şükela:  tümü | bugün
  • ön edit: ulan demicem demicem diyorum dedirtiyorsunuz :) açın bakın en çok favlanan entrylerime filan. 1000 li 500 lü rakamlar var lan. ilişkiler filan üzerine hep uzun yazmışım. bik bik ötüyorsunuz :) bir şeyi bedava sunarsan hakikaten değeri varsa da değersiz görülüyor. kendimi savunmak istemiyorum zaten savunulcak bir şey de söylemiyorsunuz ama çok komik lan cidden uzun yazıyorsun demek. okuma siktir git amk :)

    ön edit 2: ya gençler, ben burda kendimi anlatmadım. kendi salaklığımdan örnek vererek insanlar üstüne düşünsün diye yazdım. ben takarım takmam kendi halimde sorun değil. abi boşver filan mesajları vermenize gerek yok. 5000 saat burada bir sembol. ulan yeminle memati öldüğünde gazeteye ilan veren adamlar gibisiniz. okuduğunuzu anlayın demiyorum. az kafayı çalıştırıp düşünün diyorum.

    ----

    açılın ben geldim ve önce şunu söyleyeyim hakikaten bu yazının içinde herşey var. yazıyı okurken, kah üzülecek, kah sevinecek, kah beni ayakta alkışlayarak tebrik edecek ve kah bana mal diyeceksiniz. abide-i jzff'ül ustalık eseri geliyor. cidden uğraştım bu yazı için.

    iç edit: yazı içinde video var filan diyordum. videoyu gerek olmadığına kanaat getirip kaldırdım. çünkü anlatacağım konuya videonun çokta faydası yok gibi geldi sonradan. zaten anlatınca videonun nasıl olduğu da anlaşılır bir şey. en azından ilk okuyanlar izledi ve ortada bir video olduğunu gördüler. kısaca anlatınca aynı etkiyi yaratır diye düşünüyorum.

    ekşisözlük'ü, her ne kadar bozsa da, çok seviyorum. ekşisözlük'ün yüzde 60'ı aptal olsa da, kalan yüzde 40 müthiş insanlarla dolu. bu yazıyı okuyan herkes yüzde 40'ın içinde mi bilmiyorum tabi ki.

    beni bilen biliyor. çok uzatırım. o yüzden hızlı hızlı giriyorum. ara ara hatırlatma için eski yazılara link vericem. laf söz etmeyin. yalnız uyarayım bu yazı okuma hızına göre 30dk ve 1 saat arası sürüyor. sonra verdiğim linkler filan bir kaptırırsanız feci sarıyor. boş vakti olmayan bulaşmasın.

    beni eleştirecekler de şurdan sağdan sağdan siktirsin gitsin. bunları yazma nedenim, aşk ile ilgili kendini yalnız hissedip bir çare bulabilir miyim diye istemsizce ağlayan insanlara bir nebze olsun nefes olabilmek. ses olabilmek. ilginizi çekmiyorsa, faydalı bulmuyorsanız eleştirmeyin amk. siktirin gidin.. size ne lan?

    olayı saçma yerlere götürenler olabilir. böyle bir riske girmezsem, benim gibi ruhu zedelenmiş başka bir insana elimi uzatamamış olurum. hani bir hikaye var. çölde adamın birisi müşkül durumda yardım istemiş bir adamdan. adam da yardım etmeye çalışırken, yardım dilenen meğer hırsız olduğu için herifi soymuş soğana çevirip herşeyini almış. soyulan adam dımdızlak kaldığı durumda arkasından bağırmış hırsıza ‘lütfen bundan kimseye bahsetme’. hırsız: ne oldu rezil olmaktan mı korkuyorsun? cevap: hayır. bir gün gerçekten birisi çölde yardıma ihtiyacı olduğunda insanlar bu hikayeyi hatırlayıp yardıma ihtiyacı olana şüpheyle bakıp, yardım etmeyecekler.

    o yüzden sevgili, okumayın ergen hikayesi yazmış, okumayın biri özet geçsin, okumayın abaza, okumayın kendini övüyor, okumayın yakışıklıyım demenin yolları bkz, okumayın mouse rolum bozuldu, okumayın bir kezbana olan aşkını anlatıyor diyen arkadaşlar lütfen gölge etmeyin lan. hep dediğim gibi benim sikimde değilsiniz ama sizi dinleyip kaçan korkan oluyor lan. valla bak. rica ediyorum lan. beni yok yazın beyninizde. lütfen. sizinle aynı ortamda yazdığıma zaten çok pişmanım ama mecburum. yoksa ben de sizden pek hazetmiyorum.

    bu yazı aslında şu yazının sonuç bölümü diye değerlendirilebilir. konsepti aynı bırakabiliriz ama bu sefer detaya, felsefeye ineceğiz. bu yazı da algılarınızı açabilir umudunu taşıdığım bir umut. arzu. çaba. sizden özel isteğim önyargısız bir okuyun. sonra seven sever. sevmeyen sevmez. o yazı girişti ise, bu yazı sonuçsa, gelişme nerde diyenler için buyrun. bu 3lemenin iki nosu da bu. 6. aşkın götlüğü . bu ikinci yazının reklamı fazla yapılmadığından okunmadı. bir sonuca da götürmüyor ama okuması benim açımdan keyifli. aşk duygusunun tam olarak ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum kendimce. klavyem yettiğince, parmaklarım döndüğünce.

    gözünüzle şu an okuduğunuz bu yazı ise sonuç kısmı artık.

    biraz kim olduğumdan bahsedeyim. ben ilişkileri bok gibi giden insanların aradığı cevabım. ben 5.günün şafağında gelen ilişki gandalfıyım. ben ”sana en muhtaç olduğum şu anda gel. yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel.” diyen ümit yaşar oğuzcan'ın sol taşağıyım. ben herkesim ben kimseyim. ben uslanmaz bir romantiğim.

    hemen mirkelam - mutlu olmak istiyorum adlı şarkıyı da soundtrack olarak vereyim. klip ekranına sağ tıklayıp, loopa döngüye alırsanız sınırsız kere dinleyebilirsiniz. bu şarkıyı beğenmeyenler plase olarak, göksel bende bi aşk var albümünü , pentagram geçmişin yükü akustik, ya da neyse'den eski bahçeyi seçebilirler. yine beğenmiyorsanız vega’dan isim şehir. hala mı beğenmediniz? benim hayatımın filmi cekilse kullanılmasını istediğim mor ve ötesi korkma 2010 youtube orjinal hd adlı şarkı. bulun abi kafanıza göre bir şey.

    vakti zamanında bir çok arkadaşımı barıştırıp, bir çoğunu da bizzat ben gazlayıp ayırdım. yakınım 3 ayrı arkadaşımın (1i kadın) eşleriyle sorun yaşarken, bana danışmaları sonucu, olayları analiz edip boşanma kararı almalarına çanak tuttum. 3 ü de şu an bu kararlarında çok memnun ve bana üçü de teşekkür eder. sen olmasaydın bu kadar cesur kararı alamazdım derler. ben gerçekleri söylerim. tokat gibi çarpar. gerisi sana kalır. haa terzi kendi söküğünü dikemiyor bazen orası ayrı. ama bir şekilde çözülüyor herşey. yine gelip gerçekleri tokat gibi çarpacağım. bir çoğunu kendime çarpacağım. en çok da o'na çarpacağım. çünkü o bahsi geçen 6. aşktaki kızla olan olayı nihayet çözdüm. çözümlemem de kelimelere döküldü.

    ayrıca herkese ayrılın da demedim tabi. kurtulacak ilişki var. yakılacak ilişki var. başta kendim olmak üzere gidilmesi gereken yerlerde bazen gidemediğim oldu. terk edip gidebilsem zaten mutsuz olmazdım. sanırım bu yazı benim gidememelerimin de hikayesi. çünkü öyle öyle tecrübe ediyorsun. bunları da yazıyorum ki, yalnız olmadığınız hissi okuyana rahatlık verebilir.

