şükela:  tümü | bugün
  • ilk gece en eğlencelisidir. tüm gün tuhaf bir şaşkinlik içindesinizdir, onlarca kişi ile tanişmişsinizdir. komutaniniz koğuşa gelir, babacan bir ses tonu ile gençler bir süre beraber olacağiz, burada herşey sizlerin rahati, güveni ve konforu için tasarlandi. sizlerin memnuniyetinizden bizzat ben sorumluyum lütfen en ufak şikayetinizi bize bildirin diye bir konuşma yapacak aralara da sıcak bir iki espri katacaktir.

    daha ilk akşamdan koğuşta en az iki üç kafa adam bulacak, artik hayattaki ilgi alanlariniz neyse onun üzerine konuşmaya başlayacaksinizdir. memleketin dört bin yanindan toplanmiş bir mozaik size eşsiz bir kültür sütlaci sunacak. ilk geceniz büyük ihtimalle farkliliklarin çatişmasindan kayanaklanacak, ateşli bir entellektüel etkileşime sahne olacaktir.

    o sirada koğuşunuza dalacak olan yardimsever ve sizin duygularinizi en iyi anlayacak olan üst tertipler size inanilmaz dostane şekilde yaklaşacak, askerlikle ilgili tüm tüyolari verecekler, hatta kendi aralarinda popüler şarkilarin yaylalar versiyonu şekline getirdikleri küçük rondu sahneleyecek sizi sıcak ve güvenli bir ortamin içinde bulunduğunuza ikna edeceklerdir.

    bu uzun sohbetlerin ve tatli kaynaşmalarin olduğu ilk akşamda, yastik kavgalari, ebelemeç, bazen sobelemeç gibi çocukluğunuzu andiran oyunlar yer alacak sabahin ilk işiklarina kadar koğuştan kahkahalar yükselecektir.

    uyumadan önce isterseniz 24 saat sicak suyun hazir olduğu süper steril duşlarda yikanabilir kendinize gelebilirsiniz. ertesi sabah ordunun sizin için hazirladiği egzersiz programi, içtima eğlencesi ve özel görevlere hazirlik için bir kaç saat deliksiz uyumaniz gerekecek.

    merak etmeyin arkadaşlarinizi taniyacak ve iyice kafa olanlarla toplanip ayri bir koğuşa geçmek için komutana dilekçe vermeniz için önünüzde daha uzun zaman olacak. askerliğinizin tadini çikarin.

    henüz askere gitmedim, ama sanirim buna benzer bir sistem uygulaniyordur.
  • gittim ilk gün,

    dediler bugünlük şu koğuşta yat yarın komutan gelince esas koğuşuna geçersin,

    dedim eyvallah, gittim koğuşa olm dev gibi koğuş belki 80 ranza var bir allah'ın kulu yok,

    ulan olaya bak yeni geldim diye bana özel koğuş açtılar dedim, vurdum kafayı yattım,

    gece 3 gibi 80 tane asker geldi, ne oluyo amına koyayım diye kalktım baktım, meğer bunlar gece eğitimine gitmişler onun için koğuş boşmuş,

    sesler geliyor "beyler yeni gelen var sessiz olun adam uyuyor yol yorgunu" falan diyorlar,

    kendimi yedi cücelerin evine gizlice girip uyuya kalan pamuk prenses gibi hissettim lan...

    bu da böyle bir anımdır amına koyayım...

    eved.
  • soğuk bir nisan günü, hayatımda ilk kez gittiğim trabzon'da bir dağın tepesinde yaşadıklarımı neşredeyim, askere henüz gitmemiş arkadaşlara, bir referans, bir başucu kitabı olsun en naçizanesinden..

