şükela:  tümü | bugün
  • "kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. insan hayatı, bir tür hata olmalı." schopenhauer
  • “insanın dayanabileceği gürültü miktarı ile zihinsel yetileri arasında bir ters orantı vardır. kapıyı eliyle yavaşça kapatmak yerine gürültüyle çarpan bir insan yalnızca terbiyesiz değil, aynı zamanda bayağı ve dar görüşlüdür.”

    hayatımda duyduğum en isabetli ve en benimsediğim sözlerden birisinin sahibi olan, zekasına ve görüşüne hayranlık beslediğim insan.
  • 5 bilemedin 10 dakikalik sigara molasinda schopenhauer

    baslangic noktasi immanuel kanttir. zaten saheseri olan irade ve tasarim olarak dunyaya da kant bilmeyen beni okumasin diyerek baslar. peki kant ne demistir? deneyimler bilgiler yaratir ve bu deneyimlerin icerigi de duyu organlarina baglidir. eger gozumuzun yapisi farkli olsa tum deneyimlerimiz farkli olurdu. bilgilerimizin de icerigi farkli olurdu ve sonucta, olusturacagimiz tum ust duzey kavramlar da bunlari temel alacagindan, bu duyu organlarinin yapisina baglidir. biz bir yarasanin dunyayi nasil algiladigini asla hayal edemeyiz, bunu nasil olmasi gerektigini bile bilemeyiz.

    fakat kant bir deneyci degildi, o deneyle akili birlestirdi. soyle ki, biz dogustan hicbir bilgi getirmesek bile (a priori) yine de tum bilgiler deneyimlerden kaynaklanmaz dedi. ornegin bir zaman anlayisini, zamanin lineer olarak ileriye dogru aktigi anlayisini biz tecrubelerimizden ogrenmeyiz. bu bir nevi beynimize civilenmis bir cercevedir. zira biz zamansizligi dusunemeyiz bile. ayni sekilde mekan, nedensellik, nicelik, varolus da boyledir. onlar dunyaya bakarken firlatip atamayacagimiz gozlukler gibidir. deneyimlerimizin oturdugu kaliplardir. eger bir deneyim bunlara oturmazsa, bilgi haline gelemez. bunlara kategoriler dedi ve bunlarin dogustan geldigini ileri surdu. boylece deneycilikle akilciligi birlestirdi.

    bundan hareketle madem dedi deneyimler duyularimiza bagli, demek ki biz bir nesnenin gercek halini algilayamiyoruz. duyu organlarimizi degisik olsa baska sekilde algilardik. hatta onu sadece zaman-mekan ve nedensellik icinde algilayabiliyoruz. bu katergorilere uymayan kisimlarini bilemiyoruz. iste bizim algiladigimiz dunyaya fenomenler dunyasi dedi, nesnelerin ozlerinin (ding an sich) olusturdugu dunyaya da numenler.

    daha bircok sey de soyledi ahlak hakkinda falan ama simdilik gerekmiyor. schopenhauer buradan devraldi ve ilk is olarak kantin, numenler dunyasinin fenomenler dunyasinin asil nedeni ve yaraticisi oldugu gorusune saldirdi. zira nedensellik de fenomenler dunyasina ozguydu, bu iki dunyayi birbirine baglayamazdi. bu tutarsizligin hakkindan gelmek icin dedi, anlamaliyiz ki fenomenler de numenler de ayni gercekligin disavurumlaridir. bu gercekligin adina irade dedi. modern fizikteki karsiligi enerjidir.

