şükela:  tümü | bugün
  • agri dagi'nin eski adi.
  • atom egoyanin gedikli oyuncularindan elias koteas, arsinee khanjian ve bruce greenwood bu filmde oynasalar da, bu christopher plummerin egoyan'la ilk calismasi.
  • iki zirvesi vardır ağrı dağının, eskiden büyük olan zirveye masis, küçük olana sis, ikisine birden ise ararat denirmiş.
  • arto tuncboyaciyan'in soundtracki icin duduk caldigi film.
  • elestirip kendimizi yormak yerine bizimde turk versiyonunu 'agri' adi altinda yapip misilleme yapmamiz gereken film(bkz: oyle enseye boyle tiras)
  • system of down'dan vokalist serj tankian tüm fanlarını bu filmi görmeye çagiriyor...

    yok olmayacak... herkes arka bahcesinde bir mezarlik oldugunu kabullenmedikçe zor birbirimizi kucaklamamiz...
  • ermenistan'da üretilen bir likör markası, üstünde kiril harfleriyle apapat yazar...
  • ermenistan 1. futbol ligi'nde bir takım. tam ismi ararat yerevan'dır.
  • gidilip gorulunce guzel film olmus, egoyan yine konusturmus sanatini hisleriyle insani dolduran ama film icindeki filmin icerdigi savas ve vahset sahneleriyle insanin* icini buran film.. degisik zamanlardan bir suru hikayenin icice verilmesi senaryoyu da filmin etkisini de guzellestirmis.. filmi inanma, dogruyu yalani (ozellikle de gercekleri dogrulayacak taniklarin yoklugunda) ayirt etme, herkesin kendi hikayesini yaratmasi surecleri uzerine kocaman bir not olarak da gorebiliriz ki ben gordum.. hikayeni dogrulayacak kimse yok.. nasil inanicam ben sana? inanmayi sectim mi evet sectim.. ha bir de soundtrack guzel mi guzel tanidikligiyla da insani icinden cikilmaz bilumum sorularin kucagina atiyor ne oldugunu anlamadan..
  • "imdbmi okudum bekliyorum" mottosunu şiar edinmiş bir sözlük yazarı olarak bir hışımla kurcaladım ki, bir çoğumuzun gediklisi olduğu trivia bölümünden ne bana yazacak, ne de başkasına satır satır tercüme edilecek materyal yok imiş. bu yüzdendir ki üşenmeyeyim kafamda oluşan tanım ya da örneklere uzanayım dedim, yazdıklarımı da sırasını dahi değiştirmeden simültane tercüme edecek kalas hassasiyetinde "meslek" erbabına havale ettim.

    atom egoyan'ın evvelki filmlerini izlememiş, ve muhtelif kaynaklardan gıyabında yapılan "yaramaz film, artsy fartsy yönetmen" eleştirileriyle yetinmiş birisi olarak söylemeliyim ki film, filmden de çok atom un üslubu beni çok şaşırttı (ama büyülemedi). atom daha açılış sahnesinden "öyle bir film yapacağım ki böyle fırça darbeleriyle, yanan dönen boya dokunuşlarıyla bu filmi nakış gibi işleyeceğim" demiş, kendi kendine verdiği sözü yerine getireyazmış.

    hasbel kader sinema bölümünde okuyup da hocasından "bu filmden şöyle bir anlam çıkarınız" şeklinde fars cüzlü emirler almak dışında senaryo yazıp, çekmeye gayret etmişler bileceklerdir: kıçı başı 3. kişi ve topluluklar tarafından iyi bilinmeyen bir tarihi hadisenin (taraflı) anlatımında dokümanter havasına girmeden detayları vermek zor iştir, dertli uğraştır. atom egoyan da senaryosunu yazarken hem dokümanter hem de propaganda tadında bir eser yapmamak, mevzuyu ermeni katliamı ölçeğinde bırakmamak için "film içinde film" çözümünü bularak benden 5 brownie puanı (tercüme ediniz) toplamayı bilmiş. katliam anatemasından bağımsız gibi görünen kişilerin hayatlarını birbirine harmanlayacak kadar vakti ve prodüksiyon desteği bulunan atom egoyan bulunduğunuz perspektife göre yeniden çekillenebilen bir hikaye yazmayı bildiği için filmi de konu ettiği hadiselerden bağımsız, güçlü bir film olabilmiş.

