şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • mutlu olmak gibi bi'şey. süreğen değil. anlarda mümkün.

    baktığı, durduğu, sevdiği, konuştuğu, şaşırdığı ya da güldüğü anlardan birinde vuruyor insanı.

    bir an sadece.

    o gece eve bırakırken, senin el sallamak için arkanı döndüğünde gördüğün taksinin plakasını aldığı an.
    o gün şirketten çıkarken kapıda kuyruğunu sallayan yavru köpeği sevdiği an.
    o akşam kütüphanede kendini kaptırmış okurken, okuduklarına gülümseyip, altını çizdiği an.

    bir an sadece.

    nerede, ne zaman yakalayacağını bilmediğin, seni senden alıp bambaşka bir dünyaya götüren tek bir an.
  • içgüdüseldir. köpeklerin üreme döneminde yaptıklarına benzer şeyler yaptırır insanoğluna.

    edit: köpeklerle ilgili durumu merak edenler için. dişi bir köpeğimiz vardı. onun iyi cins bir köpekle çiftleşmesini istiyorduk. çünkü sıradan bir sokak köpeği ile çiftleşirse, doğacak bebekler de sıradan köpekler olacaktı. bu nedenle 2. kattaki terasa dişiyi kilitledik. yanına da cins bir erkek köpek koyduk. ama beklenen olmadı. sürekli bahçeye giren, kovaladığımız ama yine de ısrarla terasın altından bizimkine kur yapan sıradan bir köpek için, bizim köpeğimiz 2. kattan atladı. hiç bir şey olmadı, sadece o sıradan köpekten hamile kaldı. bir sürü sıradan yavrusu oldu. mutlu oldu mu? bilmiyoruz . ama galiba aşk böyle bir şey. engellenemez ve yüksekten atlatır.
  • “aşk, bir kişi kendini yalnız hissettiğinde başlar ve yalnız kalmak istediğinde sona erer.”

    lev nikolayeviç tolstoy
  • "çok sıkılıyorum" diye mesaj atıyor.
    aradan belki aylar geçmiş, hayatıma girmek için o kadar uğraşmış ki, gün gelmiş yorulmuşum ısrarlarından. susmasını istediğim için tamam demişim ve sanırım yeryüzü kanunlarına göre artık sevgiliyiz. onu, onun beni sevdiği kadar sevmediğimi biliyor. bilmezden de gelmiyor. bunu hiç konuşmuyoruz. ilişkimizde her şeyin dengede olması gerekmiyor zaten ona göre. belki ben daha iyi yemek yaparım, belki o kahveyi daha iyi pişirir, ben daha güzel yazı yazıyorumdur ve o daha çok seviyordur. bunları tartışmıyoruz. o benim yanımda olmaktan memnun; bense artık ısrar etmemesinden memnunum. ikili bir ilişki bu. istediğimiz ve aslında yaşadığımız her şeyi paylaşıyoruz birbirimizle.

    işi bir türlü bitmemiş, gecenin bir yarısı hala iş yerinde olmanın sıkıntısıyla çok sıkıldığını yazıyor bana. ben ise gündüz beğenip de almadığım kıyafetin derdindeyim. işte en çok buna üzülüyor. yarın ben almalıyım ya da o almalı beğendiğim kıyafeti. isteyip de sahip olamadığım şeyler onu çok üzüyor. benden de çok üzüyor. nasıl bir duygu olduğunu bildiğini söylüyor. bu sözlere üzülmemeyi çok önce öğrendim. ilişkiyi kuran o olduğuna göre, gidişatından da o sorumlu diyorum. işi bitiyor, sevinçle telefon açıyor bana. sıkıntılı bir sesle cevap veriyorum, laf etmiyor. kıyafetten bahsetmemi istiyor. canım istemiyor bu sefer. konuşma tıkanıyor bir yerde. yine telefonu kapatacağım, lavaboya gidip yüzümü yıkayacağım, aynada bir iki saniye yüzümü inceleyeceğim ve uyuyacağım sanıyorum.

