şükela:  tümü | bugün
  • arthur schopenhauer'in söylemiş olduğu sözler. mesela:

    "kısa boylu, dar omuzlu, geniş kalcalı ve kısa bacaklı bu cinse ‘güzel olan’ demek, ancak cinsel dürtüleri tarafından yönlendirilen erkek bir beynin ürünü olabilir: kadının tüm ‘güzelliği’ ancak bu cinsel dürtüde mevcuttur. kadını ‘güzel olan’ yerine ‘estetik olmayan’ olarak tanımlamak daha haklı bir betimleme olurdu."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’

    alıntılar hakkında önemli not: schopenhauer aforizmalarını derlerken, irvin yalom'un "the schopenhauer cure" kitabı, "90 dakika da schopenhauer" ve "yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar" dan faydalanıldı. özellikle ilk kitap schopenhauer felsefesine giriş, okuma şevki uyandıran roman olarak tavsiye edilir, gelecekte "aşkın metafiziği"nden de alıntılar gelebilir. (birde rep istediğimiz yok ama belirtelim: kopyele yapıştır değil, emek.)

    ek: yukarıdaki not önemli olduğundan yazıldı, alıntı konseptleri yeni değişmiş durumda, ssg olay'da açıklama yapmış. not yeterli de bir yine de açalım: sonuçta burada yazılan tüm aforizmaların kaynağı yukarıdaki üç eser ve bu başlıktaki tümün aforizmaların toplamı bile alıntılanan kaynaklarını yüzde onu yapmıyor. zaten bunlarda başka yerlerden derlemişler, "world as will", "manuscripts remain" gibi schopenhauer'in meşhur kitaplarından almışlar.

    yani özetle -bunu modlar ve gammazlar için yazıyorum- sözlük için sorun teşkil edecek bir durum yok. rahat olun ve rahat rahat yazılanları okuyun.
  • "kant'ın ahlak ilkesine karşılık ben şu kuralı ortaya atmak istiyorum: temas ettiğimiz her insanın değerini ve saygınlığını, yani ard niyetliliğini ve aklının sınırlarını ve kavramlarının yanlışlığını yargılarsak tarafsızlıkla, birincisi bizde ona karşı kolaylıkla kin, sonuncusu ise küçümseme uyandırabilir. böyle yapmaktansa, onun çektiği acıya, sıkıntıya ve korkuya bakarsak, onun kendimize benzeştiğini fark ederiz, ona karşı daha sempatik duygular besleriz ve kin ve küçümseme duygusu yerine onunla protestan ögretinin bizden beklediği sevgi duygusunun ta kendisi olan merhamet duygusunu paylaşırız. kendisine karşı ne kin ve nefret, ne de küçümseme duygusunun doğmasına izin vermemek için onun sözde 'saygınlığına' bakmaktansa, tam tersine, merhamet duygusu beslemek daha yerinde olacaktır."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "her şeyin temel karakteri gelip geçiciliktir. organizmadan metallere kadar doğada var olan her şeyin, gerek varoluşu nedeniyle, gerekse başka şeylerle girdiği çatışma nedeniyle parçalanıp yok olduğunu görüyoruz. doğanın kendi özü, çekirdeği, zamandan soyut ve bu nedenle tamamiyle yok edilemez bir şey olmasaydı, başka türden, görüntülerinden farklı, fiziksel olan her şeyde heterojen metafiziksel bir şey... nasıl dayanırdı doğa, yorulmadan tüm şekilleri korumaya, bireyleri yenilemeye, yaşam sürecinin sayısız tekrarlanışına, sonsuz bir zaman boyunca? bu, içimizde ve her şeyde var olan istem’dir."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "teizm doğruluğu ispat edilmiş bir olgu değil, ama her ne kadar, sonsuz dünyanın, benzerlerini sadece animal doğadan tanıdığımız, tek bir varlığın eseri olduğuna inanmak bizlere zor gelse de, bu düşünce yine de tamamen absürd değildir. zira ‘neden’ sorusuna bir cevap bulamasak da, her şeye kadir olan ve her şeyi bilen bilge bir varlığın olması, pekala düşünülebilir bir şeydir : bu nedenle, bu varlığın aynı zamanda en yüksek nitelikte bağışlayıcı bir vasifa sahip olduğunu düşünsek ve kanaatlerinin tartışılmazlığı kaçışımız olsa bile, böylesi bir öğreti yine de gerçek dışı olduğu suçlamasına maruz kalamaz.

