şükela:  tümü | bugün
  • "dünya hiç olmasaydı bile müzik var olurdu." buyurmuşlardır.
  • "yardımseverliği kimse etik ve sosyal açıdan daha derin temellendirmedi." - karl marx
  • kendinden bahsederken sürekli "schopenhauer" diye bahsedile bahsedile, adının neredeyse arthur olduğunu unutmuşum. "kim lan bu adam "kasap hegel" gibi biri herhalde" diye düşünmedim değil bir an.
  • her şeyden önce, erkeğin doğası gereği aşkta vefasızlığa, kadının ise sürekli sadakate eğilimli olduğu gerçeği bu incelemeye girer. erkeğin aşkı, doyum bulduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır… hemen hemen bütün öteki kadınlar onu, sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çekerler… erkek değişiklik özler! kadının aşkı ise, özellikle o andan sonra artmaya başlar!

    aşkın metafiziği
  • "kalbin gerçek, derin barışı ve tüm ruhun huzuru sadece yalnızlıkta bulunur." demiştir.
  • "insanlardan çekinen onlardan kaçan biri olmasına rağmen pek çok kez cemiyetlerde yer almıştır. bu cemiyetler avrupa sanat ve kültür meclisinden insanlardı, schopenhauer bu insanlar arasında kültürlü ve sevilen bir insan olmuştu. davetleri kabul ediyor, sık sık tiyatroya gidiyor ve kahvelerde yemek yiyor, temiz ve pahalı giysiler giyiyordu. fakat kafasının içindeki fırtına asla dinmiyor, gece yastığının altında her zaman bir tabanca ile uyuyordu. daima kızıyor ve şüphe ediyordu. hayatı için anormal bir korkunun acısını çekiyordu. ne insanlara inanıyor nede allaha. “inanca itimat etmektense korkuya itimat ederim.” diyordu. hiçbir zaman kendisi bir berberin usturasına emanet etmedi. bulaşıcı hastalıklardan korktuğu için insanlardan kaçardı, dışarıda yemek yediği zaman çatal,kaşık ve bıçağını yanında taşır, içeceği her zaman beraberinde gezdirdiği meşin bir kupadan içerdi. pipo ve sigaralarını sürekli kilit altında tutar onlara kimsenin dokunmasına izin vermezdi. servetini kaybedeceği korkusuyla paralarını mürekkep kutularının altına saklar, bono ve senetlerini eski mektupların arasına sıkıştırır, mali hesaplarını almanca değil latince ve yunanca karışımı yazarak kimsenin okuyamamasını sağlardı. kıymetli eşyalarına kıymetsiz etiketler koyardı."
  • insanlığı çok iyi çözmüştür, çok iyi anlamıştır. bu sebeplerle insanlara karşı gizli bir nefret ve güvensizlik hissedilir yazılarında. pesimisttir ve acı olan tarafı da bunda son derece haklıdır.

    “the person who writes for fools is always sure of a large audience.”

    buyurmuştur ayrıca. resmen neyse onu yazmış bir adamdır.
  • sanıldığının aksine “the person who writes for fools is always sure of a large audience.” gibisinden bir şey yazmamıştır.

    adam alman la alman. niye ingilizce yazsın; über, die, und'lu şeyler yazmış.
    entrime eski bir denizci şarkısıyla son veriyorum.

    the maiden, oh, the maiden oh.
    the sailor loves the maiden, oh!
    so early in the morning,
    the sailor loves the maiden, oh!
  • ''dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz.'' schopenhauer
  • freud'un göz bebeği. cinselliğe dair benzer düşüncelere sahiptirler.

    "cinsellik ilişkisinin bütün dünyada oynadığı önemli rol bütün bunlara uygun düşmektedir; cinsel ilişki dünyada bütün etkinliklerin odaklandığı görünmeyen odak noktayı oluşturmakta, üzerine örtülen bütün örtülere karşın dört bir yandan başını çıkarmış çıldır çıldır bakmaktadır. savaşın nedeni, barışın amacıdır bu ilişki; ağırbaşlılığın temeli, şakanın, esprinin kurumayan kaynağı, bütün imaların anahtarı, bütün gizli işaretlerin, dile getirilmemiş bütün önerilerin, kaçamak bütün bakışların, gençlerin, beri yandan çokluk yaşlıların her günkü uğraşıp didinmelerinin anlamı, iffetsizlerin kafalarında her saat yaşattığı düşünce, iffetlilerin istemlerine karşın dönüp dolaşıp kafalarında kurduğu düş, temelinde alabildiğine derin bir ciddilik saklı yattığından latife için her zaman hazırda bekleyen konudur. işin ilginç ve en hoş tarafı da, tüm insanlar için böyle temel bir eylemin el altından yürütülmesi, görünürde ise elden geldiğince görmezden gelinmesidir. ama gerçekte söz konusu eylem, kendindeki o mükemmel güçten ötürü dünyanın gerçek ve kalıtsal efendisi kimliğiyle o kalıtsal tahta geçip oturmuş, oradan alaylı bakışlarla kendisini dizginlemeye, zindana kapatmaya, en azından kısıtlamaya ve elden gelirse tümüyle üstünü örtmek ya da yaşamın çok önemsiz bir etkinliğiymiş gibi kendini açığa vuracak biçimde onu denetim altına almaya yönelik çabaları izlemektedir. ne var ki, cinsel içgüdünün yaşam isteminin çekirdeği, dolayısıyla tüm isteklerin yoğunluk kazanmış biçimi olmasına uygun davranışlardır bunlar. zaten bu yüzden ben metinde cinsel organları istemin odak noktası diye niteledim. hatta denebilir ki, insan cinsellik içgüdüsünün somut biçimidir; çünkü insanın oluşumu bir çiftleşme eylemi, isteklerinin isteği yine bir çiftleşme eylemidir ve ilgili içgüdüdür ki, insanın varlığını sürdürür ve ayakta tutar. gerçi yaşam istemi en başta bireyin varlığını sürdürme eğilimi olarak açığa vurur kendini; ne var ki, bu, türün varlığını sürdürme eğiliminin yalnızca bir basamağıdır.

    türün yaşamı süre, kapsam ve önem bakımından bireyin yaşamını aştığından, türün varlığını sürdürme eğiliminin de bireyin varlığını sürdürme eğiliminden o derece güçlü olması gerekir. dolayısıyla cinsel içgüdü, yaşam isteminin en mükemmel dışavurumudur, olabildiğine belirgin dile getirilmiş bir özelliğidir. böylece bireylerin bu içgüdüden doğup çıkışı ve ilgili içgüdünün doğal insanın bütün isteklerine baskın oluşu eksiksiz bir uyum içindedir."

    die welt als wille und vorstellung, 42. bölüm.