    şimdi olaya girersek

    sürece detaylı girelim bu sefer. aşk acısı çekmeye başlamadan önce biraz tatlı anılar biriktiriyorsunuz. ve sebep biriktiriyorsunuz. o kişiyi sevme nedenleri. gülüşü, bakışı, vucudu, ismi, tipi, saçı, kokusu, aile yapısı, işi, ayakkabısı, eteğinin boyu, elbisesinin ona yakışması, sakarlığı(mesela durduk yere gidip bam diye cama carpması), sesi, size ilgisi vs vs türlü nedenlerle o kişiyi hayatınızda özel bir yere koyuyorsunuz. bunlar tamamen subjektif ve sizin uydurduğunuz şeyler. uydurduğunuz demeyeyim de, taçlandırdığınız, anlamlandırdığınız diyeyim. abarttığınız belki de. uzun süreli ilişki yaşayanlar ise biraz daha fazla tabi ki bu. hayatınızın en dibine, temeline koyup çıkartmakta zorlanıyorsunuz. zorlanıyoruz.

    anne karnında yalnız büyüyoruz. ikizler, üçüzler bile yalnız büyüyor. fiilen yanında bir kardeşi var ama konuşamıyor. sadece alan paylaşımı söz konusu. doğduktan sonra uzun süre kendi kendimize yetemiyoruz. başkasına muhtacız beslenmek için bile. kendi işimizi kendimiz görene kadar bilinçaltımız beynimiz filan illa birine muhtaç olduğumuz hissini, bize format olarak, temele yerleştiriyor. dolayısıyla birine ihtiyacımız var güdüsü bizi aşık ediyor, birine muhtaçmışız gibi geliyor olabilir. bunda çok iddialı değilim ama mantıklı geliyor bana.

    ayrıca bir psikolog arkadaşıma sormuştum. lan dedim, sene oldu 2020. uzaya gidiliyor paso. yüz bin yıllardır şu sikindirik aşk acısını çözemedi insanoğlu. niye abi? şunu bir çözün ya. her şeye zararı var bunun dedim. bi hap map bişiy yapın. itörnıl sanşayn yapın filan dedim.

    abi dedi, şimdi eski tunç taş dönemlerinde filan çocuk büyütmek çok zor işti. kadınlar hele tek başına çocuğuna bakamıyordu. hem yemek bulacak, avlanacak, hamile haliyle filan bu çok zordu. ama bir erkek aşık olduğu durumda, kadınına o hassas ve desteğe ihtiyaç olduğu dönemde, kadınının yanında bulununca çocuk doğuyordu. büyümek de öyle. çocuğa kendi kendine yetesiye kadar destek lazım. dolayısıyla arada aşk lazım kadın ve erkek arasında. arasında aşk olan çiftler devam etti. aile kurdu. yavruları da üreyebildi. aşk senin atalarının dnasında vardı. çünkü dnasında aşk olmayanlar doğal seçilim içinde fazla üreyemediler ve onların çocukları yaşayamadı. dolayısıyla senin atalarında aşk geni var. sende de olma nedeni bu. hepimizde var. iyi kötü var. dolayısıyla bu bir sorun değil. aşk seni sen yapan unsur. hayatta var olmanı buna borçlusun. eğer atalarında bu his, duygu olmasaydı zaten sen şu an var olmayacaktın.

    dolayısıyla benim burdan çıkarttığım sonuç, aşk duygusu bizde var evet ama bu eğitilebilmeli. ben aşık olduğum kızlara lan dünya niye bu kızın peşinde koşmuyor ki? diyorum hep. benim için dünya güzeli o. eski çağlarda adam öldür desin, öldürürsün. şimdi götün yemez tabi. o zaman kanun manun yok. atilla bana yamuk yaptı, onu vur cemil dese ben vururdum. nolcak ki? o derece. ama benden başka çok seven yok kızı şu an. yani talipleri var tabi hep. kızların talipleri bitmez. ama dünya peşinde ölesiye koşmuyor. hayır ayrıca benden fazla seven ömrü boyu olmayadabilir. bilemiyorum. hani hepimiz deriz en çok ben seviyorum. herkes en büyük yarak kendinde var zannediyor. herkes kendi derdini yarasını en derin ve büyük zannediyor. ben öyle olmak istemiyorum ama ne bilim lan. çok sevmiştim ben. öyle geldi bana hep. ama bitince görüyorsun ki, o kadar da büyük sevmemişsin. o yüzden yine tekrarlayacağım önceki yazıdaki gibi. daha daha da iyisi hep geliyor. mutlu olmak için tek yapabilmeniz gereken şey, vazgeçme noktanızı kestirebilmeniz. ondan vazgeçebildiğiniz anda, hayat size ödülü veriyor. kendimize vazgeçmeyi öğretmemiz lazım.

    +bunu da nasıl yapıyoruz? sen, hişt arkadaki gözlüklü. cevap ver.
    - .......
    +duyamıyorum daha yüksek sesle.
    -bilinçle yapıyouz hocam.
    +aferin çocuğum bak işi hafiften kapıyorsun. otur. yüz.

    neyse işte, aslında burda uyanmam lazım. yani benim peşinde koştuğum kızı herkes ben kadar beğenmiyor. ve ondan çok daha iyileri etrafta dolu. sınırı yok bu işin. altılı ganyanda tüyo alıp kimseye söylemeyen acemi gibi, bu kızı ben keşfettim, dur kimse uyanmadan kapayım diyorum herhalde. başka açıklaması yok gibi. subjektif şeylerle yüceltiyoruz karşımızdakini. hani yine yanlış anlaşılmasın. sevdiklerimiz değersiz demiyorum. mutlaka bir değerleri var. ama 5 ise 6, 8 ise 12 yapıyoruz onları. üstüne biz koyuyoruz. yani rakam vermem de hoş olmadı ama dünya acımasız. benim de insanların gözünde bir değerim var. kimi hatun bana 3 verir. kimi 13. kimi 33. kimi besıncır. o ye. ekstra şaşırdığım bir şey. ben de harika bir insanım. benim gözümde, maksimum puan kaçsa. ben oyum. ve lakin, dünya peşimde koşmuyor. halbuki benim peşimde milyonlar olması lazım. daha biraz zamanım var herhalde.. bence öyle yani heralde galba kesinkes sanırsam.

    dolayısıyla bu şu demek: benim sevdiğim kız 10. ben onu 20 yaptım. ve kıza bunu hissettirdim. ben gercekte 15 im. bak kızdan esasen daha iyi puanım var. kızın götü kalkıyor. beni beğenmiyor. o beğenmedikce ben telas ediyorum. 15 olan değerimi zamanla 5lere, 3lere kadar düşürüyorum. sonra algılar allak bullak oluyor.

    yani şunu diyorum. sizi beğenmeyen birisi karşısında, beğenilmemeniz sonrası egonuz bir zarar görüyor ya, hah işte onun önüne geçebilirdik. geçemediysekte işte artık vazgeçme zamanı geliyor. ordan hızlıca uzaklaşın. 15 olan değerinizi 35 yapacak insanlara yönelin. yine yanlış anlaşılma olmasın. bu işlerin karşılıklı olması lazım. ve emin olun dışarda öyle birileri var.

    neyse süreci incelemeye devam. bu abarttığımız kişiyle olmayacağını anlıyoruz diyelim. zira olsa zaten burda bu yazıyı yazmıyor okumuyor oluruz. sırça köşkünüzde sevdiceğinizle sevişiyor olurdunuz. anlayamadığım şeylerden birisi de bu. ulan dünyanın yarısından fazlası sevişebilme özgürlüğünde. kimse bu konuda konuşmuyor lan. prime time da daha iyi sevişme ile ilgili şeyler anlatılsa filan olmaz mı? yani bunun bir orta yolu olmalı. porno ve erotik filmler sevişmeyi öğretmiyor ki zaten onlar daha bozuyor bile olabilir. pozisyon bilgisi geliştikçe insan mutsuzlaşıp yeni şeyler denemeye heveslenip kendini zora sokuyor. psikolojik yan etkileri var sanırsam. nerden nasıl daha fazla zevk alınır napılır filan kimse konuşmuyor abi. herkes kulaktan dolma şeyler yaşıyor. sorunları artıları hastalıkları eksileri filan bilmiyoruz. biliyorum diyenin dedesi eşek sikmiş. kimsenin kimseye hayrı yok. lan dünyadaki en güzel şeylerden birisi seks. kimse açıp da bunu konuşmuyor. konuşulanlar da iğrenç bir dil ve lehçe var. emdim, gömdüm. çaktım karı bana verdi, filan. seks bunlardan daha fazla özveriyi hakediyor lan. sevişmeyen insan rahatlayamıyor. herşeyi yapıyor sonra. ben demiyorum gidin zina yapın. evli çiftler de bilmiyor. niye olm? niye bu zulum. seks bakanlığı filan olmasın mı? okullarda ders olarak okutulmasın mı? yıl oldu 2020 lan. seks lafını duyunca niye herkes aaa ayıp diyor. neden gülüşmeler kikirdeşmeler oluyor. niye abi? vallahi sinirleniyorum lan. kaçınız sevişmeyi üremeyi ailesiyle rahatça konuşabildi. ulan yaşamanın 4 olayından birisi bu lan. doğmak, büyümek, üremek, ölüm. devlet kontrollu olsun. ama olsun. tamam insanlar günah filan diyor çekiniyor. ulan konuşması günahsa öğrenmesi günah değildir herhalde. hatta bak devlet filan el atmadığı için, porno filmlerde paso ahlaksız şeyler oluyor. hastanede hastasını düdükleyen doktorlar hemşireler. müsterisine bedava taksimetre acan faketaksiler, kızına erkek arkadası ile seks öğreten üvey anneler, daha envai çeşit sapıklık sayarım size. pornolar da hayvan gibi izleniyor. e sen alternatif şey üretmezsen, doğru bilgiyi vermezsen, bu adam bir şekilde kendini tatmin edecek. tatmin ederken de ona yardımcı olabilecek ahlaksız pornocular hazırda bekliyor. deli para dönüyor porno işinde. sen bu insanları o sapıklıkların kucağına kucağına itiyorsun. haksız mıyım?

