyle düşünüyormuş” tespiti ile çok rahat işin içinden sıyrılabiliyorsunuz.

    tabii ki en çok zorlayanı ve zarar vereni sonuncusu oluyor. hiç olmasa bile “acıtıyor”.bu kişi/kurum/ ya da kuruluşa karşı beslediğiniz olumlu düşünceler var ise ya da hadi en basitinden bu varlığa kendi özelinizde bir sorumluluk hissediyorsanız çeşitli aşamaları olan bir süreç sizi bekliyor. dediğim gibi bunu kişi, eş, dost özelinde değil sadece iş, güç, şirket, kurum temelinde de yaşıyorsunuz. önce defalarca kontrol hissi doğuyor. “hayır ya, bu kadar da trajikomik olamaz bu yaklaşım” diyorsunuz. sonra bununla ilgili ufak sınavlar yapıyorsunuz. daha da ilerde bunu birebir muhattaplarıyla check ediyorsunuz ve her seferinde kurduğunuz hipotezler sizi hep “0=0” a götürüyor diyelim. buradan sonra hissedilenlerin en kapsamlı açıklaması için sözcükler çok yeterli gelmiyor ama “mide bulantısı” ifadesi benim duyduğum en basit ve en anlaşılır kavram. “değer miydi?” sorusunu sorarken şuna dikkat etmeniz gerekiyor. karşı taraf sizi bir şekilde küçümsüyor burda. kendi “zeka!!”sına ve “gücüne!!” güveniyor. bu kısıtlarla çözmeye çalıştığınızda daha barışçıl daha sancısız bir eylem planı devree giriyor. ve aptal yerine konan dan aptal yerine koymaya çalışanın düştüğü duruma daha reaktif davranabiliyorsunuz. ve sonuçlarını görmek de uzun zaman almıyor.