şükela:  tümü | bugün
  • ne amaçla yapılırsa yapılsın iç burkan bir ticari olaydır. süngerlerle ince ince yıkanan, çizildiği veya altı tümseğe vurduğu zaman sahibinin canından can alan metal parçası, başka bir adam sürücü koltuğuna oturmuş giderken duygulandırıverir insanı. vazgeçmek ister gönül ama mantık tam aksini söyler. olan olmuşur artık.
  • (bkz: sahibinden)
  • 0 km alıp da 10 yıl boyunca 155 000 km'yi birlikte geçirdiğiniz*, bir dolu hatıranızı yaşadığınız, dili olsa da konuşsa dediğiniz, hatta zorlu yolculuklardan sonra "helal be koçum" dediğiniz, bazen içinizden ve imkanınız varken "satıp da sıfırını mı alsam" diye düşünmeyi bile ona ihanet sandığınız bir arabayı, tamamen mecburiyetten satmak zorunda kalındığında, insanı darmadağın eden durumdur.
    onu alıcıya öve öve anlatırken boğazınız düğümlenir, dudaklarınız titrer, şurası şöyle burası böyle çalışır derken elleriniz uyuşur, sonunda anahtarı teslim ederken kanınız çekilir, kesseler bir damla akmaz gibi hissedersiniz.
    arabayı alanın son derece iyi niyetiyle "abi sizi ben bırakayım" lafı suratınıza tokat gibi çarpar. aptal olursunuz. gerçek o zaman dank eder. artık o sizin değildir. başka bir arabayla oradan uzaklaşırsınız.
    arkanıza bile bakmadan....bakamadan........
  • 150 binden sonra artık bunu satma ve yenisini alma zamanı geldi dersiniz. galeriye yada yakınlarda varsa araba pazarına götürürsünüz.
    işte film orada başlar...

    ya alıcı bulamazsınız yada dayının birinin*"vereyim 3 lira" şeklinde verdiği fiyat sizi tatmin etmez.

    işin kötüsü alıcıdan çok kötüleyici rolüyle oralara gelmiş 3-5 ruh hastası "ohoo bunun yok motor bitmiştir, yok yürüyeni gitmiştir, yok aks dağılmıştır, yok şaft yamulmuştur, yok rot kaçırımıştır, yok silindirler aşınmıştır, yok pistonlar götüne girmiştir... " falan diyerek 150bin km size yol arkadaşlığı etmiş biricik arabanızı ayıplı mal sınıfına sokarlar, nefret ettirirler...

    ha birde şu var o en kötüsü... rengi solmuş, ütü yüzü görmemiş kumaş pantolonuyla göbeğini sallaya sallaya ortalarda dolanan, iki kelimeyi yanyana koyamayan, koysa da doğru telaffuz edemeyen o dayıların bile(!!) binmeye tenezzül etmediği bir arabanız vardır artık...

    pazara giderken "nasıl satıcam, nasıl kıyıcam sana" düşüncesiyle garip bir duygusal bağ kurduğunuz biricik arabanıza, dönüşte "nasıl elden çıkartıcam ben seni a.q, napsamda birine kakalasam seni" düşünceleri eşliğinde sizde nefret ve eziklik uyandırmaya başlamıştır...

    o eziklikle alıcı bulamaz 20 bin km daha yaparsınız, arka camda duran kocaman satılık ilanı ile 3-4 ay gezersiniz... en sonunda dayının biri* çıkar "vereyim 3 lira" der. o kadar tiksinmişsinizdir ki arabadan al der verirsiniz.

    işlemler tamamlanır... alan memnun, satan memnun. derken kontak çalışır, yıllarca babanızın, ve takip eden 1-2 yılda sizin oturduğunuz o koltukta artık 3 lirası olan öküzün biri oturuyordur... artık sahip odur... içiniz cız eder... giden gider...

    eve gidilir ağlanılır...
    sonra sakinleşince oto ilanlarına bakılır, seçilir, yenisi alınır... unutulur.
  • şakağınıza silah dayanmadığı ya da çok zor durumda kalmadığınız müddetçe peşin satış şeklinin tercih edilmesi gereken eylem.
    satacağınız kişi kim olursa olsun( 1. derece akrabalarınız haricinde) öyle şimdi şu kadarını vereyim, 1 ay sonra, 2 ay sonra kalan kısmını vereyim yalanlarına kulağınızı tıkamanızı, sonradan bu kişilerle sorun yaşamamak adına öneririm.
    güven kavramınının olmadığı, dürüstlüğün, sözünde durmanın bir vasıf olarak algılandığı bu günlerde ağrısız başınıza iş açmadan gerekirse bir süre daha doğru müşteriyi bulmak adına beklemenizi salık veriyorum.*
  • zor bir iştir.. çok zor...

