şükela:  tümü | bugün
  • istanbul üniversitesi tıp fakültesi hastanesi’nde taşeron işçi olarak çalışan ve yakalandığı karaciğer rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybeden zafer açıkgözoğlu'nun insanın içini parçalayan son sözleridir.

    zafer açıkgözoğlu'nun yazdığı mektup şöyle:

    "yaşarsam, malulen emekli olacakmışım. şimdi bunları düşünemiyorum bile, sonum ne olacak, yaşayacak mıyım bilmiyorum ki! taşeron işçileri dayanışma ve yardımlaşma derneği vasıtasıyla yürütülen dava süreci devam ediyor, hastane yetkilileri bizden daha yüksekler, daha üstünler; belki onlar kazanırlar. ne karar çıkarsa saygı duyacağız, elden ne gelir ki! biliyorum arkamdan iki gün ağlayıp üçüncü gün unutacaksınız. hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz. benden önce her sene ölen bin 500 işçi gibi. soma’da ölen 301 maden işçisi gibi. şimdi diyorum ki, iş buldum, ekmek buldum diye sevinirken güvenlik önlemlerinin alınmamasından, gerekli eğitimin verilmemesinden, altyapı eksikliğinden canımdan oldum. yaşamak istiyorsanız, sevdiklerinizle mutlu bir yaşam sürmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorsanız; var olan şartların, eğitimlerin tamamlanmasını isteyin. çalışma bakanlığı başta olmak üzere, tüm sorumluların yasalarca cezalandırılması en büyük dileğimdir. ceza alsınlar ki tekrar aynı hatalar yaşanmasın. güle güle..."

    kendisi, çalıştığı hastanede çöpleri toplarken eline batan iğne ve lağım temizliği görevi esnasında kaptığı enfeksiyon nedeniyle hepatit b olan, sonrasında aynı hastanede karaciğer nakli yapılmasına rağmen yaşamayan, bu ülkede taşeron sistemi ve vahşi kapitalizme verdiğimiz canlardan sadece biri.

    arkadaşlarına yazdığı mektupta, taşeron işçi sorununa dikkat çekerken umutsuzluğu ve kırgınlığı satırlardan okunuyor. bu ülkenin emekçisine, işçisine, fakirine, aydınına umut olamadıktan sonra yaptığımız siyasetin mastürbasyondan ne farkı var?
    hepimize yazıklar olsun.

    haber

    edit: konuyla ilgili yazılmış başka bir yazı daha
  • dogru olan bir sözdür. evet, maalesef, unuttuk.
  • iç burkan ama gerçek bir söz. maalesef unuttuk.