    ama olmuyor.
    bu sefer kapatmıyor telefonu. uzun uzun susuyoruz. "bir söyleyeceğin var mı" diyorum. "hayır" diyor. "tamam" diyorum. tam telefonu kapatma lafları bunlar. "susmak istiyorum" diyor.
    susuyoruz. telefonu bir kenara bırakacağımı söyleyip, lavaboya gidiyorum. yüzümü biraz daha uzun seyrediyorum bu sefer. bakarken havluyu ve telefonu alıyorum elime. salonda, bir kanepenin üzerine uzanıyorum. arada bir iki şey soruyorum, o cevap veriyor. iş yerinden çıkıyor bir yandan, taksiye biniyor. taksiciyle konuşmaları oluyor, istanbul'un gece hali üzerine, tinerciler ve travestiler üzerine. para üstünü kabul ediyor. iniyor, kapıyı kapatmasından anlıyorum.
    telefonu kapatmıyoruz ama.
    kendi evine gitmemiş. zili çalıyor, uykulu bir anne sesi. kısa konuşuyor anneyle, "sen git ben yatarım" diyor. "yok bir şey" diyor. "karşıya gitmeye üşendim, kahvaltı yaparız beraber". evi iş yerine yakın oysaki. her şeyi bir bütün olarak algılıyorum. salonun uzun zamandır seyretmediğim tavanına bakıyorum bir yandan, bir yandan da saçımla oynuyorum. o, annesinin verdiği pijamayı alırken, ben de gidip odamdan yastığımı alıyorum. bu gece ikimiz de farklı yerlerde uyuyacağız.

    uzanıp telefonu alıyor eline. çok uzun zaman susuyoruz. gözlerim kapanıyor. uyku ile uyanıklık arasında bir ses duyuyorum "başkası ile olmana izin vermem"
    "nasıl" diyorum. "saçmalama, sevgiliyiz biz, hangi başkası" hayatımda başkası yok.

    beni dinlemiyor. bir başkasını sevebileceğimi biliyor. uzun zaman susuyoruz, sonra yeniden söylüyor, bir başkası ile olmama tahammül edemeyeceğini.
    susuyoruz.
    ellerim titriyor.
    "bende böyle kalmana bile dayanırım ama, bir başkasının olma" diyor. onu bu kadar az severken, bu duruma katlanmasını düşünüyorum ilk defa. hep kendimi haklı gören yanım, hep "ne yapalım, zorla güzellik olmuyor" diye savunan yanım çırılçıplak kalıyor. birini, sevmediği halde yanında tutacak kadar çok sevmeyi, ve bunu kaybetme acısını anlıyorum. "seni kimseye vermem" diyor ve ağlamaya başlıyor.
    ağlayan bir erkek ilk defa beni eziyor. eninde sonunda bir başkasını seveceğimi ve onu terk edeceğimi bilmenin ağırlığı altında eziliyorum.

    bütün gece telefonda ağlıyoruz. farklı nedenlerle, ve en çok da farklı nedenlerimiz olduğunu bildiğimiz için.

    "bu bizim anımız diyorum" sabaha karşı. "bütün gece kulağıma dolan sesin, bu salonda, burada tavana bakarak ağlayışım ve senin hıçkırıkların.. bize ne olursa olsun, aramızda böyle özel bir anı olacak. bizim anımız. canımsın sen benim" diyorum.
    o bana "seni bırakmam" diyor, ben ona "canım" diyorum.

    sabah uyandığımda hemen yanımda duran telefonumu görüyorum önce. gözlerim acıyor.
    o an, ona aşık olduğumu hissediyorum.
    midem yanıyor.
  • bazılarının dünyanın en güzel şeyi sandığı boktan duygu. mantığın tamamen devre dışı kaldığı, aşık olunan kişinin bütün negatif özelliklerinin görmezden gelindiği, dengesizleşip garip garip tavırların sergilendiği bu eylemi iyi ve güzel bir şey olarak görenlerin anlamsız romantizm yaptığı açık bir gerçektir. oturup sağlam bir kafayla aşkın olumsuz taraflarını düşününce ve götürdüklerinin getirdiklerinden daha fazla olduğunu görünce herkes anlayacaktır bunu.

