1. uzun bir yolun başlangıcıdır.

    1- hangi arapça'yı öğrenmek istediğinize karar vermelisiniz.

    * şöyle ki, kur'an'ın yazıya aktarıldığı ve bugün aşağı yukarı ufak tefek güncellemeler ve sadeleştirmelerle tüm arap dünyasında basın-yayın faaliyetlerinde kullanılan, dolayısıyla arap dünyasının lingua franca'sı konumundaki dili öğrenmek isterseniz, fusha* öğrenmek durumundasınız. ancak yöresel meraklarınız varsa, standart (fusha) arapça öğrenmekle yetinmeniz pek mumkün görünmemektedir. örneğin, bir arap'a adını sormak istiyorsanız, bu arapla fusha konuşuyorsanız "inte ma ismuke?" dersiniz. arap suriye ya da lübnanlıysa "şu smek?" olur soru, arap mısırlı ise "ismek eh?" diyeceksiniz. yok eğer daha batıya meraklıysanız, mağribi arapça'da ismin "esmitek?" diye sorulduğunu göreceksiniz.

    birkaç değişik örnek daha vereyim:
    örneğin "nasılsın" sorusu...

    fasih arapçada: keyfe haluke?
    levanten (suriye-lübnan) arapça: kiyfek?
    mısır arapçası: izzayek?
    tunus arapçası: şniya hwalek?
    cezayir arapçası: weş rak?
    fas (mağrib) arapçası: la bas? ya da ki dayer?

    2- arap yazısı gibi mucizevi ve zor bir yazıya kendinizi hazırlayacaksınız.

    * arap yazısı sesli harflerin yazılmadığı ancak kimi sessiz harflerin sesli harf numarası yaptığı bir yazıdır. bunlara medd harfi derler. aslında yazıda gösterilmeyen sesli harfleri uzatmaya yararlar. ancak aslında işi çok kolaylıştırır ve sanki sesli harf varmış gibi okumanıza imkan tanırlar. bunun dışında -bilindiği üzere- bu yazı sağdan sola yazılır ve harfler kelime içinde bulundukları yere göre -kısa bir göz aşinalığı edinme süresinin sonunda rahatlıkla tanınabilecek- değişik biçimlere bürünürler. yine de uzunca bir süre söylediğiniz sözcüklerin söylediğiniz gibi yazılmadığını, yazdığınız sözcüklerin ise okuduğunuz gibi okunmadığını farkedeceksiniz. moralinizi bozmayın. öğrenmeye başladıktan sonra çok keyifli gale gelecektir.

    3- oldukça tuhaf bir gramerin kucağına düşeceksiniz.

    * arapçada gramer tuhaflıklarla doludur. öyle ki gramer dahi kendi içinde sarfve nahiv diye ikiye ayrılır. semitik dillerin tümünde olduğu gibi, arapçada -dışarıdan gelen sözcükler hariç- bütün kelime, kavram, fiil ve dilbilgisi öğeleri -birkaç istiisna hariç- üç sessiz harften meydana gelirler. örneğin doğmak anlamına gelen "w-l-d" kökü, veled, valide, valid, mevlid, tevellüd, mütevellid, evlad sözcüklerini türetir. "h-k-m" kökünden, hakim, mahkum, mahkeme, hakem, muhakeme, tahkim, muhakkem ve daha bir çok sözcük türetebilirsiniz. işte bu "üç harflik kökten binlerce sözcük türetme" işiyle sarf ilgilenir. nahiv ise dilbilgisinin diğer kısmını inceler. zarflar, şunlar, bunlar..

    ** her şeyin bir cinsiyeti vardır. üstünüze doğru köpürmüş ağzıyla koşan köpeğe "hoşt" demek için o köpeğin cinsiyetini bilmek zorundasınızdır mesela. çünkü bütün fiiller o fiili çekime sokan şahsın cinsiyetine bağlı olarak çekilirler. bir yere siz gidiyorsanız başka, eşiniz gidiyorsa başka şekilde çekersiniz fiili.

