şükela:  tümü | bugün
  • pili bitmek üzere olan alman ordusunun ya herro ya merro diyerek, kar yağışını fırsat bilip, 1944 sonunda batı cephesinde müttefik güçlerine yaptığı taarruz.

    2.dünya savaşının sonuna gelinmektedir. alman ordusu bitik vaziyettedir. elde avuçta aktif kullanımda 100 civarı uçak kalmıştır. kalanları yakıtsızlıktan uçamamaktadır. doğu cephesi daha şiddetli çarpışmaları barındırdığından bu uçaklar ruslara karşı kullanılmakta, batı cephesinde ise luftwaffe uçurtma uçurmaktadır.

    ruslar bagration harekatından sonra polonya'nın doğusuna kadar gelmiş fakat ondan sonra balkanlara yöneldiğinden doğu cephesinde bir kaç aylık sessizlik durumu hakim olmuştur. bunu fırsat bilen almanlar zırhlı birliklerini batı cephesine kaydırıp müttefiklere saldırmaya karar verirler.

    aylardan aralıktır ve kar yağmaktadır. abd ve ingiliz uçakları bu yüzden uçuş yapamamakta en büyük kozları olan hava gücünden mahrum şekilde havanın düzelmesini beklemektedirler. gerd von rundstedt ve walter model komutasındaki alman batı ordusu, bütün bu durumları fırsata çevirip saldırıya geçerler. hava kuvvetlerinden yoksun müttefik ordusu çöker ve cephe kabak gibi yarılır. müttefikler şokta almanlar ise zafer sarhoşluğu içindedir. amaç belçika'da bulunan antwerp limanını ele geçirip müttefiklerin lojistik hattını felç etmek ve uzun bir süre saldırıya geçmelerini engellemektir.

    almanlar saldırının başarılı olması neticesinde bir anda kendilerini belçika'nın içlerinde bulurlar ve ilerlemeye devam ederler. bu esnada alman komandolarda casus olarak müttefiklerin içine sızıp bir darbe daha indirirler.

    tüm müttefik ahalisi büyük bir şok içindeyken, müttefik orduları komutanı eisenhower kendince çok doğru bir saptama yapar ve alman saldırısının uzun sürmeyeceğini fark eder. kuşatılmış askerlerine siper kazıp almanları oyalamasını emreder. bu alman taarruzunun sıkıntıya düştüğü ilk durumdur. ikincil olarak ise saldırının başarısıyla tanrının kendisine işaret verdiğini düşünen adolf hitler, planın hedefini değiştirip paris'e ilerlenmesini emreder. emreder ama alman tanklarının paris'e gidecek kadar akaryakıtı yoktur.

    bu kargaşa içinde geçen bir kaç haftadan sonra kar yağışı sona erer. ne kuşatılan müttefikler teslim alınabilmiş, ne antwerp ele geçirilebilmiş ne de hitler'in paris emri gerçekleştirilebilmiştir. havanın düzelmesiyle müttefik hava gücü almanların üstüne çullanır. alman birlikleri kurtarabildikleri kadar tankı kurtarıp almanya'ya geri çekilir ve taarruz sona erer.

    ardenler taarruzu almanların son stratejik saldırısıdır. müttefikleri kısa süreli bir felce uğratmaktan başka bir işe yaramamış olsa da müttefik askerleri ve komutanları üstünde çok ciddi travma yaratmıştır. almanlar için ise kaybedilen birlikler yüzünden batı sınırını koruyan siegfried hattı ciddi biçimde zayıflamıştır. taarruz boyunca müttefikler ve almanlar 90 biner asker kaybetmişlerdir. (ölü, yaralı, esir, kayıp)

    ayrıca bu taarruzla ilgili ekşi sözlükte bulunan bir diğer başlık için;

    (bkz: battle of the bulge)
  • (bkz: bastogne)
  • bu savaşı çok iyi tahlil etmek gerekir.

    bu muharebe sürecinin en belirgin özelliği, yönetsel anlamda şahsi ihtirasın ve akıldan kopmanın doğurabileceği sonuçların ne kadar travmatik olabileceğidir kanaatimce.

    evet irrasyonel kararlar. üstelik bu irrasyonel kararlar, rasyonal tutumun ana vatanı olan almanya'nın kaderine doğrudan tesir ediyor.

    hitler denilen karakter neden almanya için çok kötü bir seçimdi. çünkü almanya'nın sosyal genlerine aykırı bir karakterdi. çünkü irrasyoneldi.

