şükela:  tümü | bugün
  • yapilan isin bi sureligine birakilmasi.
  • (bkz: bkz vermek) gibi bir opsiyon.
    (ara: vermek)
  • yapılacak olan her ne ise onu durdurmak, dondurmaktır. belli br vakti gecirdikten sonra, tekrar aynı yerden baslama kararını onceden almaktır.
  • nefes almayı istemek
  • (ara: ara vermek)
  • bir hocamızın bizi koparan lafı: "10 dakika ara... ne arayacaksanız çabuk arayın, daha çalışmamız geeken çok yer var"
  • yaptığınız her neyse bir seviyeye kadar gelip orada bırakmaktır, daha sonra aynı yerden devam etmektir.

    çoğunlukla yapılan hata bu olayın her proses için geçerli olduğunu düşünmektir.oysa ki bu eylem de ancak belli şartlar altında ve belli limitler arasında geçerlidir.

    örneğin bir kitabı okumaya başlayıp onuncu sayfada ara verip sonra aynı yerden devam edebilirsiniz.fakat eğer aradan iki yıl geçtiyse bu teori uygulanabilirliğini yitirir ve kitabı baştan okumanız gerekir çünkü geçerli limitleri aşmışsınızdır.

    ve mesela dişlerinizi fırçalarken bir saat ara verip sonra kaldığınız yerden devam edemezsiniz.çünkü dişleriniz artık bıraktığınız gibi degildir.siz ara verdiğinizi sanarsınız ama prosese en baştan başlamışsınızdır..sonuçlarını da buna göre beklemeniz gerekir.

    siz artık gündelik hayatınıza bunu uygulayın bakalım..
  • bazen ara vermek istenir ancak olmaz. misal, kanamaya ara vermek bazen zordur. ara vermek yerine, onu yara vermek gerekebilir.. yar bunu üstlenecek kadar kuvvetliyse, belki zorluk çıkmaz fazla.
    bazen kazanılmalıdır. yani ara vermek için para vermek gerekebilir. misal 355 gün ara vermek için plan yapılır, ama planın gerçekleşmesi için para verilir.
    bazen de çok kolaydır, ama söylemek içimden gelmez.. hiç gelmedi zaten.. o isteksizliğe ara verdiğim zaman söyleyebilirim belki..
  • dün okuduktan sonra kova ile ilgili bildiğim her şeyi ters çeviren o entry ile durmam, şöyle bir ara vermek oldu..
    ben de yıllardır, kova mucittir kovadan bilim insanı olur diye bir yandan edebiyat okuyup bir yandan çılgınca bilim yapıyordum, bir taraftan da ev işleri zor oluyordu.
    daha küçük bir çocukken annemden istediğim, ona göre olmayacak her malzemeden sonra “kızım yine icat çıkarma” sözleri mucit yapmıştı zaten beni. okul zamanı ne matematik ne fizik derslerinde varlık gösteremesem de, edison'da okulda tembelmiş örneğini gösterdim kendime. kova için yazılanları okudukça tüm enerjimi uzay yolculuğu ve zaman içinde yolculuğu olası kılmak için harcadım. olaylara hep bir bilim adamı gözüyle yaklaştım, yaptığım her iş bir deney, bulunduğum her ortam laboratuvarım oldu. gözlemler yaptım hipotezlerim, kurmak için didindiğim sistemlerim, icatlarım beni bilim adamı yapmıştı. tesadüflerin, araştırmalarım ve icatlarım üzerinde önemli bir yeri vardı; markette tesadüfen bulduğum santrifujlu plastik marul kurutma kabını komşularım gördüğünde “nasıl buldun bunu?, nerden buluyorsun böyle şeyleri?” şeklindeki geri dönütleriyle pekiştireç olurdu, hiç şüphe yok ki bilim adamıydım. newtonun yerçekimi ayaklarım yere bastıkça, merkezkaç kuvveti santrifujlu plastik marul kurulama kabını çevirdikçe ilham verdi. okumam gereken kalın kitapların sayfalarını toplayıp bölmem, kitabı okunabilir makul parçalara ayırmam, kıyafetlerimde yaptığım sonsuz kombinasyon hesapları matematikte bir dahi olduğumun adeta kanıtıydı. her kırdığım yumurtanın yapısını inceledim, her yumurtayı haşlayıp soyduğumda meraklı gözlerle baktım ve hava boşluğunu fark edebildim. en inatçı lekeleri çıkartmak konusunda deterjanları karıştırarak yaptığım kimyasal deneylerden zarar görsem de hiç yılmadım, en kötüsü tuz ruhu ve çamaşır suyunu karıştırarak yaptığım temizlik deneyimimdi, zehirlenmiştim. aldığım riskler, sahip olduğum şapşal cesaretim beni bilim adamı yapıyordu, problem yoktu. eşim ne zaman “seni seviyorum” dese, hep “neden?” sorusunu sordum, belki romantizmin içine ediyordum ama sorumluluk sahibi bir bilim insanı olarak hiç bir şey atlamamalıydım. bilim adına nesneler ve insanları bir kobay gibi kullandım, kullanmak zorundaydım pragmatiktim. en son çalışmam leprecaun yetiştirmek, ufak bir hesaplama hatası dışında, leprecaun'u 100%600 oranında büyütmemle başarıya ulaştı. her şeyin ötesinde benim için de, işlev kadar boyut da önemliydi.
    hayatım, bunca zaman böyle bilim ile birlikte iç içeyken. okuduğum o entry yüzüme soğuk bir su gibi çarptı ve o güne kadar yaptığım tüm bilimsel çalışmalarımı ıslattı. bilim adamı olmam mümkün değildi, o entry de bahsedildiği gibi kafamın içindeki beyin değil suydu. kafamı her salladığımda oluşturduğum fırtına ve fırtınanın dalgalandırdığı su. yalnızca fırtına ve su. içinde ne bir balık ne de balığın peşinde yaşlı bir balıkçı..
    ne kadar aptalca!