şükela:  tümü | bugün
  • dün sabah konakladığım pansiyon'un kapısını alacaklı gibi çalan şairdir. uygunsuz kıyafetimle kapı aralığından bakarak konuştuğum şairimiz, pansiyon sahibini sormuş, aramızda şöyle bir diyalog geçmiştir.
    " amca, hayırdır sabahın köründe ?
    - delikanlı, recep yok mu?
    - yok amca atina'ya gitmiş. misafirim, müşteriyim ben.
    - delikanlı, benim ondan alacağım vardı. (kapının niye öyle vurulduğu anlaşıldı)
    - amca fofo'nun yerine bi sor. belki oradadır.
    - delikanlı, adım arif damar. recep ne zaman gelecek.
    - amca :) gel sen bi . içeri, bahçeye oturalım. terlemişsin, bir bardak su vereyim ben sana. iki çif lafın belini kırarız.

    kent sigarasını yaktı, sohbete başladık. özü sözü bir şairmiş. güzel kadınlardan, ece ayhan'dan, fikret hakan'dan, hrant dink'den bahsetti ve alacaklı olduğu recep efendiden. bahçeden nar kopardı. karısına götürecekmiş, 47 yıllık evlilik dedi. az derdimi çekmedi diye söylendi. rahat durmadığından dem vurdu.
    çıktık çarşıya yürüdük beraber. ben, sevgilim ve arif damar. sevgilime, yasemin kopardı yol üzerinde bir bahçeden, güzel sözler söyledi. ` :şairliğine verdim`

    ece ayhanla ilgili hemşehriliğinden bahsetti. güzel ayşe'nin oğlu olduğundan. annesine ve babasına karşı haksızlık ettiğinden bahsetti. melahat isimli meşhur kadını da hatırlattı, ece'nin kaymakamlığı neden bıraktığını da. ikimizde cezaevine girdik dedi. ikimizde farklı sebeplerden.

    elinde nar, seksenbeş yaşında çınar
    rüzgar,
    sokaklar dar
    yazları cunda'da yaşar, arif damar
  • elimde demin
    küçük bir saksı vardı
    boş bir saksı

    nasıl ağırmış meğer
    nasıl kolum ağrıyor
    boş
    bomboş
    çiçeksiz bir saksı

    huzur içinde uyusun. artık onun için şiirlerini dinlendirme zamanıdır.
  • "hissen yok bu akşamda senin,
    sen öğleden beri
    bu renk renk
    bu çeşit çeşit söylenen şarkının
    artık haricindesin." diyerek,
    yokluğu ne güzel anlatmış,
    şimdiyse yokluğuna dokunur gibi...
  • insanlari sevmek buyuk huner
    insanlarla beraber

    diyen sair.
  • "bir elim ekmekte bir elim sende
    bir elim gerçekte bir elim sende
    iki el bir baş içinmiş masal
    bir elim gelecekte bir elim sende"

    başımız sağolsun.
  • --- spoiler ---

    attilâ ilhan, fazıl hüsnü, demirtaş ceyhun, ilhan berk, halit refiğ, şiar yalçın… milli devrimlerin ilkiyle kurulan büyük tehlikeler yaşarken cumhuriyet –kimilerine göre birincisi artık çoktan yıkılmışken!- onun ilk kuşağına mensup aydınlar da –şairler, yazarlar, sanatçılar- birer birer aramızdan ayrılıyorlar. ölüm, onlarla birlikte bizden de birçok şeyi -çok şeyi- alıp götürüyor. geriye her biri en zor koşullarda bin bir emekle yaratılmış yapıtlarla birlikte anılar ve yazılmamış kişisel tarihler kalıyor.
    yoksulduk dünyayi sevdirdi
    “şafak vaktidir
    terk et beni artık hatıra

    bundan böyle ben artık
    dağılıp boydan boya mısralarıma
    esirler, açlar ve mağluplarla
    hürriyet, ekmek ve zafer türküsünü
    gücümün yettiği kadar söyleyeceğim

    sonra bu dehşet ve sefalet içinde
    mesut günler vadeden
    bir silah sesi gibi titreyeceğim.”

