şükela:  tümü | bugün
  • diyarbakirli ud ustadi. udu evdeki tas plaklardan dinleye dinleye sevmis, ustalarin plak kayitlarini etud ederek calisini gelistirmistir. night ark ile beraber ilginc ve cok lezzetli calismalara imza atmistir. arto tuncboyaciyan ile beraber avci filminin muziklerini yapmistir. sezen aksunun soyledigi gel gel sarisinim gel, vazgectim, ahmet kayanin soyledigi agladikca sarkilarinin muzikleri kendisine aittir. kendisine yolladigim maili turkce bilmedigi icin (hic usenmeden) bir arkadasina cevirterek ve cevaplayarak bir kez daha saygimi kazanmistir. sazbüs adini verdigi cümbüs gövdeli, baglama sapli bir aletin de mucididir. skating is art adli parcasi udla cazin ne kadar guzel kaynastiginin bir delilidir.
  • onunla türkçe yayınlanmış en güzel söyleşilerden birini yapmak agos'a nasip olmuş. adı altındaki tüm bkz'ları ve yorumları özetleyen lora baytar'in yaptigi bu söyleşi için:

    ----000----

    “insanlığın ortak melodisinin peşindeyim”

    diyarbakırlı efsane müzisyen onnik dinkjian’ın oğlu, kimi sezen aksu şarkılarının bestecisi, ağladıkça’nın yaratıcısı udî ara dinkjian, kardeş türküler konserinde yepyeni bestesiyle sahnedeydi

    “gel gel sarışınım gel, gel sana aşığım gel, gel gün ışığım gel, gel çok karışığım gel...” hatırladınız mı şarkıyı? bundan tam 22 yıl önce sezen aksu’dan dinlediğimiz o kıpır kıpır şarkı bu. aslında ilk kez elefteria arvanitaki’nin sesinden hayata karışmış bu melodi, ama türkiye’de sezen aksu’nun ‘88’ albümüyle bilinir olmuştu. 1991’de çıkan ‘gülümse’ albümündeki ‘yok olmak zamanıdır şimdi...’ sözleriyle vücut bulan ‘vazgeçtim’i de bilirsiniz. yine yıllardır sezen aksu’yla özdeş olmuş bir başyapıttır. peki ya, ‘yine mi çiçek’i bilir misiniz? hani sezen’in 2000 yılında çıkan ‘deliveren’ albümünde, kurtuluş’ta meyhanesi olan madam despina’yla konuşur gibi söylediği o derinden içinize işleyen, hatta canınızı ‘kadehe yağ gibi dolan altınbaş’ çektiren şarkıyı... ya, ahmet kaya’nın neredeyse marşa dönüşmüş ‘ağladıkça’sı?.. ya da, alpay’dan dinlediğimiz şekliyle ‘dağların arkasında yar’ı... bilirsiniz tabii, kim bilmez? yaşı 30’u aşan herkes bu şarkılarla âşık olmuş, hüzünlenmiş veya isyan etmiştir.

    peki ya sezen aksu’yla veya ahmet kaya’yla özdeş olmuş bu şarkıların görünmez kahramanları? kimileri tanıyordur belki. ama tanımayan, bilmeyen çok kişi olduğuna eminim. öyle olmazsa, pek çok albümde adları ‘anonim’ olarak geçer miydi?

    işte o şarkıların besteleri, diyarbakırlı efsane müzisyen onnik dinkjian’ın oğlu, udî ara dinkjian’a ait.

    night ark grubunun kurucularından olan, geçtiğimiz yıl eylül ayında sakatlar derneği yararına aya irini’de erdal akkaya ile bir konser veren, ardından da babasıyla ilk kez diyarbakır’a giden ara dinkjian, geçtiğimiz hafta istanbul’daydı. önce kardeş türküler konserinde yepyeni bestesiyle çıktı sahneye, sonra agos’a geldi sohbet için. şarkılarının öyküsünü bir bir anlattı… ‘ağladıkça’da durduk biraz. hem es verdik hem yeniden başladık. ahmet kaya’nın albümüne ‘anonim’ olarak yazdığı, dünya üzerinde pek çok dildeki sözlerle farklı farklı anlamlara bürünen bu özel şarkıyı konuştuk uzun uzun.