    tanri veya din inanci yoktu (aslinda ilk defa acik acik tanriya inanmadigini soyleyen filozof oldu) ve bununla paralel olarak, iradeyi kisiligi veya amaci olan birseymis gibi tanimlamadi. (iste diger alman idealistlerle en temel farklarindan biri buradadir. yani hegel, fichte ve schellingle) irade tamamen amacsizdi. evrenin olusumu planli birsey degildi, boyle olmasa baska turlu de olabilirdi pekala. yasamimizin oyle ilahi bir planin parcalari olmadigina yurekten inaniyordu. ona gore irade o kadar safti ki, (enerji gibi) her turlu kisisellikten ve insani ozelliklerden, hatta her turlu ozellikten o kadar uzakti ki, insanin onu tahayyul etmesi de olanakli degildi. (kantin kategorileri geregi)

    sonucta dedi, bizler bu amacsiz gucun oyuncaklarindan ibaretiz. bilinc diye birsey gelistirmisiz ve bu bizim ozgur irademiz olduguna, secimler yaptigimiza inandiriyordu bizi. halbuki hersey yanilsamaydi, gercek olan tek sey iradenin gucuydu. tipki budizmdeki bu dunyanin yanilsama oldugu, gercegin zaman-mekanin disinda bir ve tek oldugu inanci gibi. (gercekten de zaman-mekan sadece fenomenler dunyasina ozguydu, benzerlik epey tutarli)

    simdi bu noktada durup sapka cikartiyorum, zira hayatin amacsizligina (daha dogrusu insani bir anlam ihtiva etmemesine) olan inanci birtakim bilimsel teorilerle ortusuyor. mesela intelligent design teorisi yerine emergence gibi, memetics gibi, hatta evrim teorisi gibi. bu o zamana kadar ki, bence en iyi ve tutarli panteizm turuydu. (bazi tur budist inanclarda bir farki burada iste, onlar isin icine sevgi saygi birlik beraberlik baris kavramlarini sokarlar. lakin bunu hepsi yapmaz, buddha da schopenhauera cok daha benzer gorusteydi]

    eger biz iradenin oyuncagiysak ve onun bizim araciligimizla yasantiladigi bu arzular, istekler [bunu memetics iceriginde dusunun, yani amacsiz molekullerin karmasik yapilar olusturmalarindaki ve bunu yaparken "hayatta kalma" konusundaki "israrciliklari"] nihai olarak hep aciya ve tatminsizlige neden olacaksa, dunyevi olandan uzak durmaliydik. yine de budizmin soz verdigi huzuru yakalayamayacaktik, ama kisa sureler icin de olsa (mesela sanatsal yaraticilik anlarinda, ozellikle muzikte) iradenin pencesinden kurtulabilir, ozgurlesebilirdik. ama uzun vadede hersey nafileydi. iste efendim, kotumserliginin annesiyle falan alakasi yok gordugumuz gibi; bu kadar zeki bir adamin, cok unlenmis felsefi sistemini anne nefreti uzerine kurmamis oldugu asikar.

    sonucta alman idealizminin tek kotumser temsilcisidir schopenhauer ve batinin gozlerini acip, doguyu anlamasinin da (ve 19yydan sonra ilk defa dogu felsefesinden daha derinlesmesinin de) baslica sorumlusudur. ayrica bu irade gorusuyle ve bunun ozellikle sahane kitap askin metafiziginde anlatildigi gibi uygulanisiyla sayisiz sanatciya ve bilimadamina ilham kaynagi olmustur. tolstoy, freud, nietzsche, jung, proust, turgenyev en bilinenleridir.

    schopenhauerun alman felsefesi ve daha genis acida bati felsefesi surecindeki yerini daha iyi gormek, daha ayrintili bilgi edinmek isterseniz, (bkz: felsefenin oykusu)
    icindekiler bolumunden bakiniz, kacinci entrylermis, gorunuz. yok bana bu kadar yetti diyor, bitmis sigaranizin izmaritini caktirmadan yere atmak icin gitmemi bekliyorsaniz, bir baska sefere kadar hoscakalin diyorum sayin merakli felsefe bocukleri.
  • zeka ve insanların zekaya bakış açısı hakkında şöyle enfes bir felsefi çözümleme yapan üstat (hoş çözümle felsefi olmayıp ne olacaktı ki zaten. adam tesisatçı sanki)

