şükela:  tümü | bugün
  • insani korkutan omer seyfettin hikayelerinden biri. muhtemelen asik olamamak gibi bir yan etkisi vardir.
  • asik olundugu zaman , sevgilinin le$ gibi ayak parmaklarini bile yalayip yutmak istemeye , bu parmaklari bezelye biciminde gormeye sebep olan algilama hatasinin genel konusu.
  • ayak fetişistlerinin parmaklara duyduğu yoğun sevgi seli
  • erkek kahraman pozitivisttir..
  • kırmızı ojeli, yumuşak, ince, narin, küçük ayaklara olan hayranlık ötesi tutkuyu tarif eder. hmm, düpedüz fetişizm lan bu.
  • tiyatrosu geçen hafta itibarıyle gösterimde.

    tavsiyem gitmeden önce hikayeyi okumamanız çünkü aslındaki sürpriz ögeler, uyarlamada kullanılmamış. haliyle kitaptan aldığınız şoke olma keyfini yaşatmıyor.

    oyuncular keyifli, hikaye sağlam; özellikle hikayenin severleri keyif alacaktır.
  • tiyatrosunun afişinde kullanılan tanımlar başlıklar beni rahatsız etti.
    şöyle ki: bir iki sene öncesine kadar çok okurdum. izlediğim filmlerin çoğunu unuttuğum gibi okuduğum kitapların da çoğunu unuturum. aynı kitabı ortalarına gelene kadar daha önce okumuş muydum diye şüphe ederek ancak emin olamayarak okumuşluğum çoktur.
    ömer seyfettinin bu hikayesi için durum farklı ama. yer etmiş zihnimde. ne öykünün adını, ne içeriğini, ne okuduğum zamanı unutuyorum. hayır öyle inanılmaz beğendiğimden baş ucu kitabı yaptığımdan da değil. vurucu, ilgi çekici, özgün bir şeyler var herhalde anlatımında ya da içeriğinde. istem dışı yer etmiş o kadar yazarın o kadar kitabının arasında.

    fırsat sitelerinden birinde oyunu görüyorum. aklıma hemen öykü geliyor. aynı konuya mı sahip uyarlama mı diye yazarına bakıyorum. binnur şerbetçioğlu. allah allah diyorum, farklı mı acaba, ama tesadüfün bu kadarı fazla.
    sonra başka bir bilet satış sitesinden oyun bilgilerini kontrol ediyorum. tanımlama şöyle : "ömer seyfettinin eseriyle aynı ismi taşıyan" oyun. aynı adı paylaşıyormuş yani bu kadarmış.

    hiç hoşuma gitmedi. konuya bakıyorum konu aynı konu. uyarlama ya da esinlenme demek bu kadar zor bir şey değil. aynı ismi taşıyormuş. tebrikler.
  • ilk olarak ilkokul yıllarında denk geldiğim ve bende küçük bir travma yaratan ömer seyfettin hikayesi. neden bu kadar etkilendim, neden unutamadım bilmem ama aradan geçen yirmi beş sene sonrasında google hazretleri sayesinde tekrar buldum ve arada sırada açıp büyük bir keyifle okumaya devam ediyorum.

    hikaye şöyledir:

    aşk ve ayak parmakları

    âsıme hanımefendi'den hasan'a mektup

    evvela beni sen sevdin, yalvardın, yakardın, benim aşkım âdeta senin galeyanına sönük bir cevaptı. sonunda beni aldın. ben zengindim. atım, arabam vardı. bütün bugünün gençleri beni istiyorlardı. herkesin isteğine sen nail oldun. mesuttun. ben sana sadıktım. sonra nasıl oldu, birdenbire döndün. benden soğudun. beni görmekten kaçtın, yine sonunda beni boşadın... bu mektubumu alınca sanma ki, sana yalvarıyorum. fakat merak ediyorum! niçin beni istemeyesin? benim neyim var? yahut neyim eksik? daha bu sene kadıköy kadınları arasındaki güzellik müsabakasında birinci geldim. tahsilim birinci derecede... zenginim de. o hâlde niçin beni istemeyesin? benden güzelini bulsan bile, eminim ki benden zenginini bulamayacaksın. o hâlde niçin, niçin beni istemeyesin?

