şükela:  tümü | bugün
  • "dünyanın özü kötüdür dolayısıyla yapılması gereken en anlamlı şey yaşam istencini reddetmektir" diyerek insanları intihara yönlendirmiş,kendisinin intihar etmemesi durumuna da "hangi heykeltıraş heykeline benzer ki" şeklinde yanıt vermiş filozof.
  • felsefeye yeni başlayanlar için oldukça doğru bir başlangıçtır.
    "aşkın metafiziği" gibi herkesin ilgisini çekebilen ve kolayca anlaşılabilen bir eseriyle kendi düşünce yöntemi anlaşılabilir ki; bence felsefeye yeni başlayan birine öğretilmesi gereken nasıl düşünülmesi ve fikirden nasıl fikir oluşturulabileceğidir.

    "istenç ve tasarım olarak dünya" eseri de "bu kadar basit bir düşünme yöntemi üzerinden bu kadar geniş bir konu hakkında çıkarımlar nasıl yapılabilir" bunu göstermesi açısından önemlidir.

    "okumak, yazmak ve yaşamak üzerine" ve "üniversiteler ve felsefe" eserlerinde de bir filozofun insanlığa nasıl faydalı olabileceğini, nasıl yol gösterebileceğini felsefeye ilgi duyan biri anlayabilir ve yorumlayabilir. kısacası birini felsefeye ilgi duyma noktasından alıp, aşkın metafiziği ve istenç ve tasarım olarak dünya ile nasıl düşünmesi gerektiğini öğretip, bu eserlerle de düşünsel açıdan olgunlaştırır.

    "hayatın anlamı" eseri ise bence bu eserlerden sonra okunduğu takdirde filozofun ne demek istediğini anlayıp hatta ve hatta kimi noktalarda kendisine katılmayıp, ona karşı argümanlar oluşturabileceği bir kitaptır.

    sadece bu 5 eserle bile beni felsefeye ilgi duyan biri haline getirmiş, farklı filozofların fikirlerini ve düşünme yöntemlerine ilgi duymamı, araştırmamı sağlamış bir filozoftur. biraz kötümser bir filozof olduğu doğrudur, zira dünyamızda iyimser olmamız için de sebepler cidden azdır.
  • "soylu ve yüksek yetenekli insanların özellikle gençliklerinde, insanları tanımaktaki ve yaşam bilgeliğindeki eksikliklerini sık sık ele vermelerinin, bu yüzden kolaylıkla aldatılmalarinin ya da yaniltılmalarımın; düşük karakterlilerin ise çok daha hızlı ve iyi bir biçimde dünyada yollarını bulabilmelerinin nedeni, deneyim eksikliği olanın a priori (doğuştan var olan, deneyimden önce gelen) yargıda bulunması ve genel olarak hiçbir deneyimin a prioriye eşdeğer olmamasıdır. bu a priori, sıradan birisine kendi benliğini gösterecek, ama soylu ve seçkin kişiye aynı şeyi vermeyecektir: çünkü tam da bu soylu ve seçkinler ötekilerden oldukça farklıdırlar. bu yüzden, düşüncelerinde ve eylemlerinde kendilerini örnek alıp hesap yaptıklarından, hesapları çarşıya uymaz.

    ama böyle birisi, a posteriori (deneyim sayesinde öğrenilen), yani başkalarından ve kendi deneyiminden, sonunda genel olarak insanlardan nelerin beklenmesi gerektiğini, yani insanların altıda beşi ahlaki ya da entelektüel açıdan, bu yapıda olduğu için koşulların dayatması yüzünden bir araya gelmek zorunda olmayanın, bu insanlardan uzak durup ve her türlü temastan olabildiğince kaçmanın daha iyi yapmış olduğunu öğrendiğinde bile, onların küçüklüğü ve sefilliği hakkında yeterli bir kavrayışa ulaşmış olmayacak, yaşadığı sürece bu kavrayışı sürekli daha da geliştirmek ve kusursuzlaştırmak zorunda kalacak, ama bu arada hesabında sık sık, kendi zararına yanılacaktır. ve sonra, aldığı dersi gerçekten içselleştirdikten sonra, zaman zaman, bir toplulukta, henüz tanımadığı insanlarla karşılaştığında, konuşmalarına ve görüşlerine göre bu insanların ne denli akıllı, dürüst, içten, namuslu ve erdemli olduklarına, bu arada üstelik ürkek ve zeki olduklarına şaşıracaktır. ama bu durum onu yanıltmamalıdır.

