şükela:  tümü | bugün
  • 2001 güz döneminde koç üniversitesi'nde civ 201 discussion sessionlarina giren bir asistan. notu çok kittir. çok güzel paper, çok begendim, süper olmus diyip 83 verebilir. kim bilir ne yapiyordur simdi.
  • nuri bilge ceylan sineması hakkında yazdığı güzel mi güzel, kafa açıcı bir makale için doğu batı dergisinin gelenek sayısına (25. sayı) bakılabilir. makalenin adı: "gerçekçi geleneğin izinde: kracauer, 'basit anlatı' ve nuri bilge ceylan sineması"
  • sıkı hocadır, öğrenci popülizmi yapmaz; yatarak geçmek isteyen arkadaşlara tavsiye olunmaz.
  • bugün mesleki nedenlerle tanışma fırsatı bulduğum, hoşsohbet, iyi niyetli ve fakat bazen kararsız, ses tonu ve konuşma tarzı uzlaşmacı ve samimi olduğu izlenimi uyandıran öğretim görevlisi.
  • bir akademisyenin konuşurken lan,abi gibi kaba kelimeleri kullanmaması gerektiğini düşünen ve insanlara anacım diye hitap eden öğretim görevlisi..
  • yazdıklarını elimden geldigince takip etmeye calıştığım ve bu takibe müteakip hakkinda soyleyecek seylerimin oldugunu farkettigim akademisyen. egildigi konular, konulari ele alis bicimi ve entellektuel birikimine diyecek bir lafım yok. yazarken ne diyorsa onu yazıyor. sunu anlatacagim, sunu iddia edecegim diyor ve oyle de yapiyor. eyvallah. ve fakat sinemaya yaklasimi hep aynı açıdan, hep aynı okumayı yapıyor ve mümkünse en sevdigi teorisyen kracauer'den alintilamadan da makalelerini biitrmiyor. buna da eyvallah. ve fakat kracauer midir bu işin en bir bileni. neyse bu da degil benim derdim. derdim su:
    bir beklentisi var kendisinin türk sinemasından. pek güzel. ama bir akademisyen olarak sordugu soruları genis tutmali, ileri surdugu seyleri saglamayan soruları da soracak cesareti gostermeli diyorum. ceylan'nin iklimler'i hakkında yazdigi yazi ornegin...
    iklimler benim ceylan filmleri arasinda en az sevdigim filmdir. asli daldal ise yazdiklarina cogunlukla katılmadigim bir akademisyen. ama okumakta zevk alırım. simdi makalenin linkine rastlayınca ve ilk bir kac satirini okuyunca dedim ki: "hah, ilk kez kendisine top teykun katiilacagim galiba." ama yanildim. cok garip ama filmi okumasinda cok yanli(s), bir durum var. alintilıyorum:

    "isa'nın hocalığı öğrencilerine sınav yapması ve bitirmek için uğraştığı "doçentlik tezi" ile sınırlıdır. (bu arada hâlâ "doçentlik tezi" diye bir şey kaldı mı?) "lan" ve "abi" samimiyetindeki ofis arkadaşı ile aralarında herhangi bir rekabet yoktur. bu arada, angarya görüldüğü belli bir sınav okuma muhabbeti dışında, aralarında herhangi bir akademik konuşma da geçmez. yaptığı akademik çalışmalar zoraki bir doçentlik tezine indirgenmiş, yaptığı işe yabancı ruhsuz bir isa (nuri bilge ceylan) vardır karşımızda.
    isa ve sevgilisi bahar arasındaki sorunlara ilk olarak kaş'ta tanık oluruz. filmin açılış sahnelerindeki muhteşem bahar "close-up"larında, güzel oyuncunun gözlerinden dökülen birkaç damla yaş, muazzam bir "poesis"in bizi beklediği havasını doğurur. oysa bu şiirsellik çok kısa sürer ve arif aşçı'nın sofrasındaki absürd şımarık kız tripleri bahar'ı sıradan bir "çocuk-kadın" tipine indirgeyiverir. şımarık kız, motosikletiyle giderken isa'nın gözlerini kapatmaya kalkacak kadar uçarı ve has erkeklerin sık sık söylemeye bayıldığı "şu kadın milletini de hiç anlamıyorum" lafını birkaç kez tekrar ettirecek kadar klişe ölçütlerde 'gizemlidir'."

