şükela:  tümü | bugün
  • neşe kaynağımız.

    edit: imla
  • sikilmekten değil sikenden bıkan göttür.
  • uzun zamandır büyük panik içinde olan liboştur. hahahaa.

    "genelkurmay evet dese ne olacak, hayır dese ne olacak"

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19357167.asp
  • kahrolsun askeri vesayet diye diye askeri vesayeti kirmiştir ve şu anda şeriatçilar tarafindan atildigi kodeste dinlenmektedir.
  • ülkeyi tanımadan, ülkenin insanını tanımadan, kafasında belirlediği tek soruna bağlar her şeyi. o sorun da askeri vesayettir. gerçi bu tipler azaldı artık.

    evet, bu ülkede ordunun süngüsü siyasilerin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandı uzunca bir müddet. ama bu işin tarihini bilmeden, milletin sosyoolojisini analiz etmeden, ülkedeki siyasi kültürü tahlil etmeden avrupai gözlüklerle bakarsanız meseleye, her şeyi tersten görürsünüz.

    1- bizdeki darbeler, güney amerika ülkelerinde olduğu gibi uzun soluklu askeri diktatörlükler çıkarmadı ortaya. darbe güzellemesi yapmıyorum bakın, basit bir analiz bu. aç bak bakalım pinochet kaç sene yönetmiş ülkeyi, kenan evren denilen yüz karası adam kaç sene yönetmiş?

    2- elbette demokrasi ile iş başına gelmiş bir hükümeti askerin lağvetmesi demokrasi argümanlarıyla savunulabilir bir şey değil. ama halkın seçtiği adamlar, kendilerinin de üstünde olan, olması gereken anayasayı delik deşik ederlerse ne olacak? darbe olmalı demiyorum. ama bu ülkede ordu, ciddi bir politik denge unsuru haline gelebilirdi. bu yolda ilerliyordu da. liboşlar zannetti ki güçlü iş adamları, para babaları bu denge unsurunu oluşturabilirler. şimdi görsünler, bu ülkenin zengini zaten devlete sırtını dayamadan iş yapamıyor. ne dengesi?

    3- tutturmuşlar bir sivil anayasa lafını, aldı başını gidiyor. kardeşim bu ülkenin en demokratik anayasasını askeri yönetim getirtti. 61 anayasasına bir bakın da öyle konuşun. bu anayasayı asker hazırlamadı. en iş bilen hukukçuları toplattı da yazdırdı. hakimine, savcısına "yahu yasayı koyan zaten biziz, sen dediğimizi yap biz yasayı çıkartırız" diye teminat veren adamların yazdırdıkları anayasa mı sivil anayasa olacakmış?

    4- hiç bir ülkenin sıradan vatandaşları anayasa hukukçuları kadar bilmezler bu işleri. teknik bir mevzudur anayasa hazırlamak. ülkenin siyasi rejiminden tut da devletin kurucu prensiplerine kadar pek çok şeyin temelini oluşturur anayasa. halk anayasa yapmaz. ama sonuçlarını yaşar birinci elden. o yüzden de anayasa tartışmaları olduğunda o ülkede anayasa hukuku konusunda az çok bilgili, donanımlı güç odaklarına ihtiyaç vardır. ordu bu noktada bir çeşit hakemlik görevi görüyordu. bu görevi ne kadar iyi bir şekilde yürüttüğünü tartışabiliriz. bana göre hiç de beceremiyorlardı. ama darbelerden sonra ülke siyasetinin geldiği durum askere bu işlerin höyt döt diyerek olamayacağını göstermişti. 2008 e-muhtırasında da gördük ki ordu, bu konularda tecrübe kazanmış, daha temkinli hareket etmeye başlamıştı. keşke bizde de güçlü bir sol olsa, çok güçlü ve tam bağımsız bir yargı olsa, vekiller daha güçlü olsa da bu siyasi denetim ve denge mekanizmaları çok daha demokratik yollardan kurulabilse. ama bunların hiç birinin olmadığı bir yerde ordu bir çeşit emniyet sübabı görevi görüyordu. ve daha da önemlisi, siyasi açıdan evriliyor, geçmişteki hatalardan ders çıkaracak bir noktaya geliyordu.

    5- ordu en çok neleri sebep göstererek yönetime müdahalelerde bulundu? 60 darbesine bakıyorsun, iktidarın muhalefeti ezmek suretiyle demokrasiyi yıpratması gibi bir durum var ortada. muhalefetin para kaynakları kurutuluyor, kürsü dokunulmazlıklarına müdahalede bulunuluyor. bu nasıl demokrasidir?

    80 darbesine bakıyorsun. ülke içinde ciddi bir çatışma ortamı var, iç savaşa ramak kalmış. otorite boşluğu var ve siyasi yönetim bu boşluğu kapatacak, çatışma ortamını sonlandıracak güç ve iradeden yoksun.

    elbette darbeler olmamalıydı, daha demokratik çözümlerle bu sorunlar giderilmeliydi. ama bu ideal olan durum. kim, nasıl yapacaktı o şartlarda bu işi? bu sorunun cevabı yok, sorun da burada zaten.

    28 şubatta da radikal dini hareketlere karşı çekinceler dile getiriliyordu. erbakan dini cemaat liderleriyle iftar yemeği düzenliyordu, insanlar şeriat isteriz diye yürüyüş yapıyordu. 28 şubat keşke olmasaydı elbette ama asıl keşke 28 şubata zemin hazırlayan o gerici hareketler bu kadar büyümeseydi. o gerici hareketler bugün hala devletin başına bela. birisi abdye kaçtı, diğerleri birbirinin başını ezmekle meşgul, kimisi hala şeriat isteriz diye dolanıyor ortalıkta. sen hem demokrasiyi yıkmaya niyetleneceksin, hem de ordu tepene çöktüğünde "nerede demokrasi" diye zırlayacaksın. oldu canım.

    askeri vesayeti ortadan kaldırmanın da, kürt sorununu, alevi sorununu çözmenin de çok daha kolay ve etkili bir yöntemi vardı halbuki. demokratikleşmek. sorsanız liboşlar da aynı şeyi savunduklarını söylerler. ama bu ülkede demokratikleşmenin yolu siyasal islamcılardan, pkk sempatizanlarından geçmez. bunların hepsi de demokrasiyi araç olarak görür. milletin giyimine, kuşamına, yaşam tarzına kafayı takmış adamlar demokrasi getirebilir mi bir ülkeye? ya da doğuda ayrı bir devlet kuracağız bahanesiyle onlarca yıldır çoluk çocuk demeden bir yığın insanı katleden, marksistiz deyip abdden destek almadan iki dakika ayakta duramayan adamlar getirir mi demokrasiyi? askeri vesayet dediğiniz, bunların arasında yine bile abdurrahman çelebidir, kötünün iyisidir, bildiğiniz şeytandır.

    bu ülke hakkında kafa yorarken hayalperest bir idealizmle bakmamak gerek. en kötü seçenekleri görüp, ona göre değerlendirme yapmak lazım.
  • faşistik vesayete de öncesi ve sonrasında bol bol papağanlık ve avukatlık yapmış, şu anda büyük ihtimalle işsiz liboştur.