şükela:  tümü | bugün
  • uzamda âşıkın dönecek tek yönü kıble kaldığında namaza çağrı tanrıtanımazdan bile gelir.

    yâri ve piri istanbul'da bırakmış, bir haftadır ankara'daydım. ertesi gün yeniden istanbul'a döneceğimden, o cumartesiyi dostumla birlikte geçirecektik.

    koru'dan arabasıyla aldı beni. ulus'ta yapacaklarımız vardı. fakat saatler bizim. arabayı yıkatmak için önce bilkent'e uğradık. yıkamacı kırk dakika verdi bize.

    aklıma doğramacızade ali sami paşa camii'ni gezmek geldi. "aynı yapının içinde hem cami, hem kilise, hem sinagog inşa edildi." dedim. "hemen ileride. çok yakınız. beklerken gezelim mi, ne dersin?"

    tanrıtanımazdır, fakat sanatsever. "vay medeniyet beşiği, gidelim." oldu yanıtı.

    yürüyerek vardık yerleşkeye. sohbet edip dolaşırken zaman geçiriyorduk. güneş tatlı bir eğimde gönderiyordu ışıklarını. kuşlar cıvıldaşıyordu. ikindi vakti girmişti.

    aniden, namaz kılma, secdeye varma isteğiyle doldum. arzu karşı konulmazdı. fakat abdest almam, namaz kılmam derken onu dışarda yalnız başına bekletmem gerekecekti ki bencilce olacağını düşündüm. aklımdan "neyse, gece ayrıldıktan sonra evde yatsıyı kılarım" düşüncesi geçiyordu, birden bire sordu: "namaz kılmak ister misin?"

    zihnimdekini kulağımla duymama mı böyle bir teklifin tanrıtanımazdan gelmesine mi daha çok şaşırdım bilmiyorum. şaşkınlıkla ancak birkaç kelime geveleyebildim.

    "bilmem ki nasıl yani?"

    "bir arama yapmam gerektiğini hatırladım. biraz sürebilir. oyalanman için soruyorum."

    seve seve kabul ederek abdest almaya koştum. namazı bitirip şükürle dışarı çıktığımda kekliklerin havalandığını gördüm. ankara'da daha önce hiç karşılaşmamıştım bu hayvanlarla.

    gece eve dönünceyse yârin antep'te olduğunu öğrendim.

    ben ankara'da, yâr antep'te, pir istanbul'da, resul-ü kibriya medine'de... yüzümü çevirebileceğim, halihazırda tek yön kalmış bu durumda. o da mekke doğrultusu.

    uzamda âşıkın dönecek tek yönü kıble kaldığında namaza çağrı tanrıtanımazdan bile gelir.

    hû dost yâr
  • âşıklar kaçamaz

    maşukun çevresinde, maşuku merkezde tutan birkaç kilometrekarelik çekim alanı oluşur. bu çekim alanına girdiğinde âşık, kendini merkezde -yani maşukun yanında- bulmaktan kesinlikle kaçamaz. eğer çekim alanına girdiğinin farkına varmaz ya da beyhude bir çaba ile merkeze yönelmekten sakınırsa orijini maşuk olan logaritmik spiral bir yörünge boyunca maşuka doğru gayri iradi şekilde taşınacaktır. mezkûr taşınma süreci, engebeli coğrafyada veya spiralin uzanışına müsaade buyurmayan kentsel alanda gerçekleşiyorsa âşık, kendisini orijinde bulana dek, spiralin uzunluğunca yolu rastgele alacak yahut spiralin uzunluğunu katetmesi için gerekli zamanı boştan yere harcayacaktır.

    âşık için kolay olan, çekim alanına girdiğini fark ederek maşuka ulaşma istenci göstermesi ve doğrusal bir yol izleyip orijine kestirmeden erişmesidir. orijinde yandıktan sonra, ateşin hafifliğiyle çekim alanı içerisinde rahatça hareket edebilir, o bölgede ulaşmak istediği noktaya zorlanmadan varabilir.

