şükela:  tümü | bugün
  • araba kullanmak özellikle son 20 yıldır büyükşehirlerde yönetimler tarafından özendirilen, kasti olarak toplu taşımayı yetersiz bırakan, yürüme ve bisiklet yolları yapılmadığı için insanların yönlendiği bir yol. elbette alım gücü yükselmesinin de artan araba satışlarında etkisi var. oysa aslında şehirler düzgün ve arabasız yaşam alternatiflerine de uygun şekilde planlansa, araba aslında elzem birşey değil. üstelik trafik sıkışıklığı, trafik kazaları, araba masrafları, çevre kirliliği gibi dertleri de azaltıyor, sağlıklı yaşamı ve sosyal ilişkileri artırıyor.

    mehveş evin bu konuda bir rehber hazırlamış, alıntılıyorum:

    arabasız yaşama geçiş rehberi

    “arabasız mı, ama mümkün değil” diye kafadan reddetmeyin. arabalıdan arabasız hayata geçiş için neler lazım, gözden geçirin.

    * çekmeköy, kemerburgaz, bahçeşehir gibi şehir dışındaki yerleşim bölgelerinde yaşayanlar. üzgünüm, şansınız sıfır. arabalı hayata, daha doğrusu hayatınızı yolda geçirmeye devam edin. acıyı hafifletmek için bir jip daha alın, bahçenize park edin.

    * arabasız hayatın öncelikli şartı, şehir merkezine yakın oturmak. ya bir metro istasyonu, ya vapur iskelesine yürüyerek gidecek mesafedeyseniz geçişe hazırsınız.

    * direksiyon başındayken dikkatinizi etrafa değil, yola verirsiniz. hedefe kilitlenirsiniz. arabasız yaşamda çevreyi bol bol inceleyip (yeni bir toki inşaatı, matrak bir billboard) sıkıştığınız yerde inebilme lüksünüz var. ah o arabayı kaç kez bırakıp gitmek istediniz, biliyorum!

    * en zoru market alışverişi. toplu alışveriş yapıp eve dönerken torbalarınızla sokağa saçılmış şekilde taksi bulamama ihtimali var. ama zamanlamasını yapmak elinizde.

    * hayatımızdaki en değerli şey, sağlık ve zaman. araba kullanırken geçirdiğiniz sürede gazete, kitap okumak, cep telefonuyla car car konuşmak hatta maillerinizi temizlemeniz bile mümkün. ben bunları araba kullanırken yapmaya çalışıyordum, sakat iş.

    * arabasızlığın en güzel yanı, yeni yüzlerle karşılaşmak. nasıl yaşıyorlar, ne konuşuyorlar, kim bilir hangi dertleri var? ofis-araba-ev üçgeninde ne kadar anti-sosyal hale geldiğinizin farkında bile değilsiniz.

    * boşuna obezleşmiyoruz . her gün saatlerce trafikte dur kalk yaparken hep oturuyorsunuz, bacaklarınız uyuşuyor. pergelleri açmak güzel bir şey. istanbul’un çamurunda bile.

    * seyahat özgürlüğü ! arabayla her yere gitmek dert. gerçek gezginler, gittikleri şehirden bir araba kiralayarak her yeri gezme, sorumluluk almadan da arabayı teslim etme özgürlüğünü her daim elinde bulundurur.

    * kıyafetler mecburen değişecek. o topuklularla metroya koşacak, iki adım atacak haliniz kalmaz tabii. daha rahat giysiler seçmeyi, soğuk ve sıcağa karşı önlem almayı düşünmeniz gerekiyor.

    * eskiden eğlence çıkışı eve dönüş için araba şarttı. hele uzaktaysanız. artık böyle bir durum yok çünkü ‘alkolden ehliyeti kaptıranlar’ grubu giderek kalabalıklaşıyor. ne yapıyoruz, taksiye biniyoruz. ya da arabalı ve alkolsüz bir arkadaşımız bizi eve bırakıveriyor. işte bu kadar.

    http://cadde.milliyet.com.tr/…l-da-arabasiz-yasamak

    (bkz: dünya arabasız günü)
    (bkz: araba bağımlılığı)
    (bkz: yürünebilirlik)
  • şehir merkezinde ikamet ediyorsanız büyük rahatlık. şöyle ki;

    trafik derdin yok. biniyorsun toplu taşımaya trafiğin sıkıntısını şoför çekiyor, sen kitabını okuyorsun. hele ki metro inanılmaz bir nimet.

