şükela:  tümü | bugün
  • takriben 100 dakikayı aşan filmlerde daha sık hissettiğim; benim de, tahmin ediyorum başkalarının da (muhtemelen sessiz, hatta belki sinmiş bir çoğunluk?) - sinema salonunda film izleme keyfini baltalayan durum. her ne kadar entelektüel şiddet gibi kendimce bir tanımla bu durumu ifade etmem, belki biraz ağır tınlasa da, yerinde olduğunu düşünüyorum.

    neden mi?

    misal bu kış 120 battements par minute’ü merakla beklerken, başka sinema’da gösterileceğini öğrendikten sonra, derin bir hayal kırıklığına uğrayıp son ana kadar hep erteledim. sonra dayanamayıp gittim tabii. (ki iyi ki de gitmişim. görmediyseniz görün muhakkak)

    filmlerin sürelerine dair, üstelik de dikkat eksikliğinin/dağınıklığının alıp başını gittiği bu çağda, bir alıp veremediğim yok takdir edersiniz ki. fakat varlığına minnettar olduğum(uz) başka sinema’nın festival ruhunu korumak için arasız film gösterme konusundaki kararı yer yer ters tepebiliyor işte.

    bir kere bu kadar süre koltukta oturmak sağlıklı değil! hele hele benim gibi, ofiste bile her 40-45 dakikada bir etrafta dolaşarak kan dolaşımını normale sokup, tekrar çalışmaya dönen, yani sağlık bilinci geliştirmeye çalışan bireyler için hiç değil.

    öte yandan kapkaranlık bir salonda, izlenen film ne kadar nitelikli, önemli, ödüllü, şaheser ve/veya sürükleyici olursa olsun, kapana kısılmış gibi hissetmek, klostrofobik hissiyatlara gark olmak mümkün. hayır, sonra niye sıkıldık? sanat filmleri şöyle sıkıcı, böyle sıkıcı... acaba???

    dahası işin konsantrasyon kısmı var. temiz havadan, gün ışığından uzak geçen ve zamanın izafiliğini yüzümüze bir tokat gibi çarpıp belimizi ağrıtan; hele hele etiler cinemapink’de filan 30 lira verilmediyse, ne bileyim destek için butik yerler seçildiyse, o daracık salon ve koltuklarda film izlemek nasıl bir işkence! (güzel örnekleri tenzihle.) insanlar iki büklüm oluyor bir müddet sonra. farkında mısınız?

    arasız film gösterimi sağlıksız demiştim, değil mi?

    ama ne? yedinci sanata saygı!

    bitti mi sanıyorsunuz? hayır! kesinlikle hayır! yine "insan" sağlığı açısından değerlendirirsek, ben mesela günde 2,5 litre su içen bir insanım. e haliyle bilmem kaç dakikalık süre zarfında tuvalet ihtiyacımı da gideremiyorum! bir çiş, palmiyeden daha mı önemsiz yani? peki ya benim böbreklerim? yazık değil mi bana? sen olmazsan, ben olmazsam bu filmleri kim izleyecek?

    en son geçtiğimiz gün martı filmini izlerken resmen çişimi tutma stresinden filmden koptum, keyfim kaçtı, bitsin artık diye yalvardım yahu!

    hayır, on dakika ara neden bu kadar sorun ki? cidden aydınlatıverin. bu politikanın temeli, sebebi ve tabii ki geleceği nedir?

    oysa mola güzel şeydir.

    hani ya işte, belki ihtiyaçlarını giderir, mümkünse ve canın istiyorsa bir temiz hava, gün ışığı alır, ne bileyim sevgilinle, arkadaşınla filan geldiysen, filmin mini bir kritiğini yapar sonra tekrar filme dönersin?

    kitapları istediğimiz zaman, istediğimiz yerde okuyabiliyorken, oyunları yine aynı şekilde iki perde izleyebiliyorken… bu ısrar, neden, niye?

    başka sinema duy sesimi!

    on dakika arayı çok görme yahu?
  • sinema salonunda olmasan telefona odaklanacaksın, filmin ortasında kalkıp yürürsen de dikkatini kaybedeceksin.
    millet orasını burasını yırtıp film çekiyor ve sen 1-2 saatini ayıramıyorsun.
    üstelik sanat filmleri 1 kere izlenmez, özellikle sürreal sanat filmlerini 5er 10ar defa izlemek gerekiyor.
    günümüz insanı artık normalden fazla sıkıldığı için bu tür kültürel kazanımları elde etmek zaman ayırma probleminden dolayı zorlaşıyor
    belki senlik değildir sinema?