    şimdi ardenler muharebesinde durumu masaya yatıralım.

    onlarca kolorduyu iyi kötü ana vatana çağırmışsın ve kilometrelerce uzunluğunda bir tank tahkimatı yaratıp düşmanın karşısına dikmişsin.

    sahada çok başarılı feldmaraşellerin var. walter model, hasso von manteuffel, gibi…

    düşman hatlarını bozmuşsun ve bu bozulmayı fırsat bilip yavaş yavaş çemberi daraltıyorsun, onbinlerce müttefik askerine tiger tanklarıyla ve 100k üstü piyadeyle yaklaşıyorsun.

    almanlar operasyou uzun süre devam ettiremezdi iddiasına kesinlikle katılmıyorum. ilk aşamada gelen parlak zaferle montgomery ve bradley birliklerine hürtgen ormanı muharebesinden çok daha büyük bir fatura çıkarılabilirdi. düşünsenizde birkaç ay önce 50k amerikalı birkaç ay sonra 100 k amerikalının ölmesinden bahsediyorum.
    bu moral motivasyonla alman savaş endüstrisi çarkını daha güçlü çevirir ve bir anda kaybedilen savaşın momentumu güçlü bir şekilde almanlar'ın eline geçebilirdi. abd’nin avrupa içine atom bombası atması mümkün olmadığından ya bir ateşkes antlaşması ya da nihai bir savaş sonu antlaşması gündeme gelebilirdi. almanlar zaman kazanırsa ne yapardı? savaş sonunda üretip havaya saldığı jet motorlu messerschmidt’lerle luftwaffe havayı müttefiklere karartır ve dengeler altüst olurdu.

    peki hitler ne yaptı? mükemmel bir blietzkrieg örneğini, bütün kuvvetleri paris’e ilerleterek berbat etti. parlak bir zaferi irrasyonel bir kararla hezimete dönüştürdü. tıpkı barbarossa harekatında heinz guderian’ın muhalefetine ragmen manyak gibi moskova’ya gitmesi gibi, manyakça bir kararla avucundaki müttefik askerleri alman savaş makinalarının önünden kurtardı. paris’e yürüdü. inanılır gibi değil. avucunun içine aldığı belçika ve hollanda’yı terk edip, elinde olmayan bir yere doğru hareket etti. sonuç… alman birlikleri imha olundu.

    liderlerin akıl sağlıklarının yerinde olması gereklidir. tabi toplumların da...hitler'in bu savaşta verdiği paris emrinin tatbik edilmesi akılla bağdaşması imkansızken koskoca maraşellerin bu emre uyması da gariptir. evet hepsi iyi askerlerdi. ama bazen düşünüyorum sahada gerektiğinde emirlere uymaktan imtina etmeyen erwin rommel olsaydı ardenler taarruzu böyle mi sonuçlanırdı diye...
  • ardenler taarruzu, ıı. dünya savaşı'nda normandiya çıkarması sonrasında, avrupa cephesindeki en büyük muharebedir. almanya'nın kullandığı harekât adı: unternehmen wacht am rhein yani ren savunma harekâtı, abd'nin kullandığı harekât adı: the battle of the bulge yani çıkıntı muharebesi'dir.