    *** bu da yetmez gibi bir de arapçaya has bir tuhaflık hala korunur gramerde: "ikil çekim". bizler (türkçe konuşanlar) fiilleri ben, sen, o, biz, siz, onlar olmak üzere 6 farklı şekilde çekebiliriz. oysa arapçada bunun yanı sıra bir de "biz ikimiz, siz ikiniz, onlar ikisi" vardır. şimdi yukarı dönelim:
    eğer bir yere siz gidiyorsanız fiil başka çekilir, eşiniz gidiyorsa başka, ikiniz beraber gidiyorsanız başka, yanınızda kayınvalide/kayınpeder varsa başka.

    4- iyi bir gırtlağa sahip olmalısınız.

    * araplar, dillerinde dünyanın geri kalanından farklı bazı harfler barındırırlar ve bunları övünerek kullanırlar dünyanın geri kalanına nisbet yaparcasına. bu harflerin seslerinin çıkarıldığı yerlere mahreç (çıkak) denir. sizde o mahreçler olmadığı için ya da çocukluğunuzdan beri bu dili konuşanları dinleyip izlemediğiniz için muhtemelen o sesleri "tam anlamıyla" hiçbir zaman çıkaramayacaksınız. ama moralinizi bozmayın. düz gidin. araplar sizi anlayacaklardır.

    ** örneğin arapçada 4 tane bizim dilimize "z" olarak aktarılabilecek ses vardır. bunlardan birini telaffuz edebilmek için dilinizi altdişlerinizin arasına yerleştirip "l" (le) sesi vermeniz gerekir. s'ler 3 tanedir. sin, normal bir s'ye en yakın s sesidir. sad ise bir eziyettir. ne kadar uğraşırsanız uğraşın bir arabın tonunu yakalayamazsınız. yani yakalarsınız elbet de, epey sıkar canınızı. "se" harfi ise ingilizce'deki "th" gibi söylenir. o yüzden arapların ümmü gülsüm'e "umm kelthum" dediklerini duyarsınız. gayn sesini çıkarmak içinse fransızca'nın r'sini ya da yunanca'nın gamma'sını taklit etmeniz yararlı olur.

    *** kelime içinde durak veren harf ve işaretler ise işin cabasıdır. örneğin "müellif" sözcüğünü biz ne güzel okuduğumuz gibi yazarız. oysa ki arapların yazdığı haliyle "mulef" okumak mümkündür. bunun sebebi "hemze" denilen, tanınmamak için kılık değiştirmiş bir elif'tir. durup dururken kelimenin herhangi bir yerine gelerek "durak" verir. durak verdiği yere bir de sesli harf ekler o nedenle "mewlef, mulef" okunabilecek "muellif" oluverir. bir de tabii "ayn" var. ayn gırtlağın en tuhaf yerlerinden çıkan bir sesli harf iteceğidir. kendi başına bir sesi var mıdır yok mudur onu fonetikçiler söylesin ama varsa da çıkarması eziyetlidir. (şahsi bir not düşeyim en sevdiğim harftir.) işleri benim karıştırdığımı düşünmeyin ama arap dünyasının büyük bir kısmında kaf harfi de bir durak olarak okunur. yani araplar kaf'ı günlük yaşamda (kendi arapçalarında) k ya da q olarak okumazlar. örneğin şam'ın merkezindeki bab tuma'nın bir adı da medinet'ül-kadime (eski şehir)'dir, oysa bunu bir suriyelinin ağzından medietil 'adime şeklinde duyarsınız.

