şükela:  tümü | bugün
  • eskisehir'de uzun yillardir faaliyette olan ingilizce kursu
  • ilginç bi kurstu gerçekten ve öğretme yöntemleri de aynı şekilde çok ilginçti. o dersler, sınavlar, hocalar rüya gibi geliyor şimdi..ama bildiğim ingilizcenin temelini gerçekten borçlu olduğum kurstur. benim kuşağımda çok popülerdi. ama sanırım şu an öğrenci bulabilmek için eski öğrencilerini arayıp kursa göndericek tanıdıkları olup olmadığını soruyorlar.
  • onuncu nesil çaylak.
  • eskisehirde ingilizce kursu denilince bir zamanlar ilk akla gelen kurs ardil idi...
    sanırım ilkokul 3 yada 4 e gidiyordum kendimi ardil de buldugumda.haftalık odevleri, yıl sonu gosterileri, kullandıkları kitaplar hala aklımda.bir de cocukluk albümümün derinliklerinde hala sakladıgım kursta cekilmiş müthiş fotografım. kursa gelen ozel fotografcı tarafından tum cocukların aynı pozda fotografları cekilmişti. kulagımda koca kulaklıklar listening derslerinin yapıldıgı on tarafı cam kübik içinde elimde kalem önümde kitap yüzümde şaşkın bir ifade ile objektife bakıyorum...
  • bu ismi her gördüğümde yolumu değiştiririm kaçarım.dört yıl boyunca 1 sokak arkasındaki lisede okudum ama bir günde önünden geçmeye cesaret edemedim.o ardil tabelasını okumak içimi burkuyor hemen o kendine has kokusu burnuma geliyordu.

    ilkokul beşteydim.eve bir telefon geldi ''ardilden arıyoruz ücretsiz sınavımız var, katılmak ister misiniz?''ilk üçe girersekte ücretsiz okutacaklarmış.bizim validenin git bak şansını dene diye tutturması oraya ilk adımım oldu.neyse sınava gittik.öylede güzel bi sistemi vardı, bütün hocaların üstünde beyaz önlük ve sevecen bakışları vardı.sınavda annemin hevesle aldığı kaleme, atom karıncalı silgiye hiç ihtiyacım olmadı zira sınav bilgisayarla yapılıyordu.bir cümle yada kelime verir onunla ilgili soru sorardı, doğruysa 1 yanlışsa 2 ye basıyorduk.derslerde öyleydi.en çok eğlendiğim sınavda bir öğretmenle tanıştım ''sir''.adını hiç öğrenmedim, top sakalın en çok yakıştığı insandı.herkesin görebileceği kürsüsünün üstünde national geographic, times gibi dergileri vardı.tam üstünde de atatürkün kapak olarak alındığı times dergisi...

    üç dört gün sonra sonuçlar için aramışlar, annemde heyecanlı heyecanlı ardilden çağırdılar git görüş kazanmışsın heralde diyerek beni heyecanlandırdı.gittim, bir sınıf gösterdiler içeri girer girmez top sakallı o sevecen yüz.bir yer gösterdi, oturdum.ismimi sordu.bilgisayarda ismin yazmıyor dersten çıkınca kaydını yaptır dedi.ders bitince gittim, yalan yanlış kayıt yapıldı birde elimde ders programı.nasıl kazandım vay bee havasında eve gittim.beleş olduğundan dersleri umursamıyordum, zaten evi aradıklarında da annem işte oluyordu.ordan verdikleri klasörle kursa diye çıkar saatlerce atari salonunda takılırdım.annem biraz para bırakırdı, zengin çocuklarının arasında ezilmesin diye.galaksiydi atari salonunun ismi.benim için efsane bir yerdi hafta sonlarımın 6 saati orda geçer, bazende okuldan kaçar giderdim.ps 2 nin çıkışını orda bekledim, jeton alacak param olmadğında geçiyim mi abi? dedim, japon 3ü kendi başına oynayan çocukların yanına gidip beraber oynayalım mı? dedim daha neler neler, telden jeton çekmeler falan...nasıl bir efsane oyuncu olduğuma, o efsane atari oyunlarına hiç girmeyeceğim.beraber oynayalım mı? ile bir çok arkadaşım, abim olmuştu.biriyle hala görüşür pes atmaya gideriz.benden 8 yaş büyük.senelerdir bu sefer yenicem diye gelir, eskiden onun değimiyle uyuz figo*, zikik zidan*, patriklerden kluivert*, batistuta, ravanelli, baggioya edit der şimdide messiye c.ronaldoya, walcota, iboya edit diyor.ama adamın hakkınıda yemeyeyim ver kaçı, aşırtmayı, oyuncu özelliklerini* ondan kapmıştım.hatta coğunuz pes 9 ile yerden serbest vuruşu öğrendiğinde, o seneler öncesinden keşfetmişti bile...

