şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
21764 entry daha
  • “aşkta mutluluk aradığımıza inanırız ama peşinde olduğumuz şey aslında aşinalıktır.
    yetişkinlik ilişkilerimizde, çocukluktan gayet iyi bildiğimiz -ve şefkat ile ihtimamdan ibaret olmayan- duyguları yeniden yaratmanın yollarını ararız.
    çoğumuzun işin başında tadacağımız o aşk, beraberinde daha yıkıcı başka dinamiklerle gelecektir:
    zıvanadan çıkmış bir yetişkine yardım etmek isteme duygusu, anne veya babanın sıcaklığından mahrum kalma veya öfkesinden korkma duygusu, daha alengirli isteklerimizi ifade edecek kadar güvende hissetmeme duygusu.
    öyleyse bir yetişkin olarak kendimizi bazı adaylar yanlış oldukları için değil de -belki biraz fazla doğru- yani aşırı dengeli, olgun, anlayışlı ve güvenilir oldukları için,
    bilhassa bu doğruluk bize içten içe yabancı ve hak edilmemiş bir şey gibi geldiği için reddederken bulmamız ne kadar mantıklı?
    daha heyecan verici insanların peşine düşmemizin nedeni hayatın onlarla güllük gülistanlık geçeceğine inanmamız değildir.
    bu ilişkide hüsrana uğrama örüntülerinin, insanın içini rahatlatacak kadar tanıdık olacağına dair bilinçdışı bir histir.” -the course of love (bkz: alain de botton)
  • birini ilk başta dış görünüşüne bakarak beğenmek ve daha sonrasında hayalinizde ki anlamları ona yükleyerek onu yüceltmek .
  • insana duyulmaz.
  • bir evliliğin temelinde olması gereken duygu
  • “aşkı en korkunç ıstıraplara neden olan sahip olma hezeyânıyla asla karıştırma. çünkü, yaygın görüşün aksine aşk, acı çektirmez. acı çektiren sahip olma güdüsüdür, o da aşkın tam tersidir.”
    nuccio ordine - hayat boyu klasikler
  • hayat rutininde, diğer insanlarda fark edeceğiniz hoşunuza gitmeyecek iyi/kötü kişilik özelliklerinin bile çekici gelmesini çok normal bir durummuş gibi gösteren patolojik bir duygu.

    -aslında tıbbi durumunu açıklamak gerekse belki de o kadar patolojik görünmeyebilir, sonuçta üç beş hormonunun kontrolünde, esasında neslin devamını sağlamak için varolan bir mevzu bu-

    patolojik diyorum çünkü; bu süre zarfında tutarlılık allah'a emanet yaşarsınız. bugünün yanlışı, yarının vahiyle inen sorgulanamaz doğrusu olabilir.

    bir de yarattığı illüzyon var ki o en kötüsü o aslında, hafızanız kötü yaşanmışlıkları en alt katmana atar, onların üzerini güzel ve iyi anılarla örter. aklınıza aklınıza gelen şeyler yalnızca iyi ve sizi aptalca sırıtacak olaylar olur...
    yapılan hatalar da "o kadar da hata değil aslında yaa" diye düşünülür...

    neyse ki aşk bittiğinde ayağınız yere basar, karşıdakinin de "insan" olduğunu, o kadar da komik espriler yapmadığını, o kadar da zeki olmadığını, o kadar da "vazgeçilmez" olmadığını anlarsınız.
    üzücü olanı şu ki: sizde yarattığı ruhi yorgunluğa değmediğini fark edersiniz. halbuki "neler neler yaşayabilirdik" diye düşününce, bir de aradan geçen yıllara bakınca, hayatınızdan ne büyük çaldığınızı anlarsınız. ama aşk gibi uğruna belki de her şeyin feda edilebileceği bir olayın bile zamanla tükenip biteceğini bilmenin verdiği olgunluk hissiyatı... orgazm kadar haz verici, garip.
    herkesin, her şeyin bir gün biteceğini bilmek, ve yaşanılan olaylara artık bu gözle bakabilmek...
    (bkz: hayatta level atlamak)
    (bkz: herkes gider mi)
  • oyundur. oyuncular ne kadar yetenekliyse o kadar beğeni alırlar. tabii perde kapanınca biten bir şey değildir.. duyguyu ne kadar ince ve derinden verebilirseniz o denli unutulmaz olur. yönetmen oyunculardan daha mühimdir. üçüncü gozudur bu oyunun.. fakat bütün tebrikler oyunculara gidiyor bizim coğrafyamızda nedense.

    aynı filmi bıkmadan usanmadan sonsuza kadar izleyebilmektir aşk... bıkan varsa yanilsamadir o. birbirimizi kandırmayalım şimdi canlar.
  • bir güle boyun eğdiren nedir
    o aşk değilse
    nedir kalbe çıkartılan
    tutuklama emri
    aşk değilse
    ah, o sığınaklardan
    yitikleri toplayan
    ve düşlere vuran gemi
909 entry daha