    bütün bunlara rağmen hala öğrenmek istiyorsanız işin sırrını en sonda vereyim. öğrenebileceğiniz en eğlenceli en mucizevi dillerden biridir. illa kuran okumak zorunda değilsiniz ya elbet sizi de çekecek bir şey yazmıştır 400 milyonluk arap dünyası, gelmiş geçmiş milyonları arasında. hadi kolay gelsin.
  2. ingilizce ogrenemeyen arap arkadaslar/is arkadaslari yuzunden baslanmasi gereken ilk sey. diger yollar sadece zaman kaybi.
  3. bir "yabancı dil" öğrenme faaliyeti olarak görenler çarpılır. bu memleketin insanı için, günlük hayatta zaten kullanılan kelimelerin esasen arapça olduğunu fark edip şaşırmak için vakit ve para harcamaktır. unutturulanı hatırlama çabası diyelim.
  4. bugün konuştuğum bir pakistanlının iddiasına göre çok kolaydır. hatta arapça dünyanın en kolay öğrenilebilen dilidir ve kuran bu yüzden bu dilde dünyaya gönderilmiştir.
  5. cemil meriç'in kültürden irfana'sındaki bir yazının adı.
    (syf.: 279-281 ; insan yayınları ; istanbul, 1996)

    --- alıntı ---

    ömer faruk, bir amerikan üniversitesinde hoca. konusu: islamiyet. çeşitli mabetlerde dolaştıktan sonra, hidayete ermiş. koyu ve inanmış bir müslüman. vahdet düşüncesine bir parça da spinoza’dan gelmiş. fakat asıl mürşidi: malcom x. deli mi, dâhi mi, bilmiyorum. muhakkak olan şu ki bir amerikan üniversitesinde hoca. hayatını ilayı kelimetullah’a vakfetmiş, hiç de abuk sabuk konuşmuyor. islâm’ın insanlık için tek kurtuluş olduğuna inanıyor. çağımızın şaşkın aydınlarına seslenirken protestan bir amerikalının bütün kültür mirasına dayanmaktadır. yani bu çiçeği burnunda müslüman, geri kalmış ülkelerin şapşal aydınlarından çok farklı. politika, karar vermek mevkii, diyor. müslüman politikanın dışında kalamaz. ve sözde müslüman ülkelerin gençliğine tavsiyesi “arapça öğreniniz”. mekteplerinizde arapça okutulmalı. kendisi, islâm fıkhı üzerine çalışmaktadır. ismini bile bilediğim birçok islâm fakihinin çağımız insanına yol göstereceğini iddia etmektedir. 1980’de neşredilmiş nefis bir mülakattan öğreniyoruz bunları. konuşmayı yapan erzurum üniversitesinde bir asistan. kaç kişi okumuş, kaç kişi üzerine düşünmüş. allah’a malum!

    kimsenin bilgiye, tefekküre, tarihe tahammülü yok. marx, tadsız ve ukala bir yol arkadaşı. onun yerini debray’ler, che guavera’lar aldı. silahı kapınca belli cinayetler işleyecek, kurulu düzeni serseme çevirecek ve kaşla göz arasında iktidara kurulacaksın. sol’un bu aceleciliği müslüman gençliğini de yakalamışa benziyor. iran’daki inkılap da, güney amerika’daki ayaklanmalar gibi meccani bir zafer sağlayacak ve bütün insanlık takdir-i ilahi sayesinde islâm’ın üstünlüğünü temsil edecekti. aynı sihri düşününce, sosyal meseleler önünde aynı şuursuzluk. anlamak istemiyoruz ki hiçbir zafer bedava kazanılmaz. mucizeler çağında yaşamıyoruz. çetin ve sıkıntılı hazırlıklara ihtiyacımız var. iran veya turan veya güney amerika, uyanıkken görülen birer rüyâdır. hiçbir inkılâp birikimsiz olmaz. hiçbir inkılâp bir ithal metâı değildir.

