şükela:  tümü | bugün
  • "bana her şeyi anlat beşir, her şeyi..."

    canlarım; bu sizle son aşk-ı memnu yorumlamacamız. nasıl hissediyoruz? 1 gün gecikmeli oldu diye tırtır başımın etini yediniz. ne dedim size geçen hafta? tek ders sınavı 24 haziran'da, çıkışımı almam lazım, hayatım zor dedim. giriş ve sonuç bölümünü okumuyor musunuz lan yoksa? neyse bilginiz olsun 2 gün gibi rekor bir sürede hem mezun oldum, hem çıkışımı aldım, üstümden koca üniversite geçti. 6 sene okudum lan ben. aşk-ı memnu generator mıyım?

    ilk sözüm bik bik aşk-ı memnu izleyip yorumlarla eğlenen kitleye çemkirmeyi kendine ödev edilenlere. kıçınıza nihal'in kınasından yakın e mi? bitti dizi. patlatın fişeği. kurtuldunuz. geçen haftanı en beğenilen entry'lerine de siz girersiniz artık benden açılan boşluk sayesinde.

    her hafta mesajlarıyla, oylamalarıyla kıçımı adeta tava yaptıran siz sevgili takipçilerim; bu iş burada bitmez, 5 aylık bir askerlik döneminden sonra yine karşınızda olacağım, dizi falan yorumlamam ama sizinle tanışmak, sizi eğlendirdiğimi biliyor olmak beni çok mutlu etti. hepinizi seviyorum. açıkçası genel olarak final bölümünü beğendiğim için çok fazla kulp takamadım, artık takdirinize bırakıyorum olayı.

    ...

    -"niye bu sıcakta viyana'da evleniyorsunuz? daha egzotik yerler var"
    neresi mesela hülya teyze? kuala lumpur uygun mudur? viyana'nın özelliği varmış dayı ilk pompiş orda olmuş.

    -"kadını her gördüğümde sinirim oynuyor" diyor cemile, e yavrum elli kere köşkten kovuldun hala "beşir'e bakayım, bi arkadaşa bakıp çıkacağıdım" diye kulçun kulçun köşk bahçesinde gezdiriyorsun kendini. ev bihter'in gerizekalı. orada yaşıyor yani. madem görmeye tahammülün yok, gitmeyecen eve.

    -"beşir pijaması" meşhur oldu ya mına koyim hasta adamı bile saat başı giydirin. zaten 3 saat 18 dakkadır duş almamış, teke gibin kokuyordur o. zenginlik ayrı zor, zengin hizmetçiliği ayrı...

    -"seninle vedalaşmaya geldim." iyi kötü sikişlerimiz oldu tabi. asil çocuk bu behlül canım. bihter'e ayrılık konuşması da beğendiremedi dikkat ettiyseniz. bihtop her lafına bir kulp buldu.

    -matmazel'in, koru dendiğine göre iyi kötü geniş olmasını umduğumuz ormanlık alanda, bizim düdükleri şakkadanak bulması? bihter'in sanki çok gerekliymiş gibi biletleri cayır cayır yırtması? behlül'ün "bişi yapılır ki bunlarla" diyerekten çömelip yerden bilet parçalarını toplaması? matmazel'in en can alıcı bilet parçasını bir şekilde bulması?

    -dizinin adı aşk-ı memnu değil de "nihal için" olaymış bence sırıtmazmış. konu son bölümlerde yasak aşk hikayesinden ziyade, zengin şımarık bebesi üzülmesin diye dizinin yarı kadrosunun mortu çekmesi, nihal'in etrafına etten duvar örülmesi üzerine değil mi?
    diğer aşk-ı memnu yorumlarında da görüyorum yok öksüzmüş, yok çocukmuş da bilmem ne, geçecen bunları. salaksan salaklığını bileceksin, etrafında sırtını dayayabileceğin kadar güvendiğin insanları bulunduracaksın, bu insanların da sözünden çıkmayacaksın. yaş maş anlamam ben. hem senin iyiliğini isteyenlere siktir çek, atar yap; sonra neden başıma bunlar geldi diye höykür. gelir anam müstehak.
    dedi ya bihter de "o yaşasın diye bizi öldüreceksin" diye; dedim hay ağzını öpeyim bihtoş, her iki manada da.

    -final bölümü ya vermişler coşkuyu, müzik içinde kaldık. bi kısın da sesi.

    -haah bekarlığa veda partisi. hah iyice bozun kendinizi bi o eksikti. iyice dejenere olalım. iyice yozlaşalım amına koyayım, iyice türk-amerikan ortak yapımı olalım. stiptizci de olacağ mı? lap-dance yapılacağ mı?
    aynı dejenerasyon kız tarafında da modern gibi kına gecesi şeklinde tezahür etti. kafada at sikine kelebek bi kırmızı duvak, slumdog millioneire soundtrack eşliğinde kaşık havası oynuyollar. adetlerin beğendiğimiz yerlerini alalım, geri kalanları kafamıza göre modifiye edelimcilik... bırak adet olduğu gibi kalsın ulan. bize lazım daha o örfler ananeler, sen gene yap goygoyunu kendi çapında.

    -peki bülent'in hala bekarlığa veda partisinden çılgınlık beklemesi? bülü behlül abinin yapmadığı çılgınlık mı kaldı? daha da eşşek mi sikeceksiniz çılgınlık olsun diye? bülent milli mi acaba?

    -behlül anlıyoruz ki tekneyi yuva bellemiş, orada yatıp kalkarmış. bunlara yattan on kat lüks otel odası versen sümüklerini sürmezler, "aa buzlu bademim nerede" diye şikayet ederler ama konu yat olunca işler değişiyor. tekne adeta zenginliğin şanından. bu tekne siki adamın karizmasına karizma katan cinsten bişi çünkü. düşünsene adam teknede yaşıyor, çılgınlığa bak. çılgınsın meen. deniz adamı resmen, bir o kadar maceraperest ve serseri, hayatı sikine takmaya cinsten.

    -adnan artık ne kadar dertlendiyse, 79 bölümde ilk kez halkın arasına karıştı. kız kapmayasın fakirlik virüsü falan? ayakların çamurlanmasın?

    -cemile'yi kapıdan kov bacadan girsin. hala eğilmiş bahçede çiçek eşeliyo. e misafirliğe geldin ya? saati beş liradan "beşir show" izlemeye geldin ya? ruhu hizmetçi bu kızın.