    ''bir toplumda sevilmenin yolunun akıl ve zeka göstermekten geçtiğini zanneden bir kişi ne kadar da acemidir! akıl ve zeka aslında, önceden kestirilemeyecek kadar ezici bir çoğunlukta nefret ve öfke uyandırırlar; bu öfke bunu duyumsayanın, bunun nedeninden yakınmaya hakkı olmadığı; hatta kendisinden bile gizlediği ölçüde daha acımasızlaşır. birisi, konuştuğu bir kişide büyük zihinsel üstünlük ayrımsar ve duyumsarsa, sessizce ve açıkça bilincinde olmadan, ötekinin de aynı ölçüde kendisinin aşağılık ve sınırlı olduğunu ayrımsadığı sonucuna varır. bu örtük tasım, onun en keskin nefretini, öfkesini ve hiddetini uyandırır.''

    bu alıntıyı hep yaparım çünkü bu ülkenin sosyolojisiyle bu kadar isabetli şekilde örtüşen çok az çözümleme var bana göre. sanırsın schopenhauer gelmiş bu topraklarda deveranı demetmiş.
  • "doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. işte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür." buyurmuşlar.
  • schopenhauer'a göre dehâ; sosyallikten ve gürültüden uzak, yuvasını yüce bir yalnızlık üstüne kurandır. o, kimsenin vuramadığı hedefi vuran değil, kimsenin göremediği hedefi vurandır. o, kimsenin göremediğini gören değil, herkesin gördüğü şeye dair düşünülmeyeni düşünendir.
  • 'herkes kendinde eksik olani sever'...
  • "eğer dalaverecilerin oyuncağı ve soytarıların maskarası olmak istemiyorsak, ilk kural içine kapanık ve ulaşılmaz olmaktır."
  • eğip bükmeye gerek yok, azılı bir kadın düşmanı olduğu doğrudur. "kadınlar üremekten başka bir işe yaramayan canlılardır" gibi önermelerle dolu bir makale kaleme alan adama ılımlı bir eleştirmen muamelesi yapmak, bacak ısırıp çene kilitlemiş bir pitbull'un oyun oynadığını iddia etmekle eşdeğerdir.

    lakin düşünürleri, yaşadıkları hayattan bağımsız değerlendirmek gafletine düşmeyenler bilirler ki, schopenhauer'ın sadece kadınlarla sınırlı olmayan bu düşmanca tutumu, annesi başta olmak üzere çevresindekilerle etkileşiminin bir sonucudur ve daha önemlisi, bütün entelektüel üretiminin tetikleyicisidir. bu konuya ışık tutan en önemli kanıtlardan biri, kendisi on dokuz yaşında iken annesi joanna'nın kendisine yazdığı mektuptur. mektubun bir bölümü şöyledir:

    "sinir bozucu ve dayanılmazsın, seninle yaşamak çok zor. bütün iyi niteliklerin, aşırı zekan karşısında karanlığa gömülüyor ve her şeyi başkalarından daha iyi bilmeye dair hırsın, bu iyi niteliklerini yararsız kılıyor. bu özelliğinle etrafındaki insanları gücendiriyorsun; hiç kimse, özellikle senin gibi önemsiz biri tarafından zorla geliştirilmeyi ve senin gibi birçok zayıflığı olan biri tarafından azarlanmayı, terslenmeyi anlayışla karşılamaz. senin yaptıklarının daha azını yapan biri, sadece komik olurdu ama sen bu halinle son derece rahatsız edicisin."

