şükela:  tümü | bugün
  • ulusal medyada darbe olabileceğine ilişkin tek bir veri yok ama geldiğimiz sürecin fırtına öncesi sessizlik olduğunu kaç kişi düşünüyor, işin aslı merak ediyorum.

    dört bi' yanından gırtlağına kadar boka batmış bi' yargı, parlamento, tek elin de teki bi' tek adam diktası, göstermelik seçimler, başından sonuna kadar anayasal hükümlerle düzenlenmiş devlet kurumları ve organların keyfiyet faktörü ile sürekli dokusunun bozulması, paçavraya dönmüş eğitim sistemi ve deneklikten kodları bozulmuş gençlik ve öğrenim çağındaki çocuklar, durmadan birbirinin üstünden yükselmeye çalışan ve tek gayenin lüks yaşam olduğu tüketim kültürü, azınlıkların deli gibi kışkırtılması, üniter devlet yapısının hasar görmesi, tekelleştirilmiş ve ağzına gem vurulmuş-kamplara ayrıştırılmış-sizden bizdenci medya, sanayi üretimi yerine para kazanmanın en kolay ve karlı yolu olan inşaat sektörü üzerinden sanal büyüme, bütün siyasetçilerin büyülenmiş gibi milletin gözünün içine bakarak sürekli hikaye anlatması, yaşananlardan habersiz ve ağır bi' uyku durumunda olan çoğunluk...

    bu liste bitmez ve kısa vadede bu ülkenin koşullarını düzeltecek hiçbir reel çözüm maalesef yok. ha, askeri darbe de bu çözümlerden birisi değil tabi. ileriki kuşaklara yeni bi' mağduriyet fantazisi bırakabilmek gibi inanılmaz bi' handikapı var. yoksa ülkeyi on yıl geriye götürme teranesini es geçiyorum, zaten başımıza ne geliyorsa ezbere konuşmaktan geliyor!

    bugünlerde saydığım bunca sıkıntı için bu asker darbe yapar mı peki?
    yapabilir.
    darbe milli mi olur?
    olmaz, hiçbir darbe milli olmaz. sadece çıkarlar örtüşür o kadar.
    neyi bekliyor peki?
    tahminlerime göre üç şey bekleniyor. ilki akp-cemaat savaşının sonucunu ya da en iyi ihtimalle taraflardan paralel kanadın bir daha kendini toparlayamayacak şekilde ağır yara almasını, akabinde de çözüm süreci'nin fiili olarak başlamasını. özellikle anayasal düzeyde üniter yapı olur da ortadan kaldırılırsa asker de biliyor ki iktidar partisine gönül veren geniş kesimler dahi bu durumdan rahatsız olabilir ve olası bi darbe halk nezdinde kabul görebilir. son olarak da özünde paraya tapan, çıkarcı halk kitlelerinin ekonomik olarak reel bi' zarar görecek noktaya gelinmesi...

    bu üçü gerçekleştiğinde bu asker darbe yapmazsa yazmayı bırakıp zamanımın geri kalanında futbol ve gece hayatına kaydıracağım, belki de öylesi daha makbuldur. şu zamana kadar gündemi iyi takip ettik de hangi noktasına nüfuz edebildik?

    umarım yanılırım ve bu iktidar güzellik uykusundan kalkıp hep önüne çıkmasından şikayet ettiği dinamikler de azalarak bittiğinde bütün toplumu kucaklayıcı bi' şevkat gösterir bu millete diyeceğim ama gerçekleşme ihtimalı milyonda bir sanırım. torpilin bittiği, ihale kayırmacılığının son bulduğu, hakimlerin yalnızca hukuka bağlı kaldığı, parlamentonun halk yararına yasa çıkarttığı zamanlar gelecek mi?
    bence de, öehh.
  • darbeyi yapanlar, ordu göreve diyen kara cübbbeliler, soteye yatıp destekleyenler ile ona karşı cıkanlar arasındaki fark olarak da okunabilecek gabriel garcia marquez' in pinochet'ye ithafen yazmış olduğu başkan babamızın sonbaharı'ndan:

