şükela:  tümü | bugün
  • torrent'in aslında iyi bir şey olamadığını anlatmaya çalışırken snob bir tavırla sinefillerin hepsine laf söyleme yetkisini kendinde bulmuş dergi.

    sevdiğim yazarları bünyesinde barındırmasına rağmen takındıkları kibirli tavırla oldukça antipatik olmuş online dergi.

    zannediyorlar ki ülkenin her yeri istanbul'dan ibaret.
    o yüzden her film her yerde aynı anda vizyona giriyor.
    zannediyorlar ki herkes çok zengin.
    hadi zenginlik fakirliği geçtim. ama her ilde aynı anda vizyona giren ya da her filmin vizyona girdiği sinema imkanları yok bunu nasıl görmezden gelebilirler aklım almıyor.

    "belki şehre bir film gelir..bir güzel orman olur yazılanlar"

    benim bulunduğum şehirde bir festival olmamış olsaydı ben de başta cannes filmleri olmak üzere -ki hatta çoğu yerli filmi de- izleyemeyecektim.

    kibir kokan yazılarında imzasız cümleler ve saçma sapan genellemeler yapmışlar.
    malum yazı için

    mesela film izlerken hiç "kutu kola" içmem. suyu bile mecbur değilsem içmem. yiyecek meselesi keza aynı.
    yani film izlerken dedikleri gibi lakayıt bir halim olmaz.
    o sebeple "sinefil" formalarına uyar mıyım acaba?

    onun dışında filmi nasıl izleyeceğim ya da izlendiği konusunda kendilerine bir söz düşmemektedir. siyad'lı yazarlardan oluşmaları bu konuda bir otorite olmaları anlamına gelmemektedir. zira yazdıkları yazılar çerçevesinde değerlendirdiğimizde filmleri hikayeleri üzerinden anlatmakta yine kendilerinin yaptıkları işler arasında yer almakta.
    teknik vs. elbet söylenir ama film analizi bunlar değildir. bir film eleştirisi veya yazısı anlatımının analizi verileriyle ilerler.
    kaç sinefil yazsını okumuşlar ayrıca. insanları twitter'daki yorumlarıyla değerlendiriyorlarsa vay hallerine demek istiyorum.
    insanların ne yazdıklarına odaklanmadan eleştiri şaşkına dönmüşler.

    başta da dediğim gibi, bunlar her yeri istanbuldan ibaret gören insanlar. malesef günümüzde hala sineması olmayan iller var.
    insanlar ne yapsınlar. dvd bile yok.
    torrent baktığınız zaman evet bir suç belki de ama bir sinefil için çok başka anlamlara gelmektedir.

    zeki demirkubuz bile kendi filminin torrent likini paylaşmış biridir.
    çünkü onun için filminin izlenmesi daha önemlidir.

    sevdiğimiz şeyler kimsenin tekelinde değil. o yüzden sinema da, eleştiri de kendi tekellerinde gibi davranmasınlar.
  • son sayıları ile olay olmuş dergi, sinema sayfası.

    yazıdan önce yazıya karşı yazılanları okudum. az önce de arka pencere'nin yazdıklarını okudum. tebessüm etmedim değil. özellikle sinema tarihi hakkında dedikleri epey ilginç. kendilerini olimpos dağındaki kahin falan sanıyorlar sanırım... sinema eleştirmenlerinin en büyük yanılgısı budur: film izledikleri için kendilerini üstün sanarlar. hayır canım, değilsin. bendeki sinema kitaplarını alıp önlerine atasım var: alın az kültürlenin, hep poğaça yemekle olmaz, diye. o kadar kitabı, o kadar makaleyi boşuna okumadım ben. sinema tarihinden de sertifikayı boşuna almadım. basın gösterimlerine gidip film izleyince kendilerini 'üst akıl' sanmışlar anlaşılan. ama ben onların derdini anladım: kendileri kadar çok bilen kitleyi görünce ürktüler. ürkün kardeşim, süpüreceğiz sizi.

    kimse kismeyi kandırmasın. bu ülkede herkes korsan film izliyor kardeşim. ben izlemiyorum diyen önemli sinema sayfaları dahi korsan film izliyor. bunun sebebi de çok basit: para! para yok kardeşim. dün the hateful eight'e gittim sırf yazacağım diye; hani biz yeniyiz, basın kartı falan yok cepten verip gidiyoruz; bugün cepte kuruş yok aç susuz gezdim. benim yaptığım da mantıklı değil ama yinede korsan izlemeyeceğim diye gittim paramı verdim çünkü ben de bir sinemacıyım. anlıyorum emeğin ne demek olduğunu. yinede yalan yok hala torrentten film izliyorum. sen de o da şu da izliyor. kim istemez ki criterion'un arşivini almayı. para yok. bunlar hep maddi durum ile alakalı.