    -hastaneye gitme insiyatifini neden beşir gibi posası çıkmış başında azrail bekleyen adama bırakıyorsunuz? zaten şuuru yarı kapalı, alın götürün acile mi nereye götüreceksiniz? tam teşekküllü akvaryuma tıktınız herifi, romana sadık kalacağız diye ille öldüreceksiniz. benim canıma minnet o ayrı.
    "benim için hayat demek, nihal demek" ya bi yürü git. bi çekilin başımdan ya. beşir gibi heriften aşk dersleri alıyoruz ya bizim de kafa güzel. bu morgözlü "nasılsa ecelim geldi, ne zortlatsam gideri var" diyerekten sabah akşam beylik aşk lafları yumurtluyor, biz de andaval gibi oturup dinliyoruz. he gülüm hayat demek nihal demek, arçelik demek yenilik demek. senin dünyan bu kadar işte.

    -zenginler kabristana, fakirler mezarlığa...

    -beren saat'e laf yok.

    -firdevs anaya bak hele kötü gün anasıymış. bebeğim, yavrum lafları havada uçuştu, birden analığını hatırladı. duygulandım. firdo analık vazifesini yaptı bence.

    -behlül'ün teknede arkaya yatırılmış saçları, yakası göbek deliğine kadar açık göyneği eşlinde sunulmuş kıllı döşü, "woheeeeyy, öheeey" diye anlamsız ünlemler çıkaran arkadaş çevresi falan derken buyrun size tikilik-101... bi de altın zinciri olaydı, ki var gibi gördüm, bütün taşlar yerine oturacaktı.

    -an itibariyle (yani not alırken, 24 haziran saat 10 suları) bileklerimi ovmakla meşguller yanımdaki dostlarım. sen o behlül maskelerini görende düş bayıl, ayıltana kadar bir hal olmuşlar. behlül maskeleri takmış kızlar ve ortada dans eden nihal. kimin aklına geldi bu sahne? diğerlerini nasıl ikna etti? koskoca ekip "hakikaten yaa behlül maskesi takalım çok çılgınsal" diye nasıl gaza geldi? tamam, geleneklere sahip çıkın derken "kınayı getir aney" çalıp, kızılcık şerbeti için demedik de bu ne yani? bu neee? ayrıca nihal'in rakamla 1 adet arkadaşı olduğunu herkes bildiğine göre diğerleri eskort ajansından mı çağrıldılar? yemeyiz canım. nihal'in o kadar arkadaşı yok. bokunu çıkarıp "bu maskeli balo ve onun kofti yüzleri" demek istiyorum müsaadenizle, ki dedim.

    -"günlerdir hep böylesin, düşünceli, gizemli, uzak."
    yavrum herif altı ayda bir kere cima ediyor,etmiyor. koskoca adamcağız andropoza beş kala, en verimli(?), en üretken(!) zamanında çavuşu tokatlıyor banyo köşelerinde. ucundan kıyısından kırk yılda bir koklatırsan üç gün beynine kan gitmiyor. ne bekliyordun? ayrıca senin kocan hep düşünceliydi, ot boku düşünmekten başka bir muhabbeti mi vardı? biz mi kaçırdık? hayatı flashback. gizemli dersen gerçekten gizemliydi lakin tırt bir gizem; kafanın içi boş ya uğultu yapıyordu herhal, "hayat ne tuhaf, aa kuş uçtu" falan diye düşünürken kaşları çatık olduğundan sana gizemli gibi gözüküyordu.

    -ah kaç bölüm dedim sana bihtop, açıp da bi ekşi sözlük okumazsın ki... o sarı pipiyi kıskandıracaksan başka adamla kıskandır, yağzı bir delüanlı ile kıskandır dedim. boşa konuşuyorum. adnan'la kıskandıracağım derken hem behlül'ü kaçırdın, hem adnan'ın konfigürasyonunu bozdun. boşanacaktın, kapacaktın nafaka ve tazminatı, elli tane behlül gibi damızlıkla gününü gün; kukunu mağara eyleyecektin.
    genç yaşında ölecen bir saat sonra. amca yeğen yaktınız devrelerini kızceğizimin. mundar ettiniz.

    behlül'ün arkadaşları; ayakları vita tekesine betonlanıp sarayburnu'dan denize atılasıcalar, böyle dostun varsa boşuna düşman arama. sizi görmemişler sizi, sizi ne oldum delileri sizi... babalarının hisseleri borsada batasıcalar, kredi kartı mağduru olasıcalar. siz misiniz lan türkiye'nin geleceği?

    -haah yine döndük kına gecesine, sıçtık sıvadık üzerine bir de tavuskuşu tüyümüz eksikti dercesine "yüksek tepelere ev kurmasınlar"... adet yerini bulsun maksat değil mi? bir geleneği daha piç ettiniz madem kınaları da kıçınıza yakın.

    -adnan ile bihter'in boşanma teklifi sonrası kavgaları ne kadar gerçekçiydi. 78 bölümde bir kere şöyle insansı, dramadan uzak, adam gibi kapışsaydınız şimdiye tavşan gibi sevişiyor olurdunuz. ama yoook hep tiyatral hareketler "meh meh bihter sana çok kırıldım, meh meh adnan beni neyle suçluyorsun?" büyük büyük hareketler...

    -"beşir iyice kötüledi" ağzın bal yesin nesrin'im

    -(bülü soteye koş telefon çaldı)
    "onu bırakırsam (nihal) gerçekten ölür"
    bu nasıl bir kendine güvendir ya? şu kendinden eminlik seviyesine ulaşmak için biletimi aldım yarın tibet'e uçuyorum; gerekirse üç öğün öküz tezeği yiyeceğim. döndüğümde "ben gidersem bu şirket batar, şu kızı bırakırsam kahrından ölür, konuşursam yer yerinden oynar" şeklinde iddialı sözlerimle karşınızdayım canlarım. behlül tipi özgüven istiyorum, bedeli ne olursa olsun. yapacağım hareketlerin sonucundan net bir şekilde emin olmak istiyorum.
    osurursam sesli mi olacak kokulu mu bunu bilmek istiyorum mesela.

    -taklısı?

    -nihal amerika'ya gidince babasının gireceği ruh halinden çok endişeliymiş. sen babanı ne sanıyorsun kuzum? dizimizin karakterleri neden birbirine evcil hayvan-sahip ilişkisiyle bağlı? neden kimse kendisinin dahil olmadığı bir hayat düşünemiyor geride kalanlar için? ben de bir evin bir oğluyum, ben de bilmek istiyorum. ben gidersem anam babam mahvolur diye düşünsem ya ben de. onların kendi hayatları olmadığını düşünsem ya. egoma ego katardım ne güzel. bensiz ne mi yaparlar? bakarlar dalgalarına, onlar da birey.
    babanın yemini suyunu bırakırsın, haftada bir de kumunu temizlerler daha ne olsun?