    " ...ama hayat tepeden tırnağa aşktı generalim, siz bir tren penceresinden bakan hüzünlü, silik bir görüntüydünüz yalnızca, suskun dudakların titreyişi gibi bir şeydiniz, kim olduğu, ne olduğu bilinmedik, yazgıdan yoksun bir ihtiyarın kadife eldiveninin sallanışıydınız, kimbilir belki de bizim düşlerimizin ürünü bir görüntüydünüz, hayatın asıl yüzünü bilmeyen gülünç bir zorba (...) çünkü bizler kim olduğumuzu biliyorduk, oysa o hiç bilemedi, ölümün kamçısıyla köklerinden biçilmiş ihtiyar bir ölü olarak kaldı usulca sızlayan hayasıyla, sonbaharında, son donmuş yaprakların karanlık hışırtılarında unutuş gerçeğine, sılaya uçuyordu, ölümün çürümüş cüppesinden duyduğu korkuya sıkı sıkı tutunarak , ölüm haberini alıp sokaklara fırlayan, neşeli türküler çığıran kalabalıkların gürültülerine yabancı, kurtuluş ezgilerine, şenlik fişeklerine, zafer çanlarına yabancı, kutlu haber bütün dünyaya bildiriliyordu; sonsuzun bitmeyen süresi dolmuştu artık"
  • son patlama sonrası 3-5 başlıkta yazarlar tarafından hafiften çare olarak sunulmuş. geçenlerde yamulmuyorsam odatv'de, yalnızca tsk içindeki feto yapılanmasına operasyon gelmediği yazıyordu. adamlar bütün ülkede temizlik yaptılar ama tsk içine dokun(a)madılar. asker tayfasının operasyon neden gelmiyor diye serzenişleri vardı haberde ama neden operasyonun yapılamadığı belirtilmemişti.

    yani yarın son çare darbe diye tanklar asfaltları ağlatsa, bu sefer 20 yıl geri değil, cemaatçi bir ordu ile 50 yıl geri gidebiliriz. cemaatin tsk yapılanması gerçekten güçlüyse ki sanmıyorum, şerefsizler sağlam kıskaca almışlar bu sefer bizi.
  • zalim bir diktatör halkına kan ağlatıyorsa yapılması elzem olan şeydir.
    zira zalim diktatör yasaları kendince yontup kendi silahlı gücü olan polis teşkilatını arkasına alıp toplumun belli bir kesimini veya tamamını sömürebilir.
    bu durumda halkın o kesimini veya tamamını korumakla görevli olan ve tamamen halktan oluşan askeri silahlı kuvvetler görevini yerine getirir.
    askeri silahlı kuvvetlerin görevi ülkesini iç ve dış tehditlerden korumaktır.
    demokrasi bilinci gelişmemiş bir milletin elinde demokrasi çok tehlikeli bir silahtır. çünkü doğruyu yanlıştan ayırt edemeyip 2 paket makarna yada 1-2 torba kömüre zalim diktatörleri iktidara taşıyabilir.
    yani demokrasi her zaman doğru olan değildir. kendi kendine yönetme kabiliyeti olmayan milletlere yöneteni seçme hakkı verilmemeli.
  • hukumet yaramazlik yapinca askerlerin onlarin kulagini cekmesi bicimi. (bkz: olan halka oluyor)
  • ülkedeki kaynak dağılımını burjuvazi lehine güvence altına almak, birikmiş devlet fonlarını sermayeye aktarmak ve kaynak dağılımından hoşnut olmayan muhalif hareketleri zapturapt altına almak için darbeler yapılır bir miktar gelişmiş, kapitalizmin belirli bir aşama kaydettiği ülkelerde (şili, türkiye, güney kore).
  • "yaklaşık 60 yıldır pek çok komplo teorisinin öznesi olmuş rand corporation’ın türkiye’ye biçtiği gelecek senaryoları şöyle:

    senaryo 1: akp ılımlı, ab yönelimli bir yol izler, iktidardaki gücünü somutlaştırır. dindarlığın kamusal alanda ifade edilmesi üzerindeki kısıtlamalarda bir miktar erozyon yaşanır fakat islami yasaları getirmeye yönelik çaba göstermez.

    senaryo 2: ‘sinsice islamileştirme’ yaşanır, yeniden seçilmiş bir akp hükümeti daha saldırgan bir islami gündem izler.

    senaryo 3: anayasa mahkemesi akp’yi kapatır, fakat kriz derinleşir. akp muhtemelen başka bir isimle yeniden ortaya çıkarken, ab’yle ilişkilerdeki gerginlik artar.