    örneklendirmek için: maşukun iş yerinin maslak'ta bulunuğunu varsayalım. âşıkın ise istinye'ye işi düşsün bir gün. bu durumda istinye'ye gittiği anda çekim alanına girmiş demektir. menziline yetişmesi için önce maslak'a uğraması lazım. derhâl maslak'a yönelmezse, dalgınlıkla oradan oraya yürüyecek, istinye'de kaybolacak ve kendisini bir şekilde maslak'ta, maşukun yer aldığı orijinde bulacaktır. fakat sorumluluk alarak doğrudan maslak'a giderse maşukun yanında veya yakınında olmanın verdiği ferahlıkla istinye'deki menziline kaybolmaksızın ulaşır. maslak-istinye arası spiral yörünge ile doğrusal yörüngenin uzunluk farkının ne kadar büyük olduğu haritadan görülebilir(maşukun konumu sarı nokta, âşıkın konumunu kırmızı nokta, spiral yörünge turuncu çizgi, doğrusal yörünge yeşil çizgiyle gösterilmiştir): https://i.hizliresim.com/ood7bn.jpg

    evrendeki evimiz olan samanyolu benzeri sarmal galaksilerin kollarındaki yıldızlar, birbirlerini kütleçekimleri yardımıyla etkileyerek ortak bir çekim alanı oluştururlar. bu sayede gökada içerisindeki yörüngeleri, logaritmik spiraller teşkil eder: https://i.hizliresim.com/rn6ovr.jpg

    kasırgaların üst yüzeyindeki rüzgar örüntüsü aynı görünümdedir: https://i.hizliresim.com/z91klz.gif

    göz korneasındaki sinir hücreleri logaritmik spiraller biçiminde öbekleşir: https://i.hizliresim.com/oozrb7.jpg

    bazı insanların saçlarının ve parmak izlerinin dağılışında da karşımıza çıkar: https://i.hizliresim.com/y0n55k.jpg

    pervane ve diğer gececi uçan böcekler, ışık kaynağıyla karşılaştıklarında, kaynağı orijin alarak logaritmik spiral çizmeye başlarlar. şayet ışığı yayan alevse, son uçuşları olur. bu tutumlarıyla, nice şem ü pervane mesnevisinin ortaya çıkması için gereken ilhamı vermişlerdir. fevzi çelebi'ninkinden bir beyit şöyledir:

    âşık oldı şem‘e çünki pervane
    ışk ile oldı kıpkızıl divane

    âşıklar kaçamaz

    hû dost yâr
  • medet ya sahib-el-meydan

    âşıkın bedeni, maşuk yanındayken, daima maşuka göre konumlanır. bedenin ön tarafı ya da yüz maşuka yönelmiş oluyor bir biçimde. maşuk civardayken, yönelim istemsizce, kendiliğinden gerçekleşir.

    maşukun yokluğu bilincin kayboluşunu hazırlar. dolayısıyla beden nereye döneceğini şaşırır. süreci tersine çevirmek, bedene nereye döneceğini öğretmekten geçiyor. maşukun yanında bulunmadığı ve hatta uzaklarda olduğu durumlarda, âşık, ruhu işgal eden derin hüzne biraz olsun teselli bulabilmek ve aşkı bir parça dahi olsa meşk eyleyebilmek için bedenini maşuka göre konumlandırmalıdır. böylelikle duygulanım olumlu şekilde ilerleyebilir ve düşünceler maşukun varlığında olduğu gibi merkezini bulabilir.

    işlemin uygulanışını örnek üzerinden görmek meseleyi daha anlaşılır kılacaktır:

    öncelikle âşıkın, maşukun nerede bulunduğunu en azından tahmini olarak bilmesi gerekiyor. hiç değilse hangi yönde olduğunu bilmeli. söz gelimi istanbul'daki âşık ile nev york'taki maşukun durumunu ele alalım. maşuk, âşıka göre batıda kaldığından âşık mümkünse batıya yönelmiş şekilde konumlanmalıdır. yani çalışırken, uyurken, okurken, düşünürken, otururken, yemek yerken vs. batıya yönelmesi gerekiyor. tam olarak batıya yönelmesi mümkün değilse batı yönünü görüş alanına alacak şekilde konumlanmalı. yani batı tarafından kuzey ile güney arasında herhangi bir yönü seçebilir. çizelgedeki mavi oklar söz konusu aralığı belirtiyor: http://i.hizliresim.com/bbzbny.jpg

