şükela:  tümü | bugün
  • cinselliğe yönelik ilginin olmaması hali..

    eskiden bu durumu, ( cinsel özgürlük düşüncesini kendime merkez noktası kabul ederek ) freud'un libido ( cinsel enerji) tanımı ile birlikte aşırı libido birikimi ( deşarj edilmeme ) neticesinde ortaya çıkan nevrotik kimi durumlar sebebiyle baskılanma ve toplumsal kuşatmanın bir yansıması olarak düşünür ona göre kafamda kalıba oturturdum.

    düşüncelerimde ciddi bir fark oluştu, hiçbir konuya yönelik kesin kalıplar yok artık bende bunu kesin olarak söyleyebilirim.
    libidonun boşalması ile ortaya çıkan "yaşamsal denge" denkleminin gerçekliğine inanmakla birlikte sorguladığım tarafları da oluşmuş bulunmakta.. freud ve reich beni affetsin!!

    eşcinsellere kendi cinslerine yönelimleri sebebiyle toplum baskı uygularken aseksülleri de cinsel istek duymadıkları için toplum baskılıyor. bir de üstüne üstlük aseksüellere "bastırılmış" "sindirilmiş" kişilikler gözüyle bakması da ayrı bir yaftalama incitme biçimi..
    bizim hayatımızda cinselliğin önemli bir yer tutması demek tüm insanlar için bunun böyle olması gerekliliğini taşımıyor. cinsellik güdüsü yönlendirici bir duygu, çoğu davranışımızın altında bu güdünin etkisi olabilir, ama cinsel istek duymama şeklinde bir duygusu olan bir insan için haihazırdaki psikolojik tedavi reçeteleri canımı sıkıyor.

    cinsellik yaşamak istemek kadar, yaşamak istememek de o kadar olağan bir durum. asseksüel kişilerin açıklamalarını okuduğumda sevgi ve yakınlık kavramlarını algılayışlarında, cinsel istek duyan insanlara göre en küçük fark olmadığını hatta bu kavramlara ayrı manalar yükleyerek hayatlarında farklı bir bakış açısı geliştirdiklerini görüyorum. bizler insanın karmaşasını hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağız sanırım. herşeyi bir örnekleme üzerinden çoğunluğun algılayışı noktasından bakarak değerlendirmeye devam edeceğiz. bir zamanlar eşcinselere uygulanan saçma sapan tedavi reçetelerinden haklı ve olması gerektiği gibi nasıl vazgeçilmişse aseksüelliğin bir cinsel bozukluk olduğu fikrinden de vazgeçilmeli.

    insan sadece cinsellikle veya cinsel dürtülerin yaşamsal döngüdeki fonksiyonlarıyla anlatılamayacak kadar komplike..
    insanı çok hafife alıyoruz..
  • bastan soyleyim; tibben kanitlanmis bir sekilde vucuttaki testosteron oranim normalin epey ustunde, yine de hormon tedavisi onermediler daha bile yararli dediler.

    buna ragmen, kendimi cok uzak gormedigim durum.
    ya arkadas seks dedigin sey o kadar zevkli, o kadar eglenceli olsa bile hala kendimi dusunmekten alamiyorum.
    vucudun en igrenc iki organinin birlesmesinden baska bir sey degil.
    hadi gene erkeginki bir nebze daha temiz olmaya yatkin, kadininki hepten fena.
    icinde her turlu pislik varmis gibi geliyor.
    kokular... zaten kokular en kotusu.
    sadece zevk sivisi kokusu degil ki gelen, benim gibi kopekten bozma cok keskin koku alan bir burnunuz varsa bazen o kokudaki ince bir detay butun olayi bozuyor.
    bir de adet kanamasi var, e hayvan degiliz o vakitlerde zaten yaklasilmaz hatuna da, var oglu var iste.
    sonra icinde her turlu bakteridir, etrafinda her turlu mantardir, hastaliktir, bok pusur hepsi gelismeye inanilmaz bir sekilde yatkin.
    daha bunun temizligi var, agdasi var, bilmem nesi var. ki cogunun bu organin agdasindan haberi bile yok.
    vucudun zilyon tane yeri var, en sevilesi yerlerinde kil cikiyor.
    yaratilisi sorguladigimdan degil de, hani her yer tamam bir orasi eksikmis sanki kil cikmak icin.
    nolurdu yani puruzsuz, temiz, pak bir organ oluverse?
    ne olurdu yani guzel guzel seviversek birbirimizi boyle?
    iste butun bunlar insani tedirgin etmek icin fazlasiyla yeterli zaten.

