şükela:  tümü | bugün
  • arabayı kimseye vermeme konusunda kesin kararınız olduğunu öyle dümdük suratına söylemektir.

    yaşadığım bir olayı anlatayım, okuduktan sonra arabanızı isteyen birine hala verip vermeme konusunda takdiri size bırakıyorum.

    arabamda çekiş düşüklüğü yaşadığım için sanayide her zaman bakımını yaptırdığım ustama götürdüm. motoru inceledikten sonra subap ayarı yapılması gerektiğini, o gün elinde yetişmesi gerektiği işler nedeniyle aracımı sabah getirmemi söyledi.

    ertesi sabah mesaiye gideceğimi (çalıştığım yer 20 km uzaklıktaki kapıkule gümrük kapısı) arabayı ancak iş çıkışı 8 de getirebiliceğimi söyleyince, usta bana "bırak o zaman araç bu akşam dükkanda kalsın, yarın iş çıkışı gelene kadar hazır olur öyle alırsın" dedi. aracı o akşamüstü sanayiye bıraktım.

    ertesi gün öğleden sonra ustayı arayıp arabanın durumunu sorduğumda ufak bir kaza olduğunu, mesai bitimine kalmadan gelmem gerektiğini söyledi. işten erken çıkıp sanayiye gittiğimde benim aracın ön kısmının ağır hasarlı olduğunu gördüm.

    ustanın yanında çalışan 16 yaşındaki oğlu gece içip saat 3'te benim arabayı alıp trafiğe çıkıyor ve kırmızı ışıkta beklemekte olan bir araca arkadan sağlam vuruyor. vurduğu aracın sahibi de uzaktan tanıdığım biri.

    ustaya sordum ne olacak şimdi diye. dedi ki "büyük oğlanı 1 ay sonra evlendiriyorum, masrafım çok, senin arabanı yavaş yavaş yaptırırım, maddi durumum iyi olsaydı hemen yaptırırdım ama bana bir kaç ay zaman ver." diğer araç ne olacak diye sorduğumda "onu da kazayı yapan benim piç düşünsün" dedi.

    diğer aracın sahibine gittiğimde onun da aracının arka tarafının koltuklara kadar gömülü olduğunu gördüm. beni görünce sevindi "ben de seni arıyordum" dedi. kendisine vuran aracın bana ait olduğunu kazadan sonra anladığını, beni beklediğini, o yüzden avukatına dava açtırmadığını, tek derdinin bir an önce zararının karşılanarak arabasının tamir edilmesini istediğini söyledi. kaza tutanağını tutan polislere göre de benim araçla vuran çocuk 8 de 8 suçluymuş ve alkollüymüş.

    bu konuşmayı ustaya telefon edip anlattığımda, oğlunu evlatlıktan reddettiğini, dükkandan kovduğunu, sadece benim arabanın tamiri konusunda yardımcı olabileceğini, hurdacılardan benim parçaları araştırıp çıkma olarak takabileceğini söyledi.

    oradan avukat olan enişteme giderek olayları anlattım. bana ruhsat sahibi olduğum için birinci derece suçlunun ben olduğumu, karşı tarafın avukatının davayı kazandıktan sonra zararının tazmini için ister benden, ister kaza yapan çocuktan talep etme hakkı olduğunu, görünen duruma göre kaza yapan çocuğun mal varlığı ve düzenli bir geliri olmaması nedeniyle zararın benim tarafımdan ödenmesinin isteneceğini, ben bütün ödemeyi yaptıktan sonra kaza yapan çocuğa rücu davası açacağımı, eğer bir gün malı mülkü yada düzenli bir geliri olursa ödediğim parayı ondan talep edeceğimi söyledi.

