şükela:  tümü | bugün
  • çok popüler yeeaa diyip okumadığım amin maalouf 'un en sonunda okuduğum tek kitabi, iyi de oldu çok güzel oldu.

    kitabın son söz kısmından alıntı;
    haçlı seferleri dönemi avrupa açısından hem ekonomik hem de kültürel alanlarda tam bir devrim başlatırken, doğuda bu kutsal savaşlar ve karşılığındaki "cihat", uzun yüzyıllar sürecek bir gerilemeye ve aydınlık düşmanlığına yol açar. her taraftan kuşatılan islam alemi kendi kabuğuna çekilir. ürkekleşir, hoş görüsünü yitirir, savunmaya çekilir, kısırlaşır; gezegen çapında evrim sürüp müslümanlar kendilerini bu gelişmenin iyice dışında kalmış hissettikçe de söz konusu tavırlar kökleşir. bundan böyle ilerleme, "öteki" anlamına gelmektedir. modernizm "öteki" dir. kendi kültürel ve dinsel kimliğini batı 'nın simgelediği bu modernizmi yadsıyarak ifade etmek zorunlu muydu? yoksa tam tersine kimliğini kaybetme riskini göze alıp kararlı bir biçimde modernleşme yoluna girmek mi gerekirdi? ne iran ne türkiye ne arap dünyası bu ikilemi çözmeyi başarabildi; bugün hala cebri batılılaşma evreleriyle, yabancı düşmanlığı rengine de bürünen aşırı gericilik evrelerinin birbirlerini, çoğunlukla da şiddet yüklü birbiçimde izlemelerinin nedeni ise bu çözümsüzlüktür.

    orjinal adı için;
    (bkz: les croisades vues par les arabes)
    çeviren ali berktay, yapı kredi yayınları
  • les croisades vues par les arabes kitabının türkçe çevirilerinden birinin adı.
    ali berktay'ın görece daha iyi olan bu çevirisini tercih etmeli. en azından haritalı.

    aslında amin maalouf için pariste yaşadığından batılı dersek, kitap için belkide "arapların gözünden haçlı seferlerinin batılı gözüyle derlenmesi" denebilir.
    bu anlamda türkleri de farklı bir gözle inceleyebileceğinizi söyleyebilirim.
    müslüman türkler için bildiğimiz pek çok şeyi tekrar değerlendirmek lazım.

    kitabı okurken aklıma şavaş oyunları geldi zaman zaman, türkleri savaş taktikleri açısından da anlatmış kitap ne kadar doğru ne kadar yanlış, ama farklı bir gözle. düşmanı pusuya düşüren, baskın yapan, meydan savaşına pek giremeyen, düşmanın yollarındaki suları zehirleyen, atlı-okçularla vur-kaç yapan...
    gerçeklik payı ne kadar bimem ama türklerde bi horse archer kavramı var evet, böyle vurup vurup kaçan düşmanı sinir eden...
    ne de olsa rome total war, medieval total war'dan bilmekteyiz.
  • (bkz: böl ve yönet)

    batının 900 yıl sonra dahi amaçlarının değişmediğini gösteren kitap. peki doğu değişti mi? tabii ki hayır.. (bkz: özgür suriye ordusu) (bkz: suriyeli kürtler) (bkz: müslüman kardeşler)
  • din eksenli ittifakların tarihte tek gerçek olmadığını, çıkar ilişkilerinin ise her durumda belirleyici olduğunu çok net bir şekilde gösteren amin maalouf kitabı.

    frenkler de müslümanlar da fazlasıyla bölünmüş ve her parça diğer parçanın güçlenmesini engelleyici ittifaklar arayışında. şam ile halep şehir devletleri ve beyleri dukak ile rıdvan -her ikisi de müslüman türk liderler- birbirlerine karşı frenkler ile kolaylıkla ittifak yapabiliyorlar.

    entrikada son nokta için ise, fatımi veziri şaver demek yeterli olur. bu vezirin entrikalarını bizim dizi senaristleri incelese, biraz da aşk hikayesi kitleyip 10 sezonluk dizi çıkarırlar herhalde.
  • içindeki gerçek hikayeler / olaylar / entrikalar game of thrones a 10 basar. kılıçarslan ile başlayıp baybars ile biter. kahire antakya bağdat üçgeni arası geçer genel olarak, az biraz anadoluya uğrar.
  • kitaptaki en dikkat çekici noktalardan bir tanesi de ; arap tarih yazıcılardan bir tanesinin tespitidir.

