şükela:  tümü | bugün
  • filmin yarısında çıktım. bir sonraki seansın ikinci yarısında girdim filmi bitirdim. neden mi böyle yaptım çünkü amcam sinemanın sahibi. kafama göre istediğim filme giriyom çıkıyom.
  • "noolmuş?" repliğini duyduğum an tüylerimi diken diken eden teaserı cuma akşamı çok güzel gelen film. mekanın cennet olsun be erdal tosun...
  • whiplash göndermesine arka koltuktan bir eleman güldü. sevgilimle ben dönüp ona "gülen sen miydin?" diye sorduk. kahve falan içtik.. numaralaştık sonra da. bakalım böbreği alabilecek miyiz :)

    edit: işbu entry parodidir.
  • bunun yerine olması gereken erşan kuneri'yi anlatan sinema filmidir. uzun zamandır beklediğimdir.
  • birçok kişinin gözünden kaçan (en azından sözlükte bahseden yok) sadece bir kaç yerde bahsedilen ince bir gönderme de şöyledir.

    gora yazılırken arif karakterinin gerçek adı samidir ve bütün senaryo sami karakteri üzerine yazılır. daha sonradan sami kulağa hoş gelmediği için cem yılmazın babasının adı olan arif ile değiştirilir. hatta cem yılmaz karakter ismini son anda değiştirdiklerini, son dakikada yazım programındaki ‘şu kelimeyi bul ve hepsini değiştir’ yöntemiyle samiyi arif yaptıklarından bahseder.

    --- spoiler ---

    geleceğe gittiklerinde ise arif pembeşekere kafayı yemiş bir şekilde

    -bundan sonra sami de bana sami benim adım samiyim ben

    gibilerinden laflar söyler

    pembeşekerin cevabı ise şu olur

    - ben arif diyeceğim kulağa daha hoş geliyor

    --- spoiler ---
  • yayınlanan kısa kesitlerden hoşlandım. zamanda yolculuk konsepti ile türk sinemasına atıflarda bulunacağı anlaşılıyor. türk sinemasında bu durumun çok fazla örneği olmadığını düşünürsek gayet keyifli olabilir. film boyunca sinema salonunda bolca bu tepkileri gösteren arkadaşlarla karşılaşabiliriz.

    cem yılmaz'ın -en hoşlanmadığım filminde bile- sinemaya yaptığı yatırıma saygı duyuyorum. gösterilerinden ve reklam filmlerinden kazandığı paralar ile hayatının sonuna kadar yaşayabilme şansı var iken bu topraklarda film endüstrisine yatırım yapmak herkesin girmek isteyebileceği bir risk değil bence. iki kamera ve bir havuzlu otel prodüksiyonu ile çekilen türk komedi filmlerini düşünürsek cem yılmaz'ın çektiği filmler kendi genre'sı içerisinde bence gayet iyi bir konumda. şunu unutmamak lazım bence, cem yılmaz filmlerinin vaat ettikleri az buçuk bellidir; biraz nostalji, bir tutam klişeler ile dalga geçmek, tipik türk insanı tiplemeleri, biraz da özkan uğur ve saz arkadaşları... lütfen kendinize acı çektirmek istemiyorsanız bu adamın sinemasını pelin esmer'in sineması ile karşılaştırma gafletinde bulunmayın.
  • daha vizyona girmeden yarısında çıktığım film. ekşici olmak bunu gerektirir.
  • --- spoiler ---

    216 - insan olmaya geldim arif.
    arif - tam yerine geldin amına koyim.

    --- spoiler ---
  • referansları bol, eğlencelik aksiyon bilim kurgu filmi.
    cem yılmazın diğer filmlerine göre sıraya koyacak olursak, beklenmeyen şaşırtan bir komedi olduğu için gora hala zirvede, peşine arog ve arif v 216 ikincilik için yarışır. yahşi batı'dan sonra da diğer kontrastı yüksek reklam filmleri gelir.

