şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ariusculugun ozu isa'nin tanriligini yadsimasidir. alisilagelen hristiyan ogretisine gore tanri'nin oglu olan isa'da tipki onun gibi gercekten tanri'dir. arius'a ve yandaslarina gore ise isa ancak ikincil ya da bagimli bir tanriliga sahiptir. baska bir deyisle o gercek, sonsuz ve kadir-i mutlak tanri degildir
  • arianizm olarak da bilinir.
  • teslisi reddeden hristiyanlık akımıdır. iznik konsilinde bir güzel tasfiye edilmiştir.
  • baba ve ogul'un ayni tek tanri oldugunu reddetmesi bir cok musluman'in ve teslis karsitinin agzina "işte orjinal hristiyanlik'ta isa tanri degilmis, sonradan bozulmus" argumanini pelesenk etmistir, ancak* atlanilan nokta ariusculuk'un isa'yi normal bir insan olarak da gormedigi, insan ustu, ilk yaratilan ve tapınılan bir yari-tanri olarak gordugudur. yani teslis'i "cok tanrili" diye yaftalarken asil "cok tanrili" olma durumu ariusçuluk'ta mevcuttur zira cok tanrili dinlerin hemen hepsinde bir "ilk tanri" ve "ilk yaratilan tanri(lar)" grubu mevcuttur. iznik konsuluyle beraber ortadan kalkmistir ancak sadece bu baba-ogul ayrımı fikir olarak kimi modern dinlerde (bkz: yehova şahitleri) halen yer bulmaktadir.
  • teslis inancına karşı çıkmalarına rağmen isa'yı baba tanrı ile eşit tanrısal erke sahip görmeyen hıristiyanlık mezhebidir; ana görüşe düz mantık ile bakarsak rivayete göre geiserich'in ağzından çıkmış olan şu söze denk gelir:"bir baba oğluna nasıl eşit olabilir?" bir çeşit ataerkillik. arius isimli rahip bu savını tanrı'nın dünyayı yaratırken isa'nın olmadığını belirterek isa'nın da tanrı tarafından yaratıldığı için baba tanrı'dan daha alt bir seviyede bulunması gerektiği şeklinde açıklamıştır. yuhanna incili'nde isa'nın tanrı hakkında benden daha büyük* olduğunu belirten tümce bu savı güçlendirir.

    bu tarz teolojik bir görüşün özellikle mısır'da güç kazanması roma imparatorluğu'nu tek parça hâline getirmeyi başarmış olan i.constantine zamanında imparatorluk otoritesinin sorgulanması anlamına geliyordu. mısır'ın teolojik açıdan roma otoritesini reddetmesi meselesinin siyasi geçmişi ise üçüncü yüzyıl krizinde üçe ayrılan imparatorluğun bir parçasnın mısır ve suriye olmasını belirtmekte sanırım fayda var. bahsi geçen krizin ardından geçen 30 yıl civarı bir süre içerisinde roma'da siyasi birlik oluşmuşken imparator constantine ve licinius birbirine girdi; savaştan constantine muzaffer çıktı. fakat constantine genişleyen imparatorluğun tek merkezden yönetilmesinin zor olduğunu idrak etmiş olacak ki kendi adını taşıyan ve imparatorluğun doğu tarafının merkezi olacak olan şehrin* gelişmesini sağladı. işte bu esnada siyasi açıdan da yeni bir rakip beliriyordu,ariusçular.

    constantine'in ölümünün ardından tahta çıkan valens her ne kadar arian olsa ve arianizmi desteklese de teolojik meselelerden çok got savaşları* ile uğraşmak zorunda kaldı ve adrianople savaşı'nda gotlara mağlup oldu ve öldürüldü. yerine ise arianizmden ve topluluk içinde ya da bireysel olarak yapılacak her çeşit pagan ayinini yasaklayacak olan i.theodosius geçti. i.theodosius her ne kadar imparatorluğun doğusunda ariusçuluk etkisini yok etmiş olsa da bu sefer ataerkil olan cermenik kavimlerde ariusçuluk yayılmaya başlamıştır.