    -peyker "o kadının kızı", nihat "o adamın oğlu... ne pis aşkmış be sizinkisi de.

    -"ayyy sex and the city'deki gibi olmasın"
    pelin'ciğimin iç dünyası tek cümleyle ortaya çıktı. he sen carrie, nihal samantha nişantaş sokaklarında stayla yarıştıracaksınız. baba parası da yetmiyor bunlara. bu durumda behlül'de mr big mi oluyor? sex and the city beklerken sonunuz sır kapısı gibi oldu.

    -bülent'in yaş onbeş ama kendisi godoşun başı mübarek. dizi başından beri yalan, doğru ne duyduysa gitti sağda solda yumurtladı. çocuktan al haberi... çat kapı arkasında, hop çalı dibinde, pırt pencere pervazında; telekulak keraneci seni. iti ite kırdırdın.

    -matmazel; "behlül size ihanet ediyor, nihal'e ihanet ediyor..."
    adnan gizemli, düşünceli tavrıyla ufka dalar ve "çok pis yapmur gelecek" diye düşünür...

    -behlül'ün henüz giymediği damatlığın cebinde telefonun ne işi var? *

    -kokar o mokosen ayakkabılar çorapsız. hangi inşaatın amelesisin be anam?

    -"beşir e bişey mi oldu? öldü mü?"
    "saçmalama nihal makyajın bozulacak"
    saçmalama nihal; ikibin yavroluk porselen makyaj, parasında değilim zaman kalmadı, naapalım ölenle ölünmez.

    -firdo toplanıyor, heyecanlı dakikalar geliyor. gemiyi önce fareler terkedermiş demek istemezdim ama dost acı söyler.

    -hoppaa adnan mevzuya uyandı, ay herkes uyandı. sona dakikalar kala 70 bölümdür dilimizde söyleye söyleye tüylerimizi bitiren sözleri duymaya başladık ve ben koptum bu andan itibaren. tarz marz kalmadı bende; uykusuzluk, alkol, stres, şöhretimin bitişi(?) derken gelecek satırlardan mesul tutulmak istemiyorum.

    -"nihal'i öldürüyorlar adnan beğğğ"

    -bihtop jübileyi yine duşla yaptı. 79 bölümün yarısını su altında çektiniz lan. neyse cenabet ölmeyecek bari mütedeyyin kızmış.

    -"behlül'le bihter hanımmmhh"
    dıdıt dıdıt dıııı dıdıt dıdıdı dı dı dıııı... şu an evde seviç çığlıkları atıyoruz. sanırsın dünya kupasını aldık, artık nasıl bunaldıysak resmen şişimiz indi. bi yandan haldır haldır not almaya çalışıyorum bi yandan çak yapmaya çalışıyorum, kağıda bakmadan da yazabiliyormuşum bu dizi bana bunu öğretti.

    -adnan'ın "bihteeer" diye koşuşu, nihal'in o esnada köşk'e gelişi, kapıya dayanması, firdevs'in gitmesi, bihter'in silahı göğsüne dayayıp söylediği sözler, tetiği çekmesi... tek kelimeyle söylüyorum bu sahneler hayal edemeyeceğim kadar harikaydı. evet bunu kırk bölümdür sağdan soldan kusur bulmak için ortalama 8 sayfa not tutan 1945 söylüyor. beşir'in itirafından, bihter'in intiharına kadar izlediğimiz sahneleri ben de ağzım açık izledim. ilk kez bir drama izler gibi gerçekten duygulandım. boku bokuna mesai harcamıyormuşuz bunu farkettim. tebrikler.

    -gözü açık gitti ya bihtoş'umun. dünya nimetlerine doyamadan gitti. iyi bok yediniz zgiller. acımız büyük. rest in peace bihter yöreoğlu.

    -hoppa cenaze sahneleri de gayet güzel yanlış diziye mi geldik?
    nebahat çehre siz nasıl bir insansınız? o felçli hali gözümün önünden gitmiyor firdevs'in. sağdan soldan oyunculuk fışkırıyor arkadaş.
    beşir öldü, balkona kurduğumuz havai fişekler patlatamadan boynu bükük kaldı.
    beşir ölünce keseceğim diye aldığim deveyi azat ettim. firdevs'in o hali çok dokundu bana. hevesim kursağımda kaldı. yazacak yorum, takacak kulp bulamıyorum siz kazandınız aşk-ı memnu ekibi. benden pas.

    -yazacak şey varmış. behlül'ün mezar başında kırmızıya boyalı pamuktan mamul sakalı ile ağlaşma sahnesi daha önce 28792 kere söylendiğini tahmin ettiğim üzere olmamış. o ne lan doktorluğa tövbe eden ediz hun gibi, bir elinde şarap şişesi eksik.
    bihtop öldü yine badem gözlü oldu. her ölen gibi saçları sırma, gözleri sürmeydi. "ben hep seni sevdim." diyecek oldu "ben hep, ben hep" diye tekledi de söyleyemedi romantik tarzan. karının mezarında bile poz şekil peşindesin.
    sen öldürdün lan kızı. sen çükünü gezdireceksin diye türk medyası helak oldu, türk halkı ruh hastası oldu, twitter "what's ask-i memnu" oldu... erik gibi kütür kütür kıza kıydınız. dediklerinden de bi bok anlamadık zaten kesik kesik cümleler...

    behlül kaçanziiii....

    -nihal kırdı değil mi kafayı?

    -"kendimi şu ağaç kadar yaşlı hissediyorum"
    "kendimi şu ağaç kadar canlı hissediyorum"...
    ben de kendimi o ağaç kadar odun hissediyorum. oldu da bitti maşallah. ziyagil'lere gene mutlu son. hayat z.gillere güzel. matmazel de ön koltuğu dolayısıyla adnan'ın yeni zevceliğini kaptı, türlü şekil felaketten asaleti sayesinde en büyük rekolteyi kaldırdı hadi geçmiş olsun.

    bundan sonra ne mi olur? tahminlerim:

    behlül: kaçar. topukları götüne vura vura kaçar. kaça kaça kendini finlandiya'da bulur oradan yüzerek meksika'ya geçer, orada da yerlilere kayar, melez melez yeni bir komünite oluşuturur. buna bi bok olmaz.

    bihter: gözü açık gitti, resmen niyazi oldu.

    adnan: zaten inceden tiksinmişti bihter'den 2-3 aya matmazeli kafaladı ama bu salaklıkla başına daha gelecekler var.

    nihal: kayışı koptu daha da iflah olmaz, behlül'den sonra kimseyi beğenmez. yeni konakta kedileriyle yalnız yaşar, ölünce cesedini kedileri yer.

