şükela:  tümü | bugün
  • utanma duygusunu nadasa birakma hali
  • kediler için kullanıldığında doyumsuzluk, yüzsüzlük, açgözlülük bildirebilirken, insanlarda namus eksikliği** de belirten kelime. (bkz: ar)
  • bir "evet" hırsızlığı.
  • 650 kb/s download yapilabilen yurtta, yönetime benim odamda neden wireless lan calismiyor diye mail yazabilmektir.

    (bkz: ar damari catlamak)
  • bunu sevimli sanan kadın ve erkekler var. sanmasınlar. kimse sizin ne kadar azmış, duvarlar tırmanır olduğunuzu merak etmiyor.
    ayyy olsa da sevişsek ihihihi.
    bu ne ya?
    hani kimse of ne kadar aşmış ne rahat demiyor. ha demek istedikleri bi şey vardır, o da git elinle muhatap ol madem benle değil benzeri şeylerdir.
  • hep kendisi için en iyiyi uman arsızlık, hayal kırıklığına uğrayınca duyarlı bir iyiliğe ve romantilkliğe dönüşür çoğu zaman. iğrençtir.
  • arsızlık, asgari ücretin yedi yüz küsür lira olduğu bir ülkenin çalışma bakanının "asgari ücretle geçinilmez diye bir şey yok, geçinirsiniz. ona mahkumsanız 800 lira da büyük paradır" demesidir.
  • hayatım boyunca bu eylemi yapan insanlardan hep nefret etmişimdir.
    herhalde kişiliğime en uymayan davranış biçimidir.
    tanım yapmak gerekirse; kişinin toplum tepkisine ve muhattaplarına aldırmadan yaptığı yanlış eyleme yüzsüzce devam etme durumudur.

    gözümde arsız insanın iticiliğine henüz hiçbir varlığın ulaşamadığı gibi içine düşmekten en çok korktuğum durumların başında gelmekte...

    bunun ben de bu kadar travmatik bir hal almasını çocukken ana okulumda yaşadığım bir olaya bağlıyorum;

    henüz 6 yaşındaydım. özel bir kreşe gidiyordum. annem bana, beni araba tuttuğu için bir araç tahsis etmişti. özel bir şoförüm vardı, çok iyi adamdı. adı garip'ti.

    garip abi çok sevmişti beni. beni çok sevmesinin yanı sıra kızından ayrı tutmazdı.
    çok iyi bir adamdı garip abi.yol boyu benimle sohbetler eder kendinden ailesinden bahsederdi, ne anlatsam büyük ciddiyetle beni dinler yorum yapardı. yol boyu istifra etmeyeyim diye yapmadığı şaklabanlık kalmazdı. midem bulanırsa arabayı bir yere çeker bana bişi ısmarlayıp benimle sanki büyük bir insanmışım gibi sohbetler ederdi...
    belkide kendimi o yaşlar da dahi adam yerine koymamı sağlayan bir insandır ''garip abi''.

    bir çocuğun gözlemi kadar doğru bir şey yoktur bu hayatta. bir çocuk gerçekten bir insanı seviyorsa doğru olan şudur ki; o insan insan gerçekten sevilesi bir varlıktır.

    çünkü çocuk onu salt sever, bütün çıplaklığı ile sever, ön yargısız yaklaşır ve gözlemler...

    garip abinin benim yaşımda bir kızı vardı. hiç görmemiş olmama rağmen sürekli ondan bahsettiğinden evin bir bireyi gibi olmuştu.
    adı derya'ydı.

    garip abi ondan bahsederken dünyası değişirdi.
    annem garip abi'yi çok sevdiğimi, onun da benimle ne alakadar olduğunu, bu işi para için değil paradan çok beni çok sevdiği için keyifle yaptığı biliyor olmalıydı ki; bir gün garip abiye derya'yı benimle oynaması için bizim eve getirmesini söyledi.

    garip abi baştan bu teklife çok sevinse de sebebini anlayamadığın bir nedenle biraz duraksadı. ''tamam bakarız aylin hanım'' diye geçiştirmeye dahi çalıştı ama annem üsteledi.

    derya o haftasonu bize geldi. oda benim gibi 6 yaşında bir çocuktu. ama çocuktan ziyade koca bir kadın gibi davranıyordu. hani çocuklar masum olur deriz ya, o gün bütün çocukların aslında o kadar da masum olmadığını ben o derya denen kızda gördüm.

    bu kadar arsız, babasını zorda bırakan, sürekli bir şeyler için tutturan, ağlayan, ortalığı yıkan, koca karı gibi laf geçiren, babasına istediğini yapmadığı için küfür eden bir kızdı derya.

    garip abi gibi bir adamın nasıl böyle bir kızı olabilirdi! o yaşta bile; ağzım açık, hayretler içinde kalmıştım. çünkü ben çok uslu ve asla bir şeyler istediğim gibi gitmediği zaman ''arsızlık'' yapmayan, bir bakkala, oyuncak mağazasına dahi girilse bir şey istemeye utanan bir çocuktum.

    o kızın o hali bana acayip garip gelmişti. ve maalesef ki oda garip abi'min başına gelmişti.

    e tabi adamın çocuğu benim ya da başkalarının gözüyle görmesi imkansız zaten. ama şu su götürmez bir gerçek ki; o kız garip abi'nin çocuğu değil başkasının çocuğu olsa direk cami önüne bırak kaç bir kızdı, öle şirret bir şeydi.