    en önemli anlardan biri ''teslim oluş'' anıdır, elde bavul çıkmışsınızdır evden, arkada ana baba sevdicek kim varsa çıkmışsınızdır hayatınızın belki de en bilinmezlerle dolu yolculuğuna.. askere gidişten bir hafta öncesinde başlamıştım ''haftaya bu vakitler ne yapıyor olacağım ki ?'' sorusunu kendime sormaya, bilemedim adına fidan dedikleri koca koca ağaçları dikiyor olacağımı, bilemedim yağmur altında zırt pırt akan kireçlerle nişangah boyuyor olacağımı, bilemedim gelen kamyondan kum çekiyor olacağımı.....neyse onlar ayrı hikayelerin konusu, ben geleyim ilk geceye..ilk gece nasıl bir ortam umar askere giden türk genci?, eh işte iyi kötü bir yatak, çok temiz olmasa da kullanışlı bir dolap, banyolu tuvaletli bir ortam..fazlasını uman varsa şimdiden vaz geçsin, hayal kırıklığı ile uğraşmasın bir de o kadar derdin arasında..

    otobüse doldurdular bizi, çıktık yola, dağ bayır karanlık yerlerden geçtik ''ben nerdeyim, bu insanlar kim, işim var gücüm var benim burada bu köhne otobüste ne yapıyorum ben allahım?'' sorularının beynimde döndüğü bir yolculuk oldu, acemi birliğine götürülüş seyahatim(!)..

    bir kapıdan girdik, adı ''nizamiye'' imiş onun kapı değilmiş, sonradan öğrendik, avlu gibi bir yere dizildik, etraf aşırı karanlıktı, gece saat 10..bir astek* çıktı oradan ''kısa dönemler siz misiniz lan?'' dedi, tamam dedim eğlence başlıyor..
    ''dizilin şöyle'' dedi...dizildik avluda elde çanta bavul 30a yakın kısa dönem türk genci bir bilinmezin ilk dakikalarında yaşayacağımız şoklardan habersiz.... acı haber gecikmedi, filmlerde olduğu gibi çabuk geldi..

    ''arkadaşlar, yatak yok, bir süre (!) üçerli beşerli (!) yatacaksınız''

    ''üçerli beşerli de ne ola ki???''

    üçerli beşerlinin ne olduğunu anlamamız kısa sürdü, iki adet ranzanın yanyana yapıştırılması ve yatağa diklemesine değil enlemesine yatılmasıymış ''üçerli beşerli''..

    insan evladına yapılmaması gereken şeyler vardır ya, bilirsiniz, onlardan biri de yurdun 4 bir yanından kopup gelmiş, tanışalı daha birkaç saat olmuş 20küsür yaşlarındaki erkekleri, aynı yatakta ''üçerli beşerli'' yatırmakmış, ben o gün bunu gördüm, tarih de vereyim 3 nisan 2002....

    bir telaştı başladı mehmetçik arasında ''kim kimle yatacak'' ??

    kısa dönem dediysek yanılmayın peşmerge tipli adam da var, eline keleş versen kafalardaki pkk'lı imajına tam oturacak yarma yarma adamlar da var...

    eli yüzü düzgün denebilecek gençler arasında beraber yatma yönünde bir kulistir başladı,

    ''senin isim neydi, cenk ben..''
    ''beraber yatalım mı?''

    bu diyaloğu yaşadım ben, kolay değildir, yaşamayan bilemez.. bir hödük atladı oradan, ''yok öyle, kurra çekerek tespit edecez kimin kimle yatacağını''..

    diğer kötü haber de geldi o saniyelerde ''dolap da yok arkadaşlar, çantalarınıza sahip olun!''

    askerde size sorunu sunarlar, lakin çözümü bulmak size bırakılır..''çantama sahip olayım peki ama nasıl, neden dolap yok, yatak neden yok, tamam kırımızı halılar ummamıştım ben, tek hayalim yanımda 4 kişinin olmadığı, enlemesine yatmak zorunda kalmadığım bir yatak ve bir dolaptı..küçüktü hayallerim...ama olmadı..

    askerliği henüz yapmamış yazar arkadaşlarımın askerdeki ilk gece ile ilgili beklentilerinin ne şekilde güncellenmesinin daha faydalı olacağı yönünde ışık tutabillmekti amacım ..umarım başarmışımdır, en naçizanesinden....bana bunu yapan olmadı..olamadı

