şükela:  tümü | bugün
  • genelde kendilerini yetersiz hisseden insanların, eline ufacık bir güç geçtiğinde ,şartlara göre kendisine cevap veremeyecek durumda olanlara ,gösterdikleri şiddetin altında yatan o iğrenç özellik..

    bu durum genelde askeriye de alt rütbeli kisilerde görülüyor istisnalar kaideyi malesef bozmuyor..
  • çeşit çeşit kendini gösterme şekli var bu durumun.

    bazılarında bu durum; kendilerinden üstte gördükleri,toplumun önemli biri olarak işaret ettiği kişilerin karşısında yalakalık yapmaya başlamasıyla, o kişinin “adamı” olmasıyla kendini gösterir.böyle davranırlar ki o üstte olan kişi kendilerine değer verirse çevresindekilere karşı bak ben değerliyim,böyle biri beni önemsiyor imajı yaratabilecek duruma gelebilsinler.(bu yalakalık tutumuna prim veren kişi de en az yalakası kadar aşağılık kompleksi taşır zaten,yani yalakalık yapan biri için aslında kendinden üstün gördüğünden pekte bir farkı yoktur.)

    bazılarında bu durum;kendilerinden aşağıda gördükleri insanları ilk fırsatta ezip,kaba davranmakla ortaya çıkar.çünkü,böyle biriyle muhattap olmaları imajlarını zedeleyebilir.
    burada asıl korktukları;olduklarını sandıkları durumdan aşağı bir duruma düşme ihtimalleridir bu kişilerin.

    bazılarında sahip olmadıkları vasıflara sahipmiş gibi anlatmakla,kendini üst bir noktaya konumlandırabilmek için manipülasyon yapmakla ortaya çıkar.küçücük meselelerde bile yalan söylemek mübahtır.hiçbir çekince de duymazlar yalan söylerken çünkü;karşısındaki yalanını yiyebilecek kadar aptaldır ve kendileri çok zekidir ya hani, o yüzden.

    bazılarındaysa karşısındaki insanın vasıflarının kendisinden üst bir noktada olduğunu ve kendi değerini bu değere eşitlemenin oldukça zor olduğunu fark etmesiyle bir saldırganlık başlar.kaba,aşağılayıcı tutum sergileyerek saldırabilir,genellikle karşısındakinin kişiliğine oynar saldırırken.saldırır çünkü;güçlü olmanın saldırmak olduğunu zanneder.

    bu kompleks oldukça yaygındır ve bunlardan da farklı pek çok kendini gösterme şeklini toplumda her an görmek olası.

    özü korkuya dayanır.bu yüzden bu tutumları sergileyen insanları çokta ciddiye almamak ve bu kişilerden akıl sağlığı için uzak durmak lazım.
  • sahibine değil çevresindeki benlere zarar verir. bunlar herkesi kendi seviyesine çekmeye çalışır. yok saymak , görmezden gelmek ve çok yükselince acımasız davranmak tek çözüm gibi.
  • türkler'in en büyük belası budur arkadaş.

    mustafa kemal atatürk'ün muasır medeniyetler seviyesine ulaşma ülküsü gereğince bir şeyler yapmaya çalışırsın, yapamazsın derler. yaparsın. gözden kaçırdığın bir detay olur, herkes ona yüklenir ve başarın unutulur. mesela ortada bir hata vardır kimse kabullenmez, bu durum bütün grubun ruh haline sirayet eder. kime sorsan ben yapmadım der, ama birileri bir şeyleri yapmıştır ki olmuştur. bir bakmışsın herkes eleştirinin dibine vurur. linç kültürü zaten alır başını gider.

    en önemlisi de başarılı olan ve dişiyle tırnağıyla kazıyarak bir yerlere gelmeye çalışan kim varsa anında aşağıya çekilmeye çalışılır.

    şuraya sayfalarca şey yazabilirim. ancak sıkılıyorum. ülkemi çok seviyorum ancak insanları cidden sıkıntılı. belki de sıkıntı bende, belki de sürünün içindeki kara koyun benim, bilmiyorum!
  • bazen kitlesel olarak hissedilir.

