şükela:  tümü | bugün
  • hiçbir şeyi beğenmemesi ile ünlü hıncal uluç'un, cem yılmaz'ın son filmi arif v 216 hakkındaki tespitidir.

    cem yılmaz'ın hiç uğraşmadan milyonlarca doları sadece konuşarak kazanacağını bildiği halde çoğu filmi gibi bu fime de inanılmaz emek, zaman ve para harcadığını yazmış. filme gülmek için gitmenin en büyük hata olduğunu belirtmiş.

    şöyle demiş :

    --- spoiler ---

    cem yılmaz'ı yakalayıp boynuna sarılmak ve alnından defalarca öpmek isterim.. yani bu nasıl bir idealizmdir?..

    tek başına bir sahne şovu yapıp, binlerce bilet satmak ve milyonlar kazanmak elinde.. yapıyor ve kazanıyor.. bu şovu filme alarak, sinemalara, dvd'ye ve internete dağıtmak ve oradan da milyonlar kazanmak elinde.. onu da yapıyor.. sonra bu kazandıklarını sinemaya yatırıyor.. türk sineması'na bir "eser" kazandırmaya yatırıyor. dünyanın dört bir yanında keyfince yiyeceği paraları "film gibi film yapmak" için son kuruşuna kadar harcamaktan çekinmiyor..

    arif v 216, bu idealizmin doruğa vurduğu film.. türkiye'nin dört bir yanındaki sinemalarını güney korelilere devrederek, yapımcılığa dönen muzaffer yıldırım dostum da, öyle bir idealist çıktı. korelilerden aldığı para, onu ömür boyunca beyler gibi yaşatacakken, o da "kalıcı" film yapma idealine takıldı. iki idealist adam bir araya geldiler ve türk sinemasının belki de en "titiz" filmini çektiler.. "titiz" ne mi?. bu filmin "kusursuz" olması için her şeye dikkat edildi. hem de neler pahasına dikkat edildi..

    örnek vereyim.. muzaffer anlattı. filmin büyük bölümü 1969'da geçiyor. cem yılmaz, o sahnelerde her şeyin 69 yılına uygun olması için çılgınca uğraşıyor.. 30'a yakın set kurulmuş iyi mi, dış ve iç sahneler için.. 69 türkiyesi yaratılmış.. nasıl yaratılmış. bir sahnede bir masa var. masada bir kül tablası.. cem "69 yılında bu kül tablası var mıydı" diye takmış kafasına. tam üç gün sürmüş araştırma. üç gün tüm ekip beklemiş iyi mi?. muzaffer dayanamamış sonunda.. "yahu bu sahneyi kaldıralım, kül tablasını kaldıramıyorsak" demiş ama, cem inatçı, ısrarlı ve inançlı.. nihayet "vardı" cevabını bulmuşlar da, filmde on saniye falan görülen, o da sadece masanın etrafındakilere değil, masaya bakanlar tarafından görülebilen kül tablasıyla sahne çekilmiş.. düşünün..

    zeki müren'in dillere destan kıyafetleri, tıpkısının aynisi.. karbon kopya.. mahalle 1969'un mahallesi.. tüm ayrıntılarıyla.. böyle bir filmin çekimi kaç ay sürer ve kaça patlar?. bir siyah pantolon, bir siyah tişört ile, kostümsüz, dekorsuz sahneye çıktığı zaman para basacak adam yapıyor bu harcamaları..

    efendim "gülmemişler.." efendim şahan gökbakar daha güldürüyormuş.. bunlar nasıl yanlış şartlanma?. bu nasıl yanlış bir karş-ı laştırma.. şahan "komik" film yapıyor.. sadece güldürmeye yönelik.. jerry lewis gibi.. cem "komedi" yapıyor.. charlie chaplin gibi.. kahkaha atmıyor, yer yer tebessüm ediyor ama çok düşünüyorsunuz.

    sorun da burdan çıkıyor.. arif v 216'ya kahkaha atmak peşin fikri ve niyetiyle gidiyorsanız, fena halde hayal kırıklığına uğruyor; ayça tekindor gibi "seyrettiğim en kötü film" diyebiliyorsunuz. ya da yüksel aytuğ kardeşim gibi "insan cem yılmaz filmine niçin gider?. gülmek için.. ama arif v 216 güldürmüyor, insana hayal kırıklığı yaşatıyor" diye hüküm verebiliyorsunuz..

    sen dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komedyeni (komiği değil, komedyeni) şarlo'nun "sahne ışıkları" filminde hiç kahkaha attın mı, yüksel? çıkarken "hayal kırıklığı" mı yaşadın?.. muhteşemdi, sahne ışıkları.. sinema tarihinin hiç sönmeyen ışıklarından biri olarak parlar durur, yıllardır..

    arif v 216 da, türk sinemasının gelmiş geçmiş en muhteşem filmlerinden biri..

    eğer yanlış hayallere kapılıp kahkaha atmaya değil, "film" seyretmeye giderseniz!. ve de gidin.. gidin de " insan olma"yı görün.. film daha en başında söylüyor sözünü.. robot 216, dünyaya geliyor uzaydan.. "insan olmak için.." burada sakın sadece "insana dönüşmek" gelmesin aklınıza.. insan olmak nedir onu anlatıyor arif!.

    filmde "iyi insan"a vurgu yapılıyor.. oysa "insan olmak" zaten "iyi insan olma"yı içeriyor anlam olarak.. arif, kahkaha atmak değil, "film seyretmek" için gidenlere "insan olma"yı anlatmak için 1960'lı yıllara gidiyor.. kenar mahalleye hem de.. asıl o zamanlar, o mahallelerde hem de nasıl insan olduğumuzu anlatırken, 2000'li yıllarda giderek robota dönüştüğümüzü fark ettiriyor.. kafalara dan diye vurmadan.

    uzaylı robotun insan olmak için geldiği dünyada insanların, teknolojinin esiri olarak robotlaşması nasıl çarpıcı bir ironi.

    nasıl çarpıcı bir eleştiri.. oyunculuk olağanüstü.. başta cem.. ozan güven muhteşem.. zafer algöz. o nasıl bir tiplemedir?. çağlar çorumlu, harikalar yaratıyor. seda bakan.. kelime yetmez anlatmama..

    kerem alışık o minnacık turist ömer sahnesiyle filme imza atıyor inanın.. babası sadri'yi oynayan mert fırat'la sahnesi filmin doruklarından.. kaç tane doruk var filmde, sayılmaz.. 1960'lı yılları benim gibi yaşayanlar.. o yılların sinemasını, o yılların mahallesini, o yılların insanını bilenler tabii daha çok içine giriyor filmin.. o ayrı.. setler harika kurulmuş.. kostümler harika yapılmış.. yönetmen, öyküyü harika anlatmış.. müzikler harika seçilmiş..

    beni bırakın üç gün üç gece anlatırım.. öyle doluyum filmle.. ama gerek yok.. sinemayı seven mutlak ama mutlak gitsin ve türk sinemasının istendiği zaman neler yapabileceğini görsün..

    teşekkürler cem!. teşekkürler muzaffer!.

    --- spoiler ---

    kaynak
  • "muzaffer ne alaka ulan" dediğim tespit. hıncal bey yine neyin peşindesiniz acaba?