    bülent: godoşluğu yüzünden ne bir iş edinebilir, ne bir eş-dost... belki bir gazeteye magazin muhabiri olabilir. behlül gibi çapkın olayım derken, beşir gibi badak olur. gelen yer parasını giden yer...

    matmazel: en karlı çıkanımız. ektiğini biçer sefahat içinde yaşar gider. ölümü talihsiz bir piyano kazası sonucu olur (nasıl yani?)

    firdevs: böühüh, konuşamayacağım. gerçekten çok etkilendim. kalbimizde yaşar :(

    hizmetçiler: hayat onlara güzel. geberene kadar köşkten nemalanırlar, asgari ücret alırmışçasına ağlaşırlar... cemile iflah olmaz ama bulur gene beşir gibi bir loser. laz bakkal nesrin'i alır memlekete kaçar emeklilikte... sülüman'ın balyaladığı paraları da damadı kumarda yir bitirir.

    peyker, nihat: amerika'ya giderler, bi halt olmaz onlardan. çocuklar hilmi dedelerine çekerler. boşanır zaten bunlar. -çünkü ortalama bir aşktık...-

    aynur: çetin'i kafalar.

    çetin: senin kalıbına sıçayım e mi ben. yatacak yerin yok. elim bir golf kazasında ölür (ya yaa)

    hilmi: yeni düşman bulur, götünde tenya var. durunamaz. aşağılık geldi aşşşşalık gider.

    beşir: vardı di mi öyle biri. cehennemde cayır cayır yanar. "sana can verdik, bok ettin" diyerekten.

    arsen: hayatın boş olduğunu öğrenir ve kahyasının dudaklarına yapışır. mutlu mesut takılırlar.

    ziyagil yalısı: kesin sabancılar alır.

    behlül'ün yatı: tmsf'ye devrolur.

    1945; askere gider. (aaa ben seni kadın sanıyodum...)

    ...

    sevgiler, saygılar...
  • arsen ziyagil, ziyagil yalısı'na yatılı misafir olarak gittiğinde nerede uyuyordu, hangi yatakta yatıyordu, çok merak ediyorum.

    giriş katında sadece iki oda var. küçük olanda deniz de courton, büyük olanda firdevs yöreoğlu yatıyor. salonun bulunduğu ikinci katta ise sadece bir yatak odası var. orada da adnan ziyagil ile bihter yöreoğlu uyuyor. bir üst katta ise üç oda var. orada da behlül haznedar, bülent ziyagil ve nihal ziyagil kalıyor. aslında eskiden nihal ziyagil ile bülent ziyagil aynı odalarda kalıyordu ve en üst kattaki bir odada deniz de courton kalıyordu. bu sebeple giriş katındaki büyük oda ile küçük oda boştu. adnan ziyagil ile bihter yöreoğlu'nun evlilikleri öncesinde arsen ziyagil muhtemelen firdevs yöreoğlu'nun kaldığı büyük odada kalıyordu. ama mevzubahis evlilikten sonra bülent ziyagil ile nihal ziyagil kardeşlerin odaları da ayrılınca ve de firdevs yöreoğlu da ziyagil yalısı'na taşınınca yalıda oda kalmadı. bu şartlar altında arsen ziyagil yalıya geldiğinde hangi odada kalıyor çok merak ediyorum. evin hizmetlilerinin kaldığı bodrum katta kalmıyordur herhalde. zaten o katta da boş oda var mı bilmiyorum. yıllardır içimde koca bir boşluk doğuruyor arsen ziyagil gizemi.
  • kaç bölümdür "bu çetin özder kime benziyor kime kime kime" diye zihnimi kurcalayan sorunun cevabını sonunda buldum: hindistan cevizine benziyor.
  • şöyle bir karşılaştırmaya malzeme olmuştur...

    çocuklarim için seve seve diyorsan, binbir geceyi
    çocuklarım küçük yaşta versin diyorsan, küçük kadınları..
    çocuklarımın hepsi bir kişiye versin diyorsan, yaprak dökümü'nü..
    çocuklarım kankalarına versin diyorsan, kavak yellerini..
    bütün sülale birbirine versin diyorsan, aşk ı memnu'yu izle !!

    (:
  • "yollardan insan manzaraları" isimli sergim new york'un en bi süper sanat galerisinde siz aylık geliri 1.000.000 usd'nin üzerinde olan sanatseverler için bekliyor.

    canım okuyucularım bu hafta bir yenilik yapıp en başından beri yazmaya uğraşıp beceremediğim kronolojik entrymi sizlere takdimimdir. beğenmezseniz de söylemeyin. neyse...

    -haziran'ın 17'sinde saray'da evleniyoruz deyince ben bi tuhaf oldum çünkü memleketimin adı saray. "nerede evleneceniz lan kültür merkezinde mi?" diyesim geldi. bu tabi kimseyi enterese eden bi detay olamadı.

    -nihal'in balayı tasvirini duydunuz değil mi? balayı değil bal mevsimi, hatta bal yılı yapacak allahın görgüsüzleri... kenya'dan giriyoruz sibirya'dan çıkıyoruz. evlendik ya çok bi bok yemiş olduğumuz için taçlandıralım dedik.

    -beşir tırtosu da nasıl yemediyse içmediyse artık, üst baş da yok, hep bankaya depolamış maaşçıkları... ah hizmetçiler ciğerinizi biliyorum.

    -"hilmi önal'ı yerden kazınacak hale getirdik" diyor arsen hala... yerden kazınacak hal o ev ve o arabayla mümkünse, beni de o hale getirin ziyagil kardeşler... samimiyim.
    sizin yükseklik hesabınıza göre denizler altında nereden baksan 20000 fersah dipteyim. bi holdingim bile yok anlıyor musun?

    "evlilik heyecanını kimbilir hangi cümlelerle kirletecekler" sözü ile benim aklımda düğün esnasında adnan'a yapılacak türlü pislik belirdi valla. mesela adnan'ın gözünün içine baka baka behlül'ün sırtını yumruklayıp "hadi bakalım damat, kır belini" desek çok şahane bir şekilde kirletmiş oluruz heyecanı. "adnan bey bu gece sizin kıza uyku yok ehu ehu" diye de kirletebiliriz mesela. hilmi yapabilir bunu.

    -"koskoca adnan'ın yancısısınız, istese fabrikaya müdür yapar cemile'yi" diyordum ki meğer cemile'm gurur yapmış da ondan torpil mekanizmaları işlemezmiş. şart değil canım gözüne soka soka torpil yapması. bi telefonuna bakar.