    ancak politeizm, yani çoktanrıcılık’ta, her şeyi yaratan tanrı, sonsuz acılara maruz kalanın ta kendisidir ve bu küçük dünyada her saniyede bir ölüp dirilen, üstelik buna da gönüllü olan kişidir: işte bu çok absürd bir şeydir. dünyanın şeytanın kendisi olduğunu iddia etmek daha doğru olurdu oysa: evet. alman teolojisini kaleme alan saygıdeğer kişi bunu aslında şu sözleriyle de yaptı zaten: ‘onun içindir ki, kötü ruh ve doğa birdir ve doğanın yenilmediği yerde düşman da yenilmiş sayılmaz.’"

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "dünyanın ahlaki değil, salt fiziki bir anlamı olduğunu iddia etmek, yanılgıların en büyüğü, en yozlaştırıcısı ve en köktenidir, zihniyetin asıl sapkın olanıdır ve inancın anarşist olarak tanımladığı şeydir herhalde."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "cimrilik değil, aksine müsriflik ayıptır. müsriflik, hayvansal güdüler gibi, henüz sadece düşüncelerimizde var olan geleceğin dokunamadığı, yaşadığımız an ile sınırlandırır kendini ve duyular aracılığıyla elde ettiğimiz hazların pozitif ve reel değerlerine dayalı körlükten iler gelir. müsrif kişinin bu içi boş, gelip geçici ve sanal hazlara karşılık ödeyeceği bedel, kıtlık ve sefalettir. cimrilik ise beraberinde bolluk getirir: ki bolluk, ne zaman istenmez ki? iyi sonuçlar doğuran sıkıntılar iyi bir şey olmalıdır. zira cimrilik, tüm hazların olumsuz sonuçlar doğurduru ve hazların toplamından oluşan bir mutluluğun canavar, buna karşı acıların olumlu ve çok gerçekci olduğu gerçeğinden hareket eder. bu nedenle onlardan daha iyi korunabilmek için, onlara şimdilik katlanır. ve cimrilik, talihsizliğin olanaklarının ve tehlikelerinin yollarının ne denli sınırsız ve çeşitli olduğunu da bildiğinden, buna karşı koyabilecek araçları biriktirir – gerektiğinde birikimlerinin etrafına üç katlı bir duvar örerek. cimri olan kişiyle kurulan dostluk veya akrabalık ilişkisi tehlikesiz olmanın ötesinde, aynı zamanda, büyük yararlar sağlayabileceğinden, son derece faydalıdır. zira ona yakın duranlar, onun ölümünden sonra iradeli tutumunun meyvelerini yiyecek ve hatta, kendisi daha hayattayken, büyük sıkıntılar belirdiğinde ondan medet umabileceklerdir. buna karşılık, kendisi de aciz kalan müsrif kişinin böylesi dar zamanlarda verebileceği fazla bir şey yoktur."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "atmosfer basıncından yoksun kalsa bedenimiz kim bilir nasıl patlardı –demek ki, insanların çabalarının elinden zor zamanların, yokluğun, iğretinin ve mağrurluğun yarattığı baskı alınsa, patlayacak derecede olmasa dahi, dizginsiz deliliğe ve çılgınlığa sürükleyecek derecede, taşkınlıklar artardı. anlaşılıyor ki, her insanın, her zaman bir miktar sıkıntı, acı veya derde ihtiyacı vardır. tıpkı geminin düzgün ilerleyebilmek için bir miktar ağırlığa ihtiyaç duyduğu gibi.