    "frenkler cahil bir topluluktur. eşlerini kıskanmazlar, hastalıkları iyileştirmesini bilmezler, yemekleri kötüdür vs. dedikten sonra ekliyor ;

    ama bunların adalet anlayışı farklıdır. bizde kadı'nın nerede ise sonsuz yetkisi varken bunlarda kralların, şövalyelerin aldıkları kararları değiştirme yetkisi yoktur" diyor.

    gücün pay edilmesinin tespit etmiş adam, bir de yazmış bunu kitaba. araplar ve bizimki okumamış ama.

    daha geniş bir zamanda gelip uzun uzun överim bu kitabı ben.
  • islam dünyası'nın bölünmüşlüğünün, iç çekişmelerinin ve ortadoğu bölgesinin savaş durumunun günümüze özgü olmadığını ; 11. asırda da aynı şekilde olduğunu gösteren kitap.

    --- spoiler ---

    sultanlar aralarında anlaşamıyorlardı. işte bu yüzden frenkler ülkeyi ele geçirebildiler.

    -- spoiler ---
  • --- spoiler ---
    bir gün selahaddin yorgundu ve dinlenmeye çalışıyordu; o sırada memluklarından biri yanına gelip imzalanacak bir evrak uzattı. ''şimdi bitkinim'' dedi sultan, ''bir saat sonra gel!'' ama adam ısrar etti. ''efendi imzalayıversin!'' diyerek kâğıdı neredeyse selahaddin'in burnuna soktu. sultan, ''yahu mürekkep hokkam yok yanımda!'' diye cevap verdi. selahaddin çadırının girişine oturmuştu ve memluk içeride bir mürekkep hokkası olduğunu fark etti. ''işte hokka orada, çadırın dibinde'' dedi; yani selahaddin'e gidip hokkayı almasını söylüyordu. sultan şöyle bir döndü, hokkayı gördü ''vallahi doğru söylüyorsun, oradaymış!'' dedi. sonra geriye doğru uzandı, sol koluna yaslanıp sağ eliyle hokkayı aldı. sonra da evrakı imzaladı.
    --- spoiler ---
  • amin maalouf'un bir tarihçinin özellikle de ortaçağ üzerine ilgi duyan veya çalışmak isteyen birisinin muhakkak okuması(not defteriyle beraber) gereken bir kitabıdır. şahsi fikirim kronolojik tarih yazımında zirvedir. zira olayları kronoloji dikkate alarak farklı coğrafyalara da girerek anlatması ancak bunu yaparken sadece büyük tarihi vakaları değil büyük halk dramlarını anlatarak yapması önemlidir. yine sadece arapları değil bölgeyi etkileyen türk-fars-kıpçak gibi asker, beylere, hatta coğrafyalara da değinmesi önemlidir.

    açıkçası kitabı okumadan önce arapların yaşadığı dramdan ibaret olacağını düşünüyordum. ve evet haçlıların insan pişirip yediği(bizzat hristiyan kaynaklarından örneklerle açıkladığı) gibi unsurlarla bu konuda haklılığımı dile getirse de arapların basiretsizliğini, kendi koltuğu için beylerin haçlılarla iş birliği yapışını, halkın isyan etmeyişini vs. anlatmada çok büyük bir eleştiriyle hem de hiç görmediğim sertlikte yapmasıyla beni epey şaşırttı.

    yazarın hayranlıkları ve yerden yere vurduğu beyler; yazar için bazı hatalarını anlatasa da yağısıyan, nurettin zengi ve selahattin eyyübi çok farklı konumdadır. zira tehlikenin önemine en çok onların dikkatli davrandığını belirtiyor. memlük komutan ve hükümdarlarına da hakeza öyle hayranlıkları var. ancak kukla halifelere de epey giydirmiş, hatta selçuklu hükümdarları ve anadolu beylikleri de nasibini alıyor yer yer. eleştirilerindeki en önemli husus birbirleriyle mücadelede haçlılara olandan daha sert ve cevval olmaları. haksız da değil.