    -"eski yalı'dan kurtulacaksınız, belki daha büyük bi mutfağınız, daha büyük odalarınız olur" mu? eberreh artık. nihal'in ziyagil'likten hilton'luğa, kardashian'lığa geçiş sürecini izlediniz sayın seyirciler.

    hayır naapçan? abdi ipekçi arena'da mı yaşayacan, daha ne büyüklüğü? mardan palace'ı mı satın alacaksınız oturmak için?

    -bu hafta allah bin razı olsun ki bi cruise gemisi içini görme şerefine nail olduk dünya gözüyle. reklamları izledik de kime reklam? ekonomik parametreleri cruise seyahatine yeten insanlar aşk-ı memnu'dan özenip de mi gidecekler buna?

    -"en üst kattaki balkonlu süit olsun"
    fıstık'ı da ister misin nihal?
    binersin üstüne, vurursun kırbacı; ayağını yerden keser. he?

    -ya yaa süper, mega, ultra errrkeğimiz behlül'ün bir meziyeti daha ortaya çıktı ki kendisi "tırto bowling"de ilk atışta zerre yadırgamaksızın strike çakabiliyor hemi de o patates kroket parmaklarıyla. bi gün da halı sahaya çıksın bütün golleri o atsın istiyorum.

    -bihter de gemi seyahatinin parasını ödeyerek çok bi hediye verdi hakkaten. aman ne güzel hediye. ula zaten varyemez amca gibi bi havuzunuz eksik altın doldurmadığınız, balayını bihtoş çekse ne yazar? çekmese ne yazar?
    ne zor lan zenginlik, bak yine... ne hediye alsan dert anacığım. hiç beğenmedik mesela balayı alınca biz. bana alsalar bi gemi seyahati hediyesi 40 yıl köle olurum öyle akrabaya ama zenginlik olunca çok yavan geliyi. sası sası.

    -"balayında sen bile aklımıza gelmeyeceksin"
    öyle tavşan gibi düzüşeceğiz ki beynimize kan gitmeyecek, zaman mekan kavramından bağımsız olacağız, lost kafası yaşayacağız, sevişirken paralel evrene geçit yapıp öbür walter bishop'la cranberry juice içeceğiz... sabahlara kadar mokoko, oooh disko disko... anla ve kıskan artık bihter.

    -beşir öleceğim diye sinyal çekiyo ha babam farkındaysanız. ortak hesap açmalar tren tren (evet tren tren, buharlı tren gibi) öksürmeler, memleket metaforu yapmalar (babam: "memleket karacaahmet herhalde") ama sikleyen yok.

    -behlül, eski sevgili bahsi açılınca pek bi bozuldu. e sarı kafalım bu kadar takıntılıydın madem bu konulara istanbul'un yarısının üstünde geçmeyecektin ya da adam gibi ayrılacaktın kızlardan. ooh ne güzel şey be hem karnım doysun, hem pastam dursun, hem fırıncının kızını sikeyim. ne ala memleket.

    -adnan:
    "bi önal'a güvenmeyecektim"
    önal dediği de ırk sanki mına koyim. kaç önal tanıdın, epi topu üç.

    -bu bizim katiye yırtıyo ya kendini hizmet aşkıyla, neden? hizmetçilikten öte köy mü var? ileride bölüm şefi mi olmayı planlıyo? ziyagil köşkünün ceo'su mu olacak?

    -"siz istemeden ya da isteyerek bana bir zarar veremezsiniz matm... şrraks (tokat efekti) " buyur verdi zarar. çekti ağzına şilleyi. al zarar işte, isteyerek.

    -süleyman'ın hayali de küçük bahçeli bir evmiş. süleyman değil laura* sanırsın...
    senin o küçük bahçeli ev yapacağın yere belediye kaç kat imar izni veriyor biliyor musun? kaç daire verirler arsa karşılığı haberin var mı? trakya'nın en ücra kasabalarından birindeyim bize bile rahat yok nerden bulacaksınız bahçeli evi? etiler'den villa mı alacaksınız kııız?
    bu küçük bahçeli ev sikini ilk kim uydurdu lan? dizilerde her dar gelirlinin hayali bu... ne yakacaksın bebeğim? elindeki üç kuruş parayla kaloriferli bi daireye başını sokcağına romantiklik yapıp bahçeli ev alacaksın da tezek yakıp mı ısınacaksın?

    -bülent'çik merdiven başından "postalanacağını" duydu. bitmedi tükenmedi gizli konuşmalara kulak misafiri olmaca. zemin kat "kulak misafir salonu". 30 bölüm çatır çatır yenge, yeğen, bacı, gardaş demeden pompiş döndü bir allahın kulu görmedi, duymadı o kapı aralıklarından ama gaz çıkarsan asgari 3 kişi kulak misafiri oluyor. sex proof kulaklı bunlar.

    -sedef bizim şıldır gözlü kokoşların yanında pek bi kuru kaldı lan. ama tabi müthiş, süper, ennn erkek behlül haznedar'ı köpek edebilen bu yegane kadının bağdat caddesi girişine heykelinin dikilmesi için halk sokaklara dökülmüş vaziyette. az önce öyle bi duyum aldım.

    -kimdi o telefondaki behlül? nerdesin behlül? yemeğe gel behlül, kıyafet dene behlül, otur behlül, pati ver...

    -bu rahmetlik inci ziyagil'i anlatmalarına bakarsan ivana trump sanacağuk. ne övüldü o gerdanlığı... adnan da en nihayetinde bi g 20 ülkesinin, onlarca herhangi zengininden biri yani. rothschild soyundan değil ya bu. gerdanlığı da kendi ekonomik gücü kadar.
    hayır yani elmas dediğinin güzelliği parasıyla ölçülmüyo mu? ucuza güzeli var da zevksiziz diye mi alamadık?

    -ne demiş çehov amca? "oyunda duvara asılı bir silah varsa o silah patlamalıdır." iki bölümdür adnan'ın dabancası boku bokuna fırlayıp durmuyor don iliğinden fırlayan çük gibi kasadan. bihter de gördü? "adnan senin tüfengin mi var?" diye sordu. anlayın artık. bunu sıkacak kafaya. görün şimdiden suç aletini.

    -nihal:
    "behlül pişman mısın?"
    o soruyu teknede kutuyu açtırdıktan hemen sonra adam kıçını dönüp uyumaya başlamadan hemen önce soracaktın nihal'cim, yersiz kaçtı.
    yoksa behlül seviştikten sonra kıçını dönüp uyumuyor mu? ay östorojen salgılıyorum galiba.

    -behlül:
    "nihal gerçek kuzenim değil..."
    nihal feyk kuzenim. kodoşluğumuza kılıf ettik akrabalık bağlarını.