    çünkü, bunun nedeni, doğanın kötü şairlerin yaptığını yapmamasıdır; öyle ki kötü şairler alçak herifleri ya da delileri anlatırlarken hoyrat ve kasıtlı bir biçimde işe koyulurlar ve böyle betimlenen her kişinin arkasında, kendi zihniyetini ve konuşmasını sürekli yadsıyan ve uyarıcı bir sesle “bu herif alçağın tekidir, bu adam delinin biridir, onun söylediklerine kulak asmayın" diye bağıran şairin durduğu görülür. buna karşılık doğa, yapıtlarında her kişinin, şeytanın ta kendisi bile olsa, var olduğu ve konuştuğu sürece hak sahibi olduğu, çünkü ona ilgi duymaya ve onu dinlemeye zorlanacağımız ölçüde nesnel bir biçimde ele alındığı, shakespeare ve goethe gibi davranır: çünkü, bu kişi, tam da doğanın yapıtları gibi, içsel bir ilkeden geliştirilmiştir bu yüzden söyledikleri ve yaptıkları doğal, böylelikle zorunlu görünür. demek ki, dünyada şeytanın boynuzlarla ve delilerin hunilerle dolaştıklarını sanan, sürekli onların avı ya da oyuncağı olur. üstelik insanlar, ilişki içindeyken ay ışığındaki kambur gibidirler, yani sürekli bir yanlarını gösterirler ve hatta herkes, el ve yüz işaretleri yoluyla kendi fizyonomisini, aslında olması gerekeni gösteren ve sadece kendi bireyselliğine göre hesaplandığı için kendisine çok yakışan ve uyan, bu yüzden kesinlikle yanıltıcı bir etkisi olan bir maskeye dönüştürmek için doğuştan gelen bir yeteneğe sahiptir. yaltaklık etmesi söz konusu olduğu sürece, bu maskeyi takınır. “hiçbir köpek, kuyruğunu sallamayacak kadar kötü değildir” diyen o eşsiz italyan atasözü anımsanarak, bu gibi kimselere bir muşamba gibi davranılmalıdır."

    yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar, iş bankası yayınları sayfa 179-180.
  • tüm sistemini "istenç" üzerine işleyerek açıklamıştır. cinsellik ona göre ana istektir, diğerlerini de bir hiyerarşi içerisinde sıralamıştır.

    modern çağın müzmin muhaliflerindendir, kaybedendir. tıpki manevi talebesi nietzsche gibi.
  • "seçkin toplum bizi her türlü budalalığa, deliliğe, sapkınlığa, bönlüğe karşı, sınırsız bir sabır göstermekle yükümlü kılar; buna karşılık, kişisel üstünlükler bağışlanmayı dilemek ya da gizlenmek zorundadırlar. çünkü zihinsel üstünlük, istencin bir katkısı olmadan, sadece varlığıyla bile rahatsız eder. buna göre, seçkin diye adlandırılan toplum, övemeyeceğimiz ya da sevemeyeceğimiz insanları bize sunma zararının yanı sıra; doğamıza uygun, kendimiz gibi olmamıza da izin vermez; daha çok ötekilere uyum sağlamak uğruna, büzülmeye ya da hatta kendimizi deforme etmeye zorlar. düşünsel zenginlik taşıyan konuşmalar ya da düşünceler, yalnızca düşünsel zenginliği olan topluma aittirler. sıradan toplumda bunlardan adeta nefret edilir, çünkü sıradan toplumun hoşuna gitmek için kesinlikle sığ ve bön olmak gerekir."

    "nezaket, birbirinin ahlaki ve entelektüel sefil niteliğini karşılıklı olarak görmezden gelme ve öne çıkarmama yönünde sessiz bir görüş birliğidir."

    cümlelerinin sahibidir.
  • "dünyaya hoş geldiniz orospu çocukları."
  • "okumak, kendi kafanla degil, baskasinin kafasiyla dusunmeye benzer."

    arthur schopenhauer
  • "those who don't wonder about the contingency of the world's existence are mentally deficient." demiş.
  • aşkın metafiziğinde kadınlara öyle bir rol biçmiştir ki birkaç asır öncesinden şimdiki feminist akımlara kapak niteliğindedir. say yayınlarından aldığım kitabın kadınlara dair adlı bölümünün bir kısmında çokeşliliği savunmuş, müslümanları örnek göstermiş ve bir türkün kendisine anlattıklarını yazmıştır.

    bu kitapla bu adamı tanımış olmam benim şanssızlığım mı bilmiyorum. çünkü felsefeciden çok edebiyatçı görünümünde kendisi.
  • ''gece ve gündüz, siyah ile beyaz gibidir. gün bize griyi verir. bazıları içinse pembedir. hayatın sırrına ermiş biri içinse, tüm günler renksizdir.''

    arthur schopenhauer