    peki ne yapmış film içinde film numarasını satabilmek için ? öncelikle propaganda temasına yakın duran, abartı ve taraflılığa meyilli grafik içeriği olan sahneleri charles aznavour un yönetmenliğini yaptığı bir filme mal etmiş. türk askerleri kadınları süngüden geçirirken, "rahat dur la gahbe" diyerek tecavüz ederken görünen her "aykırı" sahne edward seroyan isimli fiktif yönetmenin sanatsal seçimlerine mal edilmiş. güzel bir örnek de koymuş egoyan: filmin bir sahnesinde tarihsel isabet yüzdesini kontrol eden sanat tarihi hocası van'dan ağrı dağının görülemeyeceğini söylüyor, prodüksiyon amiri de "o kadarını da biz uyduracaz artık, sanatçı ehliyeti" diyerek geçiştirebiliyor. yani böylesine bir "olacak o kadar" ruhlu "sanatçı ehliyetinin" aktive olduğu bir film içi filmin isabetliliğini de sorgular gibi yapmış atom egoyan.

    bu film içindeki filmi bir kenara yallahlarsak, diğer temalar olan ana oğul; sevgili/kardeş; yönetmen, oyuncu; gümrük memuru/kaçakçı; yaratan ve çeviren ilişkileri ustalıkla senaryodan nakledilmiş.

    bu noktada kafası çalışanlar soracaktır (çalışmayanlar tercüye devam edebilirler) "e amına goduum hani film tam olarak başarılı değil idi? övmüşsün arşüalaya çıkarmışsın?". hay hay izah edeyim. film başarılı değildi, zira ağır dağı (ya da ararat) etrafına kurgulandığı isminden belli olan bu filmde yönetmen ve yazar film içerisinde kendi kendine sorduğu soruları kendi kendine yanıtlamıyor gibi yapıp yanıtlıyor, yanıtladıktan sonra geri alıyor, geri aldıktan sonra tekrardan "benim bir doğrum var" diyebiliyordu. en sonunda ekrana süperempoze yazısında ise "bu filmdeki tarihi olayları usher ın kişisel güncesinden, tanıklığından derlenmiş kitabına dayattık" diyebiliyordu.

    öncelikle film eğer tarihin ve doğruların ispatlanamazlığı ya da ispatın iyi niyet karinesine dayandırılması esasında makarada dönüyor idiyse neden bu kadar tiriviriye yer vardı? usher eğer anılarında hadiseden bağımsız 3.kişi olarak sallamıyorsa, yalan söylemesi de iyi niyet karinesi esasına göre düşünülemezdi. e o zaman çoktan seçmeli bir "o da var ama bu da var" gösterişiyle filmin asıl mesajına neden sis makinesi efekti verildi? bunu ben anlayamadım, anlamak mümkün değil diyemiyorum.

    yok eğer filmin konusu hikayede nakledilen karakterlerinkine benzerlik gösteren bir adet ispatı namümkün hadisenin bugünün selahiyeti için artık defterlerden silinmesi ise ermeni/türk ayrımında taraf olan türklerin de gerçek anlamda bir söz hakkı bulunması gerekmez miydi? kişisel boyutta yıkıcılığını ispatladığı "tilkinin kuyruğu suya değdu, değmedu" anlaşmazlığının ulusal boyutta insanlara ne kadar zarar verebileceğini ispatlamak için eğri ya da doğru türk siyasi ve sosyolojik perspektifi karşıt unsur olarak sunulamaz mıydı? türk tarafının savunmasını içerebilecek diyalektik adına tek kısım yarı türk bir amerikalı aktörün "geçmişi unutalım bugünlere bakalım, türk de ermeni de sikimde değil" veryansınları olduktan sonra ararat ın çok katmanlı, düşübnmeye sevkeden bir film olduğunu iddia etmek mümkün olabilir mi?

    atom egoyan eğer sahip olduğu süre içerisinde bu kadar çok bas bariton söylemi içermeye çalışmasa idi belki stili ile oturmuş yönetmen kimliği ve hikayeciliği ile herkesin bir tad alabileceği bir eser meydana getirebilirdi. oysa ki herkesin anırırcasına önemli mesajlar, doktrinler, söylemler verdiği bu filmden yüreklerimizin kulakları sağır olarak çıkmak durumunda kaldık.

    aklımızda yankılanan en net ses ise türk askerlerden birinin söylediği
    "memlekette tek bir gavur bile galmayacahk!" sloganı oldu.

    buna karşın benim getirdiğim slogan ise cenan akın bestesine uyduruldu sayın okuyucu:
    "biz imdb (dvd bonus materyal) genciyiz hoyra hira hira heeeey, sesimiiiiiz onun sesiii hoyra hira hira heeey"