şükela:  tümü | bugün
  • fikret adil'in hatıralarını yazdığı kitabı.
    (bkz: #3662355)
  • denildiğine göre aslında sözedilen evin kapı numarası 47 dir. fikret adil, gizlemek amacıyla rakamların yerini değiştirmiş...
  • pek guzel, okumasi pek keyifli bir eser.
    beyoglunda bi yerde oturup sarap içerken okununca daha da keyifli oluyor.
  • istanbul'un bohem hayatını konu edinen, 1930'lu yılların asmalımescit'inde 74 numaralı evde içki, kokain ve kadınlar üzerine geçen anılarını anlatan yazarın birçok ünlü edebi ismi de anılarına konuk ettiği, halihazırda baskısı olmayan ya da tükendiği için bulunamayan kitap.

    (bkz: bu kitabı arıyorum ben)
    (bkz: sahaflar bunun için var)

    edit: sonunda yeni baskısı çıkmış,ahalinin haberi olsun merak eden böyle buyursun

    (bkz: god save the wereyda)
  • kah "samimiyeti ancak her gün birbirimizin yüzünü görmekle devam ettiren arkadaşlar"dan dem vuruyor kah necip fazıl'la ilgili müthiş ayrıntılar veriyordu. onun kumara düşkünlüğünden, yüzündeki tiklerden, bohem hayatına iştirakinden uzun uzun bahsediyordu. bir de istanbul'dan paris'e bir uçak yolculuğunun 1930'ların başında muhtelif şehirlerde durup benzin almak yoluyla 19,5 saat civari sürdüğünü söylüyordu. ha, tabii dönem jargonu ve trendy mekanları için de güzel bir liste sunuyordu. misal, kokain için yeni cumhuriyet istanbul'unun hınzır çocuklarının beyza hanım dediğini; tepebaşı'ndaki petrograd pastahanesi'nin, nerede olduğunu söylemediği ya da söylediyse bile aklımdan uçuverdiği bi-ba-bo gece kulübünün uğrak mekan olduğunu tatlı tatlı anlatıyordu. iyi olmuş tekrar baskısının çıkması.
  • türk'ün bohem hayatı, fransız türkülerine benziyor:

    "git. bir başkası intikamını alacak...
    git. arkana beyhude dönme, git."

    taşaklı ağabeylerimizden fikret adil'e, küçük muharrirden küçük kritikler: kıçına taksimetre takılmış artistlerden ne zaman bahsetsen aklıma hep cambazları getirdin. ve güzellerin; yoksa hepsi mi midemi bulandırdı?

    necip fazıl bir kenara, ortalıkta bohem de, bohem hayatı da pek göremesek de ismini gizleyerek takdirlerimi toplayan yazarın gog'u çevirdiğini başta belirtmezsek kafamıza taş yağar.

    patavatsız bir hamleyle kitabın yazılma nedeni olduğuna kanaat getirdiğim tadımlık birkaç cümleyi de zevkle nakşedeyim: "yaşadığımız dakikalarda 'sahi' zannettiğimiz nice şeyler bir müddet sonra, bize 'yalan' görünüyor.

    biz, bir nehir gibi durmadan akan, 'sahi' dediğimiz bir şeyin arkasından koşuyoruz, nasıl o nehir denize dökülüp kayboluyorsa, 'sahi' de deniz kadar derin, onun kadar geniş, bizi, onu içerek tatmak ve tanımaktam men eden acı bir boşlukla kayboluyor.

    'sahi' yoktur demiyorum. çünkü 'yalan' da mevcut değildir. hangi yalan vardır ki, yalan olduğu meydana çıkmamıştır? işte nasıl 'sahi' yok demekle 'yalan' vardır demiyorsam, 'yalan' yok demekle de 'sahi' vardır demiyorum.

    yalnız yaşanılan dakikanın 'sahi'si ve 'yalan'ı vardır."

    saygıyla çekiyoruz.
  • bugün varlığından haberdar olduğum okumaya sabırsızlandığım eser.gerçek bohem tribiyle kitabı okuyunca tanışıcağımı düşünüyorum.sağlam bir esere benziyor.ancak tek isteğim hevesim geçmeden ilk girdiğim yerde kitabı bulmak.yoksa arama sürecinde ne bohemlik kalır ne heves.
  • seneler öncesinin istanbul bohemini anlatan, anlatırken de tanıdık isimlerden bahsetmesiyle bi çırpıda biten kitap. hala birbirine kitap alıp aynı dönemde okumaya çalışan bi avuç romantikten ikisi olduğumuz için birlikte okumaktan çok keyif aldığım bi arkadaşıma hediye ettim bu kitabı. aynı yerin altını çizmiştik, şöyle;

    "onun göğsünde kalb yerine zayıf lambalı bir radyo vardı ki, parazitleri defetmeye kafi gelmiyordu. halbuki ben aşkı eski telakkilere aksülamel yapmadan kabul ettiğim için lili'yi, müfekkiremin anlamasına rağmen hislerimle suçlu tutuyordum."