    konuya dönersek biz bunun üstüne neler yapıyoruz?

    konu neydi ya ben dağıldım biraz? hah sevdiğimiz insanla artık bir birliktelik içinde olmadığımızı olamayacağımızı anladığımız an. umutlarımızın bir acabaya düştüğü an.

    bir kere çok hızlı hareket ediyoruz. fevri hareketler yapıyoruz.. çünkü telaşa kapılıyoruz. telaş kelimesi burada çok önemli anahtar kelime. içimizde süper büyük bir enerji açığa çıkıyor. onun için dünyayı devirebiliriz. red yiyince götümüzde patlıyor enerji. ve o enerjiyi harcayacak yer yok. kerem ipnesi aslı için dağ delmiş. neden? adam, işte o kızı alamayacağım telaşıyla imkansızı imkanlı yapmış. onu tebrik ediyorum. en azından kerem abi aslısına kavuşmuş. dağ delmek kolay iş değil.

    itiraf edin hemen beni eleştirdiniz. dediniz ki kerem ile aslı, ferhat ile şirin hikayesini karıştırıyor diye. işte telaşa düştünüz. sikik bir ekşisozluk yazarının, yazısında bile telaş etmeden duramıyorsunuz amk. az biraz bekleseniz ben farkediyorum işte doğrusunu. insan aşık olduğu insanı kaybedince nasıl telaş etmesin ki? hiç alakası olmadığı bir yazarın kerem ferhat karıştırmasına burun kıvıran insan, hayatının merkezine koymak istediği insanı kaybedince ayarı kaçmaz mı?

    ferhat şanslıymış ki, önüne imkansız sanılan ama imkanlı bir engel koyulmuş. adam engeli aşmış ve sevdiceğinin koynuna girip sevişebilmiş, diyecem ama, aşk oyunları içinde kandırılmış. sevdiceğinin naaşını son bir kez görmeden kendini öldürmüş. şirin de onu duyup kendini öldürmüş. intiharların büyük çoğunluğu sanırım aşk acısından dolayı. ya da belki de değildi de bu hikayelerle duyula duyula insanlar normalleştirdi. yıllarca sen uğraş didin, oku, çabala, bir şeyler yap. gönlünü birine kaptır. canına kıy.

    işin garibi o duygu durumunda çok mantıklı geliyor. duygulardan sıyrıldığında alalah nasıl olmuş da o fikir gelmiş diye bir şaşırıyorsun. aman diyeyim gençler. gözünüzü seveyim. intihar konusunda çok telaş etmeyin. oturun güzel güzel sakin sakin kalın.

    bu mirkelamın da allah belasını versin. nasıl sarkı yaptın allahsız. insan dinlicek bunu. insan bi düşünür, bunu dinleyen mahvolur mu diye. yıldız tilbe'nin insanlar intihar eder diye çıkarmadığı şarkıları var mesela. sen de biraz daha az minör yapabilirdin şarkıyı. minörü bol bulup basmışsın. mirkelama söylüyorum diğer müzisyenler siz anlayın. hayvan gibi şaapıyosunuz. neyse.

    peki eline böyle imkan verilmeyen biz napıyoruz? ağlıyoruz sürekli, yakınlarımızı arayıp mümkün olduğunca çok kere aynı şeyleri tekrar ederek onların kafalarını sikiyoruz, eski anıları defalarca baştan sona geçip 700 kere daha yaşıyoruz. karşımızdaki insana içip içip mesaj atıyoruz. ya da içmeyip içmeyip aşkı ilan ediyoruz. olucak işin dibine dinamitle telaşla dalıp bozuyoruz. ya da elimizdeki hali hazırda, bizi seven insana yalvaran gözlerle bakıp kendimizi güçsüz kılıyoruz. saçmalayıp iyice zırvalıyoruz.

    psikiyatriste gidiyoruz belki. kimisi ilaç olayını düşünüyor uyguluyor.

    o'nu sosyal medyada heryerden siliyoruz. foursquare kaldı mı bilmiyorum ama ordan bile siliyoruz. silmek yetmiyor. blokluyoruz. bloklamak yetmiyor geri açıp bir daha blokluyoruz. numarasını bir yere yedekleyip ya da ezberleyip siliyoruz. 2 gün rehberde olmayınca rahat ediyoruz. sonra bir daha kaydediyoruz. çünkü bu verdiğimiz tepkinin çocukca olduğunu düşünüyoruz. bu sırada olabildiğince çok kişiye herşeyi defalarca anlattığımız için yaralarımız iyice deşilmiş, hunharca bütün kalelerimize girilmiş, duygularımız zapt edilmiş olabiliyor. hatta hıyanet içine düşmüş olabiliyorlar. kafamız da çok karışıyor haliyle. tüm alternatifleri düşünüyor beyin milyonlarca kere. defalarca kalbimizi yerlerde pas pas yapıyoruz. belki de hiç kimseyle konuşmayıp hep içimize atıyoruz. çünkü zaten bazı şeyleri anlattığımız insanlar hiç mi hiç anlamıyor bile. bu sırada o'nun neler yaptığı, neden yanınızda olmadığı, şu an kimlerle olduğu, canı yanıyor mu? mutlu mu? aha instagramdaki yeni takipcisi erkek mi? kız mı? hassiktir bu story de eli görünen kim? aralarında bişiy olmuş mudur? ulan bu da kızlarla iken resim koyuyo, boş koyduğu resimlerde yanında seviştiği adam-kadın mı var acaba? lan beni niye sevmedi ki? filan falan zibilyon tane soru. sorun.

    daha önce bi yerde yazmıştım. beyin aynı şeyi 100lerce kere düşünebiliyor. ama yazmak öyle değil. aynı şeyi 3 kereden fazla yazamıyorsun. zorlanıyor beyin. yazmaya isyan ediyor. dolayısıyla bu ne fayda sağlar bilmiyorum. belki de ben bu yüzden yazıyorum. hatta selam olsun burdan bi arkadaş, 18 yaşındaymış. mesaj attı. "abi dedi seni örnek alıyorum. ama sen gibi aşık olmıcam :) sen çok seviyorsun. gereksiz üzüyorsun kendini."

    haklı mk :) harbi haklı çocuk :) ama sevmek güzel şey diyemedim. çünkü ispatla dese, suratımdaki tokadı gösterebileceğim sadece. o yüzden yeni nesilden umutluyum. okuyun. okutun bunları. ama aşk güzel şey bak. aşka laf etmiyoruz. zaten burada aşık olmamayı değil, nasıl aşık olmalıyız neler yapmalıyızı işliyoruz değil mi? dur dur konu dağılmasın. ben devam ediyorum daha bitmedi diyeceklerim. aşk nasıl olayına geleceğiz.

    bakın demin ne demiştim. telaş.

    telaş etmeyin. telaş en büyük düşmanı aşkın. ama aşık insan 3 sn bile onsuz kalamıyor. bizi telaşa zorluyor aşk. insan adam öldürcek sinire, negatif elektriğe ulaşıyor o raddede. en okumuş adam, en zengin adam, en vasıflı adam, en prensipli adam aptala dönüyor. aranızdan seksistler çıkıp adam dedi filan da demesin. ağzının ortasına sümsüğü gorum valla. adamları insan yapıverin. en okumuş insan filan deyiverin işte. kadınları yok saymıyoruz. aksine seviyoruz işte lan kadınlardan birisini. baya aşıktık işte. burası cinsiyet tartışması yapılacak yer değildir. lütfen bana haddimi bildirmeyiniz.