    ne kadar yazık! bir ömer faruk’un irfan ve iz’anı ile yarını kuracak müslüman gençliğimizin idraksizliğini mukayese edince, yüzümüz kızarıyor. ömer faruk islâm’ı tanımak için ilk adım arapça öğrenmektir diyor. bu ihtiyacı duyan kaç türk aydını var? bırakın arapça öğrenmeyi, osmanlıcadan ne haber? 1917’lerde istanbul darül fünûnunda arap edebiyatı okutulmuş. bağdatlı müderriszade mehmet fehmi efendi derslerini “arap edebiyatı tarihi” adıyla yayımlamağa başlamış. cahiliye devrini ele alan birinci cilt dokuz yüz sayfalık bir hazin. kapağını açan kaç kişi var? hazretin hal tercümesini hiçbir yerde bulamadım. üstat bizim görmemize, okumamıza imkan olmayan başlıca me’hazları taramış. bir huart’dan, bir blachére’den daha büyük bir selahiyet. humeyni’nin beyanatları varken fehmi efendiyi kim okur? william jones’un muallakat tercümelerini düşünüyorum. edward said’in ithamları geliyor aklıma: oryantalistler ajandırlar. belki doğru. ama neyin ajanı? adam farsçanın zamanımıza kadar muteber bir gramerini fransızca olarak kaleme almış, nâdir şah tarihini voltaire’in diline kazandırmış. osmanlı edebiyatının iran ve arap edebiyatları içinde çok orijinl bir yeri olduğunu delilleriyle isbat etmiş. ajan bu mu? biz yarım asır önce yazılan bir “arap edebiyatı tarihi”nden habersiziz. ne imrul kays’ı tanıyoruz, ne sûk ul ükkaz’ı. ajan biz miyiz acaba, batılılar mı?

    sol’un yerli şeyhülislamları saint simon’u okumayınız diye fetvâlar ısdâr eder, sağ m. şemseddin’in “islâmda tarih ve müverrihler”ini unutturmaya çalışır, fehmi efendi’nin abide kitabı unutulur ve unutturulurken bu ölü kalabalığın tecessüsünü hangi israfil sûru canlandırabilir. ömer faruk elbette ki dikkati çekmez.

    burke hakkındaki makaleyi çevirirken bunları düşünüyordum. burke, kendini korumak isteyen bir dünyanın peygamberi idi. yaşıyan ve yaşıyacak olan bir dünyanın. tutucu imiş. sevsinler tutuculuğu! burke’ün dediği gibi, can-ı gönülden yapılan her şey güzeldir. biz hiçbir şeyi can-ı gönülden yapmıyoruz. onun için davranışlarımızda ciddiyet ve samimiyet yok. acaba harfler değişmese, netice çok mu farklı olurdu? birim yokluğunun bütün günahını harf inkılâbına yükleyebilir miyiz? sanmıyorum. cezmi ertuğrul’un “dil ve edebiyatı” ile fehmi efendinin “tarih-i edebiyat-ı arabiye”si aynı yılda yayımlanmış. osmanlı büyük bir savaş içindedir. her iki eser de yankı uyandırmadan yok olup gitmiş. pekiyi, 28’lere kadar kimse eğilmemiş mi bu kitablara? cezmi ertuğrul da fehmi efendi de tanınmamış birer insan. birincisi intihar etmiş, ikincisinin akıbeti meçhul. erol güngör’ün hicretin 1500. yılı münasebetiyle yayımladığı kitap henüz hiçbir yankı uyandırmadı. samiha ayverdi’nin “kölelikten efendiliğe” adlı risalesi de unutulup gitti. türk toplumunun sıfat-ı kâşifesi kadirşinaslıktır. türk toplumunun ve ölüme mahkum bütün kavimlerin.

    --- alıntı ---
  6. arapça bir başka güzel gelir kulağa... büyüleyicidir... insanın içinde durdurulamaz bir öğrenme isteği uyandırıyor. en azından bende öyle oldu. tutkuyla kursa yazıldım. daha yolun çook başındayım. amma velakin azimliyim. bu karmaşık dilin üstesinden gelmeye kararlıyım.

arapça öğrenmek hakkında bilgi verin