    "güçsüzlüğümüzden öylesine emindik ki zamanında ilahi güce atfettiğimiz sihirli nitelikleri bu kurnaz yabancılara atfettik. bu ingilizlerin işi, diyorduk! bu ruslar'ın işi! bu ingiliz, amerikan vb. gizli servislerinin komplosu." (bkz: le regard mutile/#75709104)

    (bkz: the crisis of islam/#83411303)
    (bkz: hastalıklı toplum)
  • kendi olup olmadığını merak ettiğim, nasıl test edeceğimi bilemediğim kompleks. yardımcı olacak, bu alanda bilgili insanlar arıyorum.
  • tıp doktoru alfred adler’in insan davranışlarına vermiş olduğu isimdir. adler aşağılık duygusunun organ yetersizliğinden kaynaklandığını ifade etmiştir fakat daha sonra fiziksel, zihinsel ya da sosyal bir engelin de aşağılık duygusuna yol açtığını belirterek bu ifadesini genişletmiştir. adama boşuna psikolojinin tesla’sı dememişler.
  • aşağılık kompleksi sanılanın aksine belli bir zümreye ait olan bir duygu değildir. bu dünyada yaşayan her insanda var olan, var olmaya da devam edecek bir dürtüdür. kaderci bir insan değilim ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bir insanın bu duygudan tamamen sıyrılması mümkün değildir. derecesi vardır. bazıları çok yaşar bazıları az. ama bu zımbırtı her insanın ruhunda yaşamaya devam eder. amacım aşağılık kompleksi hakkında insanları bilinçlendirmek ve bu konu hakkında farklı bakış açıları kazandırmaktır. başlayalım.

    aşağılık kompleksinin her insanda kalıcı olması evrimsel psikolojiyle alakalıdır. şunu önce ortaya koyalım: insan mucizevi bir canlı değildir, allahın kusursuz yarattığı bir tür de değildir. insan doğa koşulları altında savunmasız ve güçsüz bir canlıdır. ve bugün insanoğlunun doğa durumuyla baş başa kaldığı ve tam olarak aydınlatılamayan binlerce yıllık bir süre var. aşağılık kompleksi dediğimiz şeyin vuku bulması o yıllara rastlıyor. nasıl mı? insanlar doğa durumunda savunmasız canlılar olması, onları bir topluluk kurmaya itti. tek başına bir kişi yaban hayatın zorluklarına karşı mücadele edemezdi. insanlar birlik oldukları zaman doğayı yenebildiklerini, yenemeseler de hayatta kalabilecek güce sahip olabildiklerini keşfettiler.

    bu durum da insanlara bir zorunluluk yarattı: bağlı olduğun gruba uyumlanma zorunluluğu. çünkü o grup, içinde yaşayan insanların hayatta kalmasını, karınlarını doyurmasını, doğanın yarattığı güçlüklerden sıyrılmalarını sağlıyordu. işte aşağılık kompleksi buradan ortaya çıktı. insanoğlu varoluşundan itibaren belli gruba uyumlanmak zorunda hissetti kendisini. düşüncelerini ve hareketlerini grubun diğer insanlarıyla mukayese etmek zorunda kaldı. gruptan atılma tehlikesi, her bireyin iç dünyasında şu soruyu sormasına neden oldu: ben grupla uyum içinde hareket edebiliyor muyum?

    bu hayati bir soruydu. bir süre sonra bu, otokontrol olarak her insanın içinde yer etti. kalabalığı taklit etmek, insanların içinde iyi bir yere gelmek, diğerleri tarafından dışlanmaktan korkmak gibi şeyler bu dürtünün ortaya çıkardığı bir sonuçtur. aşağılık kompleksinin yenilemez olduğunu iddia ederken buradan yola çıkıyorum. kadın memesi, erkek için cinsel bir uyarıcıdır. bu değişmez, değişmesi için binlerce yıl geçmesi gerekiyor bunun için. aynı şey yetersizlik hissiyatı için de geçerlidir. aşağılık kompleksi insanın kendisini diğerleriyle mukayese etmesinden dolayı ortaya çıkar. bu da, insanlar var oldukça bu dürtünün devam edeceğini gösterir.