    peki bitti mi?
    bitmedi tabi.
    kendi basina temizligi, bakimi bu kadar zor, katlanmasi bu kadar fedakarlik isteyen bir organken, yetmemis yanina bir de komsu almis.
    tamam hadi kastin burayi temiz tuttun (ki ben dunyada sirf gelismis ulkelerde bunu basarabilen insan oranini %0.01 gibi bir sey goruyorum), herseyine ozen gosterdin, sikayet etmedin agdani duzenli oldun, mis gibi korudun burayi ama hemen yaninda anus var.
    e tamam orasi da temizleniyor da, ne kadar temizlersen temizle, icinde ne oldugu belli.
    soyle yanlislikla dokunsan alacagin koku belli.
    yani o kadar sikintisi varken bir organin ustune bir de bunun eklenmesi reva midir?
    dusun tam yataktasin, hatun kalkti "ben bi lavaboya gidiyorum" dedi. gitti 10 dk gelmedi.
    e simdi ne oldugu belli.
    o sekilde yataga girmesi zaten yeteri kadar tedirgin ederken, bir de cok yakin bir zamanda o kisimla munasebette bulunacak olmak evlat acisi gibi.
    ne bileyim, bazen dusunuyorum: acaba su organlar daha adam akilli yerlerde olamaz miydi?

    tamam kabul ediyorum, ben de %99 zamanda boyle dusunmuyorum ama aklima bir dustu mu, ne seks kaliyor ne baska bir sey.
    hayattan sogutuyor yeminle.
    ama hormonlar beynimi ele gecirmis vaziyette, virus gibi lan resmen.
    icimden icimden "onu isterim, onu isterim" diyor.
    toptan aldirsak da boyle gudulerimiz olmasa hayat cok daha cekilir olabilirmis belki de...
    neyse, simdi birisi farkli dusunebiliyor diye acimasiz elestiriler yardira yardira gelecektir. ama yazmasam da icimde kalacakti.
  • kimilerine göre bir hastalık, kimilerine göre ise allah'ın bir lütfu. araştırmalara göre bu insanlar kendi içlerinde de değişik özellikler gösterebiliyormuş. kimisi doğuştan nötr. seksüellerle flört edebilen ve karşı cinsle duygusal ilişki yaşayabilen aseksüeller var deniyor. "göster ama elletme"ci tiplerin elinde yetiştiği için ilerleyen yaşlarında seks fobisi geliştiren türk kızı gibi belki bunun sonradan olanları da vardır.

    bu kişiler seksi hayatının merkezine oturtmaz çünkü basit: yapamazlar. sözgelimi böyle birinin karşısında göğüslerinizi göstererek, bacak bacak üstüne atarak terfi alamazsınız ya da gecenin bir yarısı attığınız tahrik edici mesajlarla onun kalbini kazanamazsınız. etkilenmiyorlar kardeşim. tabii sizin için de zor hayatınızı bedeniniz üzerinden daha kolay bir hale getirmeye, insanların cinsel ve duygusal zaaflarını lehinize kullanmaya alışmışsınız. yazık ki karşınızdaki kişi aseksüel çıktı. yazık size.

    bu insanlara kazayla aşık olan * insanlar da benzer sorunlar yaşıyor. yaklaşım tarzları hep aynı. "hayatını erkeksiz/kadınsız mı sürdüreceksin? :(( bu tavrın nereye kadar? :((" eşekler kovalasın seni bu hayata karşı alınmış bir tavır değil. sadece var olan bir şey.
  • morrissey'in yasadigi gibi, her iliskide baska bir hayal kirikligi, her ruha sarilisinda baska bir huzun yasayanlar, bir sure sonra artik dayanamazlar, umutlari ceplerinde yasamaktansa, kendi elleriyle hayallerine son verirler. zaten aci artik bedenin bir parcasi olmustur. bir ese ne gerek vardir ki, es gercekten var midir?
    icinizdeki o kucuk cocuk son bir kez huzunlu gozleriyle bakacaktir size, onu birakacaksiniz sonra ormana, kosacaksiniz var gucunuzle. oldugunu gormemek icin ellerinizle yuzunuzu kaparsiniz belki, agladigini duymamak icin kulaklarinizi kaparsiniz. son nefesinde siz bir bitki gibi* yolunuza devam edersiniz. artik aramadan, sorgulamadan.
  • açılın, azılı bir aseksüel olarak ben geldim. durun bu entryi okuyun bi' yeter. aklınızda soru işareti mişareti kalmayacak. (belki bir iki tane. o kadar da olsun canıım) yazar kişisi işbu entryde önce genel bir takım bilgiler verip ardından aseksüelliğin kendi yaşamındaki etkilerini anlatacaktır.