    -sedef dünyayı gezmiş uçarı sanatçı... amerika'dan çağırıyorlar galeri için, sevgilisi de yazar. ya anam siz daha şirket köşelerinde, kübikıl içlerinde mesaili mesaili, amele gibi çalışın. millet dünyanın anasını belliyor tehheyyy...

    -nihal, behlül'e yan bakanı defterden siliyor... "ne gözü kör aşıkmış" dememizi bekliyorlar herhalde.
    hassiktir diyorum hassiktir. ölmüş anası gelse, dese ki "evlenme behlül'le"; onu bile tekrar elleriyle gömer bu. yemiş kafayı.

    -nihal:
    "yeniköy'deki bütün evleri biliyorum, hangisi ki?"
    sarıyer tapu ve kadastro'dan emekli herhalde bu... yalı yalı geziyo haspam görüyon mu?

    -smokin standart bişi değil mi? allısı, güllüsü, kuşlusu mu var? üzerine olur ya da olmaz tek seçim kriteri bu, nesini beğenecen ki smokinin?

    -çetin:
    "lisedeyken böyle bir safkanım vardı"
    lisedeyken benim de bianchi marka, kırmızı dağ pisikletim vardı çetin. 20 fitesli. anlıyor musun beni?

    -nesrin pek bi bozuldu katya'nın eşya taşımamasına. e matmazel de taşımadı? dost ya matma? katya nasılsa hizmetçi tabi taşısın pis amele. nolur accık da bize verse? matmazel'in frençleri bozulur aman. resmen sınıf ayrımı.

    -her pazartesi itin götüne sokuluyorum sayın okuyucu, sen de ot gibi bakıyorsun. listeye sokan sensin ama çemkirmelerin muhatabı ben oluyorum. hiç yakıştıramıyorum. yine de seviyorum sizi bageti havyara banıp yer gibi.

    edit: bu entry'i hangi akla hizmetse melih gökçek başlığına yazıp yolladım ilkin.
  • şimdi bana şu ilginç geliyor.
    bu nihal daha geçenlerde liseyi bitirmedi mi? taş çatlasın 18-19 yaşında kız. evleniyorum diye babasının burnuna yüzüğünü sokuyor. yahu ben 25ime bastım, evlenicem diye babam depresyona giriyor, daha küçüksün ayağı yapıyor, ki kendisi böyle robdöşambrla felan gezmiyor bildiğin atletli pijamalı baba. bu ednan bey'in "eee ergenliğe girdi, zamanı da geldi" dercesine köylü tavrı nedir anlayamadım. bana 19 yaşında çocuğu evlendirmek medeniyettir dedirtemezsiniz.
    "kendileri karar versin istedikleri zaman evlensin" dediğin kişi daha çocuk yahu, adam gibi bir sevgilisini dahi görmedik daha.

    ee ednan, bu kadar genişliğe karşı hakettin sen bunları. yeğenin hem karını aldı, hem kızını, tren yapıyor. adam olmuş matrix sen hala mermidesin kurşundasın. allahtan anan vaktinde hakkın rahmetine kavuşmuş. onun haricinden bir kulak arkan kaldı. ona iyi bak diyor gözlerinden öpüyorum.
  • bihter: 200 bin dolari nihal'e mezuniyet hediyesi piyano almak icin cekmistim, sonra vazgectim, almadim..

    -----

    behlul: arabami degistirmek istiyorum, yenisini alicam..
    ednan: tabii, nasil istersen..

    -----

    nihal: bana da mezuniyet hediyesi araba alirsin artik..
    ednan: tabii, neden olmasin..

    -----

    firdevs: bikac gun daha ingiltere'de kalmaya karar verdik
    bihter: tabii tabii kalin sana da iyi gelir..

    -----

    matmazel: evin manzarasi nasil? cadde uzerinde mi?

    -----

    ilerki bolumlerde de "para mi? elimizin kiri, gotumuzu siliyoruz biz ona nihohhahaha" diye gulmelerini bekledigim dizidir..

    (bkz: kusura bakmayin arkadaslar halkta para var)
  • bu akşamki bölümü behlül açısından verimli geçti yine. elif'i uzun uzun yağladı, nihal'le gezdi tozdu, bihter ile de tamamına erdiremese de en çok bu akşam yakınlaştı. arazi işini halledince bir ara adnan bey'e de sıkı sıkı sarıldı, boynundan şöyle güzel bir öpücük alabilirdi aslında.

    kameralar aracılığı ile evimde tv karşısında oturmakta olan bana da kaş göz işareti yaptı sanırım bir ara ama emin olamıyorum.
  • "seninle tartışmıyorum, tebliğ ediyorum."

    nasılsınız sevgili okuyucular? bu hafta artık popomu tavan yaptırdınız en beğenilen entrylerde beni liste başı yaparak, elleriniz dert görmesin. bunu madde madde yazılmış entryi beğendik olarak yorumluyorum ve yardırıyorum izninizle;

    nasıl cümle ama "senle tartışmıyorum, tebliğ ediyorum."?
    "siz kovmuyorsunuz, ben istifa ediyorum" gibi,
    "ben racon kesmem, kafa keserim" gibi... firdevs yöreoğlu'ndan aforizmalar...

    -behlül "yazıldığı gibi değil, anlatırken çok saçma geliyor ama" diyerek self-kritikte çığır açtı. düşünsene bi yandan kendini savunurken bi yandan da savunmanın dışarıdan nasıl gözüktüğünü algılayıp ona göre strateji belirliyorsun. süper erkek bu behlül; şimdiki behlül'ler harika...

    -adnan'ın behlül'e sorduğu "ne oldu gazetelerde baş sayfaya düştün, hoş bir şey mi?" sorusunu evirdik, çevirdik, düşündük, taşındık, cevap veriyoruz; evet hoş bişey. gazetelerde birinci sayfaya çıkmak uğruna ne güneşler batıyor bildin mi ziyagiller'in ednen? zengin piçleri sizi.

    -baba yorumudur karışılmaz, iyice terbiyeyi de bozdu sinirden; "sen de kukla oldun .mcık herif, zengin olcan bi de s.keyim sülaleni." evet firdevs'in her türlü gazlamasına o davudi sesiyle, mısralarla karşılık veren çetin özder içindi bu yorum.

    -sedef'in kadraj madraj diye hakkında gevelediği fotoğraf neydi?
    siyah beyaz, yöresel teyze fotoğrafı... tabi bunu kritize etmenin üstadı umut sarıkaya bize laf düşmez lakin buruşuk nine fotoğrafıyla, sümüklü tarlabaşı veledi fotoğrafıyla hangi new york art gallery?
    oryantalist misin sen de sedef bacı? tüm üniversite fotoğraf klüpleri buruşuk yaşlı fotoğrafı ile doldu taştı yani. çok bayılsam gider kendi nineme bakarım; buruşuksa buruşuk, anlamlıysa anlamlı.