    şimdi sorulara geçelim:

    aşağılık kompleksi neden günümüzde bu kadar yaygın?
    aşağılık kompleksi grip gibi bir şey değil. belli zamanlarda insana sirayet etmez. o hep vardır. günümüzde bu sorunun ayyuka çıkmasının iki nedeni var. birincisi küreselleşme. bugün insan nerede oturursa otursun dünyadan haberdar olabiliyor, tanımasa bile bin bir çeşit insanı ve onların yaşadığı hayatı izleme şansı buluyor. insanın dünyadaki her şeye ulaşma imkanı, mukayeseyi de beraberinde getiriyor. bu mukayese arttıkça, insanda bir yetersizlik hissiyatı doğuyor. örnek vermek gerekirse. 1970’lerde yaşayan bir genç düşünelim. o insanın hayatı küçüktür. belli başlı insanları görür, belli başlı yerlere gidebilir ancak. bu nedenle bir yere kadar mukayese edebilir. ama şu an 2019 yılındayız. amerika’da yaşayan milyarderlerin hayatına tanık oluyoruz. alplerde yaşayan insanların yaşamını izliyoruz. dünya turuna çıkan ve delicesine eğlenen kişiler hemen yanımızda sanki. bu erişim kolaylığı mukayeseyi arttırıyor. insan kendisinden farklı olan milyonlarca kişinin hayatına tanık oluyor ve kendisini eleştirmeye başlıyor.

    ikinci neden, çağımızın bireyciliği pompalaması. açık konuşmak gerekirse ben kendi adıma bundan rahatsız değilim. böyle olması daha çok hoşuma gidiyor. ama işin içine bazı insani dürtüleri de eklememiz gerekiyor. körü körüne empoze edilen ve düzeni bir anda kesip atan bireycilik, insanı hiç alışık olmadığı bir şeye sürükledi. toplumsal bilincin yıkılışı, aşağılık kompleksine sebep olan o dürtüyü harekete geçirdi. çünkü insan, tek başına kalmaya, diğer insanlardan soyutlanmaya alışkın bir canlı değil. bireyciliğin bir anda bu kadar empoze edilmesi yetersizlik hissiyatını arttıran bir diğer neden olarak çıkıyor karşımıza.

    madem bunu yenemiyoruz o halde ne yapacağız?

    ilk defa sirayet eden şeyler kişiyi korkutur. ama onun her zaman sana eşlik edeceğini bilirsen rahatlarsın. aşağılık kompleksinin her zaman var olacağını bilmek, onunla defalarca savaşıp defalarca yenilmekten daha etkili bir yol. önce bunu ortaya koymak lazım. bunun insanın kendisine has bir şey olmadığını tam olarak anlaması gerekiyor.

    ikinci çözüm de her zaman söylediğim şey aslında. bir konuda yetkin olmak, aşağılık kompleksinin panzehiridir. insan yetkin olması gereken bazı şeyler yaratmalı kendine ve onlarda en iyisi olmaya çalışmalı. çünkü aşağılık kompleksinden şikayet eden insanlar, diğerlerinin kendilerini eksik yönleriyle hatırladığını düşünme hatası yapıyor. eğer kanlı bıçaklı düşmanlara sahip değilseniz, insan gibi bir çevreniz varsa diğerleri sizi en iyi bildiğiniz ve icra ettiğini konuya göre kodlayacaktır sizi. cem yılmaz dendiği zaman aklınıza ilk olarak mizah gelir. neden? çünkü cem yılmaz’ın en iyi olduğu, yani yetkin olduğu konu budur. cem yılmaz dendiği zaman sizin aklınıza ikinci evliliğini yapmış başarısız bir koca imajı gelmez ilk olarak. en yakın arkadaşınızı düşündüğünüz zaman kafanızda beliren imge, o arkadaşınızın en iyi olduğu konudur. siz insanları nasıl kodluyorsanız insanlar da sizi o şekilde kodluyor yani. yetkin olunan konuları arttırmanın neden önemli olduğu burada gizli. sizi sevmeyen insan varsa eğer kötü kodlar. ama bu bütün hayatınızı sorgulamanızı gerektirecek bir durum değildir. sevmeyen insan, eğer gerçekten beni sevmiyorsa benden uzak olmalıdır.

