şükela:  tümü | bugün
  • öyle bir nokta vardır ki, o noktayı geçtiğin andan itibaren hayatın artık çok farklıdır. alışkanlıkların, hayallerin, zevklerin bir anda değişmiş ve sen sadece dışardan bakar olmuşsundur artık hayatına. senin kontrolünden çıkmıştır..

    değiştirmek istersin, hem de defalarca.. ama ne yaparsan yap, ne kadar değişti desende, bir şey farklıdır artık.

    işte insan, hayatını değiştiren o noktayı hiç bir zaman unutmaz , unutamaz...

    kendin yüzlerce nokta koysan da daha sonra geri dönebilmek için, nafiledir. işin acı yönü de bir süre sonra sadece o noktayı hatırlamandır.

    o zamanki hayallerini isteklerini artık hatırlamıyorsundur bile...
  • "ilk" vasfını taşıyan herşey.
  • son vasfını ta$ıyan her$ey.
  • şefkat gösterme ve dokunma özürlü sevgilinin ilk defa kendi rızasıyla elini uzatıp yanak okşaması. unutamıyorum.
  • ayrıca, ilk siktiğiniz hatun, öptüğünüz hatun, falan filan bunlar da unutulmaz.
  • "olmuyor" dediği an. unutulmamakla kalmaz olabilecek her şeyi de mahveder. sonradan çok harika olsa bile aslında "olmuyor"dur artık.
  • (bkz: sünnet)

    - eskiden uyusturmuyolardi olum !
  • seneler önce, ben daha küçücük bir çocukken, her yaz olduğu gibi yine dedemlerin yazlığına gitmiştik. o yazlık ben kendimi bildim bileli olduğu için sitenin büyük küçük bütün elemanlarını tanıyorum. hal böyle olunca daha gittiğimiz gibi dedeyi babaanneyi yalandan öpüp atmıştım kendimi havuzun başına. saatlerce havuzun içinde dışında, kenarında köşesinde arkadaşlarla oyun oynamaktan yorgun düşene kadar da durmuştum. sadece havuzla yetinmeyip arada da bizimkilerin yanına sahile gidiyordum. neyse, onca saat güneşin altında durmaktan mütevellit öyle bir yanmıştım ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim..

    akşam olunca ben yanmaya başladım tabii. ama nasıl yanıyorum.. o acıyı ifade edecek kelime yok. hüngür hüngür ağlamaktan ciğerlerim çıkacak, çığlıklarım 3 site öteden duyuluyor. annem perişan, ben ağladıkça o daha çok ağlıyor. babam şehir dışında, gece yarısı gelecek.. ama annem tembihlemiş "gelirken mutlaka yanık ilacı al" diye. abim o zamanlar ergenlik dönemindeydi, ara ki bulasın yani.

    yatamıyorum, kalkamıyorum, ağlamaktan gözlerim maymun götü gibi olmuş, derim fosforlu kırmızı.. zifiri karanlıkta kırmızı gece lambası gibi parlıyorum. canım annem de yoğurt yanığa iyi gelir diye habire beni yoğurtluyor. vücuduma yoğurdu ilk sürdüğü zamanlar acım hafifliyor, biraz rahatlıyorum ama ateşimle ısınan yoğurt daha sonra kaşındırıyor. dedem çığlıklarıma tepki olarak işitme cihazını çıkarmış, horul horul uyuyor. babaannem ise olaya tamamen nötr. "benim kremim yok, babasını bekleyelim" deyip sıyrılmış işin içinden. gece yarısına doğru babam elinde bir poşet kremle adeta kanatlı bir melekmişcesine kapıdan içeri giriyor. mutlu son.

    bu yaşanan olayda asla unutamayacağım şey, çektiğim acı ya da annemle birlikte çaresizliğimize saatlerce ağlamamız değildi. olayın hemen ertesi günü salonun vitrininde bir kova * * nivea'nın yumuşatıcı el, yüz kremini bulmuş olmamdı. (babaannem çok bakımlı bir kadındır)

    babaannemin acıma duygusunun yıllar önce ölmüş olduğuna şahitlik etmiştim. zaten o günden sonra da bir şey istemedim kendisinden. "ben koca bir kutu krem buldum! sen nasıl babaannesin? insan acır.." bile demedim. çığlıklarımdan nasıl sapıkça bir zevk aldıysa artık..
  • kişinin kendi adı.
  • yıl 1997. günlerden 23 nisan. kapkara bir gün benim için. trajikomik de diyebilirim.

    birinci sınıftayım. 23 nisan gösterisi yapmak için aylarca hazırlanmışız.

    bizde beyaz tshirt, tülden mavi etekler, ayağımızda da bez ayakkabılar var. erkeklerde mavi şort, beyaz tshirt ve yine bez ayakabılar. ellerimizde de ikişer ponpon. kırmızı ve maviler. o ip gibi şeyi kırtasiyeden aldık, annem bıçakla kendine doğru çekerek kıvırıp, uçlarından da bağlayınca ponpon oldu.

    gittik stada. sıramızı bekliyoruz. bir heyecan bir heyecan ama nasıl... ağlayanları öğretmen sakinleştirmeye çalışıyor.

    sıra bize geliyor. çıkıyoruz. her şey çok güzel gidiyor. bir kız bir erkek çiftler şeklinde dans ediyoruz. gösterinin bir bölümünde, erkek yere diz çöküyor. kız da onun elinden tutarak, bir elindeki ponponu havada sallayarak etrafında dönüyor. sonra erkek ayağa kalkıyor, dans devam ediyor.

    biz de aynısını yapıyoruz fakat, ben dönerken çocuğun elindeki ponponla benimkisi birbirine girmiş. herkes oynamaya devam ederken, biz çocukla ponpon çekiştirmeye başlıyoruz. öğretmen koşup geliyor, ayırıyor bizi.

    ayırıyor ayırmasına da, biz ritmi çoktan kaçırmışız. saçmalamaya başlıyoruz. diğer çiftlerden bağımsız bir dansımız var. insanlar gülüyor. insanlar güldükçe biz daha da saçmalıyoruz. gösterinin sonuna doğru ben ağlamaya başlıyorum. ama öyle bir ağlıyorum ki, kenara geçtiğimde etrafımı göremeyecek kadar...

    ağlamayı kesip, etrafıma bakınca ne göreyim? yanlış kenara geçmişim. tanıdığım kimse yok. sahanın karşı tarafında herkes. yanımdakiler başka okullar, başka çocuklar. korkuyorum ve yine ağlamaya başlıyorum.

    sonra bir anda kafama esiyor ve sahanın karşısına doğru deli gibi koşmaya başlıyorum. o sırada da başka bir grubun gösterisi var. koşarken, gösteri yapan kızlardan birine çarpıp düşürüyorum. ona başka bir kız çarpıyor o da düşüyor, sonra birkaç çocuk daha. resmen zincirleme bir facia yaratıyorum.

    kendi gösterimizi mahvettiğim yetmemiş gibi, diğer grubunkini de berbat edip öğretmenimin yanına gidebiliyorum en sonunda. kadının gülmekten gözlerinden yaş geliyor, konuşamıyor bile. sadece sarılıyor tamam ağlama gibi bir şeyler söylüyor.

    her 23 nisan, o günü hatırlayıp gülmekle ağlamak arasında kalıyorum. bir daha da hiç katılmadım zaten böyle şeylere. sen olsan katılır mıydın?