şükela:  tümü | bugün
  • aşk o kadar derinlere itelenmiş bir duygu ki, aslında bir psikolojik vaka, bir ruhsal durum olduğu görülemiyor. öncelikle şunu belirteyim; bunu bir hastalık olarak belirtmedim. bunun nedeni kişisel olarak, şeylerin doğru yanlış, iyi veya kötü gibi bir sınıflandırmaya tabi tutulamayacağını düşünüyor olmam. hastalık, kötü bir durumu çağrıştıracağı için böyle demek olmazdı; çünkü psikolojik vakalar, bana göre bir görünümdür. görünümlere sıfat takmak sizlerin kişisel görüşüdür.

    aşk, genelde bir kişinin, dünyada, kendisi için yaratılmış "o" kişiye duyduğu yoğun bir sevgi ve bağlılık hissi gibi algılanıyor. aşk'a inanılmaz doğaüstü yüklemeler var. peki ben materyalist bir yaklaşım mı sergileyeceğim?! kesinlikle hayır. bence aşk'ı varoluşçu bir bakış açısıyla incelemek lazım.

    bir soru var mesela; ortalama bir tipsiniz diyelim; ortalama tipte bir karşı cinse aşık oldunuz, evlendiniz vs. peki bu ortalama tipte birinden daha güzel biri karşınıza çıksa ve sizi belki baştan çıkaracak, size belki de bu kadarına bile gerek kalmayacak bir ilgi ve muhabbet gösterse aşkınızın yönü değişir miydi? bu karmaşık bir soru. çoğu battal gazi buna hayır diyecektir. ama bu biraz belirsiz bir durum.

    bu yüzden bazı noktaları peşi sıra dizmek istiyorum; aşık olduğunuz kişi vahim bir kaza sonucu deformasyona uğrasa nasıl düşünürdünüz? bu çok ağır bir soru oldu. bence yine de duygusal davranıp bende bir şey değişmezdi; ben onun ruhunu seviyorum diyenler ve çeşitli yaşanmış olayların linklerini paylaşanlar olacaktır.

    bunlar hep dışarıdan gelen sorulardı; genelde insanlar bu sorularda takılı kalırlar. her şeyin bizim dışımızda geliştiği; bizlerin, özneler olarak istediğimizi seçebildiğimizi sanmaktayızdır.

    peki, yaşadığınız hayatın monotonluğu, ilgisiz ve sevgisiz büyümüş olmanız, kendinizi ifade etme içgüdünüz sizi aşık! etmiş olabilir mi? siz, aşkınızdan asla vazgeçmeyerek, hangi psikolojik vakanın (mesela obsesyon mu; ayna sinir hücreleri mi; toplumsal baskının getirdiği yoğun baskı mı) neticesinde böyle davranmaktasınız? bir insan aşkından vazgeçmese bile bu bir psikolojik vaka'nın sonucu olamaz mı?

    ama bütün yapıtlar* bu süreçte, yani aşık olan kişinin içinde dolaştığı dünyada neler döndüğünü sorgulamazlar. aşkı doğal bir sonuç olarak kabul edip; onu kutsarlar. aşk yalan diyen insanlara, kalbi kırık bunların deyip geçerler ve ilginçtir ki; işte o zaman bu psikolojik çözümlemeyi onlar üzerinde yapmaya başlarlar; asosyalsin derler; aşağılık kompleksine sahipsin derler ve nihayetinde bir sürü sıfatla itham edip, kişinin aşktaki başarısızlığına bir psikolojik neden bulurlar.

    ama yolunda giden bir aşk macerası için, böyle bir psikolojik çözümleme yoktur; çok ilginç. bunu yapmaya çalışan biri olursa, o kişi zaten lanetlenecek ve kıskançlıkla, aptallıkla itham edilecektir. ama ben söyleyeyim; bir çift gördüğümde en çok merak ettiğim şey; hangi ruhsal durumların bu çekimi meydana getirdiğini düşünürüm hep. aşık olmadığımı veya aşkı sevmediğimi veya bu insanlardan nefret ettiğimi söylemiyorum. aşık olmak on numara bir şey. ama bunun bana ilahi bir ilham olarak geldiğini düşünmek benim için olanaksız.

    aşk bir insana verilmiş ilahi bir armağan değildir ve kimse de kimse için yaratılmamıştır. aşk, diğer pek çok şeyde olduğu gibi, insanın kendini ifade etme biçimidir.
  • tamamen katıldığım önermedir.

    özellikle genç yaştaki insanların başına bu melankolik durum daha sıklıkla gelir. karakterin tamamen gelişmemesinden, mantıklı düşünme yeteneğini genç yaşta daha kısıtlı olmasından kaynaklanır. halbuki aşk dediğimiz kavram küçük yaşlarda karakter oturmamasından meydana gelebilir fakat daha sonraki yaşlarda da yaşanıyor ise saplantılı bir hastalık, depresyon ve manik depresyon göstergesi olabilir. hele ki ileri yaşlarda bu değişmiyorsa, ciddi şekilde psikolojik bir tedavi ihtiyacı duyulması gerekir.

    konuyla ilgili güzel bir makaleyi de buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
  • ünlü bir filozofun da dediği gibi, aşk bir akıl hastalığıdır.
  • bilimi pas geçen, yüzeysel bakışla varılmış sonuç.
    aşk ölüme ve doğuma bile psikolojiye olduğundan daha yakındır.
    aslında kökeninde ölüm korkusu ve yaşama dürtüsü olan biyokimyasal bir süreçtir. görünür belirtileri hormonlarla tetiklenir.
    psikolojiyi ilgilendiren kendisi değil yol açtığı sonuçlardır.
    melankoli gibi.