    şimdi spoilersız değerlendirecek olursak:

    sinema adına kaliteli ve güzel yapım olmuş. yakaladığınız ayrıntılarla film boyunca kıskıs güldüren, yerinde ve iyi esprilerle de kahkaha nüksettiren bir film. kendi içinde temposu yüksek bir gidişatı var. aksiyon olarak nitelendirilecek sahneleri, son kontrastlı reklam filmlerinden alışık olduğumuz birşey. görsel efektler genel olarak iyiyken, "olduğu kadar" denilebilecek sahneler de var. elbette kendileri de farkında ve ellerinden gelen budur diye düşünüyorum. ya da daha iyisini yetiştirememişler de olabilir.
    cem yılmaz'ın işini çok ciddiye alarak yaptığını bilen biri olarak buna saygı duyuyorum. kadrosu da aynı ciddiyet ve kalitede iş çıkarmışlar.

    adam salt güldürmek istediğinde zaten stand-up yapıyor. bunu bir hikayeye oturtup kalıplarla sınırlayarak film yaptığın da aynı performansı beklemek çok saçma.

    gelelim farkettikçe gülümseten referans ve ayrıntılara, o kadar çok ki birçoğunu kaçırmışımdır da...

    bundan sonrası spoiler

    --- spoiler ---

    hayatın geri kalanını uzay üzerine parayı çevirmiş ve çevirmeye devam eden arif, 216'ın gelmesiyle yeni maceraya giriyor.

    zeki demirkubuz'dan sonra nuri bilge ceylan'ı zikredince kapı açılır odaya elma girer. demirkubuz filmlerindeki kapanmayan kapılar ve bir zamanlar anadoluda filmine güzel bir referans. filmin ortalarında distopik 2017'ye geldiğimizde de 216'ın steve jobs pozundaki posterleri bu elmadan türemiş olabilir ve tabiki devrin teknoloji devi olduğu için de...

    arif mahallelilerle yüzleşirken korkuyo denilen çocukların the shining filmindeki ikiz kızların olması iyiydi.

    hemen peşinden, x-men bıçaklarını çıkardıktan sonra "ben sizin için herhangi bir x kişisi değilim" sözü iyiydi. peşindeki dövüş sahnelerinde de "what's my name?" de deadpool'daki francis'in efsane repliği

    "komşularla sıfır sorun" repliğiyle arif'in politikası da iyiydi.

    kapıya dayanan swata ağız dolusu ingilizce küfürler ederken altyazıda kahretsin tarzı yazılar çıkması iyiydi.

    yeşilçam göndermelerine hiç girmeyim zaten. iyilik timsali karakterler ve hepsinin bir olması falan zaten filmin genel teması.

    sadri alışık'ın oğlundan bahsederken kerem alışık'ın gelmesi iyiydi. sadri alışık'ın esinlediği karakter rolündeydi. sonrasında da sadri alışık'ı oynayan mert fırat yanından ayrılırken baba deyip helallik istemesi iyiydi.

    arif'in ve 216'ın sahnede adnan şenses söylemesi iyiydi. ceket de başroldeydi.

    filiz akın, cüneyt arkın, sadri alışık, ayhan ışık görmek iyiydi ama filiz akın'ın dublajı niye bu kadar kötüydü sorgulamak istiyor insan. ve tabiki ajda pekkan ile zeki müren de vardı ama diğerlerinden daha fazla gördük.

    216 kaçırıldıktan sonra arif'in fenalaşması, "sirke gitmiştir belki" sözünün üzerine alnındaki sirkeli beze bakması alsşdkfsjk

    216'ın "arkadaş olalım mı?" sloganı 69 yılındaki elvis presleyin çıkardığı albüm ismi let's be friends iyiydi.

    duvardaki fotoğrafların köşelerinde yazan "foto turgut" da filmin fotoğraflarını çeken mehmet turgut'a olması iyiydi.

    216 kopyasının almanca konuşmasını banker bilo diyaloglarıyla yapması iyiydi.

    seda bakan'ın kör rolünün sosyal deney olması aslşdksjfhdf çalışması da 216'ın "iyi insanlar sadece filmlerde mi olur arif?" sorusu üzerine olması iyiydi

    distopik 2017'ye geldiklerinde kız kulesinin genel eve dönüşmüş olması iyiydi. yine aynı yerde, kurumuş istanbul boğazında barış manço vapurunun da batık kalışı...

    arif'in her zaman yolculuğunda çıplak kalışı ve hemen üst tarayıo birinin elbesilerini almasıyla terminatör referansı iyiymiş.

    yine 2017'de de 216'ın kötü olması, filmin başında "bir insan siyah giyiyorsa ondan korkacaksın" sözünü niteler ölçüdeydi.