    aynı akşam da boyacıköy kilisesi’nin bahçesindeydik. kardeş türküler, sayat nova korosu, ara dinkjian ve koçani orkestrası’yla. hem çaldılar hem söylediler, hatta oynadılar bile.

    dünyanın en mütevazı insanlarından biri ara dinkjian. konser kitapçığında kendinden ‘ud virtüözü’ olarak bahsedilmiş olmasından bile rahatsız. “ben dünyanın en iyi ara dinkjian’ıyım” diyor. kendini besteci olarak tanımlamıyor bile. “benden geldiğini söylemek doğru değil. kim olduğumu ve nereden geldiğimi anlama açlığımdan kaynaklanıyor yaratıcı ya da besteci değilim demem... bulmaya susamışım. bu melodilerin kökleri anadolu’da” diyor. “o melodileri bulup çıkarandan dinlemek istiyoruz hikâyelerini...” diyorum. ve bence ‘ustalık’ sıfatını her anlamda fazlasıyla hak ediyor.

    şimdi söz ara dinkjian’da.

    kardeş türküler konserine dair

    hayatımdaki en özel akşamlardan biriydi, hiç unutmayacağım. müzisyenler, dansçılar ve dinleyiciler hep birlikte şarkı söylüyor, dans ediyordu. hep beraber olmak, her şeyden önemlisi oradaki coşku benim için çok önemliydi.

    tanışma...

    kardeş türküler’in albümlerini dinlemiştim. onlar benim ve babamın müziğini tanıyorlardı. night ark’ı da biliyorlardı. gruptan ülker’in (uncu) bana attığı bir e-mail ile başladı çalışmamız. aya irini’deki erdal akkaya ile verdiğimiz konser ve diyarbakır’daki buluşma çok mutluluk vericiydi.

    yeni bestesi ‘içimdeki karanlık

    komik bir hikâyesi var. geçen yıl babamla birlikte diyarbakır’a gittiğimizde kardeş türküler’le tanıştık ve birbirimizi çok sevdik. vedat (yıldırım) dedi ki: “bize şarkı yaz” ben de “memnuniyetle” dedim. “ne istiyorsun?” diye sordum. “mutlu bir şeyler” dedi. ‘gel gel sarışınım’ gibi bir şey düşünüyordu. “tamam” dedim ve new york’a döndüm. bir şeyler yazdım ama ortaya çıkan işi ben de sevmedim. “ok vedat, bu benim mutlu şarkım, ben sevmedim ama sevdiyseniz alın söyleyin” dedim. daha sonra kardeş türküler’den bir mail aldım. “ara, vedat’ı unut, ne yazmak istiyosan onu yaz” dediler. ben de ‘my dark place’i (içimdeki karanlık) yazdım.

    neden ‘içimdeki karanlık’?

    dışarıdan baktığında mutluyum, insanlarla konuşuyorum, selam sabah ediyorum ama içimde olan bir şey var… o da insanlarla konuşamadığım tarihimiz. o tarih, içimde duruyor. içimdeki bu karanlık, konuşamamamın getirdiği bir karanlık. bu şarkı içimden çıktığında “evet, işte bu ara dinkjian” dedim. bu şarkı kardeş türküler’in yeni albümünde de yer alacak.

    sezen aksu’yla tanışma...

    sezen aksu’yla tanışmadan önce de birbirimizin müziğini biliyorduk. sezen, onno’yla, arto ise night ark’ta çalıştığı için grubu tanıyordu. ‘sarışınım’ı duymuş ve çok beğenmişti. biz daha tanışmadan önce aysel gürel’le söz yazmışlardı. ‘sarışınım’ büyük bir başarı kazanınca sezen beni aradı ve “türkiye’ye gel ve bana yeni bir şarkı getir” dedi. 1990’lardı ve benim türkiye’ye ilk gelişim olacaktı... buraya gelmeden önce şarkıyı yazmak için bir ayım vardı. ‘sarışınım’ tarzında bir şarkı yazmak istiyordum, ama hiçbir şey gelmiyordu. gelişimden bir gün önce “ne gelirse yaz ara” dedim ve ‘vazgeçtim’ çıktı ortaya.