    öncelikle sizin için bunu anlamanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. büyük bir çoğunluğunuz için cinselliğin hayatınızın merkezinde olduğunu anlamaya çalışıyor, bu yüzden aseksüelliğin kulağa nasıl da imkansız geldiğini tahmin edebiliyorum. bizim çok mükemmel bir zevkten mahrum kaldığımızı "ay yazık size" şeklindeki düşüncelerinizi de biliyorum. lütfen okuyun ve bizim varlığımızı imkansız şeklinde nitelemeyin. çünkü biz, siz ne düşünürseniz düşünün varız. ve iyi bir seks bizi sihirli bir biçimde seksüel bireylere çevirmeyecek. bunca zamandır sizin hikayelerinizi dinledik. belki şimdi bizim dinlenilme vaktimizdir. aseksüellik ile ilgili başlıklara baktım. aseksüelliğin geçtiği entrylere denk geldim. hastalık olarak düşünenler mi ararsınız, aşağılayıp "o zaman aseksüel ol" yaklaşımında olanlar mı ararsınız. her çeşidi var. tam da bu sebeplerden dolayı yazılıyor bu yazı.

    aseksüel birey hiçbir cinse ve cinsel faaliyete ilgi duymaz. aseksüel insanlar, diğerleri gibi duygusal gereksinimlere sahiptir ve aynı zamanda samimi ilişkiler kurabilirler. cinsellikten uzak olmamız katı ve duygusuz insanlar olduğumuz anlamına gelmez. dünya üzerinde aseksüellerin oranının %1 olduğu düşünülüyor. yüzde birden bahsediyoruz. demek ki o kadar da az değiliz. yüz kişiden biri aseksüel ise herkesin tanıdığı birkaç aseksüel olmalı. ama neredeler bilmiyorum. muhtemelen toplum korkusu onları saklanmaya itiyor.

    bir de aseksüellik genelde yapılanın aksine eşcinsellikle karıştırılmamalı, çünkü heteroseksüellikten de homoseksüellikten de apayrı bir şey. toplum, örneğin kadınlarla ilgilenmeyen erkekleri gay olarak nitelendiriyor. böyle durumlar yaşamış insanlarla konuştum. yanılıyor olabilirsiniz. belki de sadece aseksüellerdir.

    genelde doğuştan aseksüel olunur. sonradan herhangi bir travma, cinsel taciz gibi durumlarla aseksüel olunmaz. yani öyle iki aydır ilişkim yok aseksüelim ben değil. ya da küçükken filan bir travmatik durum yaşamıştır. kesin o yüzden aseksüel bu, da değil.

    abd'de 2001 yılında david jay'in kurduğu aven adında bir aseksüel örgütü var. açılımı da asexual visibility and education network. bu örgüt aseksüel farkındalığı sağlamaya çalışıyor. broşürler dağıtıyor. zaten dünyaya; biz de varız, aseksüeliz biz uleyn diye haykıran ilk abi de, işte bu david abi. bu aven'in bir de türkiye versiyonu aseksuel.com var. ama o neredeyse hiç aktif değil. biz de arada bu sitelerdeki forumlarda konuşup; lanet olsun hetero-ataerkil düzen, lanet olsun heteronormativite nidalarıyla dünyadaki herkesi aseksüelleştirip kendi şanlı dünya birliğimizi kurma gibi şeytani planlar ortaya atıyoruz. şaka yapıyorum. sadece dertleşip bir miktar da "dostum bunların derdi ne ha? lanet olsun neden bizi olduğumuz gibi kabul etmemekte ısrar ediyorlar?" deniliyor o kadar.

    tesla, salvador dali, newton, kant, emily bronte ve nader gibi insanlar da aseksüel ünlülere örnek gösteriliyor. ne kadar doğru bilemem. hatta yanlış hatırlamıyorsam tesla kadınlarla yan yana olmaya bile dayanamıyormuş. tabii onunki aşırı. biz sıradan aseksüeller "karşı cins gördüm. tanrımmm şu an bütün yaşama sevincim yok oldu!!" diye düşünmüyoruz tabii ki. diğer insanlar gibi daha arkadaş canlı olanlarımız var daha içine kapanıklarımız da. üstelik karşı cinsle arkadaşlık bizim için tabu değil.

    gelelim bana. hiçbir zaman cinsel çekim hissetmedim. tiksindirici ve bana çok uzak geliyor cinsel ilişkiler. seks benim için, içgüdülerin yönettiği anlamsız bir takım sıvı alışverişinden öte değil. ama birçok aseksüel gibi seks-pozitif bir insanım. hiçbirinizi cinsel yönelim ve isteklerinizden dolayı eleştirmiyor, aşağılamıyorum. ve evet doğuştan bir aseksüelim.

    insanlara aseksüel olduğumu söylediğimde çoğunlukla anlamıyorlar. aslında insanlara anlatmakla uzun uzadıya uğraşmamak için gerekli olmadıkça anlatmıyorum fakat nasıl oluyorsa konu dönüp dolaşıp ilişkilere geliyor. birine ilk kes insanlar uzaylıymışım diye bakıyor. çünkü aseksüelliği hayatında ilk kez benden duyuyor insanlar, dolayısıyla da kavrayamıyorlar.