    bazı zamanlar ardile de giderdim ama sadece sir ün derslerine girer ondan sonra en üst kattaki rüya gibi bir yere çıkardım.bilgisayar odası ve sürekli ingilizce filmlerin oynadığı bir sinema salonu vardı.salonun atmosferi çok güzeldi, biraz loş kırmızı ışıklı bir yer.anlamasam bile filmleri oturur izlerdim.merdivenlerin sağında kütüphanesi vardı ama ya bir yada iki kere girdim oraya.stage 2, stage 3 diye sıralı hikaye kitapları doluydu.salonda oynatılan filmerin altyazısı dahi yoktu, haftada iki gün titanik yayınlanırdı.bir kız vardı, öyle modern giyinen, öyle duygusal, permalı saçlı...hiç kaçırmazdı, bazen sir sınıfta titanicten bir diyalog söylerdi kız devamını getirir bir de tercümesini yapardı.genelde sir ün çikolata ödüllü sorularını o cevaplardı.çok duygusal bir kızdı belkide emoların ilk atalarından.çok az bilgisayar odasına gelirdi, onda da genelde emilia - big big world dinler hiç oyuna falan karışmazdı.sıradakilerin baskısıyla 3. 4. kez dinledikten sonra kalkardı.bazen jennifer lopez, michael jackson, shakira, britney spears da dinlerdi ki o zamana kadar bunların kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.bir şarkı daha vardı.onu hep gülümseyerek dinlerdi, neydi şarkı hatırlayamıyorum ama klibin bir bölümünde beyaz bir fare arabada uçuyordu, kafasında eski pilotların taktığı gözlüklü şapkası vardı.sözlerini anlıyorda mı gülüyordu yoksa fareye mi gülüyordu orası bi muamma, zaten hiç ingilizce şarkıları anlamazdım o yüzden neye güldüğünü çözemedim.bilgisayar odasının birde ablası vardı.sürekli çocuklar hadi oyunu bırakın ingilizceyle ilgili çalışın derdi.fifa 2001 in cazibesine kapılan ben attığım en güzel golleri save eder baskalarının vay be nası atmıs cocuk deyişleriyle büyük haz alırdım.ablamızın pek sevenide yoktu.sir ün ayak işlerine bakar, ders sonlarına doğru diğer gruplardan cocukların sir e gönderdiği sevgi dolu kağıtları teslim ederdi.sir de bize bunları okurdu...

