şükela:  tümü | bugün
453 entry daha
  • burak ile arkadaşlığımız, kim daha uzağa işeyecek yarışması yapacak yaşa kadar gidiyor.
    beraber aynı lojmanda büyüdük, babalarımız şeker fabrikasında çalışıyorlardı. hani o eski lojmanlar, yemyeşil peyzajı olan, içinde çocuk parkı ve geniş arkadaş gruplarının olduğu, huzur içinde yaşanan lojmanlardan.

    biz bu lojman ortamında, aklımın erdiği kadarıyla 14 sene beraber geçirdik üniversite sınavına kadar. parlak değildi derslerimiz, zaten arka mahalleye sataşmaktan, kızlarına kağıtta aşk notları bırakmaktan, meybuz ısmarlayıp boş boş zaman geçirmekten çalışmaya çok vaktimiz olmadı. öss'de puanlar geldi. aşağı yukarı benzer puanlar. ikimizin de puanı ancak anadolu'daki vasatın altı bazı üniversitelerin yine vasatın altı bölümlerine yetiyor.

    tercihleri aynı şehirlerde buluşacağımız şekilde yaptık, anne babalar da aslında bu durumu hiç istemiyor haytalık devam edecek diye. beklendiği şekilde aynı şehrin aynı üniversitesine yerleştik. yarım dönem yurtta kaldıktan sonra ev tutup üniversite hayatının hakkını verelim dedik. aileleri güç bela ikna edip, yer yer boğazımızdan keserek fena olmayan, kızların en azından sokağına girebileceği bir ev tuttuk. ufacık kümes gibi ama bizdeki keyif cem uzan'ın yatında yok, gönlümüz zengin. günü geliyor düz yağsız makarna yapıyoruz ekmekle yiyoruz, gün geliyor bol sulu hazır çorba yapıyoruz ama akşam içeceğimiz biradan sigaradan ödün vermiyoruz. koymuyor da bunlar hiç. aramızda para hesabı diye bir şey kalmamış, kimin parası varsa o ödüyor, kimin parası varsa o erzak alıyor. böyle gidiyor. o dört sene hayatımın en güzel seneleri oldu, hala düşünür düşünür hüzünlenirim özellikle bugün içinde bulunduğum durum sebebiyle.

    burak çok revaçta olmayan bir bölümden mühendis oluyor. ben ise iibf mezunu. mühendislik diploması en kötü üniversiteden bile olsa bir geçerliliği var. kırsal denebilecek bir noktada olsa da o iş buluyor, ama çok çok iyi bir maaşa zira adam bulamıyorlarmış dağ başındaki madende çalışacak. birkaç sene sabredeyim diyor. ben uzun süre işsiz geziyorum, zaten okurken ne staj yapmışım ne iş güçle ilgilenmişim. ben olsam ben de kendimi işe almam. umudum ve gücüm tükenince satış pazarlama şirketine - şirket dediysem 10 kişilik patron şirketi - giriyorum, asgari ücret vs. aile yanında yaşayıp idare ediyorum. babam emekliliği ertelemiş, lojmandayız hala. yeni arkadaş grupları var tabii ama ben kazık kadarım, "amca topu atar mısın" diyorlar topları oturduğum banka gelince. üzerine harfler kazıdığımız banklar gitmiş, seri üretim sert plastik banklar gelmiş. yabancıyım her şeye.

    bu dönem burak ile de sürekli iletişimdeyiz, haftasonları geliyor, rakının dibine vuruyoruz, gece geziyoruz hatun kovalıyoruz. gerçekten iyi para kazanmış, sadece maaş değil maden ocağında işlerin beklenenden iyi gitmesiyle güzel primler almış. telefonla da iletişim halindeyiz, üniversite son sınıfta aşık olduğu hatun bunu terk ediyor uzakta çalıştığından. aşk ızdırabını dindiriyoruz. hemen devamında, çalıştığı şirketin merkezinde görev yapan bir hatunla tanışmış. bana çok sonra bahsetti, "bu sefer ciddi" dedi. gerçekten de apar topar nişanlandılar, kızın ailesi tutucuymuş. 26 yaşında çocuk evlenecek 27'sinde. çok ses etmedim, emin misin falan gibi iki lakırdı ama hem kararlı hem de sorgulanmasını istemiyor. yenge ile de aramızda bir soğukluk var anlamsız, bana "işsiz (işim olsa da tabii mühendis değiliz ya) berduş, hayta, vasıfsız, yoldan çıkarıcı" gözüyle bakıyor. eski anılardan da bahsetmiş olsa gerek burak.

    kendi işim, tabii iş denebilirse, daha çok sırtımızda kırbaç ile yana yakıla satış yapmaya çalışmak, sürekli yetersiz görülmek, potansiyel müşterilerin türlü kaprislerini çekmek ile geçen bir hayat sunuyor. bir tarafta en iyi arkadaşım, güzel para kazanarak iyi kötü bir aile kurmak üzere -benden nefret eden bir kadınla olsa da- diğer tarafta ben dibe doğru gidiyorum psikolojik olarak. babam rahmetli fark etmiş, bir gün dedi bir bardak da sen al. normalde yanında içki içmem, yazılı olmayan, hiçbir zaman bahsedilmemiş bir kural bu. sordu "sen nasıl işler yapabilirsin? kendi işini yapabileceğin bir fikrin var mı?"