    birçoğuna göre bu, henüz doğru kişiyi bulamayışımla alakalı. yakın arkadaşlarım bile bu düşüncede. eh gerisini siz düşünün. sanırım kavrayabilmeleri için en az 50 yaşıma gelmem lazım.
    anlata anlata dilimde tüy bitti. ısrarla aseksüel olmayı seçtiğini düşünenler için tekrarlıyorum. hayatımın hiçbir anında oturup "hmmm aseksüel olayım bence bu çok havalı" demedim. yalvarıyorum söyleyin bana "acaba cinsel yönelimim ne olsa" deyip de sonra heterolukta mı karar kıldınız?

    aseksüellik nedir, ne değildir, ben neden böyleyim diye anlamaya çalıştığım bir dönem oldu. bu dönemde çokça, aseksüelliğimden ötürü hiçbir rahatsızlık hissetmeyişime rağmen, bolca sorguladım. dolayısıyla da aseksüel insanlarla tanışma fırsatım oldu.

    buna bağlı olarak konuştuğum tüm aseksüellerin, ace* olduklarını saklama eğiliminde olduklarını söylemeliyim. insanlar toplumdan soyutlanıp celibate (üzgünüm dilimizde tam karşılığı yok. dinsel nedenlerle cinselliği reddeden olarak çevrilebilir) olarak anılmak istemiyor. anladığım kadarıyla çoğu aileme nasıl söylesem diye kara kara düşünüyor.

    ben değil. her zaman aileme evlenmeyeceğimi, sevgili filan istemediğimi söylerdim. devam da ediyorum. bu yüzden oturup konuşacak bir durum olmadı. bizimkiler de zaten aman boş ver önce kariyer sonra ilişki düşüncesindeler, bu yüzden şimdilik sorun olmuyor. ama bir 5-10 yıl sonra evlen çoluk çocuğa karış da diyebilirler, bilemedim. anlayacağınız bu konuda bir çekincem-korkum yok.

    konu bir şekilde açılıp da hoşlandığım biri ya sevgilim sorulduğunda "aseksüelim ben gardaş" diyorum. yanlış anlamalara mâni olmak için akabinde "anlamını biliyor musun?" sorusunu yöneltiyorum. (çoğu insan bilmiyor da) açıklamamdan sonra birçoğu bunun geçici bir his olduğunu söylüyor. doğru insanı bulunca fikrim değişecekmiş. nerdesin eyy doğru insan? ailecek gözümüz yollarda kaldı.

    ee hayde doğru insanı buldum diyelim. sevdim, acayip çok ortak yönümüz. ruh öküzüm. eheemm, pardon ruh ikiziydi o. eee? sonra ne olacak? cidden yani. aseksüel olmayan hiçbir birey aseksüel yaşamı kabullenmez. eder misiniz? yoo. kaldı ki mükemmel olma takıntısıyla kendimi mahveden bir insanım ben. (hani şu, ayy şekerim ben çok mükemmelliyetçiyim, olayı değil. hastalık düzeyinde benimki) bir partner arayışında olmuş olsaydım da birçok kriterim olurdu. "zeki olsun, bilgili olsun, yetenekli olsun, entelektüel olsun, falan filan" şartlarını karşılayan; üzerine de aseksüel olan bir insan bulma ihtimalim yolda yürürken kocaman bir mücevher bulma ihtimalimle eşdeğer. yo, yooo, durun orada "aaa demek tüm aseksüeller mükemmeli aradıkları için ilişki istemiyorlar, anladııım" demeyin. bu benim kişisel özelliğim. lafı açılmışken, ne menem şeydir bu mükemmelliyetçilik şeysi. bir iki güzel getirisi yok değil ama, böyle içten içten sinsice fısıldar. memnuniyetsizce dolandırır adamı. neyse şimdi konumuz bu değil. onu da başka zaman anlatırım, söz.

    "denemeden nasıl karar verebiliyorsun"cu sevgili insancıklara "sen şimdi hetero bir bireysin değil mi? peki hemcinsinle cinsel ilişkiye girer misin?" işte bu noktada salondan itiraz sesleri yükseliyor. girmezler. neden? çünkü bu tiksindirici. aksini bile düşünemezler çünkü. haah! biz de aynı şeyleri hissediyoruz işte. demek ki neymiş cinsel ilişki olmaksızın hangi cinse ilgi duyduğunu, ya da duymadığını birey anlayabilirmiş. ayrıca "doktora gidin " demeyin. çünkü biz hasta değiliz. tekrar söylüyorum: aseksüellik hastalık de-ğil.

