şükela:  tümü | bugün
  • yurtdışında gelişmiş bir dal olmasına rağmen türkiye'de maalesef henüz gerekli ilgiyi görmemistir. askeri tarih bir anlamda tarih tekerrürden ibarettir sözünün ispatının yanında nasıl, neyle, niçin, nerede savaştılar, sebep-sonuç ilişkilerine kadar birçok detayın tarihte öğrenilmesini, eğer uçuk kaçıksanız, savaşı tekrar taklit ederek, neler olabileceğini gözlerinizle görmenizi sağlar. ayrıca geçmişle aranızda bir bağlantı, bir empati kurma şansınız olabilir. askeri tarih, unutulanların, unutulmaması için de verilen bir mücadeledir diyebiliriz..
    gönül ister ki şöyle bölümler olsun ülkemizde http://militaryhistory.norwich.edu/ şöyle yayınevleri olsun http://www.ospreypublishing.com/ şöyle organizasyonlar olsun http://www.historicon.org/ şöyle kaliteli bir müzemiz olsun http://www.national-army-museum.ac.uk/
  • sadece türk silahlı kuvvetlerinin sahip olduğu tarihi envanter, tarih biliminin bu dalının ülkemizde icra edilmesini tek başına karşılayacak genişliğe sahiptir.
    türk ordusu, tarihçilerin prusya ekolü olarak adlandırdığı taktisyen-teorisyen temeli çok yüksek bir ordudur. cumhuriyetin kuruluşundan bu yana görevini yerine getiremediği tek bir görev yoktur.
    ehe türk ordusu neredeyse hiç savaşa girmedi ki diyenlerin gözüne bir ortadoğu haritası koyup, şu son yıllar hariç böyle bir coğrafyada savaşa girmemiş olmanın başlı başına bir taktisyenlik, bir görev bilinci olduğunu hatırlatmakta fayda var.

    askeri tarih, silahlı kuvvetler personeline daha doğrusu kurmay kesime bir ingiltere, abd ülkesinde öğretildiği kadar öğretiliyor. ve kullandıkları kaynaklar tüm dünyadan derleme olduğu kadar, kıymetli komutanlarımızın özgün makaleleri ile de desteklenip genişletiliyor. fark ise şu, onlarda bu bölüm sivillere de açık, bizde ise kısmi şekilde açık.

    hepsini toparlayıp şunu demek istiyorum, türk silahlı kuvvetleri bünyesinde askeri tarih eğitimi doktrin seviyesinde veriliyor. bu altyapıya sahibiz ve bu birikimi uluslararası seviyede nasıl paylaşabiliriz, bu konularda çalışabilmek için ne tür bir sivil çatı oluşturabiliriz, bunları konuşmak istiyoruz.
    ve evet, milli savunma üniversitesinden bu konuda çok da umutlu değilim. umarım şaşırırım ben, yeter ki ülkemiz önemli bir bilim dalına ait potansiyelini genç nesile işlemeye başlasın.
  • tarih, incelenerek geleceği güzelleştirmeyi sağlar. askeri tarih de geçmişten günümüze toplumları, bölgeleri, stratejileri, ittifakları ve düşmanlıkları etüt ettirir bizlere. bu etütler ile gelecek ödevlerimizi hazırlarız, hazırlamalıyız.
  • savaş ve savunma teknolojilerinin de tarihidir ve okuması çok zevkli bir konudur. özellikle savaş aletlerinin gelişimi, en ilkel silahlar olan ok ve mızraktan çelik keşfedilince yapılmaya başlanan daha ileri silahlar olan kılıç, kalkan, zırh, miğfer teknolojisinin savaşları dönüştürmesine, ingiliz long bowlarının cross bowlar karşısında nasıl bir üstünlük yarattığına, mancınık teknolojisinin gelişimine, erken dönem biyolojik savaş taktiklerine kadar pek çok enteresan olayı kapsar.

    savunma teknolojilerinde şehir surlarının önemi ve hendeklerle ve kulelerle (bastion) giderek daha karmaşık yapılara dönüşmesinin tarihini okumak keyiflidir. bu konuda özellikle uzun menzilli topların icadı sonrası baştan aşağı değişen kale savunması sistemini neredeyse bütünüyle yeniden kurgulayan marquis de vauban'ı okumak heyecanlıdır.

    herhalde age of empires oyununu zevkle oynamış herkesin iyi kötü bir fikrinin olduğu ve okumaktan keyif alacağı konulardır.
  • uzun bir dönem boyunca tarih disipliniyle özdeş olarak telakki edilmesine rağmen aslında tarihin alt-dalı olmaktan öteye gitmeyen araştırma alanlarından biridir. siyasi tarih alanıyla da yakın bir ilişki kurduğu söylenebilir. çoğu zaman bu iki anlatının okuyucuya iç içe geçmiş bir şekilde aktarıldığını belirtmek mümkündür.

    belirtilen bu iç içe geçme halinin voltaire'in geçmişte sanki dünyada savaşlardan ve kralların hayatından başka hiçbir şey yaşanmadığı algısına itiraz etmesine bağlı olarak değişmeye başladığı görülmektedir. bu nedenle aydınlanma ile birlikte eleştirel şüpheci bir tarih felsefesi üretilerek halkın tarihine yönelme durumunun geliştiği ifade edilebilir. bunun yanında üretilen bu yeni tarih anlatısının genel ve evrensel bir felsefeye bağlanmaya çalışıldığını da vurgulamak söz konusudur.

    vurgulanan bu ifadeden de anlaşılacağı üzere halkın tarihini yazma çabası tarihçileri derin bir uykudan uyandırmış olsa da bu tarihin felsefeye bağlanmasıyla birlikte tarihçilerin yeniden uykuya daldığı anlaşılmaktadır. çünkü bu sefer de kendi kurumsal alanını korumaya çalışan tarihçilik, pozitivist ideolojinin altında olan yardımcı bir disiplin seviyesine indirilmiştir. dolayısıyla ele alınan dönemde askeri-siyasi tarihe karşı aşırı bir yargı üretilmiş ve bunun sonucunda da yine tarihi toplumsal gerçeklikleri dengeli bir biçimde anlamak ve yorumlamak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

    gelinen noktada ise artık eklektik olsa da dengelilik ilkesini önemseyen bir tarihçilik anlayışı gelişmektedir. bu bağlamda askeri-siyasi tarih yazma girişimlerinin toplumsal tarihi etkenlere bağlı olan arka plan atlanmadan icra edilmeye çalışılması son derece olumlu bir gelişme olarak tezahür etmektedir. coğrafi, tarihi, konjonktürel, demografik, iktisadi, kültürel ve toplumsal etkenleri bütünlüklü gören bir medeniyet analizinin arka planda tutulduğu askeri-siyasi tarih yazma girişiminin toplumsal belleğin canlı tutulması adına oldukça faydalı olacağını belirtmek mümkündür.