    şimdi teolojik açıdan bakalım elimizde neler var:

    - hıristiyanlığın yayılmaya başladığı roma bünyesindeki cermenik kavimler ve kavimlerin ataerkil yapılarından dolayı bu kavimlerin ariusçuluğa kayması.

    - i.theodosius dönemine kadar resmi olarak kaldırılmayacak olan paganizm ve bu paganizm ile uyuşmuş bir yapıya gelen bürokrasi.
    i.theodosius'un frigidus savaşı'nda roma paganizmini destekleyenlere karşı galebe çalmasına kadar geçen süreç içerisinde roma paganizmine -belki de- daha yakın bir anlayış olan teslisin benimsenmesi.

    - üçüncü yüzyıl krizinde ayrı bir siyasi merkez olan mısır ve suriye'de krizin bitmesinin üzerinden yarım yüzyıl dahi geçmemişken teolojik olarak teolojik otoriteye, dolayısı ile siyasi otoriteye -o esnada roma hıristiyanlığa tam bir geçiş yaşamamıştı- rakip bir görüşün açığa çıkması ve gittikçe palazlanması.
  • hakkında tarık bin ziyad komutasındaki arapların, güney ispanya'ya nasıl ayak bastıklarına dair bir spekülasyon yapılmış hristiyani görüş. şöyle ki;

    m.s. 4. y.y iskenderiye’de dini bir tartışma başlar ve papaz arius der ki “ne üçlemesi yahu, peygamber insandır; babası da tanrı değildir.” evet özellikle "yahu" koyar başına. "baba-oğul-kutsal ruh"u bir anda yerle bir eder. bu akım ariusçuluk olarak kuvvet kazanır ve anadolu ve balkanlar üzerinden o gün gotların elindeki, bugünkü bulgaristan ve romanya topraklarına ulaşır. burası da bizans’ın burnunu soktuğu bir yerdir ve gotların orada bir kolu vardır. burada wulfila isimli bir got bu akıma gönül verir ve nikomedeia’ya (izmit) dönemin en ateşli airusçu söylemleriyle bilinen psikopos eusebios’tan ders almaya gider. eğitimini tamamlayıp gotların arasına döner ve hızla airusçuluğu yaymaya başlar. gotların bizansla aralarının bozuluşu ve daha batıya, önce avrupa ve sonra italya’nın güneyi ve iberia’ya kadar gelmelerinin sebebi bu dinsel ideolojik farklılıktı deniyor.

    vizigotlar iber yarımadası’nda bir krallık kurmaya kalktıklarında airusçu olanlar ve olmayanlar olarak ikiye bölünürler. eski kral witiza’nın oğlu achilla’yı tutanlar airusçu olarak kaldı. karşı fikirdekiler ise kral roderick tayfasıydı ki roderick’i ruhban sınıfı seçmişti. peygamberin tanrı oğlu olduğunu reddeten ve onu daha insani vasıfta gören airusçu gotların müttefikleri bilin bakalım kimdi ve acaba airusçular üçlemecilere karşı müslüman-arapların desteğini mi almıştı?
  • tamamen soyluların ve din adamlarının gücünü açmak için hükümsüz kılınmıştır.kaldırılması ve taraftarlarının öldürülmesi orta çağ boyunca avrupada sürecek katı bir dini yapının önünü açmıştır.iznik konsili ile yozlaşmış eski yunan öğretileri (bkz: sofizm ve idea) ve isanın öğretilerine ters bir kilisenin birlikteliğiyle günümüz katoliklerinin yobazlığının temeli atılmıştır.
  • bu akımın günümüz temsilcileri yehova'nın şahitleri olarak bilinen tarikattır.
  • "isveçliler'in tersine, urnlar isa'nın gerçek öğretisini benimserler; ingiltere ve öbür kuzey uluslarının kraliyet soylarının kökenindeki ariusçuluk'la lekelenmiş ya da kanlı şeytan ayinleriyle karartılmış öğretiyi değil." jorge luis borges - el libro de arena (undr öyküsünden)