şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • kayıtlara geçsin. 41 yaşındayım.
  • hiç yapmam değin şeyleri yapmamış... uykuların kaçacak onu düşüneceksin, bir şarkı çalacak onu hatırlatacak ama sonunda muhtemelen olmayacak ama alışıcaz herşeye alıştığımız gibi...
  • doğru kişi çıkarsa dünyanın en güzel duygusu onsuz bir an geçmez
    neden ona aşık oldun dediklerinde verecek bir cevap dahi bulamazsın aşık olmuşsundur bir kere her zerresine...
  • insan kendi bedeniyle olduğu kadar, iç dünyası, duyguları, düşünceleri, dürtüleriyle de vardır. göz önünde olan toplumsal özellikleri kadar karanlıkta kalan ilksel dürtüsel yanlarıyla yani. bilinci kadar bilinçdışıyla. maskeleri kadar gölgesiyle ... insanın tam ve bütün olması onun toplumsal (aydınlık) parçasıyla dürtüsel (karanlık) yanlarının birleşmesi sayesinde mümkündür. oysa biz karanlık yanımızı yok saymaya meyilliyizdir. onu bastırmaya, görmezden gelmeye, hadi olmadı ehlileştirmeye çalışırız. aşk toplumca kabul gören bir delilik hali olmanın ötesinde, toplumca kabul edilebilen karanlığını ortaya dökme halidir biraz da. bu yüzden aşkın gözü kördür. bizden çıkan bu karanlık yanla karşımızdaki kişiyi birleştirir ve kendimizin var ettiği, hayali yeni bir kişilik yaratırız. o yarattığımız kişiye aşık oluruz. sevdiğimiz kişi sadece kendisi değildir artık benim karanlığımla senin aydınlığın birleşir ve benim arzu nesnem haline gelir. bu nedenle aşık olduğumuz kişiyle bütünlendiğimizi, ruh eşi olduğumuzu, o olmadığında eksik kaldığımızı dile getiririz. ondan vazgeçmek, kendimizden vazgeçmek demektir bir anlamda. çünkü kendi karanlığımızı (ışıksız da olsa) görünür kılabildiğimiz yerdir orası. aşk kendi karanlığını ötekine sunmaktır. karanlıkta el yordamı yolunu aramaktır. oysa pink floyd'un "eclipse" şarkısında dediği gibi "ayın karanlık yüzü yoktur gerçekte, aslına bakarsan tamamı karanlıktır". aşk kavuşmayı beklemektir, bütünlenmeyi ve ışığı beklemektir ya, aslına bakarsan tamamı karanlıktır aşkın. aşk, kendinden vaı.geçerken bir yandan da karşındakini sen haline getirmek için ha bire darbe vurmaktır. değiştirip dönüştürdüğümüz birisinin gelmesini bekleriz ki o kişinin kim olduğu artık belirsiz ve sürekli değişen bir görüntü haline gelmiştir. bu nedenle aşk godot'yu beklemektir, hem de kim olduğunu, nerede bulacağını, gelip gelmeyeceğini bilmeden.
  • karnından kelebekleri yukarı çıkaran şeydir.
  • ben duygusal anlamda acı çekmekten hoşlanan bir mazoşistim diyen herkesin tatması gereken lanet duygu. aksi hâlde konforuna düşkün, mutlu olmak isteyen aklı selim hiçbir insan bulaşmaz bu pisliğe.

    aşık olmak demek siktir çekilmek demektir. kavga esnasında siz sıkıntıdan sigara üstüne sigara yakarken onun "uyumam lâzım" demesidir. senin de allah belânı versin gamsız şerefsiz diyemezsiniz tabii.

    taviz vermek demektir. taviz verdikçe karşıdakinin sizi daha çok kırması demektir. bir kere o "bitirelim" dediğinde siz "bitmesin" diye yalvarmışsınız, bu saatten sonrası sizin için sadece sıçış...

    aşık olmak ile mutlu olmak arasındaki farkı öğrenin. mutlu olmaya bakın.
  • aşka hazır olmakla çok ilişkili bir durumdur.
  • ilk olarak "aşık olmak" ile kastedilen kavramın netleştirilmesi gerekiyor bence.

    kimisi saplantılı bir şekilde sevmeye
    kimisi yoğun bir tensel arzu duymaya
    kimisi karşısındaki ulaşılamaz görmesinin sebep olduğu cazibeye kapılmaya
    kimisi ruhunu karşısındaki kişiye ait hissetmeye
    aşk diyor.

    peki o zaman şunu sormamız gerekiyor sanırım:
    aşk nedir ?
  • neden herkes birden fazla bu duyguyu yaşayabiliyorken ben 30 yıllık hayatımda bir kere yaşadım ki? eğer böyle böyle bir şey olduğunu bilseydim daha çok kıymetini bilirdim. hemde en zor rastlanan ilk görüşte olan hani. tuhaf o da aynı anda benle aynı şeyleri hissetmiş ne garip ya. belki de onun bedduasını aldım. resmen davy jones'un lanetli tayfasında bahriyeli gibiyim hiç bir şey hissetmiyorum kimseye karşı.
  • ayn rand'ın hayatın kaynağı adlı kitabında bu olayı çok güzel anlatan bir diyalog var. zamanında bir kadına atmak için kitaptan dijitale geçirmiştim. ona olan hislerime tercüme olsun diye. kullanıcı adım ozan olsa da pek ağzı laf yapabilen bir insan değilim ya da bilmiyorum. belki de onu çok sevdiğimden ne desem yetersiz geliyordu. neyse bunlar eski hikayeler. not defterimi temizlerken silmeye kıyamadım. buraya atmak istedim. belki bir kaç insanın bu kitabı okumasına vesile olur.

    --- spoiler ---

    dominique ona baktı, sakin bir sesle, "ben korkuyorum, gail," dedi.
    "neden korkuyorsun, sevgilim?"
    "sana yapmakta olduklarımdan."
    "neden?"
    "seni sevmiyorum, gail."
    "ona bile aldırmıyorum."
    dominique başını eğdiğinde, wynand onun cilalı metalden solgun bir miğfer gibi görünen saçlarına baktı.
    "dominique."
    dominique başını kaldırdı.
    "seni seviyorum, dominique. seni o kadar çok seviyorum ki, benim için hiçbir şeyin önemi kalmıyor. senin bile. bunu anlaya biliyor musun? yalnız kendi sevgim önemli, senin cevabın değil. senin kayıtsızlığın bile değil.
    dünyadan hiçbir zaman fazla bir şey almadım.
    fazla bir şey istemedim. aslında hiçbir zaman, hiçbir şey istemedim. yani katıksız ve bölünmemiş biçimde, ültimatom haline gelen bir arzuyla, 'evet' ya da 'hayır' cevabı alabilecekken 'hayır'a dayanamayacak biçimde, 'hayır' gelirse varlığımın son bulacağı biçimde istemedim. sen o'sun işte bana. ama insan o aşamaya varınca, artık önemli olan o nesne değil, kendi sevgisi oluyor. sen değil, ben. böylesine işleyebilme yeteneği. bundan eksik şeyler, hissetmeye de, onur duymaya da değmez. ben de daha önce hiç bunu hissetmemiştim. dominique, ben hiçbir şey için 'benim' demesini öğrenemedim. senden söz ederkenki anlamda, 'benim' diyemedim. benim.
    sen buna yaşama sevinci mi demiştin? evet, dedin. anlıyorsun. korkamıyorum. seni seviyorum, dominique. seni seviyorum. artık söylememe izin veriyorsun. seni seviyorum.
    --- spoiler ---

hesabın var mı? giriş yap