    --- spoiler ---

    aralık 1944; alman orduları tüm cephelerde geri çekiliyor. batıdaki müttefik orduları, ele geçirdikleri ilk alman kenti olan aachen’de işgal yönetiminin provalarını yapıyorlar, ruslar ise doğuda, hedefi berlin olan son büyük taarruzun hazırlıkları içerisindeler. müttefik bombardımanı altında yıkıntıya dönmekte olan almanya muazzam miktarda silah, uçak ve tank üretiyor; ama bunları hareket ettirecek akaryakıt yok. doğudaki tek doğal petrol kaynağı ploesti rusların eline geçmiş; sentetik petrol tesisleri de sürekli bombalanıyor.

    işte bu koşullar altında batı cephesindeki tüm alman komutanları, mareşal von rundstedt’in karargâhında führer’in huzuruna çağrılıyor.

    komutanlar toplanınca hepsinin silahlarına ve çantalarına el konuluyor. 20 temmuz suikastının yankıları ve kuşkuları sürüyor. öyle ya, rommel bile suikastçılarla bir olmuşken her şey beklenebilir. komutanlar daha sonra bir otobüse bindirilip dolaştırıldıktan sonra, iki sıra ss arasından geçirilip konferans masasına oturtuluyor. her birisinin arkasında silahlı bir ss duruyor. herkes elini kolunu oynatmaya bile korkuyor.

    iki saat kayıtsız şartsız itaat yemini ettikleri führer’i dinliyorlar…

    hitler söze, karşılarındaki koalisyonun niteliğini değerlendirerek başlıyor. “ultra kapitalistler” ve “ultra komünistler” bir araya gelmiş, daha şimdiden savaş sonrası için akdeniz ve balkanlar’da çatışmaya başlamışlar.

    diğer yanda, ölüm döşeğinde bir imparatorluk olan ingiltere ile onun yerine göz diken abd arasında da çelişkiler var. sıkı bir darbe bu koalisyonu çökertir, zafere inançlarını sarsar…

    generaller inanmıyor. hitler de bunu biliyor; ama teknik olarak onlara muhtaç…

    bu uzun girişten sonra, sıra taarruzun nereye yapılacağına geliyor: montgomery’nin itirazlarına rağmen, amerikalıların geniş cephe politikası nedeniyle, almanlar bir avantaj elde etmişlerdi.

    müttefikler her yerde ilerlemeye çalışırken kuvvetleri dağılıyor ve ilerlemeleri yavaşlıyordu.

    yayılan kolordular arasında, tıpkı 1940 mayıs’ında olduğu gibi, ardenler’de bir boşluk oluşuyordu. hitler bunu daha eylül ayında sezmişti. bu boşluktan vurup müttefiklerin dengesini bozarsa, onların en büyük ikmal üssü olan antwerp’e ulaşabilirlerdi…

    peki ama hangi kaynaklarla? temmuz ayında almanya, savaşın başından beri ilk kez topyekun seferberliğe geçmiş, eli silah tutan herkesi orduya alarak ezilen tümenlerin yerine yenilerini oluşturmuştu…

    ama petrol yoktu. hitler zırhlı tümenlere 100 kilometre yetecek kadar petrol dağıtacak, gerisi amerikan depolarından ele geçirilecekti. almanya’daki yapay petrolün üçte ikisi sekiz fabrikada üretiliyordu. bu bölgede bulunan rafineriler de 1944 yazında başlayan stratejik bombardımandan etkilenmeye başlamıştı. nisan ayında araçlarda kullanılan petrolün üretim miktarı haziran ayında yarıya düşerken, bu oran eylül ayında dörtte bire düşmüştü. uçaklarda kullanılan yakıt üretimi, eylül ayında 10.000 tona düşmüştü. bu ayda hedeflenen üretim ise sadece 30.000 tondu. halbuki yalnızca luftwaffe’nin aylık asgari yakıt talebi 160.000 tondu.