    kendi okurları dahil herkese saygısızlık yapmışlar. hadlerini de fazla aşmışlar. bu terbiyesizlikleri de hiçbir zaman unutulmayacak... korsana gelirsek. korsana mecburuz çünkü açız. izlemek, görmek istiyoruz. burada önemli olan korsanı en düşük orana indirebilmek. bilinçli olmak önemli ama ne kadar bilinçli olsak da maddi gücümüz yok. gücümüz olmadığı için bazı şeylerden uzak kalmak cidden kötü bir durum. şöyle ki: paran yok, film izleyemezsin, kitap okuyamazsın. yani kültür de parayla.

    her neyse... ben şimdi gideyim de kendime bir cheetos alayım, sonra da torrentten indirdiğim screener görüntülü filmimi izleyeyim. ardından da gider bir eleştiri yazar 3. paragrafta bırakırım. vuhuu, çok çılgınım.
  • dün skandal bir yazı yayınlandılar. daha doğrusu yeni sayıları skandal bir yazıyla başlıyordu. burada da yazıldığı gibi o yazı sinemayı seven yüzlerce takipçisine, hatta yazarlarına hakaret ediyordu. düşünün, bir dergi bir yazıda sadece takipçilerini küçümsemiyor, aşağılamıyor, hor görmüyor; aynı şeyi yazarlarına da yapıyor. bildiğin epic fail. yani neresinden tutsan elinde kalan bir yazı. öyle dandik bir yazı ki belki hakkında yazmamak gerek. ama yazmak istedim. yazıyı yazan kişi epey bilgisizmiş. mesela westworld'ün netflix dizisi olduğunu sanıyor. ama hbo dizisi. mesela fincher'ın pilot bölümünü çektiği, sonra bıraktığı house of cards'ın iptal edildikten sonra netflix'te dirildiğini sanıyor, halbuki baştan netflix dizisiydi. yetmiyor. ulan istanbul'un 1 tl karşılığında izlenmemiş olmasına "netflix gelse ne olur, gelmese ne olur?" diyebiliyor. o kadar cahil ki... netflix gelse ne mi olur? netflix devrimdir lan. bu nasıl cehalet? asıl sorun, ulan istanbul gibi sikko bir diziyle netflix'in yapımlarını kıyaslaması... çok güldüm (u)lan.

    bu bilgisizce yazılmış paragraflardan sonra yazı sinefillere çakarak tamamlanıyor. torrent yoluyla film indiren kişi sinemasever, sinefil değilmiş. sen nasıl olur da revenant gibi büyük zorluklarla çekilen filmleri hunharca indirip dandik pc'den izliyorsun diyor. gerçek sinefil, filmi sinemada izlermiş. torrente bulaşmazmış. kısacası epey epey saçmalamışlar. mesela bu kibirli paragrafı yazan kişi filmleri beleşe izliyor. o hafta gösterime girecek bütün filmleri beleşe izliyor, festivallerde beleşe izliyor. hayatı beleş, sonra gelip "nasıl olur da imax'te, 3 boyutlu izlemezsin? nasıl olur da dvd'sini sittin ay beklemezsin ve gider hunharca indirirsin?" ahahaha yazıyı yazan, yayınlayanlara çok güldüm. adamlar kendilerini ingiliz film enstitüsü (bfi) falan sanıyorlar galiba, kalkıp gerçek sinefilliğin tanımını yapıyorlar. o paragrafta ne ararsan var. milletin ekonomisini, dağıtım sorunlarını, kendilerinin beleşçiliğini hesaba katmadan genç yazarlara nefretlerini kusmak da var, büyük bir kibir de. lan gören de bir bok yapıyorlar sanacak? alt tarafı filmi izleyip dandik bir yazı yazıyorsun üstüne. adam film çekiyor, filmde oynuyor ve işinin zorluğu sorulunca "yapmayın, marangozun işi benimkinden daha zor" diyor. bu adamlar bunu da yapmıyorlar, kıçıkırık yorum yazıları yazınca kibirleniyorlar. ahahaha. la senin yazdığın eleştirileri abd'ye götürsek sınıfta kalırsın, bu eleştiri değil derler en hafif şekilde. gelip burada kibirleniyor.

    diğer sorunsa özür dilememeleri. özür dilemeyeceklerini biliyordum. nitekim öyle de oldu, çemkirmeye ve kibre devam ettiler. ayaklarına sıkıyorlar, haberleri yok. sanırım kendilerini empire, total film falan sanıyorlar. halbuki vazgeçilmez değiller. mesela ben anında vazgeçtim.