    biliyorum içinizde birsürü insan var "bu zevkten mahrum kalıyorsunuz. üzüldüm size. çok şey kaybediyorsunuz" diye düşünen. ayy kıyamam. üzüldün mü gerçekten? o zaman ben de sana üzüldüm. belki de kendi cinsiyetinden biriyle cinsel ilişki yaşamayarak sen de çok şey kaybediyorsun. bunu söyleyen insanlar gerçekten var.
    üzülüyorlarmış peh. ben de sana üzülüyorum uçkurundan başka bir şey düşünemiyorsun, empati yoksunusun, yaşamadığın bir şeyi anlama çaban yok. üzülüyormuş. bak sen. ---buraya bir ara edit koymak istiyorum. niyetim kesinlikle heteroseksüel insanları eleştirmek değil. zaten haddime de değil eleştirmek, yaşamadığım bir şey üzerinde ahkam kesmek. benim kızdığım aseksüelliği yerme düşüncesi taşıyan ve aseksüel insanlarla ilgili çeşitli fantezileri olan insanlar. inanmasınlar çok sorun değil ancak bu denli aşağılayıcı bir tavır takınmaları ciddi manada rahatsızlık verici.---

    yaşlı teyze olaylarına değinmek istemiyorum bile. onlar ben de eskiden ben evlenmem derdim ekolündenler. "öyle bir ekol mü varmış?" demeyin. anladığım kadarıyla istisnasız tüm yaşlı teyzeler bu ekolden geliyor. inanmıyorsanız deneyin. "ah gençken ben de evlenmem diyordum da sonra kendim kocaya kaçtım" komik misiniz? "ben sana o zaman hatırlatırım" deyişleri beni benden alıyor. :)) sırf yaşlı teyzeyle kalsa da iyi, "bu hepimizden önce gitçek"çi yaşıtlarıma da buradan bir selamı borç bilirim. haa lafı açılmışken; benim için çeşitli evlilik-sevgililik senaryoları kurmaktan sapıkça bir zevk aldığınızı biliyorum çevremdeki bilimum aile üyesi, arkadaş, eş dost çetesi. daha kaç milyon defa söylemem gerekiyor? kişi cinsel istekleri olduğu halde aseksüel bir yaşam sürmeyi tercih ederse bu bir tercihtir. ama cinsel ilişkileri kendine uzak bulma yani aseksüellik, doğuştan gelir. ben anlatmaktan bıktım siz anlamamaktan bıkmadınız. ne diyeyim, size okul-iş-evlilik-çocuk sıralamasında başarılar.

    ben aseksüel olduğum için kendimi şanslı addediyorum. cinsellik gibi bir olgunun hayatımda olmayışının beni daha özgür kıldığı, daha fazla alanla uğraş imkanı verdiği görüşündeyim. vallaha bak. amaaan yemişim sevgilisini de evliliğini de diyorum. sonracığıma bazı güdülerden kurtulmuşuz. vücudumuz bizim kontrolümüzde olmayan şeyler yapmıyor.

    dünya siyah ve beyazdan ibaret değil. nitekim aseksüellik bile kendi içerisinde kollara ayrılır. aseksüelliğin sembolündeki renk geçiş skalası da zaten cinsiyet kavramının iki ucu sivri ok olmayışını gösterir. yani bazı aseksüeller aşık bile olur. hani aseksüellerin romantik hisleri olmuyordu yhaaa demeyin. onu da açıklayacağım. az sabrediverin. dedim ya bazıları aşık oluyor. ama aşk anlayışı sarılıp uyuyayım. ömrümü onunla geçireyim ile sınırlı.

    aromantik: tüm cinslere yönelik romantik çekim eksikliği (doğruluğu tartışılıyor ama safkan aseksüel olarak da biliniyorlar.

    heteroromantik: karşı cinse yönelik romantik çekim.

    biromantik: hem erkeklere hem kadınlara yönelik romantik çekim.

    homoromantik: kendisi ile aynı cinsiyetten olan kişilere romantik çekim.

    panromantik : her cinsiyetten olan kişiye duyulan romantik çekim.

    gray-a : ya da gri seksüel (gri romantik) : ara sıra seksüel çekim hissedenler için kullanılan bir terim. adından da anlaşılabileceği gibi gri bölgede bulunurlar. (aseksüellikleri tartışmalıdır.)

    demiromantik veya demiseksüel: sadece aşık oldukları insanlara cinsel çekim duyumsar bu grup. (bu grubun da aseksüelliği tartışmalıdır. )

    ne cins şeyleri varmış bu aseksüellerin, şeklinde düşünceler geçiyordur aklınızdan. geçmesin. çünkü bu bahsettiğim romantik spektrum tam olarak aseksüellere özel değil. heteroseksüel biri homoromantik olabiliyor. ya da tersi homoseksüel biri de heteroromantik olabiliyor. mesela geçen aven'de bir adama denk gelmiştim. homoseksüelmiş. ama duygusal anlamda kadınları hoş buluyormuş. yani cinsel çekimi erkeklere hissederken, kadınlara aşık oluyor. adam da sonunda yemişim cinselliğini, benim sevgiye ihtiyacım var sanırım diye acaba heteroromantik aseksüellerle duygusal bir ilişkim olabilir mi diye fikir danışıyordu millete.

