şükela:  tümü | bugün
  • melville için bob le flambeur, godard için a bout de souffle neyse malle için de ascenseur pour l echafaud odur. bu üç yönetmenin de kariyerlerinin başında çektikleri bu filmler, dalgacı otör kavramını tam anlamıyla yansıtmakla birlikte çeşitli yerlerde yeni dalganın ilk filmi olmak gibi sıfatlarla anılırlar başka bir ortak nokta olarak. filmlerde dikkat çeken en önemli hadise de şudur aslında: bu üç film de amerikan gangster filmlerine ya da karakterlerine bir öykünüştür. daha çok the maltese falcon ya da double indemnity gibi -fransız söylem- noir'in ikinci distilesine evriliştir bir anlamda.
  • louis mallein 1958 yapimi filmi. jeanne moreau ve maurice ronet basrollerde. soygun yapmaya calisirlar, adam asansorde kalir. zaten filmin ingilizcesi de elevator to the gallowsdur. muzikleri miles davisindir, pek hostur.
  • ek olarak, miles davis bu filmin soundtrack ini atmosfere uyucak bi şekilde emprovize etmiş, 2-3 gnde stüdyoya girilip çalınıvermiş, filmi izlemeden soundtrack yapmayı kabul etmiş ve sırf bu iş için paris e gitmiştir. soundtrack tarihinde daha önce görülmemiş bir vakadır bu da.
  • bu filmin çok güzel bir sonu var. tamamen güzeldir aslında, yaratıcıdır. julien ve florence'ın film boyunca bir türlü yan yana gelememiş olmasını da çok acıklı buldum.
    noel calef'in aynı adlı kitabından uyarlamadır.
  • hayatta gözardı edilen ufak ayrıntıların tüm planları bozacak sonuçlar doğurduğunun anlatıldığı, çevrildiği 50li yılların görüntüleri ile keyifli izlenilmeye değer bir fransız film noir.
    filmin yönetmeni louis malle ;robert bresson'a asistanlık yapmış olan 26 yaşındaki louis malle'nin ilk filmidir.
    filmin müzikleri miles davis'e ait . amerikalı caz trompetçisinin hüzünlü solo trompeti filmde paris'in gece çekimlerine eşlik etmektedir.

    film o dönemin izlerini taşır haliyle. binalar , kafeler, eski klasik o zamana ait son model arabalar, döpiyes ile dolaşan florence, kalıp gibi şekillenmiş saçları, komik polis arabası , öyle ki geldiğini duyuyorsunuz ama film karesine girmesi epey zaman alıyor . üstelik park edişini izliyorsunuz. kapıların açılımı da ters, yengeçlerin yan yürümesini izlerken olduğu gibi afallatıyor insanı. bu yönlerden çok hoş bir film, nostalji kuşağı grubundandır.

    --- spoiler ---

    filmde genel olarak umutsuzluk ve hüzün beraberinde gerilim hakimdir.
    plan dışı gelişen olaylar, işlediği cinayeti eline yüzüne bulaştırıp asansörde çakılı kalan filmin en düztaban şanssız cenabet karakteri julien tavernier, ondan haber alamayıp aldatılıp terkedildiğini sanıp meczup gibi dolanan florence carala, şanslı ama aptal aşıklar hepsi umutsuzluğa düşmüşler hatta bu sebeple intihara bile kalkışılmıştır.

    çünkü yeşilçam'da da o dönem hakim olan ve benim sevdiğim mesaj içerikli film izleri görülmektedir aynı dönem itibariyle. cinayet ve hırsızlık yolu ile taşkınlıktan öteye geçilmez ve herkes hüsrana uğrar filmde böylece.

    aslında öldürülen bay simon carala'da belasını bulmuş, savaş zengini leş kargası ölü sikici, milletin taptığı polisin adının önünde secdeye kapandığı aşağılık herifin tekidir. ama gene de filmin mesajı gereği insandır, öldürülmüş ve fettan karısınca aldatılmış olduğundan bunu yapanların yanına kalmaz hepsi mutsuz olur.

    aptal aşıkların paniği ile öldürülen almanların da suçu; adamın çok bilmiş ve kibirli olması karısının da zengin koca budalası olması olsa gerektir.

    julien tavernier erkeklerin kıskançlığını çekecek kadar kadınların gözdesi bir adam olmasına rağmen karadul florence'den başka kimseyi gözü görmemekte, onun uğruna (zaten savaş deneyimi olan bir yüzbaşı olması sebebiyle zorlanmadan) soğukkanlı bir cinayete gözünü kırpmadan girmektedir. ama gel gör ki son söz hayatın ve ilahi adaletindir. hiç bir şey planlanan gibi gerçekleşmez. bu adamda kesin göz var. bu kadar da insanın işi ters gitmez ki!

    ama en son darbe fettan kadın florence 'e gelir. foyası dedektif tarafından ortaya çıkar ve kocayıp çürüyünceye kadar kodesi boylar. onunsa derdi hala sevdiceğinden ayrı düşecek olmasıdır. zaten film boyunca sevdaları lanetlenmiş bir araya gelememişlerdir.
    --- spoiler ---
  • değişik stilleri deneyen louis malle, ascenseur pour l'échafaud ile fransız sinemasına caz tınılarının hiç dinmediği, şiirsel iç monologlarla bezenmiş özgün bir kara film armağan etmiştir. amerikalı müzisyen miles davis’in melankolik caz doğaçlamaları, jeanne moreau'yu paris sokakları boyunca, gecenin içinden, ışıkların ve neon tabelaların arasından takip eder. müzik mi hareketi, yoksa hareket mi müziği başlatır, bunu söylemek güçtür.

    --- spoiler ---
    kadınla (jeanne moreau) erkeğin (maurice ronet) fotoğraflar haricinde birlikte hiç görünmediği bu benzersiz film, altmetinlerde fransa’nın cezayir işgaline de göz kırpar.
    --- spoiler ---
  • bir başka katilin olay mahalline dönmesi meseli ama bir başka; bambaşka. öyle sarsmadan sürükleyip dalgaya düşürüyor insanı.
  • olağanüstü, tartışmasız en iyi soundtrack lerden. mükemmel, kusursuz, tekrarı ve benzeri mümkün olmayan.
  • boris vian, filmin müziği ile ilgili bir yazısında, miles davis'in bir solosunda, dudağından küçük bir parçanın koparak trompete kaçtiğı yeri tarif etmiştir. ben anlayamamıştım. doğru olmasa bile pek hoştur.
  • filmi izlemedim. ama ne kadar $anslıyım ki soundtrack cd'sini dinledim. kucagınıza bir kedi alıp onu mır mır ok$aya ok$aya, kırmızı $arabınızı yudumlaya yudumlaya, sigaranızı ya da her ne icmek istiyorsanız onun dumanını tüttüre tüttüre dinlenilesi, 26 $arkılık nefis bir miles davis resmi geçidi. ne zamandır hiçbir müzik ruhuma bu kadar iyi gelmedi.