    aşağılık kompleksi belli zümreye ait insanların rahatsızlığı değildir. herkeste vardır. bunu ölüm düşüncesiyle bağdaştırabilirsiniz. ölüm size fazla koymaz aslında. çünkü herkesin eninde sonunda öleceğini bilirsiniz. yalnız değilsinizdir. bu rahatlık, aşağılık kompleksini de hafifletir. sizi yetersizliğe sürükleyen şey yalnızlık hissiyatıdır. hiçbir konuda yalnız olmadığınızı bilirseniz ve bununla savaşmaktan ziyade lehinize çevirmeye çalışırsanız bu duygu sorun olmaktan çıkar.

    edit: bu konuda fikirlerimi az buçuk söylediğim bir yazı vardı. burada daha da detaylandırdım. bahsettiğim yazı için:

    (bkz: anksiyete bozukluğu /@kavanoz necati)
  • bu komplekse sahip insanlarda kendinde olmayan özelliklerin karşısındakinde hissettiği anda ilk fırsatı kollayıp 'ben sizinle aynı seviyedeyim taam mı' diye düşünüp, kendince meziyet saydığı laf sokmak, üste çıkmaya çalışmak gibi boş uğraşlar girdiğini görebilirsiniz. kendi ezikliklerinin bir nevi dışavurumu. bu tip insanları gerçekten sadece tek bir kelime tanımlayalayabiliyor: ezik*
  • kişinin kendisini eksik hissetmesi neticesinde oluşan psikolojik bir rahatsızlık.

    demin instagram'a öyle sırf geyik olsun diye bi fotoğraf attım. insanın kendisini komik gösterdiği zamanları bilirsiniz. sırf biraz eğlenmek için kendisinden bile mizah çıkarır. yeri gelir absürt bir şeyler kurgular, uydurur, saçmalar, ironi yapar. bu insanlara kaliteli geyik olsun da isterse hep birlikte kendisi üzerinden dalga geçilsin. çok da fark etmez. maksat muhabbettir, eğlenmektir. diğer taraftan lafın tamamı da aptala söylenir ve mizahı izah etmek kadar yorucu olan pek az şey vardır. allah kimseyi yaptığı ironiyi açıklamak zorunda bırakmasın. hele hele anlamadığı ironi üzerinden nutuk atan siyasetçi edasında ders veren birisiyle muhatap olmak zorunda hiç bırakmasın. kendi işini dahi düzgün yapamayan fakat başkalarından her konuda kusursuzluk bekleyen ve mükemmeliyetçiliğin böyle bir şey olduğunu zannedenlerin; hem insanlığın sırtına yük olup hem doğruları belirleyenlerin şerrinden allah korusun.

    telefondan aradı bizim teyze oğlu, "bebeğim, bu fotoyu atmaktaki amacın ne?" dedi bilmiş bilmiş.
    "sohbet muhabbet geyik" dedim, "noldu ki?"
    "kaç yaşında adamsın mallllllll kendini rezil ediyosun" falan dedi. hiçbi şey demedim. iyiliğimi düşünüyormuş, allah razı olsun.

    şimdiii!.. bu bir kenarda dursun.

    laf aramızda bizim teyze oğlu arada sırada benim giyindiklerime aşağılayan gözlerle bakıp "giyinmeyi bilmiyosun" gibi sözler de söyler. bazen harbiden umursamam da ne giyindiğimi ama bir zaman sonra şunu fark ettim ben: teyze oğlu iyi giyindiğimi düşündüğüm zamanlarda bile kıyafetime laf ederdi. halbuki kendimi de öyle beğenirdim ha, hoşuma giderdim. teyze oğlunun kıyafette zevk anlayışı şu "nargile erkeği" dediklerinden. tek farkı nargile içmemesi. nargile erkeğinin nargile içmeyeninden.