    özetle saçma sapan, kibirli, bilgisiz, cahilce yazılmış bir yazıyla kendilerinden tiksindirtmişlerdir. aferin!
  • uğur vardan'ın kim eleştirmen onu biiz biliriiiz biz söyleriz biiz ana fikirli yazısı yüzünden ilk sayıdan soğuduğum dergi.

    filmleri severim. filmler hakkında yazanları daha çok severim. beğendiğim yazarları her şekilde desteklemeye çalışırım. değişik algoritmalar içeren film yazısı okuma ritüellerim vardır. bir filmi izlerken şu beğenir şu şöyle düşünür diye de düşünürüm hatta.

    biliyorum onca emeği bir kişinin yazısıyla gölgelemek adil değil.

    ama kalp bu işte... konu sanat olunca daha da hassas...
  • sinema, total film, empire, film + gibi dergilerin kapanmasından sonra popüler sinema alanında oluşan boşluğu dolduran dergi. birçok önemli sinema yazarının imzasının olduğu ilk sayıdaki ekip mütevazı bir ‘dream team’ kıvamında. ilk sayı iki farklı kapakla çıktı ve hayli hacimli.
  • masaüstü yayıncılık ayrı bir zevktir, bambaşka bir tattır, tutkudur. basılı yayın olarak sinema sektörümüzde farklı seçenekler olması çok güzel.

    yeni basılı sayıya gelecek olursak; elime ulaştı fakat henüz tam kurcalayamadım, tasarım v.b hoşuma gitti, lakin içeriğe bakacağız.

    bu ülkeye daha fazla basılı sinema dergisi diliyorum.
  • ocak ayında yayınladıkları, yukarıda eleştirdiğim yazıdan 4 ay sonra kapanmış e-dergi. şimdilik deniyor ama sinema dergisi için de şimdilik denmişti. o zaman şimdilik allah rahmet eylesin. 5 yıl her hafta büyük emeklerle çıkardılar dergiyi. 5 yıl boyunca her hafta dergi çıkarmak gibi belki de imkansız bir işin altından kalktılar. kapakları enfes, içerik iyiydi. ilk yıllarda daha iyiydi. son 1 yıldaysa dosyaları azaltmışlardı. fakat asıl kötü olan, bunca emeği bir yazıyla çöpe atmaları oldu. severek okunan bu dergi durduk yere, gereksiz ve nedensiz bir şekilde okurlarına (ve hatta yazarlarına) hakaret etti. 2.haftada bu tutumunu sürdürdü. onca emeğe yazık ettiler. bakın, isterseniz 50 yıl muazzam başarılara imza atın. bir gün saçma sapan bir şey yaparsanız o şey 50 yılınızın üstünü anında çizer. arka pencere 5 yıldaki emeklerine o yazıyla yazık etti. artık arka pencere dendiğinde benim aklıma 5 yıldaki muazzam emekleri, kapakları, dosyaları, içeriği, hitchcock sevgisi gelmiyor, okurlarına hakaret ettiği o yazı geliyor. ayağınıza sıktığınızı söylemiştim yukarıda. tebrikler...
  • içerik iyi olabilir bunu bilemiyorum çünkü okuyamıyorum. o nasıl bir tasarımdır? ne ki o flash mı? her cuma bir sayı çıkıyor güzel disiplinli işleri hep severim devamlılık güzel. online yayıncılıkta bu tasarıma sıkışıp kalmak nasıl bir şey. liseliye yaptırdınız tasarımı? şimdi çok güzel hazır script mi ne şeyler var 100$ filan bayıldın mı şuku şeyler oluyor. önünüzde bantmag gibi bir örnek var mesela hoş bu dergi basılıyken de tasarım konusunda dehşetti(en azından türkiye çapında). örnek alın birazcık orada her hafta sinema eleştirisi yetiştirmeye çalışan yazarlara yazık.
  • yeni dergi arka pencere umarım uzun soluklu olur. emeğe saygı! yazan, çizen herkese teşekkürler. içinde olmak ve o havayı solumak güzel. daim olsun ve başarılarını hep sürdürsün.
    değişik ve farklı bir atmosfere sahip... kapanan sinema dergisinden sonra böyle bir dergiye ihtiyaç vardı.
  • 380. sayısıyla birlikte online yayın hayatına bir kez daha son vermiş olan haftalık film kültürü dergisi.

    fakat bu sefer başkaymış. son sayının önsözünde belirttiklerine göre, aynı kadroyla yeni bir maceraya kalkışıyorlarmış ve dergiyi aralık ayından itibaren matbu halde aylık periyotta çıkaracaklarmış. sinema dergisinin kapatılmasından sonra oluşan boşluğu hedeflemişler. bakalım.