    216'ın olduğu kattaki iki heykel de terracotta asker heykellerinden iki tanesi. heykellerin gerçek öyküsünde dönemin lideri tüm beyliklerini alt ederek kendini tek imparator ilan etmiş bir lider. o zamanlar liderler ölünce askerler ve eşyaları beraberinde gömülürmüş fakat bu lider askerleri yerine, birebir boylarda topraktan asker yapılıp onların gömülmesini istemiş. öyle de olmuş. 216'ın o anki hali de bu lidere ima edilmiş. heykel askerleri de robot kopyaları... ayrıca başlarda söylediği "çin seddine de gideriz" sözünü gerçekleştirdiğini öğreniyoruz.

    1969'a geri döndüklerinde ameliyatla garavel ustanın gözleri açılıyor. tam o anda emel sayın'ı görmesi, emel sayın'ın kör olduğu süreyya filmine referanstı. tabi herşeyi 6 tane ve dönen yapıda görüyor olması da yine aynı filmde kullanılan mercek efekti iyiydi.
    kendi filmi pek yakında'dan da "istese görebilir" espirisi iyiydi.

    o zamanlar yapımcı olan ve kaykay adlı diskoyu işleten erşan kuneri'nin her hareketinde pornoculuk sektörüne gireceği anlaşılıyordu sşalkdfjshjjh 1969 yılında çıkan creme 21'le odaya gelmesi de iyiydi. arkada duyulan seslerden ne için kullanıldığı açık sşladkjkfj

    erşan kuneri'nin ofisinde barış manço'ya rastlanması iyiydi. yanındakinin de bahadır akkuzu olması lazım. ama olmaya da bilir. tam emin değilim.

    arif şarkı söylerken ki erşan kuneri'nin tripleri whiplash filminden olması iyiydi. "not quite my tempo"

    belli bir süre türk popundan birçok referans ve örnek vardı. sadece tarkan değil, mustafa sandal, kenan doğulu ve birkaç kişinin daha şarkıları ve taklitleri de vardı. tabi sözleri 216'ın robot olmasına ima edecek şarkıları seçmiş. kıyafet idolü de zeki müren.

    her seferinde zeki müren'in vurulmasına rağmen ölmemesiyle de "zeki müren ölümsüzdür" efsanesine oturtulması iyiydi.

    tabiki yeşilçam klasiği, sevgililerin ağaçların arasında koşturduğu aşıklar tepesi buluşma yeri iyiydi.

    216'ın yolunu kesen çocuklara kaç yaşındasın sen diye sorması iyiydi. bu çocuklardan biri de bob marley faruk çıkıyor.

    patatesten 216'ya pil yapılması da iyiydi.

    genel olarak hatırladıklarım bunlardı. hatırladıkça eklerim. tabi tekrar izlemelerinden yakaladıkça da

    yazar arkadaşların uyarıları ve bilgilendirmeleri üzerine editler/eklemeler:

    film başındaki 216 diyalogunu yanlış duyup yorumlamışım. doğru tespit; 216 rendroy'a dönerek "hayallerimin peşinden gidiyorum" diyor. bu da erdal tosun'un meşhur "nolmuş büyük adam olamadıysak, hayallerimizi satmadık ya" sözüne gönderme.

    siyasetle sıfır alakam olduğu için besim toker'in besim tibuk ve cem toker'den geldiğini yakalayamamışım.

    pertev oyuncaklarının, eskinin türk oyuncak firması fatoş oyuncak olması da iyiymiş. pembe panter oyuncağından yakalamak mümkün.

    filiz akın dublajı da yine eski filmlerin kötü dublajına bir referansmış sdhjghhhlsgj

    havalimanında koşturmaca ve zeki müren uçağında paraşüt olmaması da düğün gecesi adlı filmine referansmış. normal iniş yerine paraşütle inmeyi alışkanlık hale getirmesi iyiymiş sşlkdfj

    arif sahnede piyaniste fındıkkıran'ı çalmasını fısıldayınca adam gazino ortamında çaykovski'nin fındıkkıran suitinden çalmaya başlaması iyiymiş slşkdk

    gazinoya gittiklerinde besim masanın altından arif'in taşşaklarına silah doğrultması da inglorious bastards filminde pub sahnesinden olması da iyiymiş

    --- spoiler ---

    ek olarak:

    salonda film boyunca 1969 yılında arifin telefonla konuşması için şebeke yoktu! şebeke yok lan o sene! diyerek yanındakine söylenen kız gibiyseniz hiç izlemeyin bu filmi amk.

    edit: fark edilen yazım yanlışları