şükela:  tümü | bugün
  • tanımayan için üzülür yalnız onu tanımış olan için daha fazla uzulurum
  • “tüm dünya bilgeliğinin yarısı ‘ne sevmek ne de nefret etmek’ , öteki yarısı ise ‘hiçbir şey söylememek ve hiçbir şeye inanmamak’tır. elbette, bu ve bundan sonrakiler gibi kuralları zorunlu hale getiren bir dünyaya sırt çevirmek daha iyidir.”

    diyerek; ketumluğun, şüpheciliğin ve duygulara hakim olmanın bilgelik olduğunu belirtmiş alman filozof.
  • kant hakkındaki eleştirilerinin çoğunda haklı gibi duran düşünür.
    özellikle platoncu bakış açısının devinimsel epistomolojisinin hatalarını kafaya vura vura anlatmıştır.
    ışıklar içinde uyusun.
  • “çok mutsuz olmamanın en güvenilir yolu, çok mutlu olmayı istememektir.”

    “farklı olan ancak farklı olan tarafından hissedilir.”
  • '' evrensel merhamet ahlakın tek güvencesidir...''
    arthur schopenhauer
  • ergenlik psikolojisinden çıkamadan filozof olmuş felsefeci. öff insanlar kötü, hayat sıkıcı, aşk sevgi boş işler, beni kimse anlamıyor diyerek pesimizmin kitabını yazmış ukala insan. gençken beni de ağına düşürmüştü.
  • eğip bükmeye gerek yok, azılı bir kadın düşmanı olduğu doğrudur. "kadınlar üremekten başka bir işe yaramayan canlılardır" gibi önermelerle dolu bir makale kaleme alan adama ılımlı bir eleştirmen muamelesi yapmak, bacak ısırıp çene kilitlemiş bir pitbull'un oyun oynadığını iddia etmekle eşdeğerdir.

    lakin düşünürleri, yaşadıkları hayattan bağımsız değerlendirmek gafletine düşmeyenler bilirler ki, schopenhauer'ın sadece kadınlarla sınırlı olmayan bu düşmanca tutumu, annesi başta olmak üzere çevresindekilerle etkileşiminin bir sonucudur ve daha önemlisi, bütün entelektüel üretiminin tetikleyicisidir. bu konuya ışık tutan en önemli kanıtlardan biri, kendisi on dokuz yaşında iken annesi joanna'nın kendisine yazdığı mektuptur. mektubun bir bölümü şöyledir:

    "sinir bozucu ve dayanılmazsın, seninle yaşamak çok zor. bütün iyi niteliklerin, aşırı zekan karşısında karanlığa gömülüyor ve her şeyi başkalarından daha iyi bilmeye dair hırsın, bu iyi niteliklerini yararsız kılıyor. bu özelliğinle etrafındaki insanları gücendiriyorsun; hiç kimse, özellikle senin gibi önemsiz biri tarafından zorla geliştirilmeyi ve senin gibi birçok zayıflığı olan biri tarafından azarlanmayı, terslenmeyi anlayışla karşılamaz. senin yaptıklarının daha azını yapan biri, sadece komik olurdu ama sen bu halinle son derece rahatsız edicisin."

    burada joanna’nın yakındığı şey temel olarak, oğlu arthur’un çağdaşı erkekler gibi olmamasıdır. dönemin aristokratları arasındaki sosyal normlar; bir erkeğin genel olarak kibar, cana yakın bir mizaca sahip olmasını, centilmenlik adı altında kadınlara hürmet göstermesini ve belirli kurallar dahilinde kur yapmasını buyurduğu için, arthur'un da bu doğrultuda olması beklenmektedir. özellikle, döneme ait romanlarda da görülebileceği üzere, yıllarca yapılagelip sıradanlaşan bu kadın-erkek ilişkilerine ilişkin kurallar, artık herkesin uyduğu bir çiftleşme ritüeli haline gelmiştir. fakat mesele şudur ki, arthur sıradan bir adam değildir. ergenlik yıllarını seyahatlerde ve kadın peşinde koşup para ezerek geçirdikten sonra, bu çevreden ve çevrenin temsil ettiklerinden tiksinmiş ve kendini toplumdan soyutlayarak felsefeye vermiştir. annesinin çevresinde birçok üyesi olan alman entelijansiyasındaki şarlatanlığa ve felsefi bilgiyi çözülemez şifreler halinde sunmaya çalışan obskürantizme karşı yoğun bir nefret duymuş ve bunu her fırsatta dile getirmiştir. bunun bir sonucu olarak eserlerini, entelektüel derinlikten hiçbir şey kaybetmeksizin, mutlak bir berraklıkla kaleme almış ve keskin bir zekâya sahip olduğunun birinci dereceden göstergesi olarak, felsefenin anlaşılması zor konuları ve olgularını anlaşılabilir hale getirecek şekilde filtreleyip basitleştirme konusunda olağanüstü bir yetenek sergilemiştir.

    bu fiiliyatın iyi huylu, adab-ı muaşeret adına kasılan sıradan bir adamda bulunması çok zordur. joanna’nın istediği gibi yumuşak başlı, sünepe, annesi düşüncelerini beğenmediği için düşüncelerinden vazgeçen bir ana kuzusunun bu mertebeye erişmesi, bu kadar üst perdeye çıkması ise mümkün değildir. nitekim schopenhauer’ı schopenhauer yapan şey, kendisine dayatılan gerek sosyal, gerekse entelektüel norma karşı çıkmanın getirdiği aykırılık ve hegel gibi büyük felsefe üstadlarının karşısında yer aldığı bu aykırı pozisyonda kendini kanıtlama hırsının, içinde kopan fırtınaların getirdiği mental kıvraklıktır.