    -

    --- ilan vermeyle başlar.. bir fiyatyazarsınız ve her arayan kişide o fiyatta tutunmaya çalışırsınız.. her arayan da fiyat ne kadar düşük olursa olsun, daha da düşürmeye çalışır.. biri kapatır, diğeri arar.. biri sonra başkasını aratır, fiyat yoklamak için.. siz hiç tınlamadan aynı sayıyı söylersiniz..

    --- en sonunda birilerinin aklına yatar fiyat ve arabayı görmek isterler.. o zaman daha da zor bir kısım başlar.. araba bir güzel temizlenir.. eski arabanın vuruk yerleri bir bir incelenir.. arabanın içindeki kağıtlar, eşyalar boşaltılır.. bagaj da boşaltılır ve temizlenir.. stepne kontrol edilir.. artık araba görülmeye hazır..

    --- alıcı arabaya bakar.. elini kaportada gezdirerek vuruklara bakar.. kapıları açıp, arabanın kazası olup olmadığını anlar.. biner arabayla bir iki gaza basar, motorun sesini dinler.. bunun şusu var, busu yok, böyle böyle, bir sürü laf söyler, fiyatı düşürmeye çalışır.. bir şekilde anlaşılır.. işlemler aynı gün yapılır ve araba teslim edilir..

    -

    zor bir iş değil mi? bu hiçbir şey..

    -

    --- ilan vermeyle başlar.. arabanın yakışıklı bir iki pozu koyulur önce.. öyle önünde poz falan veremeziniz, ilanda olmaz öyle şeyler.. yalnız bırakırsınız onu fotoğrafta.. tek başına.. belki de ilk defa o zaman fark edersiniz arabanın motorunun 81 beygir olduğunu.. bastın mı gaza, ne de güzel gider halbuki.. ilanı yayınla dersiniz ve donunuzun indirilip, kıçınızın fotoğrafıyla, kıçınızın satılığa çıkarılmış olduğu hissi kazınır beyninize..

    bir fiyat yazarsınız ve her arayan kişide o fiyatta tutunmaya çalışırsınız.. fiyat olayın en iğrenç kısmıdır.. anılar çoğaldıkça, değeri arttıkça, fiyatı düşen tek şey arabadır belki de.. bu işte bir kahpelik var ama başa gelen çekilir artık.. sanki yaşanılan o anların değerini belirleyen, o üç beş kuruşluk fiyatmış gibi sarılırsınız fiyata sıkı sıkı..

    her arayan da fiyat ne kadar düşük olursa olsun, daha da düşürmeye çalışır.. siz, ne güzel gidip gelmiştim zonguldak'a diye aklınızdan geçirirsiniz, oysa virajlı karadeniz yollarını gezmiş arabayı daha görmeden pazarlık yapar.. yavşak!

    biri kapatır, diğeri arar.. biri sonra başkasını aratır, fiyat yoklamak için.. herkese başka başka fiyat veriyorsunuz ya, o da yokluyor aklı sıra.. lan zaten istenilen miktar ortada.. bok mu var yani? siz hiç tınlamadan aynı sayıyı söylersiniz.. ya ne olacağdı?

    --- en sonunda birilerinin aklına yatar fiyat ve arabayı görmek isterler.. o zaman daha da zor bir kısım başlar.. onca anı görücüye çıkmaya hazırdır.. arabada ilk giden de arka camdaki üniversite çıkartmasıdır.. arabanın plakası gibi bir şeydir o naylon parçası.. nazikçe yol verdiğiniz onca kişi, "aa bak, ne kadar nazik, x üniversitesinde okumasından belli zaten" der.. ya da siz öyle hayal edersiniz.. ne fark eder..

    araba bir güzel temizlenir.. bir güzel fırçalanır önce.. yavaş yavaş, nazik fırça darbeleriyle okşarsınız arabayı.. arabanın dışı en kolay kısmıdır.. camlar silinir.. hatta ön cam, özellikle içeriden de silinir.. nice anılardan biri durur o camda, başkasının olmamalıdır o anı.. silinir ön cam.. silinince o anı da silinecek zanneder insan.. ben öyle zannediyordum yani.. koltuklar belki de silinmesi, temizlenmesi gereken en önemli parçalardır ama siz onlara bakarsınız, onlar da size.. vazgeçersiniz.. bırakırsınız koltukları anılarıyla..

    eski arabanın vuruk yerleri bir bir incelenir.. "burayı vurduğumda ne çok üzülmüştüm", "öküz nasıl da çarpmıştı bana yandan", "bu kazada da, ölümden dönmüştüm, ama yine de o güzel festivale gidebilmiştim", "hangi gerzek çizdi arabamın burasını" düşünceleri kafanızdan bir bir geçer.. bir bakmışsınız arabanın orasını burasını okşarken bir saatiniz geçmiş.. sağa sola bakarsınız, gören, bakan var mı diye.. sonra da hiç umursamadan devam edersiniz.. ne fark eder..