    evet. “şiirimizden bir damar daha koptu, arif damar da gitti…”
    eski şiirimizin bir türü olan ebced hesabı ile tarih düşürecek olsak, onun yaşamı ve şiirini betimleyen böyle bir şey yazabilirdik. çünkü arif damar, gerçekten de, modern şiirimizin damarlarından biriydi. şiirleri kadar yaşamıyla da şiirimizin nabzının attığı şairlerden biri, şiirde takma ad olarak kullandığı “damar” gibi bir damardı. bazen kan damarı, bazen ateş damarı, bazen gül damarı, yaprak damarı; türlü çeşitli madenlerin bir arada bulunduğu bir şiir damarı. arif damar, 1943’te, yayımladığı yukardaki, “şafak vakti” adlı şiir, şiir anlayışı sonraki yıllarda önemli ölçüde değişse de, hep, kendini içinde var ettiği bu damarı sürdürdü. “tülin’in yüzündeki duru güzellik”te, “karga”da, “kedi aklı”nda, “makara”da, “kartacalı yıkıntı”da, “tavanda bir yarım ay” vardı, “yoksulduk dünyayı sev”dirdi.
    hapisten sürgüne
    bütün bunlar biraz edebiyat, biraz metafor. esası bir şairin artık kendisinin de umursamadığı –insan öldükten sonra artık hiçbir şeyi umursamaz- yaşamı ve şiirinin içindedir.
    arif damar 1925’te çanakkale-gelibolu’da doğdu. şiir yazmaya ortaokul öğrencisi iken başladı. ilk şiiri “edirne'de akşam”, henüz 15 yaşındayken “yeni insanlık” adlı dergide, altında "harika çocuk" notuyla yayımlandığında şair hasan izzettin dinamo’nun damar’ın öğrenci olduğu yenikapı ortaokulu’na gitmesi, şairden söz edilince hatırlanması gerekenlerin başında yer alır. ancak arif damar, asıl olarak ant dergisi'nde yayımladığı şiirlerle tanınmaya başlandı. bir süre “yeryüzü” adlı kültür dergisi'nin yöneticileri arasında yer alan damar’ın, 1951’de yasadışı tkp üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanması, hatırlanması gerekenlerden bir diğeridir. şair 2 yıl cezaevinde kaldı, delil yetersizliğinden beraat etti. askerliğini, zara’da bulunan ünlü “sürgün alayı”nda yaptığı yıllarda zara, birçok sosyalist aydının sürgün edildiği belli başlı menfalardan (sürgün yeri) biriydi.
    1956’da "günden güne", 1958’de "istanbul bulutu"nu yayımladı. "istanbul bulutu" kitabıyla cemal süreya ile birlikte yeditepe şiir armağanı'nı kazandı. sonraları “ikinci yeni” anlayışına yaklaştıysa da kendi damarını geliştirdi. arif damar, düzyazıda "arif hüsnü" ve "ece ovalı" takma adlarını kullandı. 1985’te "yağmurlu sokak" adlı romanı yayımladı. melih cevdet anday ile birlikte 1959'da yazdıkları "yağmurlu sokak", murat tek takma adıyla tercüman gazetesi'nde tefrika edilmişti.
    arif damar’ın diğer yapıtları ise şunlar:
    kedi aklı (1959); saat sekizi geç vurdu (1962); alıcı kuş (1966); sesleri ayak sesleri (1975); alıcı kuşu kardeşliğin (1975, ilk beş kitabının toplu basımı); ölüm yok ki (1980); ay ayakta değildi (1984); acı ertelenirken (1985, ilk yedi kitabından seçmeler); yoksulduk dünyayı sevdik (1988); ay kar toplamaz ki (1990, toplu şiirler); onarırken kendini (1992); eski yağmurları dinliyordum (1995, seçmeler); kitaplar kitabı (2000, toplu şiirler); kırık makara (seçmeler, 2004); külliyen red (toplu şiirler, 2004)
    arif damar, cumhuriyet gazetesi'nde 'ayın şairi' bölümünü hazırlıyordu.
    “şairleri sağken sevmeyi öğrenmeliyiz”
    bir süre arif 'barikat' takma adıyla da şiirler yayımlayan arif damar, aynı zamanda şiirimizin en renkli kişiliklerinden biriydi. tüyap kitap fuarlarından birinde eleştirmen feridun andaç’ı bastonuyla dövmesi, renkli kişiliğinin örneklerinden biridir. bir diğeri, arif damar’ın hangi damardan geldiğini göstermesi bakımından aydın tarihimize geçecek niteliktedir:
    damar, kendi işlettiği yeryüzü kitabevi’nde yasak yayın bulundurduğu gerekçesiyle 1982'de üç ay hapis cezasına çarptırıldığında cezasını çekmek üzere bozcaada hapishanesine gönderilir. hapishaneye bir yazar getirildiğini duyan ve merak eden bir jandarma eri mahkumun yanına gider ve adını sorar. mahkum, adının namık kemal olduğunu söyler. namık kemal’in çoktan ölmüş bulunduğunu öğrenen jandarma eri birkaç gün sonra gelip tekrar sorar. arif damar’ın cevabı çok nettir:
    - namık kemal arif damar!
    ….