    (şimdi vereceğim diger referans yazıya gitmek zorunda değilsiniz. laf etmeyin ama detayları başka başka bir çok yazıda anlattığım için okumak isteyen için koyuyorum)
    500t'deki pembe sütyenli kız yazısı, biraz belki ışık olur mu bilmiyorum. tercih sizin. gerçi bu yazı erkek merkezli bir yazı gibi. kızlar da belki okuyup hayır lan şurası yanlış diyebilirler mi bilmiyorum. okuyan çok kişi katılmıştı. kızlar da, aaaa çok doğru filan demişlerdi. ayrıca aşksız büyümek adlı bu yazımda da biraz psikolojik çözümleme yapmıştım. ilgilenen sonra okur

    şimdi insan yaşadıklarından örnek verebiliyor ya, son örneğim yakın olduğu için yine ordan gideceğim. sürecin içinde bir sürü şey oldu. harika hikayemiz başladı. çok acayip şekilde tanıştık. önümüzde engeller vardı. başka ülkelerde yaşıyorduk. vs vs. detaya çok girmeyeceğim. çünkü yazdığım kısımları vardı. gereksiz buldum. sildim. ilginizi dağıtabilir. zaten önemli de değil. 2 saatlik türk dizisi çekmiyoruz. bir an evel yazıyı nihai konumuna getirmem lazım.

    engellere rağmen denemeye çalıştım. çünkü uzun süredir hissetmediğim şeyleri onunla adeta kucakladım. beni ikna edip bana sarılan elimi ilk tutan oydu. ben de gözlerinin beyazına bakıp elini tuttum. çok güzel şeyler söyledim. ama hiç olumluya gitmedi. biraz zaman tanısam belki işler olumluya gidecekti ama ben sevince çok pis dağıtıyorum. yıldız tilbe ablanın şahane lafı var bu konuda.

    hayatıma biri girince ben çıkıyorum. ahahaha. süper laf değil mi lan? resmen normalde güzel bir hayatımız varken, birisini alınca sapıtıyoruz.

    o zaman isterken, ben de fırtınalar kopuyordu. zaman vereyim diyordum ama 3 sn bile ayrı kalmak kanıma dokunuyordu. ben kendi hayatımdan bayağı bir uzaklaştım o dönem. sağolsun o da, pek yardımcı olmadı. olmak zorunda da değildi tabi ki.

    hayır ben çabuk aşık olmuyorum. zor aşık olabildiğim ve derin yaşadığım için, aşkı bulunca çok büyük dev sahipleniyorum. ve aşka şans veriyorum. sizlerin evlenmekten korktuğu yerde ben korkusuzca deniyorum. kim ne der? napar diye düşünmüyorum. sonunu düşünmüyorum. yani düşünüyorum tabi ki. sonu iyi olsun istiyorum ama olumsuzlukları düşünmüyorum. düşünsem hareket etmezdim zaten. bu yazıları yazmak, bunların bir yansıması. yazmak istediğim için yazıyorum. istemeyen okumasın amk zerre umrumda değil. hatta yazmak çok tehlikeli lan. bu yazıyı yazmanın, pozitif etkileri olabileceği gibi negatif etkileri de olucak. bazı özel şeylerimi açmış oluyorum. tonla salak saçma eleştiriler gelicek. mal diyen çıkacak. bizim mahmutta aynısını yapmıştı orjinal değil diyecek. bir sürü şey söylenecek. hayır sanki benim orjinal diye bir iddiam var. ya da ne bileyim benim iddia etmediğim bir çok şey sanki iddia etmişim gibi algılanacak. herkesin fikri var amk sosyal medyada. çünkü üretebilmek zor iş. herkesin yazabilmesi hoş değil. üretemiyor herkes çünkü. bana güzel eleştiriyle gelse anlarım. anca bok atabiliyor. kendimi çok önemli bir zat görmüyorum bu arada. ama yani beni eleştiriyorsan bana faydası olmayacaksa eleştirme abi diyorum. resim muhabbeti var ya. usta ben oldum mu demiş çırak. usta demiş git resmini sehrin meydanına koy. yanına da fırca koy. kötü yerlerini işaretleyebilirsiniz diye not yaz. herkes işaretlemiş. resim çizikten gorunmez olmuş. eleman üzülmüş. ustası ertesi günü bu sefer yeni resim koy ve notu düzelt. beğenmediğiniz yerleri düzeltin diye. kimse dokunmamış bu sefer resme. o hesap. kötü yönlerini söylemeyin lan yazının. neresi değişmeli onu söyleyin.

    ben bunlardan korkmayıp yazıyorum ve okuyanlar bir şeyler edindiğini, yararlı olduğunu söyleyince çok mutlu oluyorum. ben bir hata ya da doğru yaptımsa örnek olarak alınayım ve acılı kısımlarını, başkası yaşamasın, istiyorum. 1 kişiye bile faydası olursa ne mutlu bana. o bir kişi belki ileri de kanserin çaresini bulacak lan belki?

    insanlar nedenlerle, sebeplerle yaşar. ben de sordum. dedim biz niye denemiyoruz?
    bir sürü şey sordum. hiç birine cevap vermedi. üzüldüm haliyle. sorun neydi bilmek istiyordum. bununla kafayı bozmuştum.

    fotograflarımızı gören herkes, ohaa ne kadar çok yakışmıssınız demişlerdi. ulan dünyanın bir nuramalı çifti olabilirdik lan. mehmet aslantug-arzum onan çiftinden daha güzel olmuştuk oysa ki, diyordum o zamanlar.

    ekledim. başkasını mı seviyorsun? eski sevgilin mi hala aklında? yeni birisi mi girdi hayatına? neden neyse söyle yahu dedim. belki nedeni öğrenirsem nedenle savaşabilirdim. o neden benim çarem olabilirdi. bana şu dağı git del, türkiye'yi ab'ye sok filan deseydin kanım yettiğince mücadele ederdim belki. ama nedensiz kalmak müthiş kanıma dokundu. kendi kendime sorular sorup, manyakça acaba neydi ki sorun diye düşünmezdim. bi konuşsaydın da bilseydim be müdür. çok mu zordu söylemek bunu başkan? hayır kendisi bilmez mi? bal gibi biliyor.

    esasen neden yoktu. sevmemişti işte. neden yoktu. gel deneyelim demelerim bir şeye fayda etmeyince, kendimi bir video hazırlarken buldum.

    bana seni çok kısa zamandır tanıyorum, ama çok uzun zamandır tanıyormuşum gibi geliyorsun diyen insan, bana dünyanın en yabancı insanıymışım gibi cevap vermemeye başladı. görüldülü facebook instagram mesajlarım, mavi tıklı wasap mesajlarım, cevapsız kaldı hep.

    onun suçu yok ama. yani suçu tabi ki var ama o suçsuzluk hakkını ona biraz da ben verdim çünkü abartan benim. yani ne diye suçu olsun ki. kendi içinde ilişkiyi yaşamayı deneyip olduramayıp beni cevapsız bıraktı. döndü arkasını gitti. benim de gitmem gerekiyordu. mal ben gitmedim. neler neler söyledim işte. sebep sunmadı bana.. mesela yakın arkadaşınız timuçin size yanlış yaptı diyelim. arıyorsun açmıyor filan. kaç sefer daha ararsınız? böyle diyince herkes düşünmeye gidiyor timuçin kim lan hikayede nerden çıktı diye. arada böyle isimleri götümden uyduruyorum :) benim aramalarıma çıkmayan adamı 1-2 kere daha arar sonra sallamam siz gibi ben de. ama kız öyle değil işte :) insan niye öyle mala bağlıyor lan. çok acayip değil mi?

    utanmadan bana soruyor diyor ki, beni bu kadar değerli yapan ne? diyor. anlatıyorum uzun uzun. herşeyi cevaplıyorum. detaylı. egosunu pışpışlayıp, çoşturuyorum. götünü kaldırıyorum.

    ben soruyorum. peki beni sende bu kadar değersiz yapan ne? naptım ki ben sana da sende bu kadar değersizim? yok cevap veremezmiş. bilmem neymiş. adam gibi çık de ki. seni sevmiyorum. tarzım değilsin. bitti gitti. sana bi sebep sunamam filan. güya beni kırmıyor. fakat salak yerine koyuyor. zannediyor ki, ben anlamıyorum hiç bir şeyi.

    bir de kızlar akıl vermeye bayılıyor. beni sevme. başkasını sev filan. ulan siparişle mi seviyor lan insan? bir de o kafayla insan sebepsizce mutlu etmeye çalışıyor karşısındakini. o mutlu olsun da filan fıstık. tamam olsun da, az biraz o çabalasın mutlu olmak için. kimseyi mutlu etmeye çalışmamak lazım ekstradan. zaten sizin yanınızda olursa mutlu olacağını bilir. sevmek yüce bir şey. her yere boşa harcamamak lazım. sevenleri üzmemek lazım.