    hasan'dan âsıme hanımefendi'ye mektup

    evet güzel kadın, ben sevmiştim. fakat sevmek nedir? bunu biliyor musun?.. sevmek herkes için başka bir şeydir. tabiî mizaçların, tecessüslerin başka başka olması gibi... kimi kaşa göze, kimi cilde, kimi ellere ayaklara, kimi şişmanlığa, kimi boya, kimi kalçaya bakar. hâlbuki ben... profile bakarım. daha okuldan beri âdetimdir, birisiyle konuşurken onda ne profili olduğunu ararım. mesela küçük profilli bir adamla konuşurken onun laflarını havlamaya benzetirim. dünyada ne kadar adam varsa, hepsinde bir hayvan profili vardır. köprü'den geçerken, önü kalabalık bir gazinoda otururken, herkesin yüzüne dikkat ederim. daha bir profilsize rast gelmedim. hep insan kıyafetine girmiş, insan maskesi takmış hayvanlar... bir sürü köpek, öküz, keçi, leylek, at, eşek, baykuş, kartal, tavuk, papağan, arı, güvercin, karga, balık, ayı, kaz, kaplan, ilâh... küçükken saf, masum bir merak ile okuduğum fizyonomi nazariyeleri, benim hayalime o kadar tesir etmiştir ki, kendimi lafontein'in masallarını gösteren canlı bir albüm içinde sanırım. mesela karşıdan bir dostum geliyor, bir kere bakarım, yüksek kırmızı fesi, alacalı kostümü, parlak boyunbağı... burnunun ucu sivri... kolları kalkık ve kabarık... iddiacı, cesur... yandan bakınca ne olduğunu görür, içimden:

    — ah, işte bir horoz.., derim.
    gelir elimi tutar, kırmızı yüzüne, tıpkı bir gülibiğe benzeyen fesine bakarım. sesi keskin ve notaları uzundur. sanki bu mütemadiyen öter. ondan ayrılır, diğerine rasgelirim. çenesi, ağzı yayıktır. bacakları paytaktır. yavaş yavaş söyler ve yanaklarını gererek güler.

    — ördek, ördek.., derim.
    o vakvakladıkça, ben keşfimden memnun, müsterih onun kanatlarını, kuyruğunu arar, hatta onları da üstünde bulurum. meşhur adamların, büyük muharrirlerin, nazırların, mebusların, büyük memurların profilleri ezberimdedir. profillerini bildiğim için, yeni nazırların iktidarda ne yapacaklarını ayniyle herkese söylerim. hatta arkadaşlarım bana,

    — sen eskiden geleydin, peygamber olurdun, derler.
    zannederler ki, benim kerametim var. hayır, ben yalnız profilleri tanırım... eşek profilli bir adam mutlaka eşekçe, arslan profilli bir adam mutlaka arslanca hareket eder. bir adamda, hangi hayvanın profili varsa, mutlaka o hayvanın ahlakı da vardır. öküz profilli bir adamda asla kurnazlık, hile, zeka olamaz. eşek profilli olan inatçı, yani kibar mânâsıyla sebatkârdır. arı profilli sokar, köpek profilli gürültü eder, dişlerini gösterir. kaplan profilli sezer ve merhamet bilmez, papağan profilli durmaz taklit çıkarır, güvercin profilli durmaz aşk ve şefkat komedyası oynar. tilki profilli herkesi aldatır. domuz profilli yer, içer keyfine bakar.

    kadınların da hepsi erkekler gibi birer hayvandır. onlarda da mutlaka bir hayvanın profili vardır. şişman, kocaman memeli, dalgın ve ağır kadın, tamamıyla bir inektir. zayıf, huysuz, esmer, çirkin fakat yalnız gözleri güzel bir kadın keçidir. en güzelleri çalıkuşu, kanarya, nemse tavuğu profilinde olanlardır. bu üç profilin hiçbirisi sende yoktur.

    geçen yazdı. ilk defa fener'de birbirimize rast gelmiştik. ben hemen senin profilini aradım, fakat bulamadımdı.

    — ah, acaba ne? diyor, yüzüne bakıp bakıp bulamayınca seni sevmeye başlıyordum.
    mademki sende bir hayvan profili yoktu. o halde insanların, kadınların... sende hiçbir profil olmadığı için, hiçbir hayvan ahlakı, hiçbir hayvan tabiatı da yoktu. bazı yine şüpheye düşüyor,

    — aldanıyorum, onda da bir profil var, ama ben göremiyorum, ben farkına varamıyorum, diyordum.
    izdivacımızdan evvel, muhabbet günlerinde, senin yüzüne uzun uzun dalışlarımı, ihtimal aşk buhranları sanıyordun. hayır. ben hep senin profilini arıyor; seni hiçbir şeye benzetemiyordum. profilini bulamayınca seni severdim. galiba sen de beni... altı ay ne kadar hoş bir hayat geçirdik. tabiî hatırlarsın. fakat bir sabah... ah keşke senden önce kalkmasaydım... erken kalkmış, pencerenin yanına oturmuştum. sen hâlâ yatıyordun.