    “şairleri sağken sevmeyi öğrenmeliyiz” diyor ya sennur sezer…
    evet, şairleri sağken sevmeyi öğrenmeliyiz!

    --- spoiler ---

    mecit ünal, aydınlık, sayı 1211, 31 ekim 2010
  • ergenlik salaklık, malum. insanın deli cesaretine sahip olduğu, hadsiz dönemler. ben de liseli salak bir ergen olduğum zamanlarda arif damar'ın kitabını edinmişim bir yerlerden, hoşuma gitti şiirleri, sevdim. akşam saat 20 sularında 118 den telefon numarasını buldum, aradım. eşi çıktı telefona, çok kibar bir kadındı, kendimi tanıttım ve telefona gelmesi için arif damar'ı beklemeye başladım. yaklaşık 30 dakika benimle konuştu, sorduğum tüm sorulara içtenlikle cevap verdi ve teşekkür etti bu denli ilgilendiğim ve kendisini arayıp konuştuğum için.

    evet aklımda bayıldığım şiirleri yok belki ama bu kibar adamı hiç unutmayacağım.
  • umudu iki dizeyle önümüze seren şair.

    ''akıl ersin ermesin sevdama
    senden yanayım dedi yeşeren dal senden yana''
  • 1951 tevkifatı tkp'ye -günümüzdeki sip değil gerçek tkp- dönük bir operasyondur. tkp'lileri yakalayıp 2 yıl boyunca gözaltında tutarak ve çoğunu da tabutluk denen sürgülü dolaplarda işkence yapmadıkları zaman bekleterek bu sorguyu sürdürdüler sarsanyan hanı denen polis merkezinde.

    bu militanlardan biri de geçen aylarda aramızdan ayrılan ve arif damar diye tanıdığımız arif barikat idi. bir arkadaşı, aşağı yukarı gözaltının birinci yılında çözülmeye karar verir ve bunu arif damar da duyar. kendisi o vakit hücrededir. parmaklıklara tutunarak bağıra bağıra şu şiiri okur orada doğaçlama olarak;

    gitme kal

    nice nice acıları aklına getir
    bunca yoksulluğu aklına getir
    gözyaşlarını aklına getir
    "gitme kal" var yok dinlemez bir çocuk isteğidir
    gitme aklına getir

    kıraç mı kıraç toprakların üstüne
    güneşler açar yağmurlar kesilince
    çırılçıplak kayada yeşerir inci ağacı
    dağların kuytusunda bir uslu çiçek
    dağıtır mavisini kendi kendine
    gitme beraberlik içinde
    nasıl sevinirdik aklına getir

    her şeyi her şeyi aklına getir
    gece yarılarını aklına getir
    söylediklerini aklına getir
    sinsi yağmurlar yağıyordu
    soğuktu
    yaktığımız ateşi aklına getir

    nelerden geçiyorsun aklına getir
    gitme dünyamızın her yerinde
    yorgun eller gülleri derleyince
    ellerin sevincini aklına getir
    güllerin sevincini aklına getir

    ne çok severdik seni aklına getir

    bu şiiri, bir dönemin komünistlerinden ve tep - türkiye emek partisinin de kurucusu olan rahmetli şevki akşit in oğlu, mehmet akşit,-1984 ölüm orucu sırasında bırakma eğilimi doğan bir kaç arkadaşa yönelik olarak sabah saat 6 gibi havalandırmaya bağırarak okumuştur.

    ruhun şad olsun arif usta.
  • bugün onu andım. okuduğum lisenin yanıbaşında kitapçı dükkanı vardı. oraya uğrardım, sohbet ederdik. benim arif amcamdı. sonra evden kaçtığımda, annem arif amcanın evini bastırmıştı. ama arif amca bu nedenle bana hiç ilenmedi, kızmadı bile. sonrasında da yine arif amcam olmaya devam etti.
    güzel şiirleri vardır. kitaplarının ismi de güzeldir. kedi aklı mesela.
    güzel bir insandı, onurlu bir insandı.
    bugün onu, sevgiyle, mutlulukla, sevinçle andım. ben onun arkadaşıydım, o çağımda diye, gururla, kıvançla andım.