    benim kafam zehir gibi çalışır. üstelik yeni bir konu olsun, zehirlik x10. bir video yaptım ben de. benim doğum günümü sağolsun kutladı. ben onun doğum gününü kutlamadım ama. haliyle çok şaşırmış olsa gerek. hatta inanmayacaksınız. onun doğum gününü kutlamadığım için normalde bana yazmayan kız, assiktir noluyor lan telaşıyla bana mesaj attı. instagrama bir story atmıştım. sinirli gibi bir surat ifadesi takınmıştım. sinirlenmeyin jzff bey diye mesaj attı. o mesajın sıcaklığıyla olayları anlayamadım ama, e be abla, madem bana mesaj atabiliyordun. niye beni kaybettiğin, egonu çoşturan jzff'i kaybettiğin zannettiğin anda senin çevrende tutma telaşınla attın o mesajı.

    video olayına gelelim yine. kutlamama nedenimi ise 11 dakikalık bir video ile açıkladım. ben ara ara dünyada kaç gündür yaşamışım diye bakarım. kişisel hobim :)
    farkettim ki, o'nun doğum gününden 2 gün sonra, hayatının 9500. günü idi. o yüzden doğum gününün geçmesini bekledim. videoyu hazırlamam 2 hafta filan sürdü. dünyanın her yerinden arkadaslara onun icin video yaptırıp hepsini bir arada topladım. güzelce birleştirdim. en sonda ben çıkıyorum. kutluyorum. onun bendeki değerini ifade ediyorum ona. sonra onun için bestelediğim şarkıyı, karga sesime rağmen, gitar çalmayı yeni öğrenmeme rağmen, kendim çalıp söylüyorum. sesi güzel olan müzisyen arkadaşlara yaptıracaktım. dedim benden bir şey olsun. sonuçta bu benim bir ürünüm. yani video benim karga sesime kadar gayet iyiydi aslında :) o şarkıyı söylemeseydim belki olurdu iş :) ahahaha.

    videoyu kısaca özetlersem, güzel bir hikayeyle açılıyor. sonra bir matematik işlemi ile onun hayatının 9500. günü olduğunu izah ediyorum beyaz bir tahtada. ardından o günün haber bültenine bağlanıyoruz ve profesyonel bir spiker o günün önemini anlatıyor. ve diyor işte bu gün yurt genelinde ve dış temsilciliklerimizde kutlandı. gelin hep beraber bakalım diyor. sonra 30 küsur noktaya tek tek gidiyoruz dünya içinde, uçaklar, vapurlar, arabalar, tabanway ile. dünya etrafında bir tur atıp en son kızın memleketi antalyaya geliyoruz. sonra ben çıkıyorum konuşuyorum. şarkı calıyorum karga sesimle söylüyorum. filan fıstık bitiyor.

    videodaki arkadaşlar benim mutluluğum için kendilerini kamera önüne atıp, müthiş işler yaptılar. kaç defa izledim bilemezsiniz. en ufak detayını bile düşünüp hazırladım, zevkle vakit harcadım. insanlara kaba bir metin verdim. söyledikleri herşey onların kendi kararı. metne müdahale etmedim. ve onlar bana beni sevdiklerini gosterdiler. biraz profesyonel görünebilir ama kuruş para harcamadım. hepsi benim rica ve uğraşım.

    şimdi arkadaşlar. ben bunu niye yaptım? kendim için yaptım. onun için yaptım. mutlu olsun diye yaptım. çok mutlu da oldu inanıyorum. ağladı kız. bir değil bir çok kere izledi. benim ona nasıl değer verdiğimi ben ispatladım. videoyu izleyen hiç kimse bundan şüphe de duymadı.

    ama abicim bak bu videoyu izleyen 20 ye yakın hatun arkadaşım, lan dedi bu nası bir şey.? bunu bana yapsaydın sana aşık olurdum. direkt evlenirdim seninle. bu videonun açamayacağı gönül yok. o gerçekten çok şanslıymış dediler. ben öyle düşünmüyordum. dedikleri içinde sadece o'nun şanslı olduğu kısmına katılabilirdim ama belki de şanssız. o da diyordur belki. şanssızlık jzff beni sevdi. keşke sevmeseydi. benim fikrim şanslıydı. onu dünyadaki herkesten herşeyden çok sevebilirdim ömrümün sonuna kadar.

    videoyu, vermicem vericem derken, sonucun değişmeyeceğini de biliyordum ama içimde kalmasın diye verdim. keşke vermeseydim bu arada. çünkü verip vermeme konusunda kendimle çok kavga ettim. vermeseydim eğer kızı orada içimde bitirmiş büyük bir devrim yapmış olacaktım. yakın bir arkadaşım göğsünü gere gere ver dedi. o kadar uğraşmışsın emek vermişsin. paylaş gitsin dedi. uyduk onlara. insan gaza da geliyor ister istemez. bir acaba oluştu kafamda. zaten vardı o acaba. yani videoyu yaparken nasıl heyecanlandım, telaşlandım. bir an evvel bitsin diye nasıl kendimi zor zaptettim anlatamam. ama videonun bir sonuca götürmeyeceğini, daha kaç kere söyleyeceğim bilmiyorum ama, biliyordum. yine de kendimi ateşe attım. milyonda bir bile bir umut varsa onu gönül kucaklıyor herhalde. ki kucaklamamak lazım. zaten bu gönül işlerinde milyonda bir diye bir şey yok. yüzde 50-50. olup olmayacağı kabak gibi belli oluyor baştan. o yüzden siz de az buçuk anladığınız durumlardan kaçın uzaklaşın. bırakın kızın erkeğin peşini. gitsin ne hali varsa görsün.

    bir çok erkek arkadaşım(ya şu cinsiyeti erkek olan arkadaşlar için bir kelime bulalım ya. böyle erkek arkadaşım diyince sanki eşcinselmişiz gibi oluyor) şapka çıkarttı. lan dedi ben bile duygulandım. ulan hakkaten en odun adam bile bi garip oldu. içselleştirdi. yuh dedi.

    yalnız ekşi itiraftaki en çok favlanan entryi bilirsiniz. buradaki kadar profesyonel olmasa da bence iyi videodur. akıbetim bu yazıyı bilmeme rağmen aynı oldu. perçinledim sonucu :) fakat ben son ruyada inecek astral yolcuya tam katılamıyorum. ben emek harcadım. satın almadan yaptım. benim de elimde patladı sevgim. gerçi o hali hazırda yürüyen ilişkiler için diyordu onu. benim ki ilişki başlatmak için atılacak adımdı.

    kız, videoyu aldığında, vereceği tepki yüzünden, yalnız olmayayım diye en yakın arkadasımla tatile cıktım. zaten olumlu olmayacağını biliyordum sonucun(kacıncı kere söyledim lan) ve yalnız kalmak istemedim. zaten kaç zamandır konuşmuyorduk kızla. video üstüne aradı. kendini mahcup hissetti. ben kapatmak istiyorum telefonu. hadi diyorum gorusuruz. konuyu o uzatıyor. 1 saate yakın konustuk. havadan sudan konuştuk. bisürü sey konustuk. zaten bende konuşcak konu bitmiyor. konusmak istemiyordum aslında cünkü konustukca içimde büyüyor o. seviyorum lan kızı. ama işte hayır madem videoyu verdim, üstüne niye arayınca konuşuyorum. sonucun ne olacağını da zaten biliyorduk işte. neyini zorluyorsun jzff. uğraşma işte daha fazla. saçma saçma işler. ama kız kapatmadan ben kapatamıyorum da. çünkü körkütük aşığım. onur gurur hiç bir şey yok o an.

    tamam aşık olduğum için biraz kontrolü kaybedip ona rahatsızlık verdiğim oldu sonradan. kabul. evinin kapısına gidip dayanmadım ama işte seviyorum seni diye ağlak mesajlar attım. güçsüzleştim biraz. çünkü hayvan gibi seviyorsun ama o sevgiyi nerene sokacağını bilemiyorsun. ben götüme soktum.