    otoparkçı denen servet düşmanlarına kaptırdığınız paraların hepsi cebinizde kalıyor.

    arabayı park etmek için yer bulamam diye gitmediğiniz her yere rahatça gidiyorsunuz, özgürsünüz.

    araç kullanacağınız için içmediğiniz içkiyi gönül rahatlığı ile içiyorsunuz. *

    beni oradan al/oraya bırak diyecek kişilerden kurtuluyorsunuz.

    bir süre sonra oluşan "tuvalete bile arabayla gitme" alışkanlığından mecburen vazgeçip daha hareketli bir yaşama başlıyorsunuz.

    arabayla gitmeniz gereken bir yer olduğunda elinizi kaldırıyorsunuz; tüm sarı arabalar sizin.
  • çok güzel bi şey. sırf yolda kitap okuyorum diye araba almam.
  • boktan bir şeydir. gecenin köründe bir yakınınızın başına kötü bir şey geldiğinde yana yakıla taksi durağı arayınca anlarsınız yolda kitap okumanın değerini.
  • ankara'da yapılması her yıl biraz daha zorlaşan yaşam biçimi.

    ben de toplu taşıma taraftarıyım. otobüs ve metroda kaç tane kitap bitirdiğimi ben biliyorum (oturabilirsem eğer). ancak ankara'da 6-7 dakikada bir gelen ve 22.30'da biten yürüme hızındaki metro seferleri; metro dışında şehir merkezine tek ulaşımın allaha emanet giden minibüsler olması (ki onlar da 23.30 gibi bitiyor); otobüslerin yalnızca 3 vagondan oluşan, şehrin alakasız bir yerindeki metroya, bütün ilçelerden ring servisi görevi görmesi bu yaşam biçimini ne yazık ki çekilmez kılıyor. insanlar sığamıyor o vagonlara, öyle içler acısı bir durum ki...

    tüm şehri aktarmaya bağlayıp aktarmadan para almak da cabası.

    bütün bu nedenlerle ankara'da trafik, istanbul'u aratmayacak seviyeye gelmiş bulunmakta zaten. yani arabalı yaşam da çok mükemmel sayılmaz. mutsuzuz ülkecek.

    ekleme: ring servislerinin de en az yirmi dakikada bir geldiğini eklemeyi unutmuşum.
  • fakir tesellisidir.
  • zor olandır.

    hele hele metropol dediğimiz ve içinde ne tür canlıların yaşadığı yerlerde çokça zor olandır.

    memleketin güllük gülistanlık durumundan olsa gerek (iktidar yanlısı ve çoğunluk olan kimselerin tabiridir) duraklar, metro istasyonları, insanların toplu taşıma için bekledikleri alanlarda bombalar patlıyor.. ve bu istikrarlı bir şekilde gerçekleşiyor.

    arabasız yaşam bu nedenlere itiyor insanları.. malesef zordur.
  • akla vatan şaşmaz'lı iett reklamını getiren tavsiyedir. otobüste/metrobüste kitap okumak mümkünmüş, sanki o kalabalıkta kadınlar daha rahat taciz edilmiyormuş gibi başkaları "nasıl yaşıyor, ne konuşuyor" konusundaki merakımızı gidermemiz için toplu taşıma kullanmamız gerektiğinden bahseden, sanırım özellikle otobüslerin seyrekliğinden ve kalabalıklığından bihaber birinin verdiği tavsiyelerdir. türkiye gibi bir ülkede toplu taşıma tercih edilebilecek bir ulaşım şekli değil ne yazık ki.
  • gecenin bir köründe yakının başına bir şey gelir diye araba alanları görünce daha çok sevdiğim süper olay. zaten ölücez o zaman yaşamayalım amk kafayı kes. arabayı çıkamayacak şekilde sıkıştırdıkları zaman görürüm ben ama yakınıma bi şey olur diye aldım o kadar benzin vergi verdim yaa diye ağlarken.
  • arabasiz yasamayi denedim. ama hergun bir ego soforuyle, bir halk otobusu soforuyle kavga etmekten biktim. kucuk yigenim daha arabadan inemeden kapiyi kapatip cocugun ayagini kapiya sıkıştıran ego soforune gerekeni yaptim. aksama kadar it gibi calisip, gezmeden gelen teyzelere yol vermekten biktim. surekli birilerinin gelip gidip dayamasindan biktim. hangi toplu tasima araclarini kullaniyosunuz soyleyin de biz de satip arabalari kitap okuyalim trafikte.