    ben boyle bir akademisyen de, boyle bir kadin da degilim tasasiyla mi soylenmis bu sozler anlamadim. boyle akademsiyenler yok mu? bahsettigi tip kadinlar da var ama bahsettigi kadin filmdeki bahar karakteri degil ki... buraya uzun uzun yazacak degilim. uzun uzun yazacaksam buraya yazmayacagim bundan eminim. ama akademisyenlerin de, film elestirmenlerinin de heybetli yonetmenlere bahşettikleri super incelemeleri burada bunu hak eden bir kac yonetmene de bahşetmelerini istiyorum. misal, daldal'a sorsaniz antonioni'nin mimariyi sinemada nasil kullandigi ile ilgili bir suru sey anlatacaktir sizlere ve fakat ceylan'in filmlerini bu gozle izlemeyecektir asla. cunku ceylan kimdir antonioni kimdir. ya da ceylan'i elestirdigi gibi (ki elestirsin, nesnel olsun canimi yesin) antonioni'yi elestirmeyecektir. benim iddiam tabii. her zaman yanilma payim var.
    velhasil kelam benim siklikla rastladigim bir seyi yapıyor daldal sanki: 3. dunya dedigimiz (ki dememeyi tercih ederim) cografya'nin yonetmenleri mecbur degiller toplumsal mesajlar vermeye, sosyal sorumlu olmaya. nihilist de olur o da olur bu da. ne yaptigini elestirmeden, ne yapmadigini elestirmeyi anlamiyorum. bu beklentiyi de anlamiyorum. su soruyu hiiic anlamiyorum:

    "neden bahar ve isa arasında bu kadar büyük bir uçurum var? ve bu uçurumdan seyirciye ne? izleyici hangi insani ortak paydayı görecek bu tuhaf iletişimsizlik dünyasında ve filme ortak olacak?"

    e insaf artik.

    bahis konusu yazi icin: http://www.radikal.com.tr/…r.php?ek=r2&haberno=6395
  • konusuna çok hakim ve bence aynı zamanda çok iyi bir hoca olan akademisyendir. ama ders anlatma tekniği herkesi memnun etmez zira ciddi bir dikkat gerektirir, konuyu dağıtmadan çok hızlı konuşur, bahsettiği bazı isimleri daha çok anlatma gereği duymaz, o yüzden sinema konusunda henüz "a" harfinde olanların aynı frekansı tutturmakta zorlanacağı bir hocadır, gerçekten derse kendini vermek gerekir, okumalarını yapmak gerekir, ama böyle yapıldığında da resmen ufkunuzu açar, çok iyi geniş bir çerçeveden bakmaya başlarsınız. kendisinden aldığım film theory dersi hakkını vermeliyim ki film theory+film history+film analysis birleşimi birşeydi ve o derste tuttuğum notlar hala birçok sinema öğrencisini aydınlatmaktadır, bu yüzden kabul etmeliyim ki kendisi sinema konusuda on kaplan gücündedir. kracauer'ın slight narrative (basit anlatı) kavramından yola çıkarak nuri bilge ceylan sinemasından övgüyle bahseder, reha erdemle ilgili "ona henüz auteur diyemeyiz" şeklinde özetlenecek bir yazı kaleme almışlığı da vardır ki sanırım bir çok insanın hislerine tercüman olmuştur.

    şuradan nuri bilge ceylan sineması ile ilgili bir makalesine ulaşılabilir: http://www.kameraarkasi.org/…leler/nbcsinemasi.html
  • yeni sinema hareketi ile ilgili kaleme aldığı bir yazı birgün sayfalarından ulaşılabiliyor. http://www.birgun.net/…19&year=2010&month=07&day=06
  • mukemmel denebilecek bir pariltida akademik gecmise ve de yayın uretimine sahiptir. caliskanliginin yanısıra, yazinsal dili cok anlasilir ve sadedir.

    doktora tezi basligi: "a comparative cultural and socio-political analysis of post-war italian and turkish societies in the context of realism in cinema "

    yazdığı uluslararası kitap:

    art, politics and society: social realism in italian and turkish cinemas, the isis press, 2003.

    uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makalesi:

    “the new middle class as a progressive urban coalition: the 1960 coup d’etat in turkey” turkish studies vol. 5 no. 3, 2004.

    · kitap içinde bölüm

    “tanzimat’tan yön’e osmanlı’nın çöküş hikayesi: harem’de dört kadın”, ali karadoğan (ed.) halit refiğ (ankara uluslararası film festivali yayınları, 2003). (tarih ve toplum’dan yeniden basım).

    · ulusal hakemli dergilerde yayımlanan makaleler

    “gerçekçi geleneğin izinde: kracauer, basit anlatı ve nuri bilge ceylan sineması”, doğu-batı, kış 2003, no:25.

