şükela:  tümü | bugün
  • serdar ortaç'ın poşet şarkısından bir söz. anlayan beri gelsin.
  • yüksek uçam kuşum, yüreği sarhoşum, acı çeker gibi kölesi olmuşum... şeklinde devam ettirince hiç de kötü durmuyan şarkı sözüdür. ulan bir insanın bütün şarkıları mı aynı olur. nerden kırpılıp birleştirilse birbirine uyuyor şarkıları. suç aramamak lazım tabi epi topu 7 nota var. kaç beste yapılabilir ki?

    o kadar abes bir insan olsa ki ilk defa entry girerken aklıma dörtlük gelmedi. biraz daha zorluyorum kendimi ve;

    -sende ne hayır var ne de maharet
    -yaptığın sanata büyük bir hakaret
    -vardı eskiden saf temiz bir sanat
    -siktin attın kalmadı içinde bekaret
  • google translate'e göre "i can not move the injured museum love this infrared"
  • aşk bu kızıl ötesi derken kırmızı ateşli çok fena aşık abimiz yaralı müzesi derken eskilerden çok yara almış hareket edememek de yaralı ya şimdi bu bi daha cesaret edemem diyor. ben baya düşündüm evet buldum ama başka bi subliminal mesaj varsa bilemiyorum.
  • sertac ordar'in karabiberden kizilotesine zamanda yolculuguyla caga nasil ayak uydurmakta oldugunu gozler onune seren sihirli kelimeler...
  • serdar ortaç'ın tek seferde anlaşılamayan şarkı sözü.

    benim yorumumsa şu;

    esas oğlan tıka basa dolu bir mekanda takılmaktayken bir kız görür, kıza ulaşması için dans pistinden çıkması gerekmektedir ama haraket edemez. ortamda bolca sevgilisinden yeni ayrılmış insanlar olduğundan mekanı yaralı müzesine benzetir ve bu şartlarda aşka giden tek yol kızılötesi (bluetooth) sayesinde hatuna ulaşmaya çalışmaktır.
  • "ne demek istiyorsun? sen beni artik sevmiyor musun?" diye avaz avaz bagiriyordu. ucuz bir motel odasinin pespaye carsafli yataginin kenarina tunemis, islemeli bir mendili ince yuzune bastirmisti. sicim gibi inen goz yaslarini dindirmeye calisiyordu, mendili ruj ve rimel izlerine bulanmisti. kirli pencereden gordugum karsi sokaktaki lambanin titreyen neon isigi dikkatimi dagitiyordu. beni sehrin disindaki bu unutulmus motelde nasil buldugunu bilmiyordum. eski bir is arkadasimin da dedigi gibi, takintili kadinlar her seye kadirdi.

    hafifce egilip beyaz elbisesinin etegini kaldirdi ve beni butun bu dertlere sokmus ince bileklerini ve uzun, sekilli bacaklarini gosterdi. bacaklarinin birinin sag tarafina siyah bir murekkeple adim islenmisti. sirtimdan soguk terler bosandi. "bu kadini taniyamiyorum artik" diye dusundum kendi kendime. "nerede yanlis yaptim? nasil yaptim?" yasli gozleriyle beni suzuyordu. nasil tepki verecegimi bilmiyordum.

    kosedeki sandalyeyi cekip oturdum. sapkamin siperini asagiya cekip bir sigara yaktim, dumani icime cektim. uzerime bir rahatlik geldi. o ise hala bir seyler soylememi bekliyordu. yavasca saldigim duman lambanin sari isiginda donerek desenler yaratiyor, yipranmis duvar kagidinda golgeler olusturuyordu.

    "bebegim", dedim, sahip oldugum en yumusak sesle. "aşk bu. kızılötesi, yaralı müzesi. hareket edemem". gozlerine baktim. "simdi siktir git"

    [eksi sozluk noir sundu]