    aşk, nihayetinde tektir. aşkın farklı hâllerini uzam kullanımında birleştirmek, tekliği yaşayabilmenin anahtarı olacaktır. örneği budaklandırmak için âşıkın değerler dizisi veya inançları üzerinden devam edelim. âşık bu durumda mensubu olduğu dinin veya felsefi görüşün önemli mekanlarını tespit etmek durumundadır. aynı örnekteki(nev york - istanbul) âşıkın müslüman olduğunu varsayarsak bedenini konumlandırırken allah'ın kendisine yönelimin adresi olarak verdiği kabe'yi (yani mekke'yi) ve muhammedi âşıkların hedefi, peygamberin kabrinin bulunduğu medine'yi mümkünse göz önünde bulundurması işlemin verimini arttıracaktır. mekke, istanbul'a göre güneyden doğuya doğru yaklaşık otuz sekiz derece yönünde, medine ise kırk derece yönünde kalıyor. dolayısıyla âşık batıdan doğuya doğru kırk derece ve güney yönleri arasında herhangi bir tarafa yönelirse üç şehri birden görüş açısının içine alabilir: http://i.hizliresim.com/mjnk5q.jpg

    bu şekilde farklı çeşitlemeler elde edilebilir. son olarak örneği bir nebze daha geliştirelim. müslüman âşık, mesela alevi olması durumunda talibi olduğu dedeyi, mutasavvıf olması durumunda mürşidini göz ardı etmemelidir. yine aynı örneğe müslüman âşıkın sufi olduğu, kendisi üsküdar'da iken mürşidin fatih'te bulunduğu varsayımını eklersek, fatih üsküdar'a göre batıdan güneye doğru beş derece yönünde bulunduğundan örnekteki yönelim aralığı değişmeyecektir: http://i.hizliresim.com/0dmyb8.jpg