    sonuçta karşı taraf dava açtı ve mahkemeye ben de davalı olarak çıktım. durumu aynen anlattım. hakim bana aracı kazadan önce bıraktığıma dair belge olup olmdığını sordu. ben de yok dedim. sonraki duruşmaya dükkan sahibini çağırdı. ona aracı akşamüstü sen mi teslim aldın dedi. usta teslim almadığını, kaza günü aracı hiç görmediğini, benim barda oğluyla içtiğimi, bar çıkışı oğluna aracın anahtarlarını vererek "al arabayı sabah dükkana götür baban tamir etsin" diyerek kendim verdiğimi falan söyledi. o gün ilk defa duruşmaya gelen oğlu da aynı şeyleri söyledi. hakim bana aracı dediğim gibi akşamüstü dükkana bıraktığıma dair dükkanın yakınındaki işyerlerinden şahit bulursam dinletmek için sonraki duruşmaya getirebileceğimi söyleyip davayı ileri tarihe erteledi.

    aracı teslim ettiğim gün bize çay getiren çaycıdan tut, yan dükkanlardaki tanıdık o kadar esnafın şahitlik yapmaları teklifime bir tanesinin bile olumlu yanıt vermemesi beni çok üzdü. sonuçta davayı kaybettim.

    dava sürecinde arbamı dörtte bir fiyatına kaportacıya sattım. aldığım parayı da karşı tarafın masrafları için ödedim. yani kısacası arada benim araba kaynadı gitti.

    avukatım olan eniştem "dua et bir insana vurup öldürmemiş, eğer ailesine çalışarak bakmakta olan birine çarparak öldürseydi o zaman çok daha ağır bedeller öderdin" dedi.

    başka bir olayda da tanıdığım biri, en yakın arkadaşına gelin arabası olarak kullanılması için aracını vermişti. düğün alayı giderken aracın önüne bir çocuk atlıyor, amacı içine para konan zarf almak ve kaza oluyor. çocuğu hemen hastaneye yetiştiriyorlar ama ertesi gün çocuk ölüyor. bu aracın sahibi de yargılandı. ayrıca ölen çocuğun ailesi batmanlı olduğu için bazı aracılık yapan kişiler şikayetin geri alınması için kan parası talep ettiler ve biraz da tehdit ettiler. kazayı yapan sürücünün maddi imkanları yeterli olmadığı için kan parasını da araç sahibi olan tanıdığım ödemek durumunda kaldı.

    birisi sizden aracınızı istediği zaman, ne yapacağınızı şimdi bir daha düşünün.

    edit: imla ve ekleme
  • “eniştem hamile kardeşim, kusra bakma her an doğum yapabilir.”
  • herhangi bir yaralanmalı veya ölümlü kazaya karışması durumunda araç sahibi olarak cezanın araç sahibine kesileceğini bilmeyen içi boş gönlü bolları gösteren başlık. aksi tavrınız karşısında tepki gösteren ya da sizi cimrilikle itham eden kişilerle ilişkinizi zaten gözden geçirin. bunlar ayranı yok içmeye taht-ı revanla gider sıçmaya tripleridir. itinayla uzak durunuz.

    edit: bahsettiğim durum başımıza geldi oradan biliyorum.