    -beden diline kurban olduğumuz idolümüz behlül haznedar'ın kavga sonrası cep telefonu, rüzgar ve yüksek gerilim hattı direkleriyle uyum içindeki hareketlerini gördünüz değil mi? ben o adam olamadım canım işte. sinirlenen çevik erkek olamadım... (suratıma sıçayım) o elinde telefon, hışımla kendini dışarı atıp telefonda kavga eden erkek estetiğini yaşayamadım bir türlü... o jujitsu, kapoera karışımı artist hareketleri yapamadım. hep kıçımın üstünde sinirlendim, çok kızınca lafımı unuttum, sesim inceldi, hatta iyice kızıp ağladım. ama şu "erkeğin sinirle dansı"nı yapamadım efeler gibi hey!
    behlül olmak lazım bu devirde.

    -"... ne de nihal'i yükseltin." tek kelimeyle; yükselmenize kafam girsin oldu mu?

    -bülent ne ezik lan. bunun yaşında nihal de böyleydi gerçi. ben o kadar olaya şahit olsam viyak viyak susturabilene aşk olsun. hiç aile terbiyesi almadık zahir biz? it gibi, sahipsiz gibi sokakta büyüdük biz herhalde? anamız babamız hiç bize örf, anane, edep, terbiye vermedi öyle mi? bülent'in bu "adem babaya kadar asiliz sülaleden" tribi nedir yani? "üvey anamı bile jurnallemiyorum bak, yaşım on ama büyüklük bende kalsın. nesrin, beş çayım gecikti!!"

    acıların çocuğu gibi omuzlarında binbir dert, sanırsın ki adnan'ın bunak babası da huzurevine postalanmak istendiği için gurur yapıp sesini çıkarmıyor. "go and get a life o zaman bülent". madem yurtdışı düşünüyorsun, al sana ingilizce.

    -arsen halanın sevgili kavgası tarifine bakarsak çok edilgen bir savaş olmuş "yüzükler fırlatıldı, kapılar çarpıldı..." bu da mı passive voice ha arsen? dedikodu yaparken de mi gizli özne?

    -bihter:"matmazel'in yorumu ne oldu?"
    arsen: "gol olur!!!"
    ne olacak kavgaya dair yorum? "suratına da tükürseydi" mi diyecek asalet kumkuması deniz de courton?

    -baba oğul satranç oynuyolar ne güzel, biz olsak lümpen gibi tavla atardık. ah baba beni de yaktın doğmamış torununu da; daha 100 sene, 4 nesil lazım şu kafaya gelmeye.

    -behlül bu tane tane konuşma olayını abartmıyor mu? heceleye heceleye gidiyor, geçenlerde de dikkatimi çekmişti."yem-min-e-de-rim-hiç-bir-şey-sak-la-ma-dım" şeklinde... sağır mı var karşında? her heceye vurgu yapıyor ve ben artık iç şişmesi geçiriyorum.

    -şu nihal'in saflığına, temizliğine yapılan vurgudan da gına geldi her bölüm. anladık bakireydi nihal, entrikacı değildi; lakin arap sabunu da değil ki bu canım. öyle saf, böyle temiz... renkliler de de kullanılıyor mu ondan haber ver?

    -bihter'in öpüşme sahnesini görüp ağlarken arkasından hortlak gibi beşir'in fırlamasıyla artık isyan ettik.
    e yeter da!
    sürekli birileri seni izliyo can mı dayanır buna mına koyim? lanet olsun parasına puluna. kıskançlığın tutar ağlarsın, arkanda şöför; seni mi kesiyo, götüne mi kitlenmiş belli değil. ananla iki dedikodu yapacan çat, üvey evlat kapı arkasında beliriyor. demek kaka yapmaya kalksak camdan biri tuvalet kağıdını uzatıverecek. bu ne artık ya?

    -beşir kendi gelmeden öksürüğü geliyor sanki. nihal de çok siklediğinden değil de beyni az kapasiteli olduğundan, "öksürük=beşir" diye kodlamış, nerede bir öksürük duysa "beşir!" demekten kendini alamıyor. "beşir. ee yani?" diye sorsak verecek cevabı yok.

    -firdevs the magnificent hiç bir telefon konuşmasını dışarıya çaktırmıyor farkındaysanız. senelerini call center'da geçirmişçesine daima güleryüz, daima müşteri memnuniyeti şeklinde. oradan da açık vermiyor.

    dizinin özetini vereyim elim değmişken;
    "fevri olmayın."
    bu kadar. koskoca romandan, 2 sezon diziden benim aldığım ders bu hacı. gerisi laf-ü güzaf. bak firdevs'e; dinler, anlar, sakinliğini bozmaz, gerekirse manipüle eder... ama ne yapmaz? sert çıkışlar yapmaz. ne oldu sazan gibi atlayanların, sözümona duygularıyla hareket edenlerin sonu?
    demek ki neymiş? fevri olmayacakmışız.
    adam olun lan.

    -nihal;
    10 dakika önce "sindin nifrit ediyirim" diye kafasına yüzük attığın adamla 10 dakika gibi kısa bir süre sonra cadı sila gibi ahıhahı kahkahalar atarak, enseye şaplak göte parmak bir vaziyette barışırsan, senin sonun pavyon güzelim. sikilmedik bi kulak arkan kalır o kadar söyleyeyim.
    abi insan birine küsünce, darılınca, biriyle kavga edince bi süre muhattabıyla arasında gerginlik oluyo işte. ne yapsan, ne şebeklik etsen o kırgınlık istesen de bir süre gitmiyor. çamaşırın kuruması gibi düşün (ne alaka lan?) iki silkelemeyle kuruyor mu bacım?
    siz nasıl insansınız hemen birbirinize fıkra anlatmacalar, şiir okumacalar; barışalı 3 dakika oldu.

    -katya'dan iddialı cümleler;
    "sen daha benim neler yapabileceğimi bilmiyorsun."
    ne mesela katiye? kansere çare bulabilir misin? en nihayetinde muktedir olduğun şeylerin tümü türlü entrika ve varyasyonları. sarıyer-beykoz tüp geçit projesi mi yapacaksın? nedir bu iddialılık?

    -"ariel sayesinde bihter'in kıyafetleri tertemiz" ariel namus lekesini bile çıkarıyor sayın seyirciler.