    müttefiklerin yanlış hesabı almanların en büyük avantajı müttefiklerin zihniyetiydi. yaz boyunca her hafta beş-altı tümen yitirerek geri çekilen almanların büyük bir taarruz için güç biriktirebileceklerine inanmıyorlardı. 16 aralık 1944’te, ingiliz general montgomery yaptığı en son durum muhakemesine göre 21’inci ordu grubu’na gönderdiği tahminlerde kendinden çok emin bir şekilde şöyle diyordu: “düşman, mevcut durumuyla bütün cephelerde savunma halindedir; büyük bir karşı taarruza girişebilecek durumda değildir.” 12’nci amerikan ordu grubu’na komuta eden bradley de aynı görüşü paylaşıyordu.

    ardenler bölgesini kendilerinin yapacağı bir taarruz için uygun görmeyen müttefikler, düşmanın da buradan taarruz edeceğini hiç düşünmemişlerdi. ancak, dört yıl önce 1940 yılında batı cephesi’ni çökerten yıldırım taarruzu da ardenler bölgesinden başlamıştı. burada garip olan, 1944 yılının müttefik komutanlarının, hitler’in 1940 yılında kazandığı başarıyı aynı şekilde tekrarlamak için aynı bölgeyi kullanacağını hiç mi hiç düşünmemeleriydi.

    ama hitler akıllara sığacak bir diktatör değildi. daha önce birçok kumar oynamış ve çoğunu kazandığı için kimseyi dinlemez olmuştu. ikinci avantajları ise, batı cephesi komutanı von rundstedt’ın eğitim ve teçhizatları tamamlanıncaya kadar zırhlı tümenleri muharebeye sürmemesi, savaşı piyade ile sürdürüp karşı taarruz için bir ihtiyat yaratmasıydı. nihayet hava koşullarının uçuşa izin vermemesi de, almanlar için çok büyük bir önem taşımaktaydı. ancak tüm bunların onları nereye kadar götürebileceği meçhuldü!

    diğer taraftan, eisenhower, 7 aralık günü bir konferansa giderken ardenler bölgesinin çok zayıf bir şekilde tutulduğunu görmüş ve bradley’in dikkatini çekmişti. bradley buraya önemli bir ikmal tesisi kurmadığını; almanlar saldırırsa iki taraftan karşı saldırıyla imha edebileceklerini söylemişti.

    ne var ki, almanlar aralık ortalarında bu bölgedeki 4 zayıf müttefik tümeninin karşısına, çoğu zırhlı 17 tümen yığmışlar; müttefik istihbaratı bunların sadece yedisini tespit edebilmişti. bu, almanlar için büyük bir başarıydı. çok ilgi çekici olan harekatın başlamasına çok az zaman kalana dek birçok alman tümen komutanının bile ardenler taarruzu‘ndan haberi yoktu.

    nihayet hazırlıklar bitti ve 16 aralık 1944 sabahı ardenler’deki amerikan askerleri üzerlerinden antwerp’e doğru uçan v-1 füzelerine bakarken, etraflarına mermi yağmaya başladı.

    hitler’in son dahiyane buluşuna “greif harekatı” kod adı verilmişti. bu kelime almancada efsanevi griffin’i temsil ediyordu. bu taktiğin icrası için de, bir yıl önce, mussolini’yi dağın tepesindeki esaretinden kurtarmak için gönderdiği hava indirme birliğinde görevli otuz altı yaşındaki yarbay skorzeny’i görevlendirmişti. adına yakışır bir şekilde etkisi de büyük olmuş, taarruz başladıktan sonra müttefik hatlarının gerisinde panik yaşanmıştı.

    ardenlerde alman zırhlı birlikleribununla beraber, iki dalga halinde planlanan harekat, homeros’un destanlarında yer alan “truva atı” stratejisinin günümüzdeki uygulamasıydı. ilk dalgada, ingilizce konuşan bir alman komando birliği, alman üniformalarının üzerine amerikan elbiselerini giyerek, jiplerle küçük timler halinde, cephe yarılır yarılmaz ileriye atılıp, telefon hatlarını kesip, yolların mayınla döşeli olduğunu gösteren kırmızı işaretleri asıp ve müttefik cephesinde panik ve kargaşa yaratmak için ellerinden geleni yapacaklardı. ikinci dalgada ise, amerikan üniformaları içindeki bütün bir panzer tugayı cepheyi yarıp geçip meuse üzerindeki köprüleri ele geçirecekti.