    biraz endişeliydim, bir pop stardı ve böyle bir şarkı söylemek istemeyebilirdi. ama “yapacak bir şey yok, elimden gelen bu kadar” diyerek götürdüm. istanbul’da bir hafta beraber zaman geçirdik. müzik dışında her şeyi yapıyorduk. konu bir türlü müziğe gelmiyordu ve ben kaygılıydım, nasıl tepki alacağımı bilmiyordum. amerika’ya gitmeden bir iki gece önce sezen nihayet sordu, “bir şarkı yazdın mı?” diye. ben de “yazdım” dedim ve verdim. sezen şarkıyı dinledi ve birkaç telefon konuşması yaparak stüdyoyu ayarladı. onno oradaydı, akustik gitarı onno çaldı, ben ud çaldım. sezen de bir köşede şarkının sözlerini yazdı. bir de bendir çalan arkadaşı çağırdılar. ve şarkının kaydı yapıldı. ben demo yaptığımızı sanıyordum, ama meğer orijinal kayıtmış.

    the invisible lover’ ya da ‘yine mi çiçek’...

    yunanistan’da aylarca elefteria arvanitaki ile çalıştım. bu şarkı da selanik’te tek başıma bir restoranda otururken oluştu. ritmik bir yunan dansı gibi oldu. zaten melodi geleneksel yunan dansı melodisi.

    yanımda götürdüğüm kitapları okumuş ve bitirmiştim. oradakilerden bir kitap istediğimde bana bir yunan mitoloji kitabı verdiler. kitapta bir hikâye okudum. hikâyenin adı şarkının adıydı: ‘the invisible lover’. hikâyede bir adam yatakta yatıyor ve bir yunan tanrıçası görünmeden gelip onunla sevişiyor. adam kim olduğunu bilmiyor. bunun çok güçlü bir imaj olduğunu düşündüm ve bu şarkı oluştu; kökleri her şeyden çok yunan olan bir şarkı. ‘yine mi çiçek’ ise, sezen şarkıyı duyup beğendikten sonra night ark’ın kaydı üzerine yazdığı sözlerle oluştu.

    türkçede madam despina’ya yazılan sözleri biliyorum. geçtiğimiz hafta gelir gelmez meyhanesine de gittim.

    ağladıkça...

    pazar akşamı konserden sonra ahmet kaya’nın eşi gülten kaya kulise geldi ve tanıştık. uzun, duygusal anlar yaşandı. ahmet kaya’nın şarkıyı başka bir versiyondan duyup ‘ağladıkça’yı yazdığını biliyordum, ama gülten kaya o akşam bana ahmet kaya’nın, cümbüş, ney ve kavalın olduğu enstrümantal bir kayıttan duyduğunu söyledi, ki o da night ark’ın kayıdıydı. ama buna rağmen ahmet kaya’nın albümünde şarkının neden ‘anonim’ yazdığını sormadım, çünkü çok samimiydi ve duygusal bir paylaşımda bulunmuştu.

    şarkının türkiye’de çok çeşitli versiyonları var. dünya üzerinde çok farklı dillere çevrildi ve söylendi. türkiye’de ahmet kaya’nın yanı sıra alpay da ‘dağların arkasında yar’ adıyla okuyor şarkıyı. bu şarkıları dinleyince bende iki duygu oluşuyor. dünyanın birçok farklı dilinde söylendiği için, ilk izlenim, ilk his, birileri benim melodimi, şarkımı beğendi, ikinci his ise eğer kaynak gösterilmemişse burukluk oluyor.

    benim için en iyi şarkı, üzerinde çok çalışmadığım, çok uğraşmadığım, bütün olarak gelen şarkıdır. ‘ağladıkça’ da, gece vakti yalnızken ve sessizlikle bütünlüklü olarak geldi ve yazdım. doğru olduğunu, istediğim şeyin o olduğunu biliyordum.