    şimdi zurnanın zırt dediği yere geliyoruz abicim.

    tüm bu olaylardan sonra, onunla evliyiz ve iki yaşında çocuğumuz var su an

    demek isterdim ama, başkan bak ben bile şu videoyla göt gibi ortada kaldımsa, ki ben bu videodan 10 kere daha güzelini de yaparım ilerde yine sevdiceğim için, bu işler videoyla, sevgi gösterileriyle, etkilemeye çalışmakla vs vs şeylerle olmuyor.

    vakti zamanında okul gezisine gitti arkadaşlar roma'ya. biz fakirdik aileme sormadım bile. melihler zengindi. melih gitti. melih zaten ayşe gidiyor diye gitti. ayşeye deli gibi aşık. romaya gitmişler. aşk çeşmesinde bir daha teklif etmiş melih. ayse kabul etmiş. bunlar sevgili döndü. bir hafta çıktılar. ayrıldılar. melihin bir lafı var. abi dedi. orda benim yerime odun olsa, ayşe o kereste ile bile çıkardı. hani benzetme yapmıyorum. bildiğin ham kütük olsa ayşe o romantik ortamda sevgili olurdu onunla. memlekete dönünce haliyle o eski romantizm kalmadı. ayrıldılar. ulan şu video sonrası kız benimle 1 hafta yalandan bile denemedi lan. ulan utanma pazarı diye bir şey var. hiç mi acaba olmuyor lan kafanda? yalandan bir hafta gönlümü oyala. hani zannedersin ki ben vebalıyım. halbuki bu kız beni daha önce sevdi. buluştuk ettik. dans mans ettik :)

    burdan şuraya geleceğim. izledikten sonra üstüne bir arkadaş söyledi.

    bir kız sevcekse sever abi dedi. ekstra bişiy yapmasan da altına sıçsanda sever.

    ben de biraz bahsetmiştim bundan eski yazılarda. hakikaten. birisi bir başkasını sevcekse zaten sever. siz batırsanız da sever. sizin bacaklarınız çarpık olsa da, agzınız koksa da, sever.

    insan cemyılmazın askerdeki onbaşılık esprisindeki gibi, dönüp duruyor nedensiz kalınca. lan hangi sorunumu buldu acaba o diye. belki de benim sorun bulmadığım şeyi sorun etti.

    belki de ben daha önceki yıllarda yaşadıklarım ve yaşattıklarımın cezasını da cekiyor olabilirim. hayat bazen çok karma. sorunun belki onunla alakası bile yok. bilemiyorum. fakat cevap alamamak beni daha önceden yine üzmüştü. burda size pera alsönmezin hikayesini paylaşıyorum. isteyen olursa okusun bir ara. bir böcek olmam . bu pera hikayesindeki gibi o'da beni bir böcek gibi hissettirdi. ama artık tecrübeyle sabit. takmıyor insan. kolay atlatıyor.

    bir önceki o giriş yazısının konsepti de biraz buydu ama size görsel kanıtlarla anılarla geldim bu sefer. birini seviyorsanız, sevdiğinizi söyleyin. o sizi sevmiyorsa dönün arkanızı gidin. böyle 30 40 takla atsan, ısrar kıyamet şeyler yapsan filan, yine de bir işe yaramıyor. bak kız benim mesajlarıma geri dönmedi çünkü sevmiyor. bitti bu kadar basit. nedenini bilmek istesem de, öğrensem de sonuç değişmiyor. dünyanın sırrı da değil lan. sevmiyor işte. neyini anlamadım ki onca süre?

    bir sürü şeyi de anlatmadım daha. beni sevmesi için hiç bir şey yapamam. yaptığım ve yapabileceğim bir sürü sey daha var. ama olmuyor işte abi. kız istemiyor. is te mi yor. sizi de sizin sevdiğiniz istemiyor. sevmiyor. kabullenelim bu durumu. bırakıp, dönüp arkamızı gidelim. bu başlığı aşk için harcanan 4999 saat yapıp, bir saat kala bıraktım. sonunda 5000 saate gitmedim bakın yazacaktım. ama o bir saat bile değerli, ben bir saat önce bıraktım siz de bırakın diyecektim. sonra gereksiz buldum. yazı içinde şu an bahsettiğim şekilde bahsederim dedim. yoksa damping yaptık abla, elbise 49.99 tl deki gibi bir oyun yapacağımdan değil. 5000 saat ne derseniz o olaya da geliyorum birazdan.

    o yüzden siz de bırakın abi sevdiklerinizin peşini artık. yani olmuyor işte. napalım. ağzınla kuş tutsan olmuyor. sorun sende değil hakkaten onda :)

    ben olmayacağını bile bile yine bak denedim. neler yaptım? olmadı. olmayınca olmuyor. sen benden daha güzelini yapsan da olmayacak. bu ve benzeri videoları izleyen kızlar niye bize böyle video yapmadınız diye erkekleri suçlayıp yine onları sevmeye devam edeceksiniz. umursanmadıkları adamları sevmeye devam edecekler bunun gibi video almayanlar. çünkü bu iş umursanmakla umursanmamakla alakalı değil. insanlar ne kadar sevildiğine bakmıyor. kendi sevip sevmediklerine bakıyor.

    bana aşık olan kız yok mu? var. onlar beni çok seviyorlar diye ben onları seviyor muyum? hayır. işte aynısı bize de oluyor. ben de sevdiğim kızın peşinde koşuyorum. beni sevenin değil. o'da kendi sevdiğinin peşinden koşacak. belki çocuk onu çok çok üzecek. ama o’nun umurunda olan şey kendi hisleri.

    işte şimdi çözüme geliyoruz. öğrenilecek şeylerden birisi mario olmak. peki marioluk nedir? şimdi hep beraber ona bir göz atalım. ama önce kısa bir ara.

    dırımdıttırım.rek lam lar.

    spotifya üye olalım.

    dırımdıttırım. reklamlar bitti.

    şimdi bak bi tane çok sevdiğim arkadaşım var. birbirimize orti diyoruz. italyaya bolognaya yüksek lisansa gitti. yeni ülkeye gidiş zordur haliyle. yepisyeni bir dünya kuruyorsun. kız 30 ayrı ev gezdi, boş oda kiralayabilmek için. ki oralarda ev bulmak zor. gezdiği evlerden birinde mario ile maria yaşıyormuş. maria bizim ortiye randevu verip evi gezdirmiş. evin odalarına tek tek bakarlarken işte hikayelerini filan anlatmış. mario’nun yaptıklarından, önce marianın memleketi finlandiyada nasıl beraber yaşadıklarından. ne zaman tanıstıklarına filan. evdeki odanın birisinde hobi olarak marangozluk yaptığından filan bahsetmiş marionun sonra. kendi yaptıklarından işlerinden bahsetmiş vs vs. (kıçıkırık italyan evinde hobi olarak marangozluk yapıyor lan. keyfe bak)

    ortim de ben gibi aşk acısı çeken biri. biz onunla aşk acısı badisiyiz. bununla ilgili şu başlığı açmıştım. kimse sallamadı. belki görüp sallayan olur. her neyse ortiyle çok şey konuştuk. ben onun herşeyini biliyorum o da benimkileri. müthiş desteğiz birbirimize. ekşiden tanıştık. her neyse. orti diyor ki, öyle bir an yakaladım orti, mario ile maria ayrılsa, ikisi de hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. sanki hiç bir şey olmamış gibi. birbirlerine bağımlı değiller. birbirlerini çok seviyorlar ama hayatlarını onlar için merkeze almamışlar. yani mario, maria onu aldatsa, terketse, ya da ölse(ki bu da bir ihtimal) kısa bir süre sonra toparlanabilir. hayatlarını önce kendileri için yaşıyorlar.

    biliyorsunuz bizler ayrılınca tabiri caizse amı götü dağıtıyoruz. ölümlerden dönüyoruz. niye? daha önce hiç tanımadığımız ve bizi bir kalemde silme ihtimali hep olan, üstelik tepki olarak hiç bir şey yapamayacağımız bir insana bu şansı tanıyoruz. hayatımıza sıçma şansını tanıyoruz. onu temele alıp, kendi hayatımızı değil, onun hayatını yaşamak istiyoruz. böyle bir ilişki içine girersek kime ne faydamız olabilir ki?

    insan mario ve maria olmamalı mı? gerçek ilişki bu değil mi? bu. gerçek doğru ilişki, kendi hayatını yaşadığın doğrultuda karşına çıkan ve hayatınızın beraber gidebildiği ortamlarda bulunan biriyle sevgili olmak. ikinizin de istemesi lazım bir de haliyle. hani burdan şey anlamı çıkmasın. uzak mesafe ilişkisi yaşanmaz demiyorum. insanlar birbirine destek olduğu sürece herşey yaşanır. ama taraflardan birinin götü kalkıp seni istemiyorum dediği an, öbürünün hemen sıvışması başka yere gitmesi lazım. kendini ezdirmemek lazım. ne lan bu böyle yok yere pres yiyorsun, acı çekiyorsun?