    ancak benim de arada kaldığım bir nokta var. birine karşı romantik hislerimin olup olmayacağını tam olarak bilemiyorum. tabii bu romantik hislerden kastım tamamen seksten arınmış hisler. şimdilerde aşık olma hayalleri, ömrümü biriyle geçirme düşleri kesinlikle kurmuyorum. zaten biraz da özgür ruhlu bir insan olduğum için bir partnerin beni kısıtlama düşüncesi de canımı sıkıyor. "acaba birgün sıkılır mıyım yalnızlıktan?" diye düşünüyorum zaman zaman. arkadaşlarımı çok seviyorum. bir de ben birini sevdim mi tam severim. yani karşımdaki bu sevgiyi iliklerine kadar hisseder. sımsıkı sarılmak isterim. habire sarılarak bıktırırım hatta. ancak ben bu arkadaşça sevginin hangi noktadan sonra romantik his olup olmadığını nereden bilebilirim ki? "sıradan" biri için, aşk=yoğun sevgi+cinsel istek iken; romantik aseksüel biri için, aşk=yoğun sevgi gibi bir denklem var. eee yoğun sevgiyi anneme de duyarım kardeşime de arkadaşıma da. tam da burada durumlar karışıyor.

    şimdi aromantik hissettiğimi söyleyebilirim. sonradan aşık olur muyum? sanmıyorum. çünkü şimdiye kadar ''hoşlanma'' bile yaşamadım sanırım. bazı kişileri fiziksel olarak beğeniyorum, evet. ama sanırım bu estetiksel bir beğeni. yani bir tabloyu beğenmenizle, onu satın alma isteğinizle benzer. aynı şekilde bir kadına da ''aman tanrım ne kadar da güzel'' hissiyle uzunca bakabiliyorum erkeğe de. diyorsunuz ya ''doğru kişiyi bulunca aşık olursun. tamam, şu ''doğru insan'' muhabbetini tekrar ele alalım. çünkü konu dönüp dolaşıp buraya geliyor. diyelim ki ben aslında heteroromantikmişim. sadece çevremde seveceğim birini bulmadığından aromantik olduğumu düşünüyormuşum. sonra o kişiyle karşılaşmışım. aşık olmuşum. bakın, bunun da sonu belli değil. karşı tarafın aseksüel olmaması durumunda sorun büyük. aseksüelse, diyeceğim de o kadar kişi arasından aseksüele denk gelmem. (romantik yönelim değişirse, aseksüelliğin de değişebilir demeyin kalbinizi kırarım. sizin cinsel çekim hissettiğiniz cinsiyet değişiyor mu? te allam. o kadar da açıkladık)

    peki aseksüeller evlenmez mi? aslında evlenenler var. kimi kendisi gibisini bulur kafası rahattır. kimi partneri için cinsel ilişkilere katlanır.ama herkesten katlanmasını bekleyemezsiniz. ölesiye tiksinen de var. olsa da olmasa da bir kafasında olanlar da.

    amaaan iyi ki aseksüelim. olmasaydım da evlenmezdim kesin. dedim ya mükemmeliyetçiliğim sağ olsun. "kaşı şöyle gözü de böyle olsun olmuşken manken gibi isterim, aşşası kurtarmaz. eee yetenek lazım. bilimden sanattan anlasın. zeki olmazsa hayatta kabul etmem." diyerekten mümkünü yok kimseyi bulamazdım. yok yook ben iyiyim böyle. :)

    bir iki aseksüellik terimi ve simgesi açıklayayım da tam olsun bari.

    ace: aseksüelin kısaltılmışı. ingilizce asexual kelimesinin ilk üç harfiyle okunuşunun aynı olmasından gelir. kelime orijinalde cool ya da amazing kelimeleri yerine nida olarak da kullanılır. aynı zamanda ingilizcede as anlamına gelir. bu yüzden iskambil kağıtlarının farklı simgeleri aseksüelliğin çeşitli kollarını ifade eder. yani kısaltmada birkaç hoş kelime oyunu var. kupa ası/the ace of hearts

    asexy: başka bir kısaltma

    aro : kısaca aromantik

    squish : birine hissedilen romantizm ve cinsellikten bağımsız çekim. bu entrymde ayrıntılı olarak açıklamıştım.
    dilerseniz bakın. squish/missspi

    bu arada orta parmağına düz siyah yüzük takmış biri görürseniz aseksüel olabilir. çünkü bizim sembollerimiz arasında. cake is better than sex* de diyebiliriz capslerimizde, çünkü bizim için öyle. :) 1

    aseksüel bayrağı: her bir rengin belli bir anlamı var.
    siyah: aseksüellik
    gri: griseksüellik
    beyaz: seksüellik
    mor: aven

    epeyce uzun oldu. buralara kadar gelip okumuşsanız bana da sabrınız için teşekkür etmek düşer. umarım bir nebze olsun anlatabilmişimdir. konuyla ilgili sorularınızı alabilirim. sorulanları zaman buldukça editleyerek buraya ekleyeceğim.