    arabanın içindeki kağıtlar, eşyalar boşaltılır.. not defterleri, gözlük kutusu, kaset adaptörü ve onlarcası.. böyle isimlerini söylerken ne basit gelir onları arabanın içinden çıkartmak.. siz, arabanın iki sene önceki yağ değişim kağıdını yırtıp atmak ne kadar zor bir şeydir, bilir misiniz? ben bilirim..

    bagaj da boşaltılır ve temizlenir.. o bagajda neler taşındığını bir siz bilirsiniz bir de arka süspansüyonlar bilir.. gıkı çıkmadan taşımıştı halbuki hepsini.. sonra da stepne kontrol edilir.. saçma sapan bir kontroldür bu da.. çıkıp da gidecek hali yok ya? olsun.. orada kontrol edilen seyahatlarde bagaja giren çıkan valizlerdir aslında.. belki de sadece bir sırt çantasıdır, camı kırılmasın diye inatla bagaja konan.. artık araba görülmeye hazır diyebiliriz.. ya siz hazır mısınız? bu kadar basit mi yani?

    --- alıcı arabaya bakar.. açıkta bir şey mi gördün arkadaş? koyduk fotoğraflarını işte.. araba da özel yapım sanki.. zilyon tane satmış firma, bir tanesi bu işte.. sen hâlâ bak anasını satayım..

    elini kaportada gezdirerek vuruklara bakar.. o elini gezdirir, sizin canınız acır.. hop yavaş, ağır ol; diyemezsiniz tabii.. adam alıcı.. illa ki yoklayacak eliyle.. (yavşak)

    kapıları açıp, arabanın kazası olup olmadığını anlar.. zaten sorunca söyledik işte.. daha kendimi bile inandıramıyorum o anıların olmadığına, seni nasıl inandırayım o kapının vurulmadığına? bak hala bakıyor..

    biner arabayla bir iki gaza basar, motorun sesini dinler.. sabaha karşı rumeli fenerine giderken benim duyduğum motor sesini duyamayacak ki, iki dakikalık zamanda.. niye boşuna dinliyor ki? karadenizin nemini emmiş, yosun kokusunu benzinle yakmış, çam ağaçlarının arasından sabaha karşı sessizliğinde geçerkenki motorun sesini, camları kapatarak duymayı deneyecek.. ebleh..

    bunun şusu var, busu yok, böyle böyle, bir sürü laf söyler, fiyatı düşürmeye çalışır.. o an gönülden geçen, haykırmaktır karşıda duran yavaşağa.. ulan it, ben bu arabayla nerelerden geçmişim, nereleri görmüşüm biliyor musun sen? bir şey ifade etmeyecek tabii ki.. boşverin, inmeyin onun seviyesine.. en iyisi altın cümleyi söyleyip geçmek; bu modeller böyle!

    bir şekilde anlaşır alıcıyla satıcı.. işlemler aynı gün yapılır ve araba teslim edilir.. bravo gün sonunda kıçınızı satmaya anlaşmış bulunuyorsunuz.. kıçınızı sattığınız adam da bir müddet kıçınızı oradan kaldırıp buraya koyacak, sıcak sudan çıkarıp kurutacak, sonra biraz havadar gezdirip kapatacak, sonra biraz açık bırakacak, düşürecek, indirecek, kaldıracak.. ama o artık sizin kıçınız değil sonuçta.. ne de çok alışmıştınız halbuki.. bir müddet oturamayacak, yatamayacaksınız.. idare edin artık..

    -

    ya şimdi ne düşünüyorsunuz? zor bir işmiş değil mi?

    yaşamadan anlayamazsınız..
  • kimi zaman, emektar arabaya müşteri bulmak, fiyatta anlaşmak, teslim edip hüzünle gidişini seyretmek gibi evreleri bulunan son derece duygusal bir iştir.
  • aracın satılma düşüncesinin olmadığı bir dönemde değerini veren bir alıcı bulunduğunda hic düşünmeden gerçekleştirilmesi gereken eylemdir.. bir süre arabasız kalmak ve beklenmedik bir zamanda satılmıs olmasından kaynaklanan bir duygusal bosluk yaşanması dısında son derece kolaydır. noterde atılan iki imza ve tahsil edilen nakit ile biter.
  • 2003 model alfa romeo 147nizi satıp yerine 2011 model alfa romeo giulietta alacaksanız, insanın götünü tavan yaptıran olaydır.
  • sonrasında inanılmaz bir değişim yaşayabilirsiniz.
    (bkz: ferrari'sini satan bilge)