    37 yıldır pazar sabahları aynı kilisede, new york’taki s. vartanants kilisesinde org çalıyorum. ermeni kilise müziği çok eğitici bir müzik. kilisede yetişmiş olmak, kilisede her pazar org çalıyor olmak benim hayatımı ve müziğimi çok etkiledi. açıkça olmasa da, içten içe yapmak istediğim, insanlık için ilahi yazmak. bunu yapıyorum. insanlığın ortak melodisinin peşindeyim. herkesin ortak bir şey bulabileceği bir şeyler yapmaya çalışıyorum. ‘ağladıkça’ sanırım o fikre en çok yaklaştığım şarkı oldu. çünkü birçok dili bir araya getirdi. ve birçok halkın kendilerinin saydığı bir parça oldu.

    ortak iş yapmak...

    beni arayan herkesle çalışır, işbirliği yaparım. sezen ararsa, isterse her zaman hazırım. kim ararsa öyle...

    night ark

    night ark 10 yıl sonra önümüzdeki kasım ayında kudüs’teki ud festivalinde konser vermeye hazırlanıyor.

    aşk...

    her konserime gelip ön sırada oturan güzel bir kız vardı. benim müziğimi bu kadar beğeniyorsa, gidip ona çıkma teklif etmemde bir sakınca yok diye düşündüm ve sonra da onunla evlendim.
  • kerizliğime yanıyorum, yıllarım bu adamı dinlemeden geçmiş. vay beni.
  • kendi gibi müzisyen olan babası onnik dinkjian eski diyarbakır ermenilerindendir ve 1915'i en derinden yaşayanlardandir.
    garod belgeselinde şunları der;

    babamın çok güçlü bir kişiliği vardır ve kendisini her zaman diyarbakırlı diye tanıtır. bir gün kendisine "baba, oraya gitmedin bile. nasıl diyarbakırlı olursun?" diyecek oldum. ama yine ısrarla vurguladı "diyarbakırlıyım ben" diye. bir gün, gözümü açar açmaz kararımı verdim, daha fazla bekleyemezdim, 75 yaşındaydı, telefon ettim ve "baba biletleri aldım. gidiyoruz." dedim. babam, kendi babasından diyarbakır hakkında pek çok şey dinlemişti. diyarbakır'a gittiğimizde, kasıtlı olarak babamın 5-6 adım gerisinden yürüyordum. çünkü onun, kenti o ilk keşfeden adımları kendi başına atmasını, babasından dinlediği, surlara, koskocaman karpuzlara ve yürürken kollarınızı açtığınızda evlerin duvarlarına değebildiğiniz daracık yollara dair öyküleri hatırlamasını istiyordum. bütün o efsane ya da abartı zannettiği şeyler, aslında doğruydu. orası diyarbakır'dı, eviydi. kendimi nasıl hissettiğimi soruyorsunuz, bunu ifade etmem çok zor. babamın kendi kökenlerini keşfetmesine tanık olma fırsatını bulduğum için çok talihli hissediyorum kendimi.
  • (bkz: ağladıkça)
  • eleftheria arvanitaki'nin the bodies and the knives adli albümünün müzik direktörlügünü yapmis müthis müzisyen. sevdigim, farkli buldugum bütün parcalarin arkasindan bu adam cikiyor, evet, hastasiyim... ayrica;
    (bkz: arto tunc boyaciyan)
    (bkz: onno tunc)
    (bkz: sezen aksu)
  • kendisinden hiç haberdar değilken, hoş geldin, son sardunyalar, yine mi çiçek, vazgeçtim ve sarışın daki ortak büyüden yola çıkarak keşfettiğim udi. ne mutlu ki, huzurum night ark ı buldum sayesinde.
  • böyle güzel bir kayıt olamaz, ahmet kaya'nın ruhuna gitsin demek istiyorum, buyrunuz: http://video.ntvmsnbc.com/…den-once-soylediler.html
  • sezen aksu'yu sezen yapan adamlardan biri. butun sezen saheserlerinin arkasindaki adam. kisaca inanilmaz biri.
  • diyarbakır'lı bir ailenin çocuğu olan ermeni müzisyen onnik dinkjian'ın oğlu. anadolu müziğini ve ud çalmasını babasından öğrenmiş. ud'unun tellerinden çıkan her titreşim anadolu'dan göç etmek zorunda bırakılmış ermeniler'in çığlıklarını, ağıtlarını taşıyor sanki. o çığlıklar dinleyeni çok derinden vuruyor ve gönül tellerini titretiyor... amerika'da doğup büyümüş olmasına rağmen aslında hepimizden çok buralı, hepimizden çok bu toprakların insanı dinkjian. nitekim kendisi ile yapılan bir söyleşide söylediğine göre diyarbakır'ı görmek için ilk geldiğinde “ohh” demiş. “burası benim memleketim.”