    kendisinin giyinişini özentice bulsam da onunla artık şakalaşmıyorum. eskiden kendimizle alakalı da olsa birçok konuyla dalga geçebilirdik. ama son zamanlarda teyze oğlu alıngan olmaya başladı. kendisine bana yaptığı şakalardan bir benzerini yaptığımda ciddiye alıp altta kalmamak için bir üst perdeden "şaka" ile karşılık veriyordu ve fakat gayet de ciddi oluyordu. yapılan şakalar bir zaman sonra "gülmek" için değil bir rekabet havasında "ezmek ve altta kalmamak" için yapılan şakalara dönmeye başladı. ben bu durumu fark ettikten sonra bir konuda fikrimi sorduğunda artık "gayet iyi, çok güzel" minvalinde cevaplar vermeye başladım. çünkü aksini beyan ettiğimde onun hakarete varan saçmalıklarını dinleyeceğime artık emindim.

    kişi kendini bir konuda eksik hissederse ne olur?
    birincisi eksikliği kabul edip tamamlamaya çalışır ki bu sağlıklı olanıdır.
    ikincisi eksikliğini gizleyip onaylanma ihtiyacını gidermek için insanların kendisini beğeneceği, kendisiyle dalga geçilmeyeceğini bildiği şeyleri yapar.

    bu durumda aşağılık kompleksine sahip bir insan güzel de olsa modası geçmiş ne varsa onu beğenmez, onunla dalga geçer. çünkü önemli olan herkesin beğendiği, takip ettiğidir onun için. trend olandır. buna dayım "new generation" diyor. illaki duymuşsunuzdur "saykoya bak ne giymiş kaldı mı bunlardan" şeklinde konuşanlardan bunun gibi cümleler. senin hoşuna gidebilir ama artık beyaz tişört içine o siyah tişörtü giyen "net maldır abi"(!) çünkü "eskidendi karrrdeşim onlar! 2008'de lisede mi okuyoruz abi sayko sayko hareketler yapmayın ya!"dır. çok pis dalga geçerler, çok pis ezerler. aman dikkat edin haaa, siz siz olun, sayko olmayın! hemen gidip babet çorap alın. hemen gidip "bi #tb de benden olsun" alt yazılı sağa sola çatık kaşlarla baktığınız yakışıklı bir fotoğraf atın instagrama. aman ha, siz siz olun sayko olmayın!

    ama işte çok uzun zamandır da bir gerçeğin farkındayım: "hepimiz koştukça koltuk altı terleyen, karıdan siktir yiyince üzülen ama cool görünmeye çalışan, yere düşünce "bi gören oldu mu la" diye sağa sola bakınan, ayakkabı bağı çözülünce bağlamaya üşenip ayakkabısının içine sıkıştıran, az samimi olduğu çocuktan sigara istemeden önce "dur azcık muhabbet edeyim de sonra isteyeyim" diye düşünen mallarız."

    ve "insanlar çamur gibidir, hiç denediniz mi elinize çamur veya balçık almayı?

    yumruk yapıp sıktınız mı peki onu?

    ya avcunuzdan, ya parmaklarınızın arasından, kendine bir delik, bir yol bulup fışkırır illaki o.

    o sebeple "bunu" kabul ettirsen "şunu" anlatamazsın insanlara, "bu" tamam da "şu" olmamış derler, sikim sikim anlamlar çıkarırlar söylediklerinizden, kimseye yaranamazsın ki bu hayatta. siktir edeceksin o halde, takmayacaksın başkalarını, üniversiteyi kazanır kazanmaz simsiyah pala kaşlarına aldırmaksızın saçlarını kızıla boyatan selin görünümlü kezban hakkımda ne düşünür diye şekilden şekile girmeyeceksin. kendi hayatını yaşıyorsun sen, bırak kendi beğenilerine ve kendi zekana güvenerek yaşa, başkalarınınkine değil."

    onun için istiyorum ki "farklı olacam diye götünü yırtan adam sıradanın önde bayrak flama taşıyanıdır, bunun farkında olun. başka da bi şey değil. bu salak kafa yapısını kırdıktan sonra zaten insanın önünde alacağı upuzun ama tertemiz bir yol olur. çorap söküğü gibi gelir gerisi."

    istiyorum ki bir müzik grubu hakkında önce "acaba bunu kimler beğeniyo" diye düşünerek görüş belirtmesin. kendi beğenilerine göre yaşasın. kurtulsun bu aşağılık kompleksinden.

    hayat bu kadar basit aslında.

hesabın var mı? giriş yap