    annesine duyduğu öfke, birkaç başarısız romantik ilişki girişimi ile birleşince, çevreye karşı genel tavrı zaten kötümser ve düşmanca olan bu adamın kadın düşmanı olup çıkması şaşırtıcı değildir. bu nedenle kendisi, weimar sosyetesinin popüler isimlerinden olan ve sağlam bir party girl olduğu bilinen joanna'nın biricik oğlu olarak, annesinin yanında ortamlara akmak ve "siz de mi mutlak idealizmden sıkıldınız hanfendi tsısısısı" gibi sohbet başlatıcılarla bu çevreden hatun kaldırmak varken, bu yolu seçmemiş; annesini ve annesinin temsil ettiği bu dejenere hayata karşı çıkıp bugün tanıdığımız schopenhauer haline gelmiştir.

    kadınlara dair yazdıkları veya karakterinin yanında eşantiyon olarak gelen diğer bir takım borderline fikirleri, diğer düşüncelerinin itibarına gölge düşürmez. bunlar yok sayılır, kalanı okumaya devam edilir. zira kendisi estetik, metafizik ve etik gibi birçok alanda ufuk açıcı beyanatta bulunmuş olmakla birlikte, kanaatimce kant’ı en iyi şekilde yorumlamış olan düşünürdür.
  • — schopenhauer, dikkate değer son alman (—goethe gibi, hegel gibi, heinrich heine gibi bir avrupa olayıdır ve salt yerel, “ulusal” değildir) bir psikolog için birinci sınıf bir vakadır: yani, yaşamın nihilist bir toptan-değersizleştirilmesi uğruna, tam da karşı mercileri, “yaşama istenci”nin büyük çapta kendini olumlamalarını, yaşamın bolluk biçimlerini sahaya sürmek gibi kötü niyetli, dahiyane bir çaba olarak. schopenhauer, sırasıyla sanatı, kahramanlığı, dehayı, güzelliği, büyük duygudaşlığı, bilgiyi, hakikat istencini, tragedyayı, “olumsuzlama”nın ya da “istencin” olumsuzlama gereksiniminin sonuçları olarak yorumladı — tarih boyunca, hristiyanlığı saymazsak, gelmiş geçmiş en büyük psikolojik kalpazanlık.

    daha yakından bakılırsa, schopenhauer’in yalnızca hristiyan yorumunun mirasçısı olduğu görülür: ancak o, hristiyanlığın reddettiği, insanlığın büyük kültür-gerçeklerini daha hristiyanca, yani nihilist bir anlamda olumlamayı bilmişti (— elbette “kurtuluş”a götüren yollar olarak, “kurtuluş”un önbiçimleri olarak, “kurtuluş” gereksiniminin uyaranları olarak...)

    friedrich nietzsche
  • (bkz: #130542515) debe entrysi annesiyle iliskisini ne kadar yanlis yorumlamis. sanki bizim turk ailelerinde oldugu gibi toplum normlarina uymadigi icin annesinin dirdirina maruz kalmis gibi bir resim cizilmis.

    oysa ki annesiyle arasindaki daha derin bir aşk nefret ilişkisidir. hem ogul hem anne birbirlerini cok zeki bulurlar. joanna bir eve iki dahi sigamiyoruz der. arthur da askin metafizigi'nde tutku ve eğilim kavramlarının çocuğa babadan; irade ve zekanın ise anneden geçtiğini savunur. kendisini cok zeki bulan arthur'un bunu savunmasi pek tabi annesinin zekasini takdir etmesidir.

    aralarindaki bir rekabet problemidir.

    arthur, merdivenlerden yuvarlandigi meshur kavgada dünya seni benim sayemde tanıyacak ve hatırlayacak diyerek bu probleme son noktayi koyar. e tabi hakli da cikar cunku ne demis atalarimiz boynuz kulağı geçer.
  • kalkıp dünyaya gelse arkasından yazılanları okusa. tüm yazdıklarımın küpünü alıp okuyun der sonra huzurlu mezarına geri döner.

    yok ergenmiş, yok annesiyle kavga etmiş, yok hegel'i kıskanmış. isteme ve tasarım olarak dünya diye bir eser var ortada.burada atıp tutanların çoğunun okumadığına adım gibi eminim. her meslektaşının yaptığı gibi evreni anlamayı çalıştı ve bir sistem kurdu.

    artı bu adamlar senin benim gibi değil, motor farklı basıyor ve çoğu da dahi. dahiler de kusura bakmayalım bizim ortalama beynimizle aileden vs öğrendiğimiz koşullanmaları kabul etmezler.

    cinsiyetçilik reklamlara düşmüş, prensesim/paşam bununla filozof yargılayacak.tüm felsefe tarihini yiyip beynini yakma pahasına bir sorun çözmeye çalışan adam göremedi, bizim tv'den cinsiyetçilik, twitter'dan solculuk öğrenen prens ve prenseslerimiz görecek.

    edit:bu yazdıklarımdan cinsiyet ayrımcılığı çıkarıyorsanız bundan sonraki tüm zamanlarınızı sadece hegel okuyarak geçirin inşallah tin'ini sevdiklerim.

hesabın var mı? giriş yap