    -bir dizi klişesi adnan'dan geldi; "evimde rezalet istemiyorum." kim ister? "öyle deme adnan, geçen bir rezalet ekibi çağırdık eve, içine sıçtılar; gül gül öldük"

    -"benim tanıdığım behlül hiç bi kadın için bunu yapmazdı"
    "benim tanıdığım behlül ot bok etmezdi"
    "benim tanıdığım behlül sabah bir çiğ yumurtayı balla karıştırır içerdi"

    işte prensip abidesi behlül haznedar. behlül'ün her türlü durum karşısındaki farklı davranış biçimleri istanbul'un çeşitli kızlarına tebliğ edilmiş.

    bizim tanıdığımız behlül ise gevşeğin teki sedef bacım. herhangi bir hareketi de önceden kestirilebilecek tutarlılıkta bi adam değil, lütfen kendisini bir alman dadı adeta bir bayan rottenmeier kıvamında prensip ve disiplin sahibi olarak lanse etme, yemeyiz.

    -bu beh & nih diyelim ki balayında kalktılar new york'a sedef'in sergisine gittiler. sevgilisi de yazar ya, entel ya bunlar; ne konuşacak bu dört kişi kendi aralarında? bizim tırışlar bildiğin kör cahil lan. ne anlayacaklar o fotoğraflardan falan? ne konuşacaklar o yazarla? alışveriş yapıp, gece klübü gezmekten başka ne biliyor ki bunlar? ellerinde bi kitap mı gördük? anca eşli batak oynasınlar koca gece.

    -nihalcim; (yine ben)
    hani bu sen mutsuz olduğunda adeta çak yapacak kadar, davul zurna çaldıracak kadar mutlu olan ana kız neden mutlu senin mutsuzluğundan?
    biri zaten 60 küsür yaşına bakmaksızın erik gibi kütür kütür. dünyanın da sayılı zenginlerinden birini kafalamış ohhh keyfi keka.
    diğeri saftirik babanı kafalamış, fıstık gibi üvey annen. babanı sallasa 2 aya bulur başka bi zengin takar burnuna halkayı. amerika'larda okumuş, evli barklı kadın görünürde.

    bu ikili neden seni çekemiyor bi düşün a sarıyer kezbanı? senin güdük boyunu mu, lise diplomanı mı, meymenetsiz suratını mı, daha 17 yaşında nikahı kıyıp evinin domestiği olmayı kafaya koyan sevilesi aklını mı çekemiyorlar; yoksa zorla, ayıla bayıla elde ettiğin uzak kuzenin sevgilini mi? hım?

    -katya'nın dıbrışka mıbrışka diye harfi harfine "ühühühüh" şeklinde ağlaması bir oyunculuk faciasıydı. lisede az çok bulgarca küfür duymuş bir trakyalı olarak dedim "aha firdevs'in anasına sövüyor". ha rusça ha bulgarca "heçka peçka" bişiler söylüyolar anlamıyorum.

    -nihal'in bihter taklidi oldu.

    -"hemen evlenelim" dedi ah romantik it, ah ekstrem hayvan; yine aklımız başımızdan gitti. her genç kızın rüyası beyaz atlı behlül.

    -hastalıkla alay olmaz olmasına ama şu beşir'in ümüğüne baca fırçası sokmaya ant içtim. oyuncusuna sorsalar ne iş yaparsın diye; "türkiye'nin en çok izlenen dizilerinden birinde öksürüyorum" diyecek herhalde artık.

    -"adnan bey beşir ölüyor..."
    dizi başından beri beklediğimiz şu cümleyi duyduğumuz gibi hıdırellez'in de vermiş olduğu coşkuyla açtık müziği, iki döndük oturduk yerimize. oh be...

    doktor "maalesef hastayı kaybettik" dediğinde de mahalledeki kopillere gofret dağıtacağım daha dur sen.

    -beşir de matmazel'in farketmesini bekliyodu herhalde 5 bölümdür. o bayılmayı nasıl adnan'ın kollarına denk getirdi ki lan. tabi her gidici gibi yine badem gözlü oldu. çok kıymetli ya beşir.

    -* yüzyılın klişesi öksürürken beyz mendile kan kusmacayı da yaşattılar, her şeyimiz tam allaha çok şükür. koca dizi böh böh eline ceketine öksüren adam tam kan çıkartacakken bi yerlerden beyaz mendil temin etti, şaşırdık mı?

    -peki ya adnan'ın "raporlarını göstert" diye sorması? ulan ne anlıyacan bakınca? adamın canı götünde zart dese ölecek hala rapor peşindesin. şu ambulansı çağrılması için bayılmak şart mı? gelmiyo mu aksi takdirde sağlık ekibi nedir?

    -ziyagil köşk'ünde çalıştırdığın kaçak işçinin sigorta primini zarfa koyup rüzgara mı savuruyordun da bilmiyorsun kaçak olduğunu? kaçak değilse sigortasız.

    -"dinle beni gerizekalı..." nesrin'den katya'ya geldi bu da. karizmatik kadın lan nesrin, yüzü de çok güzel. resmen kilosu fazla diye bu laz bakkala kaldı kala kala. o da nasıl gevşek bir adamsa "uy da viy viy" susmadı iki dakika. "çenesini eşek sikiyle sulamışlar" derdi ninem.

    -beşir kendince intihar ediyormuş. götümün kenarı. adam gibi öldür lan o zaman kendini. intiharın bile zarar ziyan bize. hep milli servetten ye, ziyagil servetinden ye, sgk'dan ye. hastalığın da dert, ölümün de dert, intiharın da dert. yatağına başka hasta yatardı işte senin gibi it yatacağına. en azından kadir kıymet bilirdi belki.

    herif istimbot gibi, jiklesi çekili renault spring gibi 10 bölümdür "köhhürü de köhhürü" öksürüyo biriniz farketmediniz; yok "yemek kokusuymuş", yok "benzin kokusuymuş", yok "bit osuruğuymuş" diye çene yapıyonuz. matmazel kanlı mendili görmese kimsenin mandalladığı da yok belli ki. çiftlik, köşk, möşk gezdirene kadar bi sanatoryuma kapatsaydınız şimdiye katır gibiydi o mor göz.

    -nihal beşir'in ölümünden kendine pay çıkaracak gibi. 2-3 seneye "benim için intihar bile eden oldu" diye böbürlenir de bu haspam, ama biz göremeyiz. kaldı 3-5 bölüm çünkü.

    .....

    beni böyle gönderemezsiniz sayın okuyucu, sizinle sırlarımız var.
    hoççakalın...
  • --- spoiler ---
    adnan ziyagil: ne yapacağımı bilmiyorum, bu yaşıma geldim ama ne yapacağımı bilmiyorum

    ben söyliim adnan, beyaz gömlek içine koyu renk fanila giyme yeter.

    --- spoiler ---