    (bkz: bu da böyle bir anımdır)
  • akabindeki 3 4 gün boyunca devam edecek olan sıçamama hadisesinin başlangıcıdır. mecaz falan değil abi, bi şey oluyor sıçamıyorsun. başka yerlerde askerlik yapan arkadaşlara da doğrulattım onlarda sıçamamışlar. biz pasta kesmiştik ersoy sıçtı diye. öncü birlik oldu o bize, sonra hepimiz kahramanca sıçmıştık. ne günlerdi bea.
  • bir dolu tanimadiginiz adamla ( ben diyim 20 siz diyin 50) bir kogu$a sokulursunuz, ustunuze giymeniz icin bir pijama vermi$lerdir ki eger minyon bir tipseniz 2 beden buyuk, car$aflar temiz gibi gorunsede ya $ilte... bir de ustune ustluk kogu$un pencereden uzak bir ko$esinde alt ranzaya du$tuyseniz...saat daha 8.30 ya da 9.00 dur. "ulan bu saatte yatilir mi" diye du$unmeyin, sabah erken kalkacaksinizdir. kogu$ta sigara icmek yasak. osuruk seslerine, ayak ve ter kokularina daha ali$mami$siniz.
    sevgilinizi du$unursunuz. onun $efkat, sevgi dolu kucagini. beyoglu' nu, kadikoy'u du$unursunuz, insanlar geceye hazirlik yapiyordur $u saatlerde, diye. cevrenize bakarsiniz, "insanlar her yerde, her yerde, her yerde, yalnizlik her yerde". burnunuzun diregi sizlar, "napiyosun lan burda aglanir mi?" diye kendinize gelirsiniz. "korkuyorum anne, al beni icine" diye telefon edesiniz gelir ama telefon yasak. her turlu bete sokan $arki, $iir, ani film $eridi gibi gozunuzden gecer, bir ara sizar kalirsiniz, gozlugunuzu bile cikaramadan.
  • 30 yaşında meslek kurası ile askere gitmiştim. benim gibi dede yaşındaki tüm askerleri toplamışlar. bir doçent vardı yatakhanede, hakim, savcı, kaymakam, bir sürü doktoralı akademisyen, üst mertebelerden bürokrat, kendi yazılım firması olan bilişimci, yayınlanmış bir kaç kitabı olan sosyolog acayip bir dönemdi. henüz paralı askerlik yoktu o zamanlar. ilk gece hepimiz birbirimizin özgeçmişini dinleyip nasıl bir yere geldiğimize şaşakalmıştık. bazı geceler kurmay olan nöbetçi binbaşılar, yarbaylar odaya gelip memleket meseleleri tarih, hukuk gibi konularda bizlerle sohbet ederlerdi. yüksek lisans yapan bir yüzbaşı vardı fikir almak için sık sık odaya gelirdi. hayatımda aynı yerde toplanmış bu kadar kalifiye adamı bir arada görmemiştim. ufkumu açan sohbetler olmuştu. komutanlar özgeçmişlerimizi biliyor olsa gerek çok medeni ve saygı ile davranırlardı bize. bu türden adamların sırtında yükseliyor memleket aslında. onları tanımak beni çok gururlandırmıştı. şimdi kim bilir nerelerdedirler. inşallah memleketten umudu kesip gitmemişlerdir.
  • hep şöyle derler; ilk gün uyuyamazsın, üç dört gün sıçamazsın, bir hafta da 31 çekemezsin diye. valla ilk gün yol yorgunluğundan akşam dokuz gibi bebekler gibi uyudum, sabah kalktım kahvaltıdan sonra bi güzel sıçtım ve akşama da gazinodaki gazeteden arakladığım jennifer lopez poposuna bakarak çavuşu tokatladım. sonra çavuş şaşkın gözlerle bana bakıp "napıyon lan amına kodumun manyağı" deyince yanlış çavuşu tokatladığımı anladım. acemi erim sonuçta ilk günden olur öyle şeyler.
  • eğirdir dağ komando okulundaki ilk gece sabaha kadar yarrağı yedik arkadaşlar diye birbirimize telkinle geçmişti.nitekim akabindeki gün ve 3,5 ay boyunca da yarrağı yedik.
  • ilk gece korkusu başlatan hede...

