şükela:  tümü | bugün
  • "güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa" sözü, nasıl bir insan olduğunu, kim olduğunu anlatmaya yeter de artar bile... bunu bilmek, bunu söylemek ermişlik, feylesofluk işidir; dünya da kabul etmiştir bunu zaten, şimdi burda atıp tutmanın lüzumu yok.
  • veysel' i tanıdım, insanlığımdan utandım.

    "ben öldükten sonra mezarımın üstünü taş ile beton ile kaplamayın, böcekler, bitkiler faydalanamaz bir işe yaramaz. ben öldükten sonra üzerimde otlar bitsin, çiçekler açsın, taş kapatır, hiç kimse istifade edemez, yalnız benim toprağımda vatanıma hizmet etsin, orda biten otlardan koyun yesin, et olsun, kuzu yesin süt olsun, ben orda taşın altında yatmakla bi istifadem yok, bunun için üstümü kapatmayın, vatanıma hizmet olsun"

    demiş. söyle veysel aşık? sen mi ölüsün biz mi?
  • babamin canli seyretme firsati buldugu unlu rahmetli ozan..
  • gecenin karanlığında komşudan birşey almaya gidip geri dönerken yere düşmüştür. kendine geldiğinde çiçek hastası olduğu ve bu yüzden baygınlık geçirdiği anlaşılmıştır. ve yere düştüğü andan itibaren iki gözü de görmemeye başlamıştır. biri çiçek yüzünden kör olurken diğer gözüne kör olan gözün ağrısından perde inmiştir. ve yere düşerken gördüğü son sahne kanayan elidir ve hayatı boyunca en net hatırlayacağı kanın kırmızı rengi olacaktır. kırmızı dışında herşey onun için hayaldir, sadece kırmızının net olarak neye benzediğini bilir. körlüğünün ardından babasının verdiği sazı çalmaya başlar ve gençliğinde bir komşu kızı ile evlendirilir. kadın eve alınan bir yardımcı ile birlikte kaçar. veyseli kucağında altı aylık çocukla yalnız bırakır. daha sonra gülizar adlı bir kadınla evlenir ve ömrünün sonuna kadar güyizar hep yanında olacaktır. üstad öldüğünde tek bir heykelinin var olmadığı fark edilince yüzünün maskının alınması kararlaştırılır. yüzün maskını çıkaracak olan kişi kötü niyeti olmamakla birlikte bir takım hatalar yapmış yüzü korkunç hale getirmiştir. sürdüğü mavi boya ile yüzü mosmor hale getirmiş ve karışımın kıvamını tutturamadığından, odaya biri girer paniğiyle de korktuğundan maskı çekip çıkarırken veyselin kaşlarını koparmıştır. maskın yüze yapışmaması için araya konan çorap da maska yapışınca alın kısmında kalın bir çizgi oluşmuştur. yolda maskın burnu kırılıp da düzeltmeye çalışınca burnu yamulmuştur. iyi niyetle başlayan bu hareket veyselin yapılan heykellerinin gerçek yüzde var olmadığı halde alnıda kalın bir damar ve yamuk bir burunla yapılmasına neden olmuştur.
  • âşık veysel hanımının başka birisini sevdiğini ve onunla kaçacağını sezinler. hanımının onu terk edeceğini anladığı gün de, giderken zorda kalmasın diye ayakkabısının içine para koyar.

    bakın! insan soyundan olanlar böyle yapıyorlar.

    bir de hayvan soyundan olanlar var. onların neler yaptığını/yapabileceğini sizler çok iyi biliyorsunuz.
  • sivasli olmaktan mutluluk duymami saglayan sahistir.
    2 temmuzda, alevler en cok onun yuzunu yalamistir.
  • "seversin, alırsın, karın olur
    seversin, alamazsan, kara sevdan olur..."
  • daha eski bir zamanda yunanda ya da mısırda yaşamış olsaydı filozof diye okurduk biz bu adamı.
  • "benim sana verebileceğim çok bir şey yok aslında....
    çay var içersen,
    ben var seversen,
    yol var gidersen...."

    dizelerinin kendine ait olmadığını, trolleme olduğunu elli kere yazdığımız halde sağda solda paylaşılmasını gördükçe sinirden kendimi öldüresim geliyor... lan, aşık veysel bu! senin facebook kapağı yapman için yazılmış kezban & kamil karalamalarına benzer şeyler mi yazacak? nasıl düşüyorsunuz şu oyunlara bilmiyorum, şu güzel insanları sevmeyin siz allahınız varsa? sizin sevginiz çok basit lan! insan hiç okumadığı, araştırmadığı, merak etmediği, uğruna hayatından zaman ayırmadığı birini nasıl sevebilir ya da neden sever gibi görünme ihtiyacı hisseder hiç anlamadım... üstat, "güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa" demiş son noktayı koymuş... sen hala "çay var gelsene, ben var sevsene" allah belanızı versin gerçekten... versin ki bu dünyaya iz bırakmış insanların bari değerlerini düşürmeye vaktiniz kalmasın, öyle kendi kendinize debelenin de gidin bu dünyadan...
  • ölüm yıldönümü vesilesiyle soralım, acaba türk edebiyatının bu önemli ozanına millet ve devlet olarak yeterince değer veriyor muyuz? bizzat çektiğim fotoğraflarla bakalım.

    yıllar önce işim gereği yolum sivas'a düşmüştü. ozanımızın müzesinin bulunduğu köy, sivas'a çok çok uzak olmasına rağmen, onu görmeden sivas'tan dönmenin burukluğunu yaşamamak adına, önce köyün bağlı olduğu şarkışla ilçesine, sonra oradan da köye giden o 'uzun ince yol'a koyulduk. evet, gerçekten de köye giden yol, tıpkı şiirindeki gibi upuzun incecik bir yoldu. köye vardığımızda bizi dünyalar güzeli bir sibirya kurdu karşıladı. onu biraz sevdikten sonra ozanımızın müze haline getirilen evine doğru ilerledik. müze evi ilk kez gördüğümüzde hayalkırıklığına uğramadık dersek yalan olur. döneminde bu kadar etkili olmuş ulu bir ozanın evinin de devlet tarafından korunması ve sürekli bakımının yapılması gerekir diye düşünebilirsiniz; ancak bu küçücük evin içerisinde ufak bir büst dışında, devlet tarafından pek bir şey yapılmamış. fotoğraflarda gördüğünüz üzere, ona giden yol bile yok. safi toprak. aşık veysel'in odası ise, fotoğrafta görüleceği üzere, oldukça sade. duvarda sazı ve yatağında mini büstüyle öylece duruyor. birkaç fotoğraf ve çizimlerle gelişigüzel bir müze yapılmış.

    benzer bir hayalkırıklığını bayburt'ta bayburtlu zihni, tokat'ta tokatlı nuri gibi büyük halk ozanlarında da yaşamıştık. sanırım ülkenin kültüründe böyle önemli izler bırakmış adamlar, hemen her kentte mahalle ya da meydan isimleri olan alevi katliamcısı muhsin yazıcıoğlu ya da ülkenin siyasal islama teslim olmasındaki en büyük etken kenan evren kadar değer görmüyor. oysa prag gibi turizmin gözbebeği bir kent bile kafka'sız düşünülemez bir durumda. italya'da federico fellini adında bir havaalanı bile var. ama bizim kent meydanları bile hep askeri ya da siyasi liderlere teslim edilmiş.