    “aşık olmak bilincinizin daralıp, küçülüp, bozulup felce uğradığı zihinsel bir felaket anıdır." jose ortega y gasset

    "aşık olan herkes sonunda zevke ulaştıktan sonra olağandışı bir düş kırıklığı yaşayacaktır; ve bu kadar büyük bir özlemle arzuladığı şeyin diğer cinsel tatminlerden daha fazla bir şeye neden olmadığını görüp şaşkına dönecek, böylece kendisini bu ilişkiden fazla yararlanmış olarak görmeyecektir." arthur schopenhauer
  • dr. seuss'a gore asık olunca uyuyamıyor oluşumuzun nedeni, sonunda gerçek hayatın rüyalarımızdan daha iyi, guzel ve mutlu oluşu yuzundenmis.
  • karsilikli oldugunda insani dunyanin en mutlu organizmasi yapan mantik disi hadise.
  • yolda yürürken istemsizce sırıtmak, yaptığın her işteki isteğin en az 2 kat oranında artması, sabah uyandığındaki enerji, uykudan daha fazla verim almak gibi etkilere yol açan olgu.

    bu olumlu etkilerin yanında belirli tehlikeleri,riskleri,dibe batışları, hayatı bok etme ihtimali gibi durumları da içermektedir.

    gündüzleri kan sıçrama analisti geceleri seri katil olan sevgili dexter morgan'ın repliğini de şuraya iliştirelim:

    "bazı elementler bir araya gelince geri dönülemez bir tepkime meydana getirirler. kimyanın ötesine geçerler. yoksa aşk böyle bir şey mi? böyle mi başlıyor?"
  • "... dinle bocegim, uzun bir seyahate cikacagim, hareketimden evvel bazi seyleri soylemek arzusundayim. yoklugum fazla uzayabilir, zaman zaman, dediklerimi dinleyerek saptarsin ki: hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; ask dedigimiz, ya vahim bir yanlis anlasilmadir, ya kotu bir hayal kurma tarzi; iki kisinin ikisi de, oburunun yerine hayal kurmaya kalkistigindan, sukut-u hayaller eksik olmaz! sen dedigime kulak ver, kendimizden baskasini sevemiyoruz; sevdigimiz, sahsiyetimizin dislastirilmis, bir baskasinin uzerinde somutlastirilmis hayali; o baskasi da kendisini ucuncu bir sahis uzerinde dislastirir, somutlastirir: arada ahenk kurulamaz, nasil kurulsun, sevdigimizle sandigimiz farkli! muvaffak bir cift, yalnizliga tahammulu yuksek iki insan manasini tasir: cift demek, yan yana iki yalnizlik demek, beraber bile olamamis, kesismesi bile zor! onun icin boyle bir hayati, icine girip kurbani olmadan yasayacaksin, yani uzaktan. uzaktan, soyut, hemen hemen yok bir sahsi sevmekten guzelini tasavvur edemiyorum. yakinda olmayan sevgili tahayyulde yasatilir, hayalde yasatmak az evvel acikladigim kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yaninda bulunmayacagindan, o buna ne itiraz edebilir, ne mudahale: sevdigini, hayalinde degistirdikce, kendine benzettikce daha cok seversin, boylece denge korunmus olur. sevmek! sevmek esasinda alip basini gitmektir, sevgiliden uzaklasan mutlak aska yaklasir, sevdigini gonlunde kendi bildigince yeniden yaratarak..." attila ilhan - fena halde leman
  • normalde öğlen 12'ye kadar uyuyan bünyenin sabahın 7'sinde kalkıp evin içinde dolanması da belirtileri arasındadır.

hesabın var mı? giriş yap