    senaryo 4: sosyal gerilimler öyle artar ki, ordu ya ‘yumuşak darbe’ yapar, ya da, düşük ihtimal de olsa doğrudan müdahale eder. "

    yukarıdaki alıntının yapıldığı haber milliyet'te 18.06.2008'de yazılmış. dört senaryo üzerinden hareket edilmiş ve ilk senaryoyu 2014 sonu itibariyle geçtik. ikinci kısım ise an be an, bilhassa 2010 anayasa değişikliklerinden sonra yürürlüğe sokuldu, 4+4+4 eğitim sistemi ile ve birçok yasal düzenleme ile süreç ilerletilmişken üçüncü senaryo da oyun dışı olarak kabul edilebilir. nitekim iktidar partisinin gücünü frenleyici hiçbir mekanizma tesir etmemekle birlikte bilakis devlet katındaki her krizden güçlenerek çıktıkları da aşikar. ve son senaryo ile "gerilimler öyle artar ki" diyerek giriş yapıyor. o gerilimlerin öyle arttığı zamanlardan geçmediğimizi düşünen var mı? yok...
    o halde senaryonun son kısmında müdahale edici mekanizma olarak ordu tasvir edilmiş. öyle ki bütün bu sürecin on yıl içinde yaşanacağı belirtilmiş.

    netice itibariyle yalnızlaştırılmış bi' erdoğan portresi üzerinden fena beyin fırtınalarının yapılmasına da pek gerek kalmıyor, görünen haliyle elbette. uluslararası kabul görmüş kurallara uymak yerine kendi çizdiği yolda yürümek isteyen bi' tek adam portresinin varacağı nihai hedef olarak askeri darbe gösteriliyor.
    görünen haliyle bu duruma haklı olarak sevinecek tonla muhalif vatandaş yaşıyor şu memlekette, sayıları da yadsınamayacak ölçüdeyken; neden başka bi' yol yok diye soruyorum kendime.
    devlet kudretini elinde tutan tek tipli yapı da, biz sıradan vatandaşlar olarak portreyi görebiliyorsak, bizden öncesinde tabloyu gördüler diye düşünüyorum. o halde toplumun kutup başlarını keskinleştirmek yerine, neden içinde bulunduğumuz vaziyet üzerinden bi' çıkış yolu aranmıyor? neden on iki yıldır muhaliflere üvey evlat muamelesi yapılıyor bu ülkede?
    daha öncesinde belirttiğim ve her ucu ekonomik parametrelere çıkan bi' ötekileştirme legalmişçesine meşrulaştırılıyor ve yürütülüyor?
    bütün bu muhalif kesimdeki itilmişlik hissiyatı, iktidar gitsin de ne şekilde giderse gitsin, kısmına çıkartıyor kişileri, o yüzden haklı olarak biçiminde betimledim. ülkenin geldiği noktada olumlu bi' ilerlemenin kendisine fayda etmediğini gören muhalif, tablonun olumsuz tarafa doğru seyretmesinden de rahatsızlık duymuyor, ben çektiysem onlar beter olsun mantalitesiyle yaklaşıyor olaylara. haliyle de çıkan sonuç; askeri darbenin kimden geldiği, ne şekilde geldiği ve neye sebebiyet vereceği ile çok da fazla ilgilenmiyor çünkü kaybedeceği şeylerin çevçevesi oldukça sınırlı.
    azdan az çoktan çok gider düsturu doğal bi' yönelim oluyor haliyle.
    hasılı, şayet bu ülkede bi' darbe olursa dediğim gibi milli bi' darbe olmaz, egemen güçlerin güç sarhoşluğunun bitip çukurun dibine doğru yol alması dışında bi' masturbasyon malzemesi de çıkmaz. ülkenin ekonomik tablosu ciddi şekilde hasar görür mü ya da kim ne kadar kaybeder sorunsalı ise bambaşka bi' mevzu esasında.

