şükela:  tümü | bugün
  • einstein en etkilendigi sozlerden biri olarak schopenhauer'in "a man can do what he wants, bot not will what he wills" (insan istedigini yapabilir ama istedigini isteyemez) ini soyler. bu einstein'in atheist olduguna dair en buyuk kanittir.
  • aşk hakkında kimyasal düşüncelere dalmama neden olan filozof
  • "kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. insan hayatı, bir tür hata olmalı." schopenhauer
  • "krallar taçlarını ve asalarını geride bıraktılar,kahramanlar da silahlarını. ama aralarındaki, görkemlilikleri dışlarına taşan, bunu dışarıdaki şeylerden almayan büyük insanlar, büyüklüklerini yanlarında götürürler." schopenhauer
  • "benim gibi insanlar tarafından geride bırakılan fikirler, anıtlar hayattaki en büyük zevkimdir. kitaplar olmasa uzun zaman önce umutsuzluğa gömülürdüm." schopenhauer
  • "kisi zeki oldugu olcude yalnizlasir" demis ve genc dimaglari zehirlemis yazar.

    20li yaslardan once bunu, nietzscheyi ve tayfasini okutmamak lazim bireylere.
  • annem gibi bir annesi olsaydı şimdi aşkın metafiziğinde neler yazardı bilinmeyecek nietzcshe nin müridliğini yaptığı felsefeci. aynı şeyleri bugün bir teolojist söyleyecek olsa kıyametler kopan ama kadını her türlü yuvarlaklığından ötürü erkek hayatına seçilmiş rahat bir televizyon koltuğuna ya da selpak kağıt mendile benzeten adam. üzgünüm kızacak kadar bile saygı duyamıyorum çünkü annesi sabah kahvaltılarında portakal suyu ve akşam yemeklerinde mantı hazırlasa ve küçücükken özgürlüğe terkedilmese şimdi felsefenin temelleri bambaşka olacaktı. ama kendisi için sokakta mendil satan çocuklar kadar da içleniyorum.
  • en ünlü eseri için;

    (bkz: die welt als wille und vorstellung)
  • zengin tüccar bir babanın oğludur. hatta adı da bu yüzden arthur'dur. babası tanrıdan dilemiştir ki, oğlu da tüccar olsun bol bol paralar kazansın, bütün sülale zengin olsun, para içinde yüzsün, bu yüzden üniversal bir isim olan arthur ismini evladına koymuştur. lakin arthur ne zaman ki avrupa'yı gezmiş görmüştür, hemen entel havalara girmiştir. dönemin fırçalarından çıkmış tablolara uzun uzun bakmış, tefekkürlere dalmış, sokaklardaki yoksulluğu, açlığı görmüş, kendiyle kıyaslamış, bir acayip olmuş, bir abandone baş dönmelerine girmiştir. zaten annesi pis kokoş bi kadındır. ka ka ka ki ki ki konken partilerinden, sosyetik davetlere koşturmaktadır. arthur'un peder de bu sıralarda kafayı yemiş, fazla paradan delirmiştir. intihar eder. yani bence öyle. bilmiyorum, belki de kazara düşüp ölmüştür. sonrasında arthur ticaret eğitimi şeysini bırakır, asıl olayımıza adım atar, latince öğrenir, edebiyata dalar, tıp eğitimi alır biraz, sonra bakar tıp kasıyo, felsefeye başlar. zaten pederden kalan mirasın kendine düşen bölümünü de almıştır. süperdir, mistir. ekmek elden su gölden, düşün taşın arthur, yaz arthur. yazmıştır, etmiştir. bu arada anasına iyice kıl kapmaya başlar. kadın "lan manyak mısın ne bu yazdıkların, bi kelimesini bile anlamadım ben" deyince, arthur düşünmeden eyvallahı çekmiştir valide hanıma. güzel de etmiştir.

    arthur, nedensellik olaylarına daldığı yeterli neden önermesinin dört farklı kökeni tezini yazdığında, goethe amcam hemen genç arthur'u keşfetmiştir. ama arthur biraz kaçık olduğundan, goethe'ye de muhalefet olmaya başlamış, goethe de küsmüş "ne halin varsa gör be!" deyip, bu genç yeteneği pişirme misyonundan vazgeçmiştir. aslında ezik hissetmiştir goethe. "götümden çıktın bana yüzme mi öğretiyosun" diyesi gelmiştir, susmuştur.

    neyse, bu arada devrim vs. oluyor, avrupa çalkantılı, ama arthur abim -affınıza sığınarak-sikine sallamaz dünyayı. nedensellikle kafayı bozmuş, yazımış çizimiştir. hatta diyebiliriz ki, yaklaşık bir yirmi beş sene, adam kendini dünyadan soyutlamıştır. sadece kendi gibi düşünür kesimiyle alaka kurmuş, onlara da paso sayıp sövmüştür. hatta hegel'i o kadar çok sevmiştir ki, üniversite'de ders verme döneminde hegel'le ders saatlerinin çakışması, ondan daha çok hoşlanmasına neden olmuş, tabiri caizse hegel'in belası olmuştur bu adam. zaten birisine bir kafayı taktı mı pis takıp dağıtmıştır ortalığı. hegel'in mistifikasyonuna dipten daldırmış, artık yazmış olduğu her yazıya, hegel'e lanet okuyarak başlamıştır. işte bu şekilde devam ederken, yavaş yavaş schopenhauer beyimiz ünlü olmaya başlamış, hayatının son on yılını da gayet karizma kuul geçirmiştir. sabahları jambon, ekmek, reçelle kahvaltı edip, öğlenleri kanişini gezdirmeye çıkmış, parklarda börtü böcek düşüncelere dalmıştır.

    aydınlanmaya duyduğu inanç, hayatının son yıllarında okkültizme ve dönemin animal magnetizm diye anılan parapsikolojik olaylarına duyduğu ilgiye ters düşmüş denilmektedir. e adam artık yaşlanmış, saç baş ağarmıştır. "hem bıdı bıdı yapıyosun, hem kendin de öylesin" eleştirilerine çok maruz kalmıştır, hala da kalmaktadır. ama yanlıştır tabii, düşünmek ve eyleme geçmek farklı şeylerdir elbet.

    evet son yıllarını da böyle kaliteli geçiren düşünürümüz sayın schopenhauer 72 yaşında
    akciğerlerinin "yeter artık" demesi sonucu ölmüştür. mezar taşına sadece arthur schopenhauer yazılmasını vasiyet etmiş, zamanında lisedeyken bunu öğrenen, benim de aralarında bulunduğum bu epitaph olayına özenen birtakım gence, "evet hocu, benim de mezarımda sadece adım yazsın istiyorum" dedirtmiş, çok büyük, çok kaliteli bir insandır. babam gibi severim.

    he unutmadan o yanlardan fırlamış saçları çok şekildir bi de.
  • başkalarını önemsememek, önemsenmeyi getirir diyen bir çoklarına göre hastalıklı filozof.

    restoranda yalnız yiyebilmek için 2 kişilik para verdiği söylenir