    iş, zorluk, dert ve yokluk insanların hemen hemen tümünün yaşamı boyunca kaderidir. buna karşın tüm isteklerimiz, arzu eder etmez gerçekleşseydi, insan hayatını nelerle dolduracak, nelerle meşgul olabilecekti. insanlığı her şeyin kendiliğinden yetişip büyüdüğü, güvercinlerin kızartılmış olarak etrafta uçuştuğu ve herkesin sevdiği kişiye hemen kavuştuğu bir yerde tasavvur edin: böyle bir yerde insanların bir bölümü can sıkıntısından ya ölür ya da intihar eder, geri kalanlar da birbirleriyle savaşır, birbirlerinin gırtlaklarına sarılır ve cinayet işlerlerdi. bu ise, normal hayatta var olandan daha çok acı doğururdu. demek ki, insanoğluna en çok yakışan yer ve varlık biçimi, yine yaşadığı yer ve sahip olduğu varlık biçimidir."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "her şeyin farkında olan, her şeyi anlayan ve her şeyi tanıyan bir varlık olduğunu düşünürsek, ölümden sonra var olmaya devam edip etmeyeceğimiz sorusu, bu varlık için muhtemelen hiçbir anlam taşımayacaktır, zira şu anki zamansal ve bireysel varlığımızın ötesinde devamlılık ve bitiş, anlamsız ve birbirinden ayırt edilemez kavramlar olurdu, ki, bu durumda, esas ve gerçek olan varlığımızın veya bizlere öyle olduğu görünen şey’in kendisi üzerinde ne yok oluşun ne de sürüp gidişin bir uygulanabilirliği olurdu, çünkü varlığın salt şekli olan zaman kavramından kaynaklanıyorlar. buna karşın bizler, varlığımızın özünün yokeilemezliğini ancak varlığımızın devamlılığı olarak algılayabiliriz, yani aslında, şeklen uğradığı tüm değişikliklere rağmen zaman içerisinde var olmayı sürdüren maddenin şeması doğrultusunda."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "kuzey yarımküreye sürüklenen ve bu nedenle beyaz ten renginde olan insanların hayvanların etlerine ihtiyaç duyduğu ne yazık ki gerçektir, tıpkı ingiltere’de vejeteryan insanlar bulunmasının bir gerçek olduğu gibi. ama madem öyle, o halde hayvanlara, kloroform koklatmak veya onları en öldürücü noktalarından vurmak suretiyle, acısız bir ölüm hazırlanmalı. ama, tevrat’ın kelimeleriyle söylemek icap ederse, ‘merhamet’ duygusundan değil, hayvanların içinde var olduğu gibi, insanlarda da var olan, ebedi varlığa karşı duyulan lanetli suçluluk nedeniyle. kesilmesi gereken tüm hayvanlara önceden kloroform koklatılmalı bence: bu, insanlara saygınlık kazandıran, şerefli bir yöntem olurdu."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’
  • "ben göttingen’de öğrenim görürken, blumenbach, fizyoloji dersinde bizlere çok ciddi bir tavırlar, bilimsel amaçlarla canlı hayvanları kesip inceleme olayının korkunç yanından bahsetti ve bunun ne denli acımasız ve ürkütücü bir olay olduğunu açıkladı. bu nedenle bu yönteme, sadece çok önemli ve doğrudan yararlar sağlaması halinde başvurmamız, bu durumda da bunu ancak kalabalık bir öğrenci grubu karşısında, büyük bir amfide ve tanınmış tüm tıp adamlarını davet ettikten sonra yapmamız gerektiğini, zavallık kurbanın ancak bu şekilde bilim kürsüsü üzerinde olabilecek en büyük yararı sağlayabileceğini söyledi. günümüzde ise hemen hemen tüm tıp öğrencileri, cüzümleri zaten uzun süredir kitaplarda yazana problemlerle boğuşurken, deney odasında hayvanlara akla gelebilecek tüm eziyetleri uygulayabilme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar. ne var ki bu öğrenciler burunlarını o kitapların arasına sokamayacak kadar tembel ve aptaldırlar. günümüzün hekimleri, doktorların belirli bir insancıllığa ve haysiyete sahip oldukları zamandaki klasik eğitime sahip değiller artık. artık gençler mümkün olabildiğince erken bir yaşta üniversiteye girmek, derslerini vermek ve ardından bununla tüm dünyanın önünde böbürlenmek istiyorlar."

    a.s. ‘parerga and paralipomena’