    edit: editleyeceğim dedim de sorular çok cevaplar da uzun olunca başka bir entryi sorulara ayırdım. buraya ekleseydim çok uzun olacaktı.
    aseksüellik 2/@missspi

    edit 2: birkaç aseksüel sembolü ve link ekledim.

    edit 3: aseksüel dating app'i oluşturulmuş. başımıza taş yağacak. tabii sadece duygusal ilişki arayan ve aseksüel kanka bulayımcıların mekanı.

    edit 4: yuh kaç edit oldu böyle? sevgili acikdeli'ye uyarısı için teşekkür ederim. ara editle belirtmeden önce yanlış anlaşılabileceğimi söylemişti, hak verip ekleme yaptım.

    yine edit: aromantik değilmişim ben. ama sonu aynı tahmin ettiğim gibi oldu maalesef. çok üzgünüm:((
  • nikola tesla'ya göre, kendi bilimsel çalışmalarına güç veren bakış açısı. ayrıca insanın ve canlıların en temel içgüdüsüne karşı duruş, hatta bazılarına göre ise büyük bir erdem.
  • toplumun %83'ü* tarafından ceza gibi görülen, küçük bir azınlık tarafındansa faydalı ve üstün görülen, tarafımdan aylar, yıllar geçip gittikçe meyil edilen cinsel yönelim. neden bir lanet değil de ödül olabilir peki bu yönelim?

    buraya yazacaklarım sadece insanlara özgü değil, hayvanlarla ortak paylaşılan içgüdülerdir öncelikle. sonralıkla, çok az kişinin bildiği şekliyle temelde çok arkadaş sahibi olmaktan iyi arabaya, telefona sahip olmaya, popüler olmaktan sağlıklı kalmaya ne kadar yönelimlerimiz, içgüdüsel arzularımız varsa temelde her biri tek bir şeye hizmet ediyor: soyunu devam ettirecek bir eş bulmak.

    ters mantıkla bakacak olursak, elimizden çiftleşme güdüsünün alındığını düşünelim. bir anda çiftleşecek eşi bulma olasılığını kolaylaştıracak yol olan sosyal hayatta yer bulma çabası ve buna hizmet eden, örneğin belki hayvanlardaki parlak tüylerin karşılığı olan iyi eşyalara, aksesuarlara sahip olma, mümkün olduğunca iyi bir yuvada yaşama çabaları değersiz birer zaman kaybı olacaktır. ya da tüm bunlar bir hırsın, ihtiyacın ürünü değil, salt estetik kaygısının (*1) veya faydasal değeri üst seviyede olduğu için tercih edilen şeyler olacaktır.

    asıl yararı ise sosyal alanda olacaktır aseksüelliğin. daha doğrusu, insanın kendine olacaktır. karşı cinsle münasebet uğruna zaman zaman kasıtlı, zaman zaman fark etmeden atılan onca takla dışarıdan bakıldığında; demek istediğim amacı içinde hissetmeyen biri tarafından bakıldığında nasıl gözüküyordur sizce? ilginçtir aseksüel olan insanlar bir şekilde büyük başarılar elde etmiş kişiler oluyorlar. yunan filozoflarına ya da rönesans sanatçılarına kadar gitmeye gerek yok ikinci dünya savaşı sıralarındaki teknolojik patlamaya önayak olmuş bilim insanları ya da günümüz sanatçılarına (*2) bakmak yeterli. düşünelim, hayattaki dertleri toparladığımızda aralarından karşı cins kaynaklı olanları çekip aldığımızda toplam sayı ne kadar azalır? çok!

    tabii bir de aseksüelliğin bazı olumsuz durumları beraberinde getireceğini söyleyenler var ki haklılar mı değiller mi emin olamıyorum. onlara göre zaten tamamı çiftleşip soyu devam ettirme amacı üzerine kurulmuş hayatımızdan bu hissiyatı aldığımızda amaçsızlık, boşluk hissinin çok öne çıkabilir ve kişi intihar dahi edebilir. tabii bu argümana açlık/tokluk dengesini örnek vererek karşı çıkıyorum. şöyle ki, açlık çektiğimiz anlarda hemen herşeyi yerim, x mi o allahım ne güzel düşüncesinin yerini tıka basa doyduğumuzda x'in yüzüne bakmadığımız garip bir halin gelmesi gibi, cinsel dürtülerimizin etkisindeyken dünya'nın en iyi şeyi budur, bu olmazsa ne yaparız biz denmesi normaldir. bu hissiyat gittiğinde bir boşluk değil -tıpkı açlıktan uzak bir insanın gözünde yemeğin değerini yitirmesi gibi- cinsel dürtülerden azat olmuş ve bu dürtülerle yaşamanın anlamsız olduğu düşüncesi ile dolabilir insan.