    aslında buraya bazı şarkıların söz analizlerini koyacaktım ama sanıyorum aşık bir insan zaten yapıyor tüm o analizleri. bir sürü analiz edilebilecek şarkı var ama en en en uygunu şu:

    senin için harcanan zamana yazık

    senin icin harcanan zamana yazıktan kasıt şu. elbetteki sevmek çok yüce ama sen en güzel duyguların katilisin derken o ortada ilgisizce bırakılmak ne kadar acı değil mi? bırakın abi artık daha fazla zaman harcamayın o sizi sevmeyenle. sizi sevmeyen zaten kendi yoluna gitsin. uyuşmuyorsunuz demek ki. zorla güzellik olmaz.

    ben şimdi 7 ay filan sevdim bu kızı. her gün yemedim içmedim, uykumda bile düşündüm bu kızı. türlü türlü şeyleri unutabildiğim halde onunla ilgili hiç bir ufak detayı unutmadım. fotograf altına yazdığı bir yorumunu durduk yere aklıma getirip uzun uzun düşündüğüm de oldu. böyle creepy kıvamında kızın profesyonel stalkerı oldum. profesor oldum hatta. çünkü 7 ay 30 gnden 210 gün yapar. her gün 24 saat kızı düşündümse 210x24: 5040 yapsa. 40 saati de içler dışlardan pi yi 3 alarak yok edersem kaldı işte 5000 saat. 24 saat nası düşündün diyen olursa uykuda bile düşündük lan işte. yalan mı?

    bu rakamdan daha fazla harcadığım kızlar oldu. eminim bunun 20 katı kadar harcayanlarınız var aranızda. salak saçma yere heba ettiğimiz saatler.

    şimdi soruyorum. hayatta neyi yapsaydınız 5000 saat, başarılı olmazdınız? 5000 saat harcadığınız her şeyde profesor olmaz mısınız?

    lan 5000 saat kod yazsan baya iyi bir mühendis olursun. 5000 saat gitar çalsan neler olurdu? 5000 saat ingilizce ispanyolca japonca calıssan?

    elbette egzajere ediyorum. 5000 burda alelade seçilmiş bir sayı. bunu kimisi 3000 kimisi on bin, kimisi 100bin olarak yaşıyor. ama düşün 7 ay boyunca günde 10 saat ispanyolca çalış. nerelere gelirdin nerelere? baya baya konuşurdun. 7 ay boyunca haftada 3 gün gyme git. yediğine içtiğine dikkat et. sonuç garanti. süper vucudun olur. biz naptık? mal gibi, armut gibi kızı düşündük. elimize ne geçti? sıfır. hatta eksi lan eksi. ekşisözlük değil. ş harfim var şükür. eksiye geçtik. sonucunda hiç bir şey almayacağımızı bile bile sevdik. bir daha sevdiğimizde hep beraber düzeyli sevelim amk. bu ne ya?

    yani bu kısım zaten yazının temel noktası. yani uzatabilirim ama kendiniz üstüne düşünün. şimdi ben 5000 saat bu kıza zaman harcayacağıma, başka şeyler yapamaz mıydım? neler neler yapabilirdim ya? bir düşünsenize. beş bin saat lan. beş bin saat. zaten sen o kadar saati harcadığın şeyde, başarılı olunca kızlar, oğlanlar kendiliğinden geliyor. yani başarılı insanın peşinde çok insan oluyor. olmuyor mu?

    ne zorumuz var kendimize? hadi o'nu boşver. o kendini kurtarır. zaten sikinde olsak cevap verirdi. biz niye ölümlerden döndük yahu. insanın aklına aklına ölümü sokuyorlar durduk yere. ne günah işledik de cezası bu oldu bilemiyorum. lan diyor içten şeytan. öldür kendini. intihar et. onu cezalandır. işte sen ölürsen o üzülür. görür gününü filan diyor şeytan. bir an mala bağlayıp uygulasam nolacak? hakikaten bak ben az buçuk kabul ederseniz bilinçli birisiyim. benim bile aklıma geliyor lan ölmeyi istemek. niye oluyor lan bu? olmasın amk. ölmek çok saçma. intihar çok saçma.

    şimdi bakın, size süper bir örnek vericem. bebeği olanlar daha kolay anlıcak. olmayanlar da tahmin edebilir. çocuğa uzun süre bakma sonrası, defalarca siz beslediğiniz için artık zamanı gelince kaşığı eline veriyorsunuz. bebek napıyor? kaşığı ağzına sokmaya çalışırken ağız kenarına, yanağına filan bulaştırıyor. siz o durumda napıyorsunuz? lan salak düzgün ye diyip çocuğa tokat atıyor musunuz? atmıyorsunuz değil mi? napıyorsunuz? afferin ooooluma. afferin çıcıma diye seviyorsunuz, destekliyorsunuz değil mi? ulan halbuki bebek başarısız oldu. siz neyi alkışlıyorsunuz? alkışlıyorsunuz çünkü bebeğin öğrenme süreci başladı ve ilk adımı geçti.

    ulan o zaman ne demeye aşık olan birisine sikim sikim akıllar veriyorsunuz. lan götveren. insan zaten kızı ya da çocuğu takmayacak olsa, o kadar yetisi olsa takmaz mk. biz de bir şekilde bebeğiz işte. ağzımıza kaşığı alıp sağımızı solumuzu batırdık. bizi destekliceksiniz. biz de yeniden denicez. motor hafızaya atıp öğrenicez. bize kol kanat gereceksiniz. diyeceksiniz ki, yavrum aşkı tattın. aferin. bir sonrakinde bak şöyle şöyle yap.

    siz napıyorsunuz? çeşitli ben bilirim havalarıyla ahkamlar kesiyorsunuz. sinirleniyorum bu küfürlerim ondan. kusura bakmayın tutamıyorum kendimi. az zaman tanıyın işte. biz de öğrenicez acısız aşk yaşamayı. mutlu olmayı. bu yazıda bir nevi kaşığı sağına soluna süren aşk mağdurları için.

    hazır sinirlenmişken birine daha söveceğim. bir arkadaşım var. kocasıyla biraz sorunlu. belki boşanacaklar. iki ayrı dünyaların insanları onlar. ama eleman bir hata yapmış. artık bardak taşmış. özür diliyor filan. karısının iş yerine çicek yollamış. not iliştirilmiş. bak notta aynen şu yazıyor. satır sıralaması filan aynı bu sekilde bak.

    seni çok kırdım ve üzdüm biliyorum
    inan yaptıklarımdan dolayı bende çok pişmanım
    üzdüğüm ve kırdığım için çok ama çok (caps lock) özür dilerim
    (capslok hala açık) lütfen beni affet
    (capslok hala açık) seni çok seviyorum hakki

    e be amın oğlu. adamın bak yuvası söz konusu. kendini affettirmeye çalışıyor. lan herifin ismini büyük harfle yazarken neden i ile yazıyorsunuz. hakki ne amk. yazının tüm büyüsünü siktin attın. hayır klavyende ı olmasa anlıcam. hakki ne lan? bende yazarken de yi ayırmamıssın hadi o tamam. hadi notu eleman yazıp yolladı onu da anlarım. ama bir insan kendi ismini öyle yazmaz lan. yazdıysa bile karısıyla sorunu var işte. anla sor düzelt di mi? bir insanın isminin hakki olmayacagı kabak gibi belli. hakkı dır o. yapacağınız altı üstü bir not yazmak yahu. kız okuyunca nasıl ciddiye alcak. böyle küçük şeyler mide bulandırıyor. profesyonellikten uzaklar mk.