    “fuat köprülü, afet inan ve birinci türk tarih kongresi’nde tartışmalar”, toplum ve bilim, bahar, 2002.

    · diğer yayınları

    “italyan yeni gerçekçiliği”, yamaç okur (ed.) boğaziçi üniversitesi mithat alam film merkezi söyleşi, panel ve sunum yıllığı 2004 (boğaziçi üniversitesi yayınları, 2006).

    “ararat üstüne”, evrensel kültür, ağustos, 2006.
    “türk sinemasında toplumsal gerçekçilik: bir tanım denemesi”, birikim, ağustos, 2003.

    “daima lilya”, yeni film, ekim-aralık 2003.

    “toplumsal gerçekçiliğe doğru: 1950’lerin sinema ortamı”, yeni film, nisan-haziran 2003.

    “tanzimat’tan yön’e osmanlı’nın çöküş hikayesi: harem’de dört kadın”, tarih ve toplum, kasım 2002 (sinema ve tarih özel sayısı).

    “zeki demirkubuz’un yazgı’sı” yeni sinema, mayıs-haziran 2002.

    “geleneksel türk solu’nun kadın temsilleri: karanlıkta uyananlar” toplumbilim, mayıs 2002 (feminist eleştiri özel sayısı).

    “mustafa kemal kültünün toplumsal ve ruhbilimsel temelleri üzerine bir ön çalışma”, birikim, ocak-şubat 1998.

    “sanat ve siyaset üzerine: roberto rossellini: mussolini’den de gasperi’ye”, 25. kare, ocak-mart 1998.

    çevirileri:
    wallerstein, immanuel, “gözümüzün önünde bir sistem çökmekte”, fransızca’dan, birikim, aralık 1997.

    baudry, jean-louis, “temel sinematografik aygıtların ideolojik etkileri”, ingilizce’den, yeni-sinema, no:2, yaz, 1997.

    kurosawa, akira, “herkes için film yapmak” ingilizce’den, görüntü, no:1, bahar, 1991.

    paini, dominique, “ozu’nun baharı” fransızca’dan, görüntü, no:1, bahar, 1991.

    · gazete yazıları

    “kader”, radikal 2, kasım, 26, 2006

    “postmodern iklimler”, radikal 2, ekim 29, 2006.

    “reha erdem sineması”, radikal 2, ekim 22, 2006.

    “bir yapımcının gözünden cannes: fuat erman’la söyleşi”, radikal 2, haziran, 11, 2006.

    · kazandığı ödüller

    2005: türk sosyal bilimler derneği, genç sosyal bilimciler ödülü

    1999: boğaziçi üniversitesi vakfı, fahir ilkel doktora başarı bursu

    1996: koç vakfı doktora başarı bursu

    1996: türkiye bilimler akademisi (tüba) bütünleştirilmiş yurtiçi-yurtdışı doktora bursu

    bildiği yabancı diller: ingilizce ve fransızca

    almanca ve de yunanca
  • aşağıdaki metinleri bir yazısında kullanmış şahsiyettir:

    “sanat, en başta, kaotik dünyadan ‘ahenk ‘içeren yeni bir ‘şiir’ yaratmaktır.”

    “… ‘güzellik’, ‘çeşitlilik içerisinde ahenk yaratabilmektir’.” (kant’tan esinlenen bir görüş olarak)

    “… güzellik karşısında duyulan ‘zevk’, herhangi bir dünyevi tatmin ya da fayda arzusundan ileri gelmez.”

    “sanat, maddeci yaklaşımlarla açıklanamayan, ‘aşkın’ duyguları harekete geçirir … .” (immanuel kant referansıyla)

    “sanat, insanoğlunun duygusal dünyasını sembolize eden biçimler yaratır.”

    “aristo’ya göre insan, varlığa atılmış bir ‘hiç’ değil, çevresi ile sürekli etkileşim halinde olan ‘siyasal’ bir hayvandır (zoon politikon).”

    “modernistlerin, ‘kaos’, ‘yabancılaşma’ ve ‘varoluşa düşüş’ (geworfenheit ins dasein-heidegger) kavramlarına karşın, mimesis merkezli ‘gerçekçi’ sanat savunucuları ‘uyum’, ‘bütünlük’ ve ‘öz’ü vurgular.”

    “bazin montaj yerine, gerçekliği en zengin haliyle verebilecek olan ‘alan derinliği’ kavramını benimser.”

    “… sanat, doğadaki, sade yaşantıdaki ‘gizli’ şiirselliği yakalamak ve aktarabilmektir.”