    rüya gibi geçen 6 aydan sonra bilgisayar odasının ablası beni kurucunun odasına götürdü.gerçi sir bir kaç kez uyarmıştı odasına gitmemi istemişti ama ben dururmuyum ya atari salonu ya bilgisayar odası...neyse gittik adamın yanına güler yüzlü bir adam.ahmet mete ışık aranın ikizi.saçları, konuşması bile aynıydı.altı aydır burdasın ama hiçbir taksidin yatmamış nasıl olacak bu iş diye sordu.dondum kaldım ne diyecegimi şaşırdım.ama biraz kavradım olayı.ne yapayım başladım ağlamaya, ağlarken de ben ücretsiz sınavı kazandığımı sanıyordum diyorum.adam bana nasıl olur falan derken annemi aradıkları zaman puanımın iyi olduğunu, gelip görüşmelerini istemişler.olay bundan ibaret.muhasebeden bir öğretmen evinede ulaşamıyoruz dedi, annem işte oluyor babamlada ayrılar dedim.müdür biraz beni süzdü, seni okutalım ama ekonomik programda olucaksın dedi.bende gözyaşlarımı silip evimin yolunu tuttum.sonradan gidince öğrendim ekonomik programda ne sir vardı ne bilgisayar odası.haftanın belli saatlerinde oynayabiliyordun sadece ve sir ü de hiç görmüyordum.hadi bilgisayar odasıda olmasaydı ama sir olsaydı.nasıl sevmiştim o adamı nasıl bu kadar sevdirebilirdi bir öğretmen kendini...hep otoriter olan, tek ayak üstünde bekleten, müdürün odasına gönderrim, sözlüne sıfır veririm tehditleri, yapmalar, etmeler, olmazlar, alınacaklar... ağzından eksik olmayan öğretmenlerim olmuştu hep ama o farklıydı ne bileyim arkadaşmış gibiydik.soru sorduğunda bilemessem ne der? ne olucak şimdi? neden ben neden? soruları asla aklıma gelmezdi, rahatça konuşmama izin veriyordu ve yanlış söylesem bile gülümsüyordu.hani gülmekte çok yakışıyordu be o adama.artık ardil e hiç gitmiyordum.annemi çağırtmışlar bir şekil.bu çocuğun okumaya niyeti yok diye kaydım silinmiş.bunuda bilgisayar odasındayken öğreniyorum.ablamız bana artık buraya giremeyeceğimi söylüyor.bende geze geze, düşüne düşüne evime gittim.sanki bir çağ kapanmıştı hayatımda.neler yaşamış neler öğrenmiştim bu kurumda.altı ayda hayatımda çok şey değişmişti.giyinişim, konuşmam öğretmenlere bakış açım nede çok şey öğrenmiştim.ilk kez bir kıza sevgili gözüyle bakmış, ilk kez jöle sürmüştüm.artık kumaş pantolanlar rafa kaldırılmış, ilk kez kot giymiştim.küpeli bir erkeğin olabileceğinden ilk kez haberim olmuştu.ilk kez bir arkadaş ortamına selam diyerek girmiştim oysaki bizim peder kahveye hep selamün aleyküm diye girerdi.daha neler, ne anılar o binada durur, önünden geçmeye korkutur.ağlamaktan korkutur.
    ah ulan duygulandım gene son bir kez çalsın bakalım.emilia - big big world.sözlerinin hepsini hala anlamasamda...
  • şu anda öğretiyor ve para kazanıyor olduğum şeyi yani ingilizceyi ilk öğrendiğim ve sevdiğim yerdir efendim. 12 yaşında bir bebeyken cumartesi günleri kitap kiralamak ve ingilizce film izlemek için gidip bütün günümü geçirdiğim, evime yakın olması sebebiyle geçerken uğradığım, yuvam olarak gördüğüm, hala koridorunda çirkin küçüklük resmimin asılı olduğu yer. herkesin ders olarak görüp sıkıcı bulduğu victoria road victoria road rap rap rap şarkısının nakarat olmayan bölümlerini bile ezbere bilip hikayenin ana karakteri sue ve terry'nin maceralarını sabırsızlıkla beklerdim. ha bi de sir için süt içenlerden ve ummuhan hocanın papağanına parmağının kaptıranlardandım. saygılar.
  • kürtçe yürek ateşi anlamına gelir.
  • sadece ingilizce degil, cagdas ve modern bir birey olmayi da ogreten kurum idi uzun seneler evvel. hala da oyledir eminim.

    sayin sir, ummuhan hocam, cok sevgili akman hocam, *, duygu abla, pelin abla, rahmetli papagan, sari kuslar, sonradan gelen koca akvaryumdaki baliklar, ust kattaki sinema salonu, bilgisayar odasi... bir cok hatira var her metrekaresinde.

    her yilbasinda sir'in odasindaki bilgisayarlarda oyun oynama hakki olurdu, bugun bir bilgisayar muhendisi olarak o bilgisayarlar nasil network uzerinden yonetiliyordu, uzerlerinde hangi sistem vardi merak etmiyor degilim.

    kapidaki gorevli ramazan ise bes para etmez birisiydi, kotu laf kullanmak istemiyorum.