    ben sadece arafta kalanların kafasındaki betimlemeyi yansıtmaya çalışıyorum. yoksa ne darbeler küllen antidemokratik tavırlarıyla ülkenin reel halini yerle bir eder, ne de darbe olduğunda bu ülke refaha kavuşur.
    ikisinin arası, yalnızca araf...
  • "demem o ki:
    yeni durum şudur:
    himi özkök, ab konseptinde saha'nın kenarında.
    çetin doğan, yaşar büyükanıt metal yorgunu, hasta, büyük saflaşmanın en gerisinde.
    hurşit tolon ve levent ersöz hasta, en ön baş köşede!
    "kozmik paşa" ergin saygun 1 numara sağ baş'ta.
    "entelektüel paşa" ilker başbuğ, 1 numara sol baş'ta
    hülasa:
    ulusalcılar, laik'ler, atatükçüler için "milli direniş" kapsamında, eş 1 numara:
    "hayri kıvrıkoğlu, bir adım öne çık!"
    "seferberlik kağıdı" el'den ele.
    "vatan görevinden kaçmak olmaz", azrail tüm kapı'larda.
    görev'imiz ortada:
    “şerefli olduğu kadar büyük sorumluluk da gerektiren bu görevin icrasında bundan önce olduğu gibi bundan sonra da başlıca hedefimiz atatürk ilke ve devrimlerine gönülden bağlı, atatürkçü düşünce sistemini yaşam tarzı haline getirmiş, milli çıkarlarını her türlü değerin üstünde tutan bir yaklaşımla, türk yurdunun bölünmez bütünlüğüne, anayasa ile tayin edilmiş laik ve demokratik türkiye cumhuriyeti’ne yönelik her türlü dış ve iç tehdidi önlemek olacaktır.”"

    hayrullah mahmud böyle demiş
    vay anasını sayın seyirciler. birileri bu adamın kulağına bişiler mi üfledi, yoksa ülkenin manzarasından adam bu sonucu mu çıkarttı sahiden?
    ya da ben manyak mıyım neyim, geldim buraya içinde "askeri darbe" geçmeyen bi' kesiti iliştiriyorum...

    yo, bu menfaatçi, çıkarcı, kısa yoldan para kazanma kafasındaki toplumun başına çoban olarak gelecekleri anadolu'nun köylü kurnazı olmakla birlikte özünde saf-temiz insanı getiriyor. bu topluma bi' kez daha tiyatro yedirmesinler, biliyorum ki ileride yeni bi' mağduriyet fantazisinin malzemesi çıkar buradan.
    diğer taraftan seçeneklere bakıyorum, anti-demokratik hareketlerin ilerici yönü üzerine kafa yoruyorum, bu kadar pervasızca hareket eden adamın bi' araya gelip ülke yönetimindeki tavırlarına bakıyorum, lan cidden çok fena araftayım...
  • postal seslerini heryerde hissettigimiz turkiyede 1960 ve 1980 de yapilan ulke yonetiminin askerlerin eline gectigi durum.
  • "önümüzdeki günlerde yeni ve çok kirli operasyonla mücadele etmek zorunda kalabiliriz. çirkin bir müdahale servise sunulabilir. sadece terör örgütleri değil, içerideki uyuyan hücreler, fonlanan kişi ve çevreler de harekete geçirilebilir. suriye'den, avrupa'dan, amerika'dan ve içerideki unsurlar üzerinden yeni bir proje başlatacaklarına dair ciddi şüphelerimiz var.
    bu yüzden “acımasız” direniş için safları birleştirin, öfkenizi diri tutun. fert fert, ev ev, mahalle mahalle direnci güçlendirin. bu çokuluslu saldırıya karşı kimsenin zihninizi bulandırmasına asla izin vermeyin!"

    http://m.yenisafak.com/…turkiye-icin-dikkat-2027695

    ...

    ben iki yıldır yazdım, duyan pek olmadı. son birkaç aydır somut veriler üzerinden fazlaca kişi doğrudan ya da örtülü biçimde bu durumu dile getiriyor. iktidarın her bi' parçasına muhalefet eden bi' adam olarak korkum şu: muhalif kitleler "nasıl giderse gitsin" mantığıyla darbelerden medet umacak, olası bi' darbeyi sırf iktidar gitti diye meşrulaştıracak diye korkuyorum, korktuğum başıma gelmesin diyeceğim ama bi' yandan da bülent arı'nın demek istedikleri ya da söylediklerinden benim çıkarttığım sonuçlar üzerine düşünüyorum, üzerine konuşmak oldukça zor...
    sosyal medya üzerindeki enformasyon bombardımanının muhalif kitleleri ne şekilde dejenere ettiğini görmek kahrediyor beni, üzülüyorum. böyle olmamalı, bi' çıkış yolu olmalı!