    “basit hayallerin yalınlığını, saf insanın ‘güzelliğini’, bu duyguları paylaşan seyircide bir ‘haz’ yaratacak şekilde verebilmek belki de başarılması en zor sanattır.”

    “ünlü yönetmen griffith sinema yapma amacını şöyle özetler: ‘benim başarmaya çalıştığım yegane şey, ‘görebilmenizi’ sağlamaktır’ … .” (lewis jacobs’a atıfla)

    “…’film, gerçekliğin büyük bir bölümünü değiştirmeden kullanan yegane sanattır. …’” (sigfried kracauer’e referansla arnold hauser’den alıntı)

    “kracauer’e göre, iyi bir sinema oyuncusu, neredeyse hiç oynamıyormuş havası vermeli ve doğal halinde yaşarken kameraya yakalanmış kadar kendiliğinden olabilmelidir.”

    “… çoğu gerçekçi filmde pek fazla yakın plan kullanılmaz ve filmin kahramanı genelde içinde yaşadığı ev, mahalle veya şehir ortamı içinde ‘kalabalığın bir parçası’ olarak sunulur.”

    “koltuk aynı zamanda mülkiyet ve iktidar duygularını … simgelemektedir ...”

    “… ‘sıcaklık ve ait olma duygusu’ …” (“uzak” ve “mayıs sıkıntısı” çözümlenirken geçiyor)

    “… seyircinin bilincini zayıflatacak psikolojik yöntemler …” (bir sinema tekniği olarak)

    “… müziği seyirciyi etkilemek için kullanmamaya özen gösterir.” (nuri bilge ceylan için söyleniyor)

    “györgy lukacs’a göre, yüzeysel gerçekliği aktaran natüralist romanlar ‘mutlak gerçekliği’ yansıtmaz.”

    “şu anda varolan ve ancak ampirik olarak algılayabileceğimiz gerçeklik, varolan yaşamın ‘bütünü’ değildir.”

    “gerçekliğin ‘bütününü’ yakalayabilmek için, sadece görünen değil, potansiyel olarak varolabilecek gerçeklik de yansıtılmalıdır.”

    “… sanatın ‘yalanını’ minimize etmek …” (“basit anlatı” sineması bağlamında)

    “hayat, başı sonu olmayan, devam eden bir süreç olduğu için, ‘basit anlatı’ filmleri de hep ‘sürer’.”

    “fransız bir yorumcunun belirttiği gibi ceylan ‘hayatın sinemadan daha önemli olduğunu’ düşünmektedir …”

    “’…incir çekirdeğinden dünyanın en iyi filminin çekilebileceği konusundaki inancım hâlâ değişmedi. basit gibi görünen bir konu biraz zaman ayırıp bakmayı sürdürdükçe bizi şaşırtacak ölçüde değişmeye ve derinleşmeye başlar. dünyadaki herşey, hayret edilecek derecede mucizevi ayrıntılarla doludur. …’” (nuri bilge ceylan’dan alıntı)

    “mayıs sıkıntısı’nda özellikle ‘doğa-insan uyumu’ ve bireyler arasındaki diyalogların ‘anlamsızlığı’ (belki iletişimsizlik de denebilir) dikkati çeken iki önemli temadır …”

    “… ‘saf bakışları’ arayan fotoğrafçılar …”

    “insan ‘kusurlu’ bir varlıktır, ama kusurları ile sevilebilir.”

    “insan bütün sosyalliğine rağmen her zaman için biraz bencildir ve önce kendini ‘dinler’.”

    “… mayıs sıkıntısı özellikle film yapma ‘yöntemi’ ile bildik ticari sinema kalıplarını ve onların ‘ideolojik işlevlerini’ (gerçeklikten koparma, hipnotize etme, rüya gördürme, tüketim ideolojisini normalleştirme vb.) tersine çevirmektedir.”

    “tarlasında güneşin doğuşunu bekleyen ihtiyarın bomboş arazideki ‘güvenlik’ ve ‘aidiyet’ hissi, kentli bireyin kapısına vurduğu onlarca kilide rağmen çoktan unutmuş olduğu bir duygudur.”

    “… ‘insan kendisiyle doğar, kendisiyle ölür’ …” (“uzak”tan alıntı sanırım)

    “… acınası konforlar’ …” (nietzsche’den alarak kullandığı belirtiliyor ceylan’ın)

    not: "gerçekçi geleneğin izinde: kracauer, ‘basit anlatı’ ve nuri bilge ceylan sineması" başlıklı, kasım/03'te yayımlanmış bir makaleden yazımı büyük ölçüde korunarak alınmıştır.