    ikinci dalga harekat hiçbir zaman başlayamadı. ordu grubu karargahı yeterli amerikan tankı ve ulaştırma aracı sağlayamadı. bu dengeyi kamufle edilmiş alman araçlarıyla kurmak zorunda kaldılar. bu yetersiz kamufle, aşırı bir ihtiyatı gerektirdi ve kuzey bölgede istenen ön hazırlıklar gerçekleştirilemeyince, tugayın harekatı ertelendi ve nihayetinde iptal edildi. fakat ilk dalga, beklenenin de üstünde bir başarı elde etti. yaklaşık 40 jip dolusu asker, müttefik hatlarının içine daldılar, gerekli paniği yarattıktan sonra, sekizi hariç hepsi emniyet içerisinde döndüler. amerikalıların eline düşen birkaç alman askeri, cephenin gerisinde böyle başıboş doluşan sabotaj ekiplerinin sayısı hakkında büyük bir panik yaratmıştı. olumsuz sonuçlardan birisi de, sabotaj ekiplerini yakalamak için yapılan aramaların yarattığı korkunç trafik karmaşasıydı.

    yüz kilometreye yakın bir cepheye yayılmış olarak baskına uğrayan general middleton’un 8’inci kolordusu’na bağlı 4 amerikan tümeni, alman hücumunun önünde geriye püskürtüldü. bu bölgeden sorumlu olan bradley, ilk gün bu taarruzun niteliğini anlayamadı. çünkü alman saldırısı altındaki birlikler, irili ufaklı direniş grupları oluşturarak çekilirken her türlü irtibatları kopmuş; bazı hatlar da alman komando ve paraşütçüleri tarafından kesilmişti. lüksemburg’daki taktik karargahı’na dönen bradley, komuta odasında, haritanın üzerinde şaşkın bir vaziyette karargahına şöyle bağırıyordu: “allahın belası bu herifler bu gücü nereden buldular.”

    hava muhalefeti nedeniyle keşif de yapılamıyordu. ne var ki amerikan birliklerinin küçük direnişleri, daha ilk günden almanlara pahalıya mal olmaya başlamıştı. düz yol için yüz kilometrelik yakıt alan tanklar muharebelerde yan yollara sapıyorlar, ileri geri manevralar yapıyorlar ve yakıtlarını hızla tüketiyorlardı.

    ne olduğu tam anlaşılamamasına rağmen, müttefik orduları başkomutanlığının ihtiyatı olan 101. hava indirme tümeni derhal önemli bir yol kavşağı olan bastogne’a, 82. hava indirme tümeni de ilerleyen bir alman grubunu durdurmak üzere daha kuzeye gönderildi. başka bir muharebe grubu da ikinci gece, farları açık olarak bastogne’a ulaştı. diğer bir önemli kavşak olan st. vith ise, çekilen amerikan birliklerinin 7. zırhlı tümen ile desteklendiği ikinci bir direniş merkezi oldu.

    bu tedbirler alman birliklerinin ilerlemesini yavaşlattı. eisenhower ve ana ast birlik komutanları ancak 17 aralık sabahı almanların çok büyük çapta bir karşı taarruza geçtiklerini anlamışlardı. ve 19 aralık’ta, durumun gerçekliğini ve vahametini kavramış olan müttefikler verdun’da bir toplantı düzenlediler.

    almanlar bradley’in ordular grubunu ikiye bölmüşler ve iki yandan karşı taarruzlarla yok edilemeyecek kadar büyük güçlerle ilerlemeyi sürdürüyorlardı. elinde başka ihtiyat kalmamış olan başkomutanlık sıkıntı içerisindeydi.