    akşam olmuş, 150 kısa dönem hiçbirinde kamuflaj yok. internette falan okursunuz ya askere gideceklere tavsiyeler, diye... ben onların amk! beyni olan da yazmış, olmayan da... bir allah'ın kulu da yazmamış ki, ağustos sıcağında gidiyorsunuz dandikten de olsa bir şort falan götürün.

    neyse koğuşa girdim, 16 kişilik koğuş dediler. tamam öyle de, 16 kişi de odaya girince akciğerlerimizi dışarda bırakmak zorunda kalıyoruz! arkadaş bu nasıl bir koğuş? bildiğin 4 kişilik ama 16 kişi yatacağız!

    böyle bir sıcak yok! manisa alaşehir sıcağı... izmir'de yaşıyorum, bizim ev yazın, temmuz ayında döner kesmeye çalışan ustanın taşakları gibi oluyor ama bu başka bir sıcak... bu farklı bir iklim. oksijen yok. vallahi yok. ranza desen duvar dibi...

    bir yanda sıcak, bir yanda askere gelmenin ve vatani hizmetini yapmanın verdiği tarifi imkansız pişmanlık, yanıyorum fuat abi! çaresiz çıkardım pantulu. donla yatıcam lan ne olursa olsun!

    sonra...

    sabaha karşı bir serinlik, üzerimde bir baskı, kıpırdanma, zaten daha uyuyalı 2 saat falan olmuştur ancak. bir doğruldum, hay amk yaa!

    kontrolden çıkan kamyon şoförü dehşet saçmış! askerde ilk gecesinde kamyonu deviren kahraman türk askeri... sonrası tuvalete gitsem mi lan, komutan kimse yataklardan çıkmıcak dedi, ehh vurcaklar mı amk demem. götüm 3.5 ata ata kronik prostatit ağrısıyla tuvalete gitmem, duvarlardaki bokları ilk o zaman fark etmem, iki gün aynı üst başla dolaşmamız hepimizin... 10 gün duş alamamamız, 4 günde bir keçi gibi pıt pıt sıçabilmemiz...

    edit: askerde 31 hiç çekmedim, 2 kere kamyon devirdim, biri ilk gece, diğeri, suriye ile savaşa gidiyorsunuz deyip bizi trene bindirdikleri gece... millet korkudan altına sıçar, ben zevk alıyorum...
  • sabahı istanbul'da başlayan, uçağın inmesi ile sizi havaalanında karşılayan jandarmanın çevirmesi ile ktm'de başlayan gecedir... sizi havaalanında * karşılayan jandarmalar sizi bir otobüse bindirirler. nereye gidiyoruz acaba diye düşünmeye fırsat kalmadan, 5 dakika sonra ktm'nin içerisine girilir. otobüste yanınızda oturan kişi ile nerelisin, okul neresiydi muhabbeti son bulur. sıraya geçin bağırışları, omuzlarında yıldızlar çizgiler dolu adamlar... kim bunlar? ne yapacaklar lan bize?

    efendim o gece oradayımşız. daha sonra birliğimize ne zaman konvoy çıkarsa o zamana kadar orada kalacakmışız. çantalar bir konteynere bırakılır ve sıcak bir çay içip kantin sırasından asker kart * alınır ve sevdiklere haber verilir. iyiyim, teslim oldum, burası soğuk değil, kar yok, herşey çok güzel... şeklinde kısa bir sohbet herkesle...

    hava kararır. yemek iştiması. her sıra 10'arlı olacak şekilde uzunca bir sıra yapılır.

    10 (çök)

    20 (çök)

    .
    .
    .