    burada joanna’nın yakındığı şey temel olarak, oğlu arthur’un çağdaşı erkekler gibi olmamasıdır. dönemin aristokratları arasındaki sosyal normlar; bir erkeğin genel olarak kibar, cana yakın bir mizaca sahip olmasını, centilmenlik adı altında kadınlara hürmet göstermesini ve belirli kurallar dahilinde kur yapmasını buyurduğu için, arthur'un da bu doğrultuda olması beklenmektedir. özellikle, döneme ait romanlarda da görülebileceği üzere, yıllarca yapılagelip sıradanlaşan bu kadın-erkek ilişkilerine ilişkin kurallar, artık herkesin uyduğu bir çiftleşme ritüeli haline gelmiştir. fakat mesele şudur ki, arthur sıradan bir adam değildir. ergenlik yıllarını seyahatlerde ve kadın peşinde koşup para ezerek geçirdikten sonra, bu çevreden ve çevrenin temsil ettiklerinden tiksinmiş ve kendini toplumdan soyutlayarak felsefeye vermiştir. annesinin çevresinde birçok üyesi olan alman entelijansiyasındaki şarlatanlığa ve felsefi bilgiyi çözülemez şifreler halinde sunmaya çalışan obskürantizme karşı yoğun bir nefret duymuş ve bunu her fırsatta dile getirmiştir. bunun bir sonucu olarak eserlerini, entelektüel derinlikten hiçbir şey kaybetmeksizin, mutlak bir berraklıkla kaleme almış ve keskin bir zekâya sahip olduğunun birinci dereceden göstergesi olarak, felsefenin anlaşılması zor konuları ve olgularını anlaşılabilir hale getirecek şekilde filtreleyip basitleştirme konusunda olağanüstü bir yetenek sergilemiştir.

    bu fiiliyatın iyi huylu, adab-ı muaşeret adına kasılan sıradan bir adamda bulunması çok zordur. joanna’nın istediği gibi yumuşak başlı, sünepe, annesi düşüncelerini beğenmediği için düşüncelerinden vazgeçen bir ana kuzusunun bu mertebeye erişmesi, bu kadar üst perdeye çıkması ise mümkün değildir. nitekim schopenhauer’ı schopenhauer yapan şey, kendisine dayatılan gerek sosyal, gerekse entelektüel norma karşı çıkmanın getirdiği aykırılık ve hegel gibi büyük felsefe üstadlarının karşısında yer aldığı bu aykırı pozisyonda kendini kanıtlama hırsının, içinde kopan fırtınaların getirdiği mental kıvraklıktır.

    annesine duyduğu öfke, birkaç başarısız romantik ilişki girişimi ile birleşince, çevreye karşı genel tavrı zaten kötümser ve düşmanca olan bu adamın kadın düşmanı olup çıkması şaşırtıcı değildir. bu nedenle kendisi, weimar sosyetesinin popüler isimlerinden olan ve sağlam bir party girl olduğu bilinen joanna'nın biricik oğlu olarak, annesinin yanında ortamlara akmak ve "siz de mi mutlak idealizmden sıkıldınız hanfendi tsısısısı" gibi sohbet başlatıcılarla bu çevreden hatun kaldırmak varken, bu yolu seçmemiş; annesini ve annesinin temsil ettiği bu dejenere hayata karşı çıkıp bugün tanıdığımız schopenhauer haline gelmiştir.

    kadınlara dair yazdıkları veya karakterinin yanında eşantiyon olarak gelen diğer bir takım borderline fikirleri, diğer düşüncelerinin itibarına gölge düşürmez. bunlar yok sayılır, kalanı okumaya devam edilir. zira kendisi estetik, metafizik ve etik gibi birçok alanda ufuk açıcı beyanatta bulunmuş olmakla birlikte, kanaatimce kant’ı en iyi şekilde yorumlamış olan düşünürdür.
  • "dünyanın özü kötüdür...yapılması gereken en iyi şey yaşam istencini reddetmektir" diyerek insanlara intiharı salık veren, kendisiyse karılarla kızlarla gününü gün eden müthiş tutarlı kişi...

hesabın var mı? giriş yap