    kuzeyde alman ilerleyişi durdurulacak; patton ise, güneyden büyük bir karşı taarruza geçecekti. komutanların bilmediği şey, amerikalıların en iyi operatif zekasına sahip olan patton’un, daha toplantıya gelmeden üç alternatif plan yaptığı ve kararların onun ikinci planına uyduğu idi.

    toplantıdan çıkar çıkmaz karargâhına kodla ikinci planının uygulanacağını bildiren patton ve 3. ordu birlikleri daha o gece yola koyuldular. bu hem almanların hem de müttefiklerin her türlü beklentisinin ötesindeydi.

    en kıdemli amerikan komutanı olan patton’un şimdi eski astı durumundaki bradley’in emrinde olması, sadece fevri davranışları, çok konuşması ve politik davranmayı becerememesindendi.
    taarruz edeceği için büyük bir neşe içinde patton karargahına koşarken, kuzeyde durum hâlâ kritik görünüyordu. inanılmaz bir hızla cephesini değiştirebilen patton, yine de karlı tepelerde savaşarak ilerlediği için, kuşatma altındaki bastogne’a ancak ayın 26’sında ulaşabilecekti.

    almanlar bastogne ve st. vith’deki direniş odaklarını sarıp geçmişler ve iki kasaba arasındaki boşluktan ilerlemeyi sürdürmüşlerdi. bastogne’u kuşatan 47. zırhlı kolordu komutanı von luttwitz, amerikan komutanı mcauliffe’e bir mesaj göndermiş ve teslim olmadıkları taktirde, tüm bir topçu kolordusu ve altı uçaksavar bataryasının ateşiyle imha edileceklerini söylemişti.

    amerikalılar beyaz bayrakla gelen binbaşıyı başlarından savmak istemişler, ama o yazılı bir yanıt almadan gitmeyeceğini söylemişti. mcauliffe yazdığı dört harf ile savaşın en meşhur kişilerinden birisi oldu: nuts.

    bastogne, patton gelinceye kadar almanların art arda saldırılarına direnmeyi başardı. bu süre zarfında çevrede bulunan müttefik ihtiyatlar toparlanıyorlardı ve taarruz eden alman birliklerinin güçlerini neredeyse aşmak üzereydiler. patton’un ordusuna bağlı olan iki kolordu, bastogne’nin yardımına koşmuş ve karşı taarruza geçmişti. diğer yandan ayın 23’üne kadar belçika’da ancak 100 kilometre ilerlemeyi başarmış olan alman askerleri büyük bir felaketle karşılaştılar: taarruzun başından beri kapalı olan, müttefik uçaklarının kalkmasına engel olup almanların müttefik cephesi içlerine kadar sızmasına yardımcı olan hava açmış ve müttefik uçakları, o gün 7 bin sorti yaparak ardenler’deki tüm alman birliklerini vurmuşlardı. 26 aralık’ ta panzer birliklerinin gündüz hareket etmesi yasaklandı.

    ardenler saldırısında doğaya yenik düşenlerin sayısı hayli fazlaydıaynı anda luftwaffe’nin (alman hava kuvvetleri) bütün havaalanları bombalanmış, luftwaffe havadan silinmiş ve amansız hava saldırıları gün be gün almanların gücünü eritmiş, yolları da geçilmez hale getirmişti. almanların ikmal hatları ve depoları da hava saldırılarından payını almıştı. çamur ve yakıt sıkıntısı almanların ilerlemesini frenleyen önemli unsurlar arasındaydı. yakıt sıkıntısı nedeniyle topçu birliklerinin ancak yarısı muharebe alanlarına getirilebilmişti. ve nihayet, yakıt yetersizliğinden araçlarını ve tanklarını neredeyse hareket ettiremez hale gelen peiper’in muharebe grubu nihayet 24 aralık’ta tanklarını ve araçlarını terk ederek geriye doğru yaya olarak çekilmeye başladı.