    olay editi: durumun öyle olmadığı, kazayı yapan kişinin sorumlu olduğuyla ilgili onlarca mesaj aldım. önceki editte bahsettiğim olayımızı kısaca aktarayım. bundan belki 7-8 yıl önce bir aracımız vardı. babam aracı satmaya karar veriyor. bir tanıdığı ilgileniyor ve ver 1-2 gün kullanayım diyor. tanıdığı da olduğundan çok umursamıyor veriyor. ankara'dayız. bize 2-3 gün sonra aracın trabzon'da (!) hem kendisi hem de karşı taraftan ölümlü kazaya karıştığıyla ilgili bilgi geliyor. biz mahkemelere gitmedik bile, avukat ilgilendi. araç orada bir yerlerde hurdalıkta yatıyor. dava geçen sene sonuçlandı. mahkeme karşı tarafın açtığı tazminatı öncelikli sürücü, eğer onda yoksa ikincil kusurlu araç sahibinden alınmasına yönelik karar vermiş. baya yüklüce bir miktar çıktı bu arada. yani durum öyle kim sürüyorsa sadece o öder değil. hele ki aracınız hem kusurlu hem de 1. derece akraba falan değil, hiçbir bağınız bulunmayan arkadaşınızsa. ayrıca kaskonuz da kapsamına göre değişkenlik göstermekle birlikte eğer aracı siz kullanmıyorsanız genelde hasar falan karşılamaz. şuradan 'tüm trafik kurallarına uymak, alkollü olmamak' koşulunu görebilirsiniz. yani kazada tam kusurluysa (trafik kurallarına uymadıysa) ya da abicim bir bira içtim sadece ise karşılamıyor. o yüzden siz siz olun şahsi aracınızı içinde siz olmadan ekmek almaya bile göndermeyin.
  • depoyu dolu isterim geri derseniz ilk istemesinde erkekliğe bok sürdürmemek için yine de alır doldurur ama ikinci kez asla istemez.
  • arabasını isteyenleri kıramayan bir iş arkadaşım vardı.
    verdiği kişiler kaza bile yapıyor, tamir ettirmeden iade ediyorlardı. "ne var bu kadar büyütecek hasan abi, sanayiiye götür, yaptırıver." falan diyorlardı.

    bu arkadaşım arabayı başkasına vermemek için en kesin yöntemi uyguladı, arabasını sattı, bir daha da almadı.
    durumu da iyi, çift maaşlı bir aile.
  • arabayı ödünç verip, vermemek ayrı bir mevzu da esas benim takıldığım, ödünç araba almaya yeltenen kişi tipi. yani, bu nasıl bir cesarettir ki ödünç araba alıp, o sorumluluğu alabiyorsun? yani, çok acil ve hayati bir mesele olur, anlarım ama keyfi olarak buna yeltenmek, teklif edebilmek bile tuhaf.
  • kolay, hayır demeyi bileceksin bu kadar basit.
  • araba kimseye verilmez.
    araba kimseden istenmez.
    birilerinden araba isteyebilen insan ya cimridir, ya gurursuzdur, ya düşüncesizdir, ya sorumsuzdur, ya arsızdır, ya bencildir, ya da hepsidir. ama muhakkak içlerinden en az biridir.

    sadece başkalarından rahatlıkla araç istemesine bakarak bir erkeği/kadını bir çok açıdan(iş ilişkisi, ikili ilişkiler, arkadaşlık-dostluk vb) rahatlıkla eleyebilirsiniz.

    birilerini bu konuda reddederken mazerete ihtiyacınız varsa da açıkça "kusura bakma, ne senin olası bir sorunun sonuçlarını yaşamanı, buna sebep olmayı isterim, ne de kendim için bu gereksiz sorumluluğu alırım" deyin. ihtiyaçlı durumdaysa, maddi sıkıntıdaysa taksi parasını siz ödeyin gerekirse, meselenin para olmadığını da açıkça gösterin. sorumluluk duygusu herkeste default gelmiyor, bazılarına kırarak da olsa öğretilmeli.
  • bu bir görgü kuralıdır burada sorun arabayı vermeyen kişide değil, arabayı isteme cehaletini gösteren dalyaraktadır. hele ki hayır diyemeyen bir yapıya sahipseniz işler daha da zorlaşır. araba verilmez ve alınmaz bu bir kuraldır. bu durumda sizi cimri, arabasını bile vermekten aciz şeklinde ithamlarda bulunan kişileride sikin arkadaşlar. bunda gönül koyacak bir durum yok. araba is-ten-mez nokta
  • kimse kusura bakmasın, babam olsa vermem, en sevmediğim insan tipidir yancılar.
    git kirala kardeşim, kimse sırf samimiyiz diye sana arabasını ödünç vermek zorunda değil.