    üstüne üstlük pezevenk, seni çok seviyorum hakki ne lan? bari hakki'yi bi satır alta yazaydın. araya nokta koyaydın. valla dellendim ve çok üzüldüm lan. adam ne umutla iş yapıyor. çicek yolluyor. sen oturduğun yerden salak saçma yazı yazıyorsun. herifin hayatı mevzu bahis lan. işinizi düzgün yapmanız lazım. ekstra özen yahu. kıza sordum, enişteye yolla sen bi resmini çiceğin. acaba seçtiği cicek bu muydu? belki onu da yanlış yolladılar mk. ne bilcez? belki çelenk yollandı. bunlar 3 kağıtcı cicekle geciştirdi. hayır ben sozlukte yazarken yanlış yazabilirim. sonradan düzeltebilirim. para da almıyorum burdan zaten. ama senin işin bu yahu. ya çok ufak hata abartıyorsun da demeyin. olayın büyüsü kaçıyor lan. zaten kızdığım konu orda o değil. yuvası yıkılmak üzere olan birisine parayla iş yapıyorsun. ve bu aldığın paranın karşılığını veremiyorsun.

    kapanışa doğru gelirken mirkelamın şarkı sözlerini yazalım.

    güneşin battığı yerdeyim
    mümkün değil sana dönmem
    biz olmuyor sen olmadan
    kovulmuşuz bu dünyadan

    mutluluğu ararken hayatım boyunca
    geldiğim yer başladığım nokta
    gönülde taş, gül kaldırımda
    ağlamayı sor bi yağmura
    sırılsıklam bir de bana

    mutlu olmak istiyorum
    artık gülsün şu yüzüm
    tanrım ben insan değil miyim?
    mutlu olmak istiyorum
    sevmek benim de hakkım
    yok mudur bir yenisi şu kalbin?

    mutlu olmak mutlu olmak mutlu olmak istiyorum.

    ekşiye yazar olurken mal gibi gittim instagram nikimin aynısını aldığım için zaten kimliğim açığa çıktı. isteyen takibe gelsin @jzff
    twitterı zaten yazmıştım. bir daha yazayım @jzf_f
    mail: jzf.f@aol.com

    facebookta böyle uzun uzun yazdığım için eleştirilince kızıp 15 yıldır yapmadığım işi yapıp yazar olmaya karar vermiştim. dedim en azından arşiv olarak filan kalır. o yüzden tüm yazılarımı kendim derledim topladım burda. jzff tüm eserleri edition
    ulan ne güzel bişiymiş lan bu his. küçükken böyle tüm eserleri diye toplama cilt yapan yazarları ne havalı göt filan diye kıskanırdım.ayrıca kimsenin henüz niye film yapmadığını bilmediğim bir konuda film senaryosu yazıyorum. ömrümüz izin verirse bir yerlerde denk gelirsiniz belki.

    son not: hayat süper gençler. sadece bakılacak açıları değiştirin. bu hikayelerden sonra hayatımda neler neler oldu. onları da anlatırım. zira bende anlatacak hikaye bitmiyor. ama güzel şeyler oldu. daha güzelleri de yolda umuyorum. kötüleri olursa çekinmeyiz onları da yazarız yine. kızları oğlanları sallamayın fazla. beni yine aşk acısı çekerken görürseniz de örselemeyin. zira görüyorum ki, ben bu acıyı da seviyorum herhal.

    edit: bir yazar arkadaştan geldi. belki de ben yanlış anladım onun suçu yoktur ama ek bilgi olarak paylaşıyorum.

    psikolog olan arkadaşın biraz yanlış bir bilgi vermiş. pre-historik dönemde bebeklere eşler (babalar) değil klan bakıyordu. bu bakan grubun da çoğu kadınlardan oluşuyordu. erkeklerin böyle bir şeye ne zamanı ne de ilgisi vardı, çünkü buğday devrimi (tarım çağı) başlayana kadar erkekler çok büyük hızla yer değiştiriyor, geride sadece kadın ve yaşlıları bırakıyordu. eş seçimlerinin de aşkla ilgisi yoktu. kadınlar birden fazla erkekle çiftleşerek genetik çeşitliliği / yavruların hayatta kalma şansını artırıyordu.

    yani doğal seçilim sonucunda geriye kalan ilgili / sevgili erkeğe duyulan şey değil aşk.

    tam tersine, (evrimsel biyoloji açısından bakıyoruz hala) aslında çiftleşmeyen erkeklerin ve kadınların "hayata tutunma / denemeye devam etme" motifi olarak özetlenebilecek limerent reaction'dır. o yüzden bir türlü çözülemiyor ve gereğinden fazla abartılarak rasyonelleştirilmeye çalışılıyor.

    uyumlu çiftlerin / birbirlerini çok seven deli gibi aşık olan çiftlerin de zamanla ilişkinin heyecanını kaybetmesi, sosyal alış veriş haline getirmesi, ayrılması, yeni eşler / heyecanlar araması bundandır. o yüzden kavuşma / mutlu son olmayan ya da zor, uzaktan uzağa, fedakarlıkla yaşanan aşklar daha büyüktür, daha gerçektir. toplum bu hikayeleri daha çok sever.
  • soz veriyorum okuyacagim tamamini, cuma aksami baslasam pazartesi mesaiye yetisirim sanirim.
    (bkz: ask icin heba olan hayatlar)
  • kısaca özet geçiyorum: jzff adlı arkadaş arzu isminde bir hanım kızımıza 7 ay (5000 saat) boyunca platonik aşk beslemiş. kızın doğum gününden sonra bakmış doğalı 9500 gün olmuş. (so what? 10 bin olsa neyse.) bunun için şu videoyu hazırlamış.

    https://youtu.be/cqmhtui0wra

    en sonda ilan-ı aşk kısmı var. kıza creepy gelmiş doğal olarak. aralarında bir şey olmamış. arkadaşları biz olsak valla senle evlenirdik bile demişler ama bence sırf üzülmesin diye. jzff de gelmiş buraya destan yazmış.
  • (bkz: hani yarım saat sürüyordu lan)

    ihtiyacım yoktu ama durumum vardı okudum, nostalji olsun dedim okudum, inat ettim hepsini okudum, balkona sigara içmeye çıkmıştım kahvaltıya geciktim okudum, oğlum ve annesi birlikte "baba kahvaltı hazır" şarkısı yazıp bestelediler okudum, yetmedi 10 dakikalık video hazırlayacaklardı ki mola vermeye kara verdim ve kahvaltıdan sonra okumaya devam ettim okudum bitirdim.

    `5000 saat ne derseniz o olaya da geliyorum birazdan` yazmışsın ya hah işte tam orada telefonu bıraktım, elim tabakama uzandı ve tütünüm şahittir sigaramı sararken ettiğim küfürlere, kendim bile şaşırdım bu kadar geniş bir küfür repertuarım olduğuna.

    bakınız verilen yazılara falan hiç bakmadığım halde, molalarda kronometreyi durdurduğum halde kemiksiz 115 dakika falan sürdü.

    videoyu da izlemedim henüz. kadınlar muhtemelen merak edip ay ne var acaba diyerek izlerler, kesin! ama erkekler zaten aşk durumlarında yemedikleri halt kalmadığı için çığır açan bir şey almayacağını biliyorum, sadece eleştirel bir gözle teknik açıdan incelemek üzere daha sonra izleyeceğim.

    özet geçecek olursak, ferdiden ya benimsin ya toprağınla başlayan dumandan köpüksüz birayla biten kısa bir hikaye.

    kısa ama bizimki sağolsun izafiyet teorisini farklı bir şekilde yeniden ıspatlamış.

    tanıma gelecek olursak, boşa harcanmış 5000 saat diyebiliriz.

    tanımı geçip olayı biraz açacak, yorumlayacak olursak;
    evet bu 5000 saat boşa harcanmış olabilir ama tecrübe parayla kazanılmıyor işte. aşk denilen şey sanatçı kişilik için var olan, diğerlerinin anlayamayacağı bir şeydir. o yüzden bu tip vakaları çok dert etmemek gerekir. tadını çıkarmakta faide olduğu kanaatindeyim.
    tarihte sanatçı kişilik olayının tonla örneği var. nice aşıklar neler neler vermiş insanlığa. tabi ki hiçbir şey verememiş olanları da vardır muhakkak. aslında mesele seçim meselesidir. maria ve mario insanlığa ne verebilir? peki jzff ile arzu ne kadar mutlu olabilir?
    işte kendinize sormanız gerekmeyen soru: ben hangisi olmalıyım? çünkü olamazsın, değişemezsin, aşk öyle bir şey değil, sanatçı kişilik de...

    ama jzff kardeşim eminim ki potansiyel olarak içinde büyük bir yazar yada senarist belki de yönetmen falan büyütüyor da haberi yok, ya da belki de haberi de vardır.

    kapanışta şu iyi gider gibi duruyor.

    kalın sağlıcakla...
  • klasik bir jzff yazısı. uzun, uzun, uzun ve uzun ve içten.
    çıkardığım ders, geçmişte edindiğim bir dersle aynı; kesinlikle romantik bir aşka yelken açma.
  • devamını okuyayıma bastıktan sonra kaybedilen zaman kadar acıtmayacak 5000 saattir.
  • (bkz: önce güldüm)
    (bkz: sonra bastım eksiyi)
    ve efsaneler asla ölmez;
    (bkz: bundan bize ne olması)