    191 (son)

    - sayı tamam komutanım.

    komutan: arkadaşlar burası bir birlik. burada yemek yemek istiyorsan bir işin ucundan tutacaksınız, şansınıza ne çıkarsa, ama bulaşık yıkarsınız, ama tuvalet temizlersiniz, ama çöp dökersiniz. burada bedava yemek yok. ha ben yemek yemem bu işlere de bulaşmam derseniz işte kantin, geçin oturun. hadi afiyet olsun...

    askerler: saol...

    nereye geldik arkadaş, diye düşünüyor tabi ister istemez insan. yanımıza yaklaşan bir uzun dönem asker, yemeklerin güzel olmadığını ve biraz oturduktan sonra pide yemeye gidebileceğimizi söyler. kulağa gayet hoş geliyor tabi askeriyede pide yemek. derken pideler de yendikten sonra bir komutandan ile saat 9 olmasına rağmen herkese yatması emri gelir. nereye yatacağımızı da başımızdaki çavuş söyleyecekmiş. derken yine biz koyun çavuş çoban bizi bir binaya sokar. girdiğimiz binanın adı koğuş. askerliğin ilerleyen günlerinde sıkça duyacağımız bir kelime. oysa ben koğuşu sadece hapishanelerde olur sanırdım. hem biz ne bir suç işlememiştik ne de hapishanedeydik. ama yine de uyuyacağımız yerin adı koğuştu.

    bu uzun dönem arkadaş da bizimle beraber geldi. o da kars'ta askerdi ve izin dönüşü mecbur ktm'ye katılmıştı. tuttu beni kolundan.

    - sakın üstte yatma, diye uyardı. - cüzdanını boynundan çıkarma. ayakkabılarımızı da üsttekilerle beraber aynı yere koyalım. burada kullanılmış don/çorap bile çalınır, kullanılmış permatik bile gidiverir.

    değişik bir ortam tabi. hemen sağımızda 4'lü ranzanın üst katında 4 tane piyade er kağıt oynuyorlar. biri karadenizli. adam durmadan fıkra anlatıyor. ışıklar kapanmıyor. sigara içen mi ararsın, cep telefonundan müzik dinleyen mi, kavga eden mi? ne ararsan var.

    işin en kötü tarafı bir de belirsizlik var. acaba bizi nereye götürecekler, ne zaman götürecekler ve en önemlisi gideceğimiz yer de böyle mi olacak? düşüncelerden biraz olsun uzaklaşabilmek adına gidip telefona sarılınır gene.

    - beni merak etmeyin, yatacak yer verdiler, yemeğimizi yedik, koğuş sıcak, temiz, herkes bize yardımcı oluyor... yalanları.

    yastık kılıfı yoktu, yatak çarşafının rengi sarı olsa o kadar kahverengiye dönemezdi. ama onlar temizdi. kimin umrunda ki böyle bir şey. biz de kıyafetlerimizle yattık tabiki. yastığa montumuzu geçirdik. atkıyı da montun üstüne.

    aradan 1 saat geçtikten sonra da gür sesli bir çavuş;

    - yatın ulannnnnn

    diye inletti koğuşumuzu tam uykuya dalmak üzereyken. ranzadan usulca doğrulunur. çakmağın aleviyle çıkışa doğru gidilir ve bir sigara. askerdeki ilk gecenin son sigarası... ikinciyi bağlamak için biri yanınızda bitiverir.

    - senin neresi devrem?

    + burdan doğu beyazıt, sonrasını bilmiyorum. senin?

    - benim de hakkari çukurca, oradan da karakola...

    insan orada ne diyebileceğini şaşırıyor tabi. en çok şehit veren yerlerde biri ve ikimiz de tuzla'da sınava girmişiz. adam itü makina mezunu. istanbullu... aynı gün aynı 100'lük grupta sınava girmişiz.

    + teskerede de beraber birer sigara içeriz, o zaman havalar sıcak olacak, kolalar benden sigara senden

    diyebiliyor insan. ne denir ki... biraz daha sohbet, ardından yine koğuş.

    bu kez kaldırılmamak ve uyanmamak dileğiyle kafayı yastığa son koyuş...

    + dün gece neredeydim ama şimdi neredeyim psikolojisi ve hemen ardından acaba yarın neler olacak belirsizliği, özlem, merak, tedirginlik, telaş, koğuş, üç, beş...

    uyuyor muyum uyumuyor muyum belirsizliği ile geçen 1-2 saatini bozan bir ses...

    - koğuuuşşşş kalk...