şükela:  tümü | bugün
  • captain price. çok babacan bir adamdı. onu hiçbir zaman unutmayacağım.

    not: askerliğimi şahinler birliğinde yaptım.
  • 2000'den önce ve sonra diye ikiye ayrılır. genelkurmay başkanının arkasından selfie çekmiş onbaşı var yenilerden.
  • askerde albay sivilde kuzey saha komutanı koramiral. yalanını sikiyim diyorlar genelde ama yok mu bir çayın diye gelmisligi ne çayı paşam diyip kahve soylemisligim oldu 3 5 kere. o zamanlar askere gitmemiştim. şimdi biri benim yaşadığima benzer bir şeyi bana anlatsa ben de yalanını sikiyim derim öyle bir ruybeymis.
  • 3. ordu 8. kolordu komutanı korgeneral eyüp kaptan.
    kendisiyle kışlamızı ziyareti sırasında öğle yemeği yemiştik. rütbe büyüdükçe egonun küçüldüğünü gözlerimizle görmüştük. allah sağlıklı uzun ömürler versin.
  • 4.levent de bulunan harp akademisinde sosyal hizmet birliğinde askerlik yaparken o dönemin genel kurmay başkanı ışık koşaner dahil bir önceki dönemin başkanı yaşar büyükanıt olmak üzere bir çok orgeneral, korgeneral, tuğ ve tümgenerallere yemek ve çay vermişliğim vardır. er olarak yaptığım kısa dönem askerliğimde sadece yerli değil bir çok yapancı genelkurmay başkanı da görmüş oldum bu vesile ile.
  • elf gözlerim beni yanıltmamışsa tuğgeneral.çelengin üzerinde kılıç var mıydı emin değilim ama yetkili bir abiye benziyordu.landrover jantlarını yağlarken elimde bezle yakalanmıştım.
  • (bkz: edok) komutanı. görmek de sayılır mı tam emin değilim.
    acemi birliğinde, hepimizi topladılar ve 'yarın edok komutanı gelecek. botlar boyansın. tıraşınızı adam gibi olun.' vs. diye uyardılar hepimizi. edok komutanının ne olduğunu bilmesek de, kallavi biri olduğu anlaşılıyordu.
    'yarın edok komutanı geldiğinde, geldiğini ilk gören kişi komut verecek. dikkat! komutan sağda ya da dikkat! komutan solda diyecek. diğer herkes, komutanın olduğu tarafa dönüp selam duracak.' diye uyarıldık.
    akşam yatmadan önce tıraşımı oldum; botları boyadım. sabah içtimasında bölük komutanı tek tek herkesin tıraşını kontrol etti. bana bakınca, 'akşamdan tıraş olmuşsun, git tekrar tıraş ol.' dedi. ilk tıraşımdan altı saat sonra tekrar tıraş oldum.
    rütbeliler, edok komutanı lafından öyle bir tırsıyorlardı ki, ortalıkta gezen sakatlık çıkarabilecek tarzda ne kadar asker varsa hepsini tugayın içindeki ormanlık alana yolladılar ve 'edok komutanı gidene kadar, ormandan çıkmayın.' talimatı verdiler.
    herneyse, öğlene kadar edok komutanını bekledik ama gelmedi. öğlen içtimasında, bölük komutanı bütün bölüğe, 'hepinizin sakalları uzadı. gidip tekrar tıraş olun.' emri verdi. ikinci tıraşımdan altı saat sonra üçüncü tıraşımı da oldum.
    bir iki saat sonra, gür bir ses duydum: 'dikkaaaaayyyytttt! komutan yukarda.' ????
    oha!!
    hepimiz olduğumuz yerde yukarı bakıp selama durduk. birkaç saniye sonra bir helikopter sesi. garnizonun yaklaşık on kilometre uzağından geçen bir helikoptere selam veriyorduk. meğer edok komutanı gelecek dedikleri şey, adamın helikopterle merzifona giderken bizim garnizonun üzerinden geçmesiymiş.
    neticede, o korgenerali görmesem de bindiği helikoptere selam vermişliğim var. bence gördüm sayılır.
  • 2. kolordu komutanı korgeneral zekai aksakallı

    3 haftada 2 kere gelmişti hayrabolu'na
  • tümgeneral olacaktı, olamadı; adını bilmiyorum.

    ben bakımcıydım. 500 kişilik komando taburunun kademesinde 6 asker: 3 kısa, 3 uzun dönem. bizim dışımızda mustafa vardı bi de. mustafa sanayide büyümüş, sarışın, izmirli, çakı gibi komando. biz altı kişi araç tamiriyle alakalı hiçbir sikten anlamadığımız için bizim komutanlar sürekli mustafayı çağırtırlardı kademeye.

    aylar geçti; biz 3 poşet motor tahliye eder, yama yapar, telsiz monte eder olduk. daha da güzeli onca uzun dönem komandonun saygısını kazandık. okul görmemiş doğulu çocuklara üç beş satır okuma öğrettim. garaj çavuşuyla iyi anlaşıp araçların bakımını düzene soktuk.

    mustafa'yı hep izledim çalışırken, çayını getirdim. motora 3 dakka kitlenip bakar, ne bok sıkıntısı olduğunu kesin anlardı. her vida sıkışında am, göt, meme anlatırdı. her sigara içişinde filtreyle yiyişirdi.

    kuvvet denetlemesi geldi bizim tezkereye 15 gün kala. 18 albay, 1 tümgeneral geldi bizim göt kadar kışlaya; 19 yeni araç, hiç tanımadığımız 19 yeni şoför.

    demleme çay sadece bizde vardı. kışlanın geri kalanı poşet çay. işi biten albay geldi, işi biten albay geldi. bunların şoförleri, postaları... 6 kişilik yerde dünya kadar insan oldu. bu albaylar bizim takım komutanın odasında takılıyorlar tabi. işim vardı içeri girdim, çay istediler. bizim çaycı fuat, doğulu çocuk. yanına gittim albaylar çay istiyo fuat dedim. ikiyüz bilmemkaçıncı sırada kayıtlı kanaldaki klipten başını çevirmedi. amk senin dedim işime baktım. az zaman sonra bizim başçavuşlardan biri çay istedi. dedim fuat x başçavuş çay istedi. topukları götüne vurdu bizimkinin çayı götürürken. lan dedim fuat albay isteyince salladın, başçavuşa koştun neden amk? yav hoca dedi. albay dediğin bugün var yarın yok ben bu herifle daha 1 sene askerlik yapacam. pragmatistliğini yerim lan senin dedim. daşşak geçme hoca yav dedi. anladı mı yoksa amk?

    artık tümgeneral kademeye geliyor lafları dönmeye başlamıştı. albay şoförlerinden biri geldi. lastiği inmiş. başka da iş yok. bütün kademe toplaştık sök tak uğraşıyoruz. bizim rütbeliler de başımızda. nerde kaldı amk paşası ya dedi bizim takım komutanı. bekle bekle gelmedi herif. mustafa bijon anahtarını bırakmadan geldi gitti komutanım o az önce dedi. nasıl geldi gitti lan amk bi dikkat niye çekmedin madem gördün adamı dedi başçavuş. sizin yanınızda ayıp olur komutanım, estağfurullah dedi mustafa.

    ben de tümgeneral görememiş oldum amk.