    medet ya sahib-el-meydan

    âşıklara vuslat için bisırr-ı pîr el fatiha
  • hû dost yâr

    cuma gecesiydi, hicran içinde savrulurken gezi parkı’nda bir bankta kalakalmıştım. oturduğum yerden devam ediyordum düşüşüme. pek olmadı ki iki genç insan yaklaşarak yanımdaki banka geçtiler. aramızda ağaç vardı. daha sonra birisi, ağacın arkasından belirip çakmak olup olmadığını sordu ingilizce. evet dedim, biraz daha yaklaştı. ceplerimi, çantamı karıştırıyordum, hemen çıkmadı çakmak. üzgün görünüyorsun neyin var diye sordu. ne diyeceğimi bilemedim, ağzımdan “seçimler yüzünden” sözcükleri döküldü. ne seçimleri dedi ki “bu pazar yapılacak türkiye genel seçimleri” cevabını çakmak ile uzattım. bir anda “her geleni hızır bilmeye ne oldu?” sesini duydum içimde. yüzüne baktığımda sigarasını yakmıştı gülümsüyordu. tanıdık bir güzelliği taşıyan yüz, sanki anne gibiydi, yâr gibiydi. dost gibiydi. ender rastlanacak şefkat eşliğinde “üzgün olma tamam mı?” demesiyle sıcaklık ve rahatlama her tarafıma yayıldı. ancak teşekkür edebildim, sessizce ağacın ötesindeki yerine ilerledi. içimde yüzü döndü, sözleri döndü, aktıkça aktı. sonra ben de aktım. birlikte akmaya başladık. ne kadar aktık bilemiyorum. kaç dakika kaç saat sürdü bu ılık akış. nihayetinde sanki dar bir ağızdan şişeye dolduk ve kahkaha olarak fışkırdık. yıllardır ağzımdan çıkmamış frekansta bir kahkaha ağaçlarda, lambalarda, zeminde yankılandı ve dokunduğu her yerden kulağıma geri dönüp beni ayağa fırlattı. bitmeyecek güçle dolmuştum, koşasım vardı. tam ilk adımımı attım, içimdeki ses “dost” diye inledi. geri aldım ilk adımı, onlarla aramızdaki ağaca döndüm, izzet ile eğilip elif selamı verdim ve ağacın arkasından “hû hû” çığlıkları yükseldi. geri çekilip koşar adım menzile koyuldum, meydanı geçerek inönü caddesi’ne vardım. ne yürüyor ne koşuyordum. süzülüyordum. akıyordum. beş yıl önce, son buluşmamızda yâr ile koşarak katettiğimiz güzergahtı bu, şehitler parkına inen, dolmabahçe’den beşiktaş iskelesi’ne bağlanan. birlikte aktığımız güzergah. güzergahı tamamladığımda deniz müzesi’nin arkasındaki havuzda dinlendim uzun uzun. havuz durağandı, ama içinde göze görünmeyen bir akıntı yerleşmiş. kuru yapraklar, döne döne dolanıyor içerisinde. katı yapraklar, durağan suda akıntıyı gösteriyor. önceden suya hiç bu kadar uzan baktım mı bilmiyorum. su olmak istedim, su ben olsun istedim. kavgalar koptu, fırtınılar esti iskelede. suyla bulaşan dinginliğim bozulmadı. fırtınalardan akarak barborus’un türbesinin duvarlarına dayandım. parmaklıklardan tutunarak şehitlerin, gazilerin sessiz taşlarını seyrettim. saat birde kalkacak son otobüse yetişmek için, yeniden taksim’e dönmek üzere kudret topladım. vardığımda bire on vardı. meydan durağında otobüsü beklerken telefonumu aldım elime. o genç insan hazreti peygamber miydi, hazreti pir miydi, bu huzurun sebebi ne düşünceleri ile telefon ekranını seyrederken yârin kullanım dışı kalmış numarasını açtığımı fark ettim. en son beş yıl önce sesini iletmişti bu numara. rakamlar dönmeye başladı. derken geldi otobüs. kalabalıktı. oturacak yer yoktu. orta alanda, biniş kapısına dönük bir yer edindim kendime, tutundum sarı, madenden boruya. tarlabaşı durağı’na vardık. kapılar açıldı. bir anda ritim değişti kalbimde. gözüm kapıya kaydı. öyle bir güzellik adım attı ki otobüse, otobüs cennet bağlarına dönüştü. güzellik süzüldü, aktı aktı, geldi tutunduğum boruya tutundu. boru boru değildi artık, gül dalıydı. yârdı gelen. beş yıl sonra gözlere nasip olmuştu yine görmek. bütün güç kudret çekildi bedenimden. o bağın toprağı olmak üzere zemine boşalmak yaşam amacım oluverdi. kırıldı dizlerim, eğildi başım. son akıl kırıntısı, rezil etme leyla’yı diye seslendi. kaldım. rüsva hâlimle kaldım. ilerlemesini istediler yârdan. yanımdan ayrılırken rezillik sözcüğü çıktı ağzından. rezilliğime rezillik kattı. ancak yâr da geldiyse şimdi, demek ki gelen, kesinkes dosttu. dost, yâr’e katıldı, yol boyunca aktık. yaşlar da bizimle aktı. dualar, niyazlar aktı. bu selin içinde ineceğim durak kalmadı. sade sel kaldı. sonunda yâr bağı terk ettiğinde, akıntı kapıdan çıktı beni de sürüklüyordu. kapıya vardığımda kendime geldim, inmekten sakındım. ama yürek durmadı. ilk durakta indi koşarak peşine düştü yârin. hiç görmediği, bilmediği, caddelerde sokaklarda koşturup durdu. sordu soruşturdu bulamadı. bir meydanlık yere varınca, tanıdı mekânı. eyüp sultan camii’ydi. kapılar kapalıydı. türbeye yakın pencereden, sütunçeleri öpüp niyaza başladı. ayrılırken karanfil gördü yerde. öptü karanfili, alnına koydu. gül kokuyordu karanfil.

    hû dost yâr
  • (bkz: vay amk)
  • özet geçiyorum:

    (bkz: uzay hızını aşmalıyız)

    .