    — bu ne tembellik, dedim.
    doğruldun, giyindin, karyolanın içine oturdun. hava biraz serindi. yanan soba daha odayı ıstmamıştı. birden yüreğim çarpmaya başladı. boğuluyor gibi oluyordum. sen terliklerinin üzerine düşmüş olan mor çoraplarından birisini sağ ayağının parmaklarıyla tuttun. yukarı kaldırdın, yatağın içinde, oturarak giydin. çorabın öbür eşini yerden almak için, sol ayağını uzatıyordun. görmemek için yüzümü çevirdim. evet, güzel kadın, sen ayağının parmaklarını tıpkı bir el gibi kullanıyordun.

    — yirminci asrın orta yerinde, diyordum. hilkatten yahut tekâmülden şu kadar yüz bin sene sonra...
    ....titriyordum. hastalandım. sen, beni yere seren darbenin ne olduğunu anlayamıyordun. yattığımız zaman buruşan gömleğini ayağının parmaklarıyla tutup çekiyordun. ben bunu duyunca dişlerimi sıkıyor, tekrar titremeye başlıyordum. yine anlamıyor:

    — galiba hava soğuk, üşüyorsun işte, diyordun.
    yine bir sabah sobanın önündeki koltuğa oturmuştun. ayaklarında çorap yoktu. yine kalbim atmaya başladı. ayağının parmakları ile sobanın henüz ısınmayan kapağını açıyor, kımıldamayarak bakıyor, tekrar kapıyordun. sonra yine bir gün sevgili kedin ayaklarından oynuyordu. daha çoraplarını giymemiştin. yüreğim hopladı. fakat dişimi sıktım. baktım, senin ayaklarının parmakları uzundu. hem biraz fazla uzundu. bu uzun parmaklarınla kediyi kollarından tutuyor, küçük bir çocuk gibi havaya kaldırıyordun. âdeta ayaklarını ellerin gibi, hatta ellerinden daha iyi kullanıyordun.

    gözlerimi yüzüne kaldırdım. o an, o kadar arayıp da bulamadığım profilini gördüm. sen maymundun. alnın dar, ağzın biraz ileriye çıkıktı. güzel, parlak cildin bu maymun iskeletini tamamıyla örtemiyordu. hele ayakların... aman yarabbi... tıpkı bir maymunun üçüncü, dördüncü elleri idi. sen biraz daha gayret etsen, yerden çoraplarını almak, sobanın kapağını açmak, yorganı, gömleğini düzeltmek, kediyi tutup havaya kaldırmak değil, hatta ayaklarının bu uzun tekâmül etmiş parmaklarıyla yemek yiyebilecek, hatta piyano çalabilecektin. o vakit senden ürktüm. bir daha seninle bir yatağa girmedim. kendimi balta girmemiş bir ormanda zannediyor, kendimi o kablettarih mahlûklarından bir nesne ile evlenmişim sanıyordum.

    yirminci asırda, vücudunda kablettarihî adaleleri olan, tıpkı bugünün maymunları gibi ayaklarını el diye kullanan, tekâmül etmemiş bir mahlûktan, yani senden kaçtım. uzaklaştım.

    el gibi kullandığın bu ayaklarından bir tanesini şimdi kalbinin üzerine koy, öyle hükmet. artık seni sevmemekte haklı değil miyim?

    âsıme hanımefendi'den hasan'a telgraf
    -gayet müstacel-

    mektubunu okumadan yırttım, senden nefret ederim. sakın bir daha mektup göndermeye kalkma. sonra fena olursun...
  • yıllar önce okumuş olmama rağmen hala ara ara aklıma gelen ömer seyfettin öyküsü. inanılmaz betimleyici bir öykü.

    öyküyü özetlemek gerekirse :

    (bkz: sevilen kişiden vazgeçme eşiği)
  • hızlı yürüdüğün kendini rahat hissettiğin evinde o kör olasıca sehpaya küçük serçe parmağını vurmak aralarında korelasyonu gözler önüne seren cinsten bir alaşım olabilir.

    düşünsene ayrıldığında o ilk dakikaları. birden karnına beynine bir ateş sırtından boşalan soğuk terler hızlı kalp atımı falan filan bir sürü şey.
    serçe parmaklara sahip çıkalım orta yere sehpa koymayalım sonra acıyor asdf.