    duygulandım, koca adama dert olmuşum, iyice yük gibi hissediyorum ama bir yandan da o sert adamın şefkati ile bu koca yaşımda bile karşılaşmak huzur veriyor. birkaç iş kurma fikrinden bahsettim ama her biri sermaye istiyor. iyi kötü birkaç senedir satış yapıyorum, o dönem akıllı telefonlar da yeni yeni geliyor. işlek bir caddede telefon bayiisi olayım, sim kart telefon vb. satayım zaten halihazırda yaptığım işe de benziyor piyasayı biliyorum. sermaye olarak kullanabileceğim, ay sonunda yeni maaş yatana kadar eski maaştan kalan bugünün parasıyla 170 tl gibi bir para var. devasa bir birikim. babam "ben emekliliğimi isteyeyim, ikramiye ile sana sermaye yapalım, yetmezse de ben kredi çekerim memurluğumuz var bunca sene" diyor.

    bir yandan kendi işimi yapmak, o iğrenç patron ortamından kurtulmak bana müthiş umut veriyor, diğer yandan 60'ına gelmek üzere olan adamın yıllarca hayalini kurduğu ikramiyesini elinden almak üzerine de borçlandırmak çok ağır geliyor.

    babam da bunun farkına varmış olacak ki "oğlum biz senin için çalıştık, senin için yaşadık. sen de çalışacaksın, sen de oğlun, kızın için yaşayacaksın kısmetse" diyor. tabii hiç kısmet olmadı bunlar maalesef. neyse.

    ikramiye ve ikramiyenin yarısı kadar banka borcu ile kuruyoruz dükkanı. donatıyoruz, tecrübeliyim güzel de gidiyor. babam ile beraber kendi maaşlarımızdan sonra banka kredisini ödeyince fit olacak şekilde götürüyoruz. umudumuz sonsuz daha fazlasını da kazanmak için.öğle araları annemin hazırladığı yemekleri yiyoruz. bazen o da geliyor dükkana. tam aile işletmesi olmuşuz huzur doluyum. haftasonları burak geliyor, dükkan önünde tavla atıyoruz, çayımızı içiyoruz. kepenkleri beraber indiriyoruz. haftasonları üniversite hayatı gibi geçiyor.

    babam ecevitçidir, kaderin cilvesi onu iktidarda tekrar gördüğü dönemde yaşanan kriz bizi fena vuruyor. dükkana sinek bile adım atmıyor, öyle bir kasvetli hava var. dükkan sahibi insaflı adam, kirayı sorun etmiyor. ama banka kredisi elde avuçtakiler ile birkaç ay gitse de sonrası kalıyor. bankadan bitmek tükenmek bilmeyen aramalar, faizi ayrı anaparası ayrı koca bir borç yığını.

    burak evlilik hazırlığında. konu etmek istemiyorum ama o da şahit oluyor. bu mevzulara geçince aramızda rahatsız edici bir sessizlik. onun düzeni ve planını bozmak istemiyorum zaten masraf yapıyor. gerçi ihtiyacımız olan mebla onun için çok büyük paralar değil. bankanın avukat yolladığı bir günün akşamı son çare arıyorum burak'ı. konuyu açıyorum, o da hızlıca "birazdan konuşalım arayacağım" diyor. yalnız değil fark ediyorum.

    kısa süre sonra arıyor, seslerden fark ediyorum dışarı çıkmış. durumu anlatıyorum, son çare olduğundan bahsediyorum. hiç uzatmayıp, "ben de kırmadan nasıl sorarım diyordum. yarın gönderiyorum hesabında olacak bana sms at hesap numaranı" diyor. içimde bir rahatlama. babama koşuyorum, müjdeyi veriyorum. haftalar sonra o akşam güzel bir uyku çekiyorum.

    öğle vaktine doğru bankaya gidiyorum, henüz gelen transfer yok. herhalde unuttu ya da öğleden sonraya kaldı diyorum. öğleden sonra bankada kuyrukta bekleyip yine soruyorum yine yok. arıyorum burak'ın telefonu kapalı. madende çekmiyordur diyorum. insanlık hali unuttu.

    akşam konuşuyoruz burak'la, sesi mahçup, çekingen, yarım cümleler kuruyor. "bugün fırsat olmadı haftaya yapalım mı" gibi anlamsız cümleler. arkadan nişanlısının homurdanan sesleri geliyor. durumu anlıyorum.

    dükkanda ne var ne yok banka alıyor. kalan borcu da yapılandırıyorlar yeni çıkan yasa ile. babamı o yaşında, elinde ikramiyesi olmadan, emekli maaşı ve koca bir borç ile başbaşa bırakmak, diğer yandan en iyi arkadaşımla aramı para pul meselesi yüzünden tatsız hale getirmek tarifsiz bir hüzün ve umutsuzluk veriyor.

    uzun süre işsiz gezdikten sonra eski işime benzer bir işe giriyorum. bu sefer söylenmeden, öfkelenmeden, tamamen teslim olarak. burak'ın düğününe gidemiyorum.
  • arkadaş ile girilecek her türlü yüksek tutarlı borç ilişkisi sıkıntı yaratır uzun vadede.
    kaçınmak lazım bu davranışlardan.
  • doğru kişi ile yapılabilecek mantıklı iştir. veriyorum lazım olunca istiyorum derken geçip gidiyor
5 entry daha