    *1: aslında bunun da temeli çiftleşme içgüdüsü ama sanatsal anlamda devam eder diyebiliriz.
    *2: türkiye'de pek bilinmez ama amerika'da, çoğu avrupa ülkesinde ünlüdür; kendileri arasında çok ünlü bir akım haline gelmiş tercihler sebebiyle günümüz sanatçıları da, aseksüel olamasalar da suni yarattıkları koşullarla, mesela alaska'da bir çatı katında biraz soğuk tuttukları bir soba, bir koltuk ve çokça kitaptan, tablodan ibaret çatı katlarında soğukla, yarı açlıkla temel bazı ihtiyaçların karşılanmamasıyla çiftleşme içgüdüsünü saf dışı bırakıp sanatsal ya da bilimsel üretkenliklerini körükleme yoluna gidiyorlar. 2008'de bunun hakkında baya okumuştum daha öncesi de varsa bu akımın bilmiyorum.

    ps: yazdın o kadar sen nesin derseniz ben de karşı cinse karşı ilgisi olan ancak elimde olsa tüm dürtülerimi ameliyatla aldıracak bir bireyim. kullandığım ilaçlardan ötürü bu noktaya yakınlaştım ve boşluğa düşmek bir yana hayat kalitem yükseldi.

    edit: yazım hatası.
  • ben buna bir de farklı pencereden bakmak istiyorum.

    aseksüellik, her insanın cinsel yönelimi ne olursa olsun kendini zaman zaman çeşitli sebeplerle yakın hissettiği durumdur. lakin bunun eşcinsel bireylerde daha fazla olduğunu söyleyebilirim. en azından gözlemlerim ve okuduğum bazı hayatlar bana bunu gösteriyor.

    yine eşcinsel bir birey olarak, kendimi geçmişte, şimdi ve belki de gelecekte kıyısından köşesinden hep bir aseksüel olarak göreceğim. sebepleri çeşitli. ilk sebep ise hepimizin aşina olduğum bir durum. türkiye'deki eşcinsel kavramı! her şey karman çorman. eşcinselin kendisi bile çoğu zaman kendisinin farkında değil. ülkemdeki eşcinselleri bu yozlaşmış duruma iten şey elbette mahalle baskısı olabilir fakat kaç yıl geçti, kaç toplum geçti gitti, kaç devlet... fakat hala yerimizde sayıyoruz. toplumun azınlığı kendini izole edip farklı bir hayat yaşamaktan geri durmuyor.

    eşcinsel mekanlar, eşcinsel modası, eşcinsel edebiyat... birçok örneği mevcut. neden? neden toplumun bir parçası olmaya çabalamak varken neden izole edip, zaten var olan baskıyla küçük bir noktaya sıkışmak? bunlar eşcinsel bireyi tek bir şeye itiyor. ruhsal ve insani taraflarını bir kenara atıp, sadece içgüdülerinin ihtiyaçlarını giderme. evet, türkiye eşcinselinin tanımı en basit anlamıyla seksten ibaret diyebiliriz.

    bunun aseksüellikle ne alakası mı var? şöyle ki;

    eşcinsel bireyler yukarıda saydığım sebeplerle kendilerini bir zaman sonra boşlukta buluyor. boşluğun büyük sebebi duygusal sebepler. çevresine bakıp eşcinselliğin yozlaşma durumu o kişiyi bırak duygusal bir ilişki kurmaya, ikili herhangi bir basit münasebete bile izin vermiyor. yalnızlığı hetero ilişkilere imrenerek geçiyor. o kişi için, sevdiği bireyle aynı evde yaşamak mı, elele tutuşmak mı, aşk mı, değer vermek mi... bunların hepsi imkansız geliyor. o yüzden zaman zaman her insan biraz aseksüel, her eşcinsel çokça aseksüel.
  • sık sık sahip olmak istediğim cinsel yönelimsizlik hali. bir nevi hormonların esaretinden kurtulma. özgürleşme ve rasyonelleşme.
  • topluma dayınla birlikte olmayı anlatırsın bunu anlatamazsın çok zor çok. hayatta başarılar diliyorum ne kafalarını sikiyolardır ha. offf.