    annemle garip abi bu durumu konuştular. garip abi kızının evde çok sıkıldığını ve bu yüzden enerjisini atamadığı için bu kadar agresif olduğunu falan söyleyince; annem derya'yıda benim gittiğim anaokuluna göndermeyi teklif etti.
    garip abi başta bunun mümkün olmayacağını söylese de; annem bütün masrafları kendinin karşılayacağını söylemişti. aslında bu annem tarafından garip abimin güzel yüreği için verilen bir armağandı bir yerde...

    bundan 1 hafta sonra derya küçücük bedeninin içinde taşıdığı tüm agresif ve arsız tavırlarıyla benim birlikte okula geldi. yaklaşık 4 ay boyunca bütün kızlara dünyayı dar etti, milletin saçını başını yoldu, ağladı, zırladı, ortalığı karıştırdı, bütün çocuklara zehretti okulu... ama çocuktu işte kimse sesini çıkaramıyordu derken,

    sene sonu müsameresine hazırlıklar başladı. hiç unutmam o sene yonca evcimik'in ''aboneyim abone'' şarkısı çok meşhurdu. müsamerede biri yonca evcimik olacak, diğer çocuklar onun arkasında dans edecekti. ben de 4 yaşımdan beri bale yaptığım için dans konusunda diğer çocuklardan bir adım öndeydim, bu yüzden beni seçmişlerdi.
    bütün hazırlıklar bitti, haftalarca çalışıldı, ve büyük gün geldi çattı...

    e tabi derya'dan ateş çıkıyor. küçük ejderham benim... nasıl o değil de ben seçildim diye ortalığı yıkıyor. kuliste ağlama sesleri falan...

    neyse uzatmıcam. çıktım sahneye annem ağlıyor falan duygulanmış kadın.
    bir de bunun dansı vardı; ''aboneyim abone'' dansını bilenler bilir...

    neyse. çıktım dans ediyorum. boynumda asker künyesi, tam yonca kıyafetlerinin minyatürleri üstümde yardırıyorum; ''aboneyim abone. biletleri cebimde. ballı lokma tatlısı. aman hadi hayırlısı'' falan diyorum. aynı zamanda da ben bunu derken diğer elemanlarında yavaş yavaş sahneye çıkıp arkamda dans etmeleri lazım.

    derken çocuklar çıktı. ben öndeyim, elimde mikrofon...
    annecimmmm! oda nesi? kulisten bana doğru bir ateş topu hücum etmiş ağlaya ağlaya üstüme geliyor. ne olduğumu şaşırdım. gelen derya tabi ki. garip abi'nin elinden kurtulmuş, sahneye fırlamış.
    bu koştu koştuuuu, bana resmen göğüs atarak elinden mikrofonu aldı, kıçıylada beni ittirdi, başladı hiçbişi olmamış gibi şarkıyı söylemeye.

    ben dondum kaldım. millet gülmekten yerlere düştü.ben hayretler içinde kıza bakıyorum. sadece bir ara kafamı çevirdiğimde annemin gözünden alev çıktığına şahit oldum. çünkü iyilik yaptığı bir insan tarafından küçük kızı onlarca insan önünde zor durumda kalmıştı.

    bu nasıl bir hırstı, nasıl bir arsızlıktı... arsızlık denen kavramla o gün tanıştım.
    olay çok büyümeden perdeyi kapattılar. garip abi annem ona yol vermeden özür dileyerek işten ayrıldı.
    o güzel adamın düştüğü zor duruma o kadar üzülmüştüm ki... aslında hiç suçu yoktu.
    kızının arsızlığına kurban gitmişti.
    o günden sonra onu hiç görmedim. yaşıyorsa eminim ki hala koca yürekli, iyi bir insandır.
    allah'a şükür ki derya'yı da hiç görmedim. eminim ki hala o günkü gibi arsızdır.
    zaten şimdi görsem kesin döverim.
    o yüzden görüşmeyelim...

    saygılar...
  • "stavrogin, kente petersburg'dan ilk gelişinde anlaşılmaz bir tutum takınır. katıldığı toplantılarda saygın büyüklere hakaret sayılabilecek davranışlarda bulunur. herkes tarafından deli olarak görülmekteyken ortadan kaybolur. bu arada isviçre'de yaşarken liza ile kimsenin çözemediği bir ilişki yaşamıştır."

    stavrogin o toplantılardan birinde bir devlet büyüğünün kulağını ısırıyordu diye anımsıyorum. arzıszlık budur. anlaşılmaz ve karşıdakine caka satmayı ona zarar vererek yapmayı şiar edinen anlık eyleme-geçme. toplantılarda sahneye çıkar, anlaşılmaz davranışlarla şovunu yapar ve sonra utancından dolayı kaçacak delik arar. bu dalgalar genişlemeye başladığında dünyası daralmaya başlar stavrogin'in. kendisiyle arasına arsızlık maskesini sokmuştur stavrogin. arsızlık acting-out'tur, maskedir ve başkasına "bu delilik!" diye görünene arsız kişi de kör kalmakta ısrar etmektedir sırf maske gerisinde yatan utançla karşılaşmamak için. bir takım olaylardan bir utanç dalgası yükseldiğinde onu karşıdakine utanmazlıkla yansıtmanın kör döngüleri.