    oysa 19 aralık’ta almanlar stavelot yakınlarında 8 milyon litrelik yakıt deposunun bir kilometre kadar yakınına gelmişler, ama ele geçirememişlerdi. bu da kaderin bir cilvesiydi. depo gözlerinin önünde havaya uçurulmuştu.

    sonuçta, müttefikler toparlanıp ocak 1945 sonlarında, alınanlara kaptırdıkları araziyi geri aldıklarında, artık hitler’in intiharına ve berlin’in düşmesine 100 gün gibi bir süre kalmıştı…

    patton güneyden karşı taarruzunu yaparken, alman yarmasının kuzeyinde kalan amerikan birlikleri, geçici olarak ingiliz general montgomery’nin emrine verilmişti. bu olay, askeri olarak gerekli olmakla birlikte, amerikalıların gururunu yaraladı. muharebe bittikten sonra montgomery’nin amerikalıların dağılan cephesini derleyip topladığı anlamı çıkabilecek olan basın toplantısı da, bu yaraya tuz ekti. bu cümle daha da büyük bir rahatsızlık yaratmıştı, çünkü 22 aralık’ tan bu yana patton, güney kanattan karşı taarruza geçmişti ve 26 aralık’ta bu taarruz etkisini göstermiş ve bastogne nefes alabilmişti, halbuki montgomery’ye göre önce bu mevzilere çeki düzen verilecek ve kuzeyden yapılacak taarruza 3 ocak’ta başlanacaktı ve o zamana kadar da ingiliz ihtiyat birlikleri muharebeye sokulmayacaklardı. sonuçta, amerikalılar 16 bin, ingilizler ise sadece 200 ölü vermişlerdi! amerikalıların yaralanma, hastalık ve uzuv donmaları gibi nedenlerle toplam kayıpları 140 bini bulmuştu. ne var ki, birbirlerine muhtaç olan müttefikler olayı daha fazla kaşımadılar.

    ardenler’deki muharebelerin ilginç bir noktası da, skorzeny’nin komandolarının varlığı öğrenildikten sonra, amerikan birliklerinde delice bir “casus avı” başlamasıydı. amerikan üniformasıyla yakalanan alman askerleri hızla yargılanıp kurşuna dizildiler. paris’e kadar yayılan bu panik nedeniyle, askeri inzibatlar her aracı durduruyor ve şaşırtmaca sorular soruyorlardı. hatta bir suikast söylentisi üzerine eisenhower o kadar sıkı korumaya alındı ki, sıkıntıdan işini yapamaz hale geldi. hitler’in ünlü komandosu skorzeny savaştan sonra yargılandı; ama suçlu bulunmadı. ispanya ve güney amerika’da ticaretle uğraşmaya başladı.

    diğer yandan 1. ss zırhlı tümeni’nin peiper muharebe grubu tarafından malmedy yakınlarında kurşuna dizilerek öldürülen 71 amerikan esiri konusunda, 1946’da yargılama yapıldı. peiper dahil, 43 ss subayı idama, 23’ü de müebbet hapse mahkûm oldu. peiper sorgulama sırasında bu taarruz öncesinde korku yaratmak için bizzat hitler’in emriyle katliamları gerçekleştirdiklerini söylemiştir. bununla beraber, yarbay peiper’in birliği, bu taarruz boyunca bu denli zalim davranan tek birlikti. ancak abd’deki antikomünist histeri sırasında, senatör mccarthy bu esirlere kötü davranıldı diye büyük bir gürültü koparttı. 1948’de bu idam cezalarının 31’i kaldırıldı. geri kalan 12’sinin de infazları ertelendi ve sonuçta, bir süre sonra hepsi serbest bırakıldı: soğuk savaş, ss’leri abd’nin “doğal müttefiki” yapmıştı.

    aslında, sovyetler birliği ile batılı müttefikleri arasında gerçek bir koordinasyon olsaydı, savaşın son döneminde, hitler’in ardenler’deki gibi inisiyatif göstermesi pek mümkün olmazdı. ancak müttefikler’in her biri, taarruzlarını kendi gereksinimlerine göre yaptı. örneğin, ruslar pekâlâ 1944 sonbaharında taarruz edebilecek iken, romanya, bulgaristan ve macaristan’ı alıncaya ve almanların polonyalıları katletmesi bitinceye kadar beklediler! ocak 1945’te işleri bitip, zaten yapacakları taarruzu başlatınca da, bunu amerikalıların işini kolaylaştırmak için yaptıklarını söyleyip, yalta konferansı’nda daha rahat davranabildiler: fazla talepte bulunmadılar; çünkü amerikalılar ardenler’de almanlarla boğuşurken, onlar istediklerinin çoğunu zaten almışlardı.

    bu sırada eisenhower, biraz da ardenler’in etkisiyle, daha fazla kayıp vermemek için, berlin’de yapılacak son meydan muharebesini sovyetler’e bıraktı. stalin de berlin için 100 bin askerini harcamaktan çekinmedi. ruslar, hitler’in batıdaki saldırısı nedeniyle daha rahat ilerlediler. savaşın sonunu geciktiren politik hesapların en ağır bedelini ise, toplama kamplarında öldürülen milyonlar ve büyük acılar çeken avrupa halkları ödedi.
    --- spoiler ---

    kaynak
  • stratejide "hedef "ile "kaynak" arasındaki dengenin ne kadar önemli olduğunu en iyi gösteren olaylardan biri bu taarruzdur.
    - daha taarruzun başlangıcındaki hedeflere ulaşmak için bile gerekli olan yakıtın 1/5 'i birliklere dağıtılmıştı. kalan açığın panikle bozguna uğrayacak müttefik kaynaklarından kapatılması öngörülmekteydi ki bu durumda bile ancak ihtiyacın yarısı kadar toparlanabilecekti
    - üstelik bu kadarı da ancak ve ancak hareket çevresinden çok uzaklaşmadan sadece müttefiklere olabildiğince zaiyat verdirmeye yetecektir.
    - bunun yanında alman hafa kuvvetlerinin müttefik karşı saldırılarına karşı koyacak uçağı, pilotu v.s. olmadığı halde göring efendi "merak etmeyin o iş bende" demiş ama kimseyi inandıramamıştır elbette (en son stlalingrad'a lojistik ikmali için de aynısını demişti, alman askerleri açlıktan birbirlerini yediler)
    - tüm bu imkansızlıkla içinde dahi harekat hedefi sınırlı tutulsa müttefikleri ciddi anlamda yıpratabilir, almanlara belki masaya oturma şansı verebilirdi.
    - ama hitler "ben paris'i tekrar alacam aga, bu sefer eyfel'de eva yengenizle poz vermemiz lazım, bir kere söz verdik" diye diretince tanklar yakıtsızlıktan terk edilmek zorunda kaldı
    - zaten sonrasında müttefiklerin bastogne'da direnişi, havanın açılması, göring'in -elbette- çuvallaması ve müttefik hava kuvvetlerinin panzer ve piyadeyi keklik gibi avlaması derken alman ordusu kalan stratejik kuvvetlerini de muharebe meydanında bıraktı.
  • nazilerin uğradıkları hezimet "düşman araçlarını terk etti ve almanya'ya yaya olarak dönüyor" mesajıyla tescillendi. yakıt ikmalinden yoksun olmaları ve arzuladıkları yakıt deposunu müttefik kamuflaj hilesi ile ele geçirmelerine rağmen oradan da bir türlü yakıt alamamaları sonucu yakıtı biten özellikle tanklar olmak üzere bütün araçları bırakıp kaçmak zorunda kaldılar.
    lojistiğin ne kadar hayati olduğunu 24 şubat 2022'de başlayan rusya - ukrayna savaşının ilk haftalarında gördüğümüz rus kayıpları, olduğu gibi bırakılıp terk edilmiş araçlar